iki insan isteyip sorun yaşamadıkça, evlenmelerini isteyen insanlara afedersiniz de, bok yemek düşen durum.

sevgilimle 3 seneye yakın süre yaşadım.

kadın kendi onurunu korudu ve bu durumu onuruna bir hakaret olarak algılamadı.

ailesi, ailem durumun farkındaydı, akşam yemekleri, pazar kahvaltıları gırla.

mutlu 3 sene geçirdik, sonra yollarımız ayrıldı, hala görüşüyoruz.

insanların kendine daha çok sorması gereken soru: "bundan bana ne?"

kimse sizin istediğiniz, sizin öğrendiğiniz gibi yaşamak zorunda değil. başkasının hayatında da zerre kadar söz hakkınız yok. kısaca; size ne?

beraber yaşamak isteyen çiftler beraber yaşasın efendim. güzel hatıralar biriktiriniz.
devamını gör...

düşünen,karşısındaki dinleyen konuşan ölçülü tartışan, fikir alış verişi yapan insanlar medeni insanlardır.felsefe insanı geliştiren toplumları aydınlatan ışıktır.
devamını gör...

azıcık mantıklı düşünen arkadaşlar sebebini anlayabilir. düşünsene sen bir ses duyuyorsun veya birini görüyorsun kanlı canlı hem de hissediyorsun aga. sana tüm dünya diyor ki yok orda bir şey kafanda kurma. inanmak kolay mı buna? her sabah gördüğün selam verdiğin muhittin abi hayal deseler hass... lan demez misin? (bkz: empati)
devamını gör...

kesin bir yargıya varamamakla beraber ; bir şekilde yapılanların cezasının ya da ödülünün alındığını düşünüyorum. benim de yaşanmışlıklarımdan yola çıkarsak, bir çok şeyin karşılığını aldım diyebilirim. bana kalırsa iyi şeyler biriktirmeye özen gösterin yoksa çok pişman olabilirsiniz. belki inanmıyor olabilirsiniz ... ben de inanmıyordum..ama yaşadıkça anlayacaksınız. *
devamını gör...

sözlük bağımlısı falan diyorlar ama ne ilgisi var bizimkisi tamamen yazma sevdası. burada yatıp kalkıyoruz diye hemen bağımlı mı olduk.
devamını gör...

insanların mevki hırsı yüzünden yaptıklarını görmektir. zira makamını yükseltmek uğruna karakterini alçaltmaktadır.
devamını gör...

aşka mı geldim ben ne oldu bana? ne olduysa böyle kalabilirim.
şunu dedim, saat 21.21 di. tesadüfen yazdım. ah diyarbakır, gönlümü çelen, ele geçiren şehir...

" ben sana çok aşığım.
ben seni çok seviyorum.
cidden.
ruhuma ilmek ilmek işledim sesini, gülüşünü..."
devamını gör...

bence kesinlikle zeka ve yetenekle alakalı, düşünme yeteneği, hızlı düşünme karşılaştırma sorgulama yeteneği ile,
çünkü çok güldüğüm ve komik bulduğum bazı insanlar var, öyle çok konuşan tiplerde değil mesela, o kadar ciddi söylüyorki, gülelim diye, komiklik olsun diye söylemiyor, ama herkes aynı saniyede gülüyor mesela, o gülmüyor, çünkü adam ciddi yani gerçekten soruyor o soruyu,
zaten espri yapan kişi ciddi ise daha komik oluyor nedense, bu hep böyledir, akılla alakalı ya tamamen,
kazanımı filan olacak, formulü olan birşey değil kesinlikle, kafan basmıyorsa bu işe, ezbere yapamazsın.
devamını gör...

kadın seviyordu, adam gidiyordu. belki de daha önce gitmişti adam. bilemiyordu. hayal kırıklıkları ile bakıyordu adamın gidişine, arkasından, biçare. düşündü kadın, tüm geçmişi, güzel zamanları hani.

bu adam da seviyordu onu, hatırladı, biraz daha kahroldu. adam; şiirler, hikayeler yazıyordu kadına. kulağına fısıldıyordu sevgisini, koynunda uyutuyordu kadını. deliler gibi seviştikten sonra terli, ıslak ve sıcak vücutlarıyla sonsuz huzurun kollarında uyuyorlardı birlikte. adam saçlarını okşuyordu kadının, küçük bir çocuğa anlatır gibi masallar anlatıyordu ona. kadın ise adamın sesine büyülenmiş bir şekilde dinliyor, içindeki direnme içgüdüsüne rağmen uyuya kalıyordu çaresizce. göz kapaklarının ihanetine uğruyordu kadın. adam ise şöyle fısıldıyordu kadının ruhuna " sen istesen bile bırakamam ki ben seni". kadın inanıyordu adama, inanmak istiyordu belki de.

kadın; sabah adam uyanmadan, dudaklarının arasına sızıp büyülü öpücüğünü kondurarak, gün doğmadan ayrılıyordu adamın yanından. adam biliyordu kendisi uyurken kadının gideceğini ama aynı zamanda biçare bir şekilde geri döneceğini. hep öyle olmuyor muydu zaten? kadın gelir, gözlerinin içine bakardı adamın, hiçbir söz söylemeden. çünkü ikisi de biliyorlardı ki kelimeler anlatamayacak bazı şeyleri. kadın gözleri ile dokunurdu adamın ruhuna, adam irkilirdi bir anda. sonra geçerlerdi mutfağa. bir şarkı açardı adam. ardından kahve yapan kadını büyülenmiş gibi izlerdi. arkada bir bahar esintisi tabii. camlar açık, perdeler ucuşuyor, yürekleri gibi. kadın kahve pişerken kendine büyülenmiş gibi bakan adama bakıyor, gülümsüyor. adam bu güzel gülüşte takılı kalıyor...

 her akşam başka bir şarkı eşlik ediyor bu kadın ve adama. kadın sade olan kahveleri alıp balkondaki masaya, adamın karşısına oturuyor. şarkı mutfaktan bir bahar esintisi ile duyuluyor. o küçük rüzgar esameleri ulaştırıyor sanki notaları kalplerine. kadın ellerini çenesinin altına koymuş, kocaman bir gülümseme ile dinliyor adamı. adam, her zamanki gibi güzel hikayeler, anılar anlatıyor kadına. kadın üşüyor biraz ama soğuktan değil, karşısındaki adama olan uzaklığından.
adam anlıyor bunu, yanına gidiyor kadının. tutuyor elinden, içeriye sürüklüyor kadını. kadın, neden diye sormadan, neler olacağını bilerek gidiyor adamın ardından. gecenin ilerleyen saatlerinde, karanlık odada  sonsuz oluyor bu iki yarım insan. o zaman anlıyor kadın; iki yarım insan birleşirse eğer, sonsuz bir ruh edermiş aslında.

sonra karanlıkta küçük bir kıvılcım beliriyor. kadının yüzü aydınlanıyor az da olsa. ardından yaktığı sigaranın zehirli dumanını hissediyor ciğerlerinde, belirli belirsiz gülümsüyor buna. adam görüyor bu gülümsemeyi. ay'ın tutulduğu gibi bir kez daha tutuluyor kadına...
ama içten içe o zehire lanetler okuyor. keşke diyor, keşke içmese şu zıkkımı. kadın sigarasını bitirince adamı göğsüne yatırıyor. gecenin karanlığında, ay'ın yalnız ışığıyla kadın adamın yüzünü ezberlemek istercesine gezdiriyor elini yüzünde. sakalları ile oynuyor adamın. gözlerinin üzerinden, her bir kirpik tanesini bile hatırlamak için gezdiriyor elini, sanki bir şeyleri biliyormuş gibi. adam, kadının göğüslerinden gelen koku ile yüzündeki yumuşak ellerin güzelliği ile sakinleşiyor. huzuru tadıyor adam*. daha sonra kadın adamın alnına küçük bir öpücük konduruyor. adam alıyor mesajı."uyumak istiyorum, bana masal anlatır mısın?" anlamına geliyor bu küçük ama anlamlı öpücük. adam kadını yatırıyor göğsüne. kulağına masallar fısıldıyor. daha iki dakika geçmeden anlıyor kadının uyduğunu. ve kulağına fısıldıyor o cümleyi, sigaradan bile zehirli olduğunu bilmeden. "bırakmam seni, sen istesen bile". adam sabah bu kadının gideceğini bilmenin hüznü ve akşam geri geleceğini bilmenin rahatlığı ile dalıyor uykuya. yarın yapacağı şeylerden habersiz...


kısa bir süre sonra uyanıyor kadın. sakin bir şekilde çıkıyor sevdiği adamın koynundan. çıplak bedeninin üzerine geçirmeye başlıyor kıyafetlerini birer birer. çünkü gitmek zorunda, yok başka çaresi. adamın yüzünü en net görebileceği yere oturuyor kadın. ardından küçük bir kıvılcım ve sigaranın dumanı görülüyor yüzünde. pür dikkat, sanki her gece yapmıyormuş gibi inceliyor adamın yüzünü,
hafızasına kazımak ister gibi, sanki bir şeyleri hissetmiş gibi... daha sigarası bitmeden kalkıyor soğuk zeminden. adamın dudaklarına eğiliyor yavaşça, son bir kez tatmak istercesine öpüyor dudaklarını. sessiz adımlarla geçiyor koridordan. eskimiş ayakkabılarını geçiriyor ayağına. kadından geriye, güzel bir adam ve içtiği sigaranın dumanı kalıyor o evde.

ertesi gece başlıyor kabus. kadın gece geliyor yine. tıklatıyor kapıyı tam üç kere. tık tık tık . bu ben geldim sevgilim demek onların dilinde. bekliyor bir müddet fakat nafile. açmıyor adam kapıyı. kadın anlıyor bir şeyler olduğunu. kafasını yavaşça yere eğiyor. yerde bir kağıt. üzerinde anlamsız birkaç kelime. "bir şekilde yapmam gerekiyordu bunu" yazıyor kağıtta. "senin iyiliğin için zor da olsa yapmam gerekiyordu".
kadın içinden okkalı bir küfür savuruyor  bunun üzerine. ne yapmıştı bu adam? ardından koşarak sokağa çıkıyor kadın. etraf zifiri karanlık, göremiyor hiçbir şeyi. oysa adam hep bu şehrin griliginden yakınırdı kadına. şimdi o grilik de kalmamıştı ortada. bir umut önce sağına döndü ardından soluna. bir şey gördü ileride, bir silüet. anladı o adam olduğunu. fakat gidemiyordu adamın yanına. hıçkırıkları ve göz yaşları boğuyordu kadını, oysa bilmezdi bile ağlamayı. koşmak istiyordu kadın, koşup gitme demek istiyordu adama. ama bir şey tutuyordu kadını, gidemiyordu adamın yanına. ve son kez baktı hayal kırıklıklarıyla.

ardından kolunda bir acı hissetti kadın. ne oluyordu böyle? ardından bir sakinlik çöktü üzerine. adamın ona masal anlattığı gecelerde olduğu gibi yenildi göz kapaklarına. ardından hemşire çıktı ve kapattı kapıyı, kadını uykuya bırakarak. belki de sonsuza kadar...
devamını gör...

marvel çizgi romanlarından daha dayanaksız bir masala akli melekelerini kazanmış insanların inanmasının acı vericiliği bir yana, başka insanların da bu masalın dayatmalarına göre yaşamalar bekleniyor.

bütün gaipten gelen seslere veya masallara inanan insanlar bütün bunları kendi vicdanlarının içinde yaşayacaklarsa en azından benim için hiçbir sıkıntı yok. herkes istediğine inanmakta özgür. ama çevresindeki dünyayı hezeyanlara ve sanrılara göre şekillendirmek isterlerse bu her zaman tepki görecek.
devamını gör...

derin derin nefes alın. 10'a kadar sayın. oksijeni damarlarınızda hissedin. unutmayın: "öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır."
devamını gör...

imkansızdır. bir italyan atasözü der ki: "se li fotteranno ma non fermoranno il tempo".

yani:s****ler, ama zamanı durduramazlar.
devamını gör...

siyaset teorisinde yazılmış en önemli eserlerden leviathan'ın yazarıdır. jean bodin hakkında yazdıklarımdan sonra hobbes hakkında yazmak daha uygun olacaktır.

hobbes tam bir mutlakiyetçidir. bir devletin, üniversitelerde hangi kitapların okutulacağına kadar mutlak bir kontrole sahip olması gerektiğinden söz eder.

fakat hobbes paradoksal birisidir de. bu mutlakiyetçiliğin yanı sıra insanların eşit olduğunu ve insanların kendisinden ayrılamaz doğal haklara sahip olduğunu söyler. devlet de zaten böyle bir sözleşmeyi belirtir bize leviathan'da. yani egemenin otoritesi, yönetilenlerin rızasından kaynaklanır ve bu rıza ile yönetilenlerin çıkarını korur.

peki hobbes nasıl bir insandır? nasıl bir dönemden geçmiştir? çünkü bellidir ki hiçbir düşünür döneminden ayrı düşünülemez.

hobbes, modern avrupa devletler sisteminin doğumu sırasında yaşamış birisidir. vestfalya antlaşması'na tanık olmuş ve protestan reformasyonuna tanıklık etmiştir. leviathan da 1651 senesinde yayınlanıyor. yani vestfalya'dan 3 sene sonra.

bu antlaşma otuz yıl savaşı'na resmi olarak son vermiş antlaşmadır. bu antlaşma iki önemli hususu doğrular:

1- vestfalya ile tek başına olan egemen devletin en üstün otorite ilan edilmesiyle kutsal roma imparatorluğu'nun evrenselci iddialarının sonunun gelmesi.
2- her devletin kendi dinini belirleme hakkıyla evrenselci kilise iddialarının çatışması ve sona onu sona erdirmesi.

hobbes 1588 doğumludur. 1588 ingiliz deniz kuvvetleri'nin ünlü ispanyol armadası istilasını püskürttüğü yıldır. i. elizabeth'in son dönemleridir ayrıca. babası bir papazdır. 14 yaşındayken oğlunu oxford'a gönderen bir papaz. oxford'dan mezun olduktan sonra aristokrat bir ailenin çocuğunun özel öğretmenliğini yapar. ilk kitabı 1629 senesinde yayınlanır: tukidides'in peloponez savaşı'nın çevirisidir. hobbes, aristokratik ailenin çocuğuyla uzunca bir süre avrupa'da vakit geçirir. rene descartes, galileo galilei ile tanışma fırsatı bulur. 1640 yılı ise ingiliz iç savaşı'nın yaşandığı yıllardır. kral i. charles idam edilir. ardından cromwell iktidarı ve hobbes'un fransa'ya kaçışı yaşanır.

hobbes çevirmiş olduğu peloponez savaşı'ndan epey etkilenmiştir diyebiliriz çünkü doğa durumu dediğimiz şeyin doğuşunu buraya dayandırabiliriz. aynı zamanda hobbes'un insan doğasını nasıl kavradığını korfu iç savaşı ile ilgili anlatıda görebiliriz. dionysos tapınağı'nda tanrı'ya yalvaranların bile öldürüldüğü bir savaştır. babalar, oğullar birbirini vahşice öldürür. tukidides bu savaşın neden olduğu sivil çöküşten bahseder. adeta bir veba salgınıdır bu savaş. ve bu salgının adına da insan doğası der.

giorgio agamben'in iddiasına göre: "doğa durumu kavramı, kronolojik olarak şehirden önce gelen içsel bir bilgi değildir; şehrin yıkılmış gibi algılandığı bir anda ortaya çıkan, şehrin içindeki bir bilgi olarak değerlendirilmesi gereken bir şeydir."

korfu iç savaşı'na baktığımızda bu yorumu daha iyi anlayabiliriz. şehrin yıkımı sırasında ortaya çıkan bir doğa durumunu daha rahat anlayabiliriz. çünkü bir kargaşa anıdır doğa durumu. babalar oğulları tapınaklarda katleder vs. buradan da anlaşıldığı üzere insan doğası ile doğa durumu arasındaki ilişki bu savaşa dair anlatıda daha rahat görülebilir: insanlar kendilerini (tutkularını) dizginleyemez ve yasaları çiğneyerek herkesin gözü önünde kargaşaya yol açar. burada dizginlerinden boşanan veba salgınının adı insan doğasıdır.

niccolò di bernardo dei machiavelli'ye de bakmamız uygun olur hobbes'u anlamak için. leo strauss için machiavelli amerika'yı keşfettiyse hobbes amerika'ya insanları yerleştiren, binalar inşa eden kişidir. zaten hobbes, machiavelli'nin kötücül insan doğasına ilişkin sözleriyle daha iyi anlaşılır.

hobbes, machiavelli'nin keşfettiği bu kıtada kıtanın kuruluş koşulları hakkında bilgi sahibi olmaksızın iyi bir düzenin kurulamayacağı fikrini benimser. machiavelli kendisinden önceki siyaset felsefesini ve "insan nasıl yaşamalı" sorusunu bir kenara atmış ve realite olan "insan gerçekte nasıl yaşıyor?" sorusuna bakmıştı. bir nevi temele bakıyordu machiavelli de. işte hobbes da bu yolda insanın yöneldiği amaca değil, insanın kökenlerine yani prima natura'ya bakar insanın doğa durumundan toplumsal duruma geçişini anlamak için. ve bu yolda ilerlerken machiavelli'nin sert mizacını yumuşatmaya çalışır. silaha yapılan vurgu, hobbes'un kanuna olan vurgusuyla hafifletilir. bu açıdan hobbes daha bilimseldir.

bu kimseler kendilerinin yenilik yaptığından haberi olan yenilikçilerdir. jean bodin başlığında hobbes'un de cive hakkındaki yorumundan söz etmiştim.

bütün bunlar bir yana hobbes, kendisini aristoteles karşıtçılığı üzerinden kurgular. descartes ve galilei gibi isimlerle tanıştığını söylemiştim. bu isimler doğa bilimlerinde aristotelesçiliğe karşı çıkan kimselerdir. bir anlamda devrimcidirler. hobbes da böyledir ve aristoteles'i anlamsız, cahilce, aykırı bulur.

leviathan'ın girişi bir fizik kitabı gibidir. tam olarak hatırlamıyorum ne yazdığını fakat materyalist bir bakış açısıyla doğa, insan yorumlanıyordu. insan bir makineye indirgeniyordu. zaten bu çeşit bir bakış açısıdır hobbes'u materyalist olarak gösteren bazıları için. fakat hobbes tanrı'ya inanır.

burada aristoteles'e değinmem gerekecek. sonra gelir yazarım.
devamını gör...

epey düşündüm buraya birşeyler karalamak için. fakat aklıma başka birşey gelmedi...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

#1468202 anında görüntü show* barzo lafı ayrıca güldürdü, benden çok kendine yakışıyor ama farkında değil*

edit 2: bahsettiği bölümler pek bakılacak düzeyde değil demek ki, daha çok yazıları ile ilgi toplama çabaları.. takdir edilesi, aynen devam.*
devamını gör...

1931 yılında steven kistler tarafından silika jel kullanılarak oluşturulan görünümü sebebiyle donmuş veyahut mavi duman olarak adlandırılan aerojellerin sıvı bileşenleri hava bileşenleri ile değiştirilmiştir. bu nedenden ötürü büyük oranda havadan oluşmuş olup hafif ve çok yalıtkan bir yapıya sahiptir. 2011 yılında 15 tane guiness rekoru kırmış olup başta izolasyon sektörü olmak üzere tıp, boya, kozmetik, araştırma (nasa),havacılık alanlarında kullanımına rastlanmaktadır.
devamını gör...

hüzünlü bir nihat behram şiiridir.


bil ki
üzgün bırakıp ayrılırken
caddeler
kaldırım taşlarıyla örtülmüş uçurumlardır.

bilinçsizce mırıldanışta ansızın hatırlanan
bir şarkı gibidir dönüşündeki haz

uzun uzun ağlamak için güdülen hasret
bazen nelere değmez
subaşından ürkütülmüş ceylanın
sekerek kaçarken ırmağa saldığı kader
sanki süzülüp kalbine gelir

yanıp sönen solgun
ve kararsız ışıkları sehrin
topraklarda ışıldasa da yıldızlar kadar
gözlerimde yoğunlaşan anlamsız bakış
takılıp gölgesine derinliklerin
uzaklaşır.

oysa tayların körpecik kuyruğuna
parlak yelesine bağlanan kurdela
huylarını gizlice dizginlemek içindir

ve bilmediğim acılar
yemişine kuşların konmadığı ağaçlar
sarmaşıklar altında

seni birazdan ay batarken anacağım
fakat unutma ki yaşamak
sonsuz bir tadla onarıyor
hırçın bir çocuğun ısırdığı elmayı
devamını gör...

serengeti yaylalarının sırtlanları bunu beğendi:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

öyle bir yalnızlıktır ki daha kalabalık olursunuz ama şikayet edeceğiniz türden değildir bu. sahte duyguların başrolde oynadığı insan ilişkilerinin alternatifi değildir bu.. insanlardan kaçış değildir benim için. her şeyle iç içe oluştur benim için. barıştır, mutluluktur, tadından yenmez bi serüvendir..
devamını gör...

cinsiyetçi bulduğum başlıktır. araba süren kadın görmüş taksi şoförünün bakışları gibi hissettim. bi salın bizi be (bkz: swh)
devamını gör...

825 lira mı? bu ceza çok olmuş özür dilese yeterdi.
edit: ironidir. yanlış anlaşılmasın.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim