birinin dizinde uyumak
saçlarımla oynayarak uyutsun beni. bir daha hiç uyanmamaya razıyım.
devamını gör...
merdumlar baskında radyo yayını
evet sevgili kafa sözlük ailesi, bildiğiniz üzere merdumum girizim benim ilk göz ağrımdı. sonrasında merdum kaptan geldi bildiğim ve sanıyorum herkesin adı bir gün merdumlu bir şey olacak. neden çünkü merdumgirizimiz kendisiyle alakasız isimli bir yazara aa nickin bana benziyor diyerek aslında bir sinyal vermişti. bakın ben merdumumdan girizimden yana hep içim rahat ama bu tarikatta ki diğer merdumlar portakal mı keserler sözlüğü mü basarlar bilemem. hepinizin bu merdumla takıntısı nedir bunları kamuoyuyla paylaşmanızı bekliyorum. yayını bu kadar geçe koymasalardı bağlanıp bir uğur dündar havasıyla bu tarikatın şeceresini çıkartacaktım ama uyku mühim gençler. yani ben birde uyanık olsam da bedenen uyanık kalabiliyorum sadece. sırf benim konuşmamı engellemek için bile yayını bu kadar geç saate koydular eminim bundan*. programda merdumgiriz dışında herkesin amacını açıklamasını bekliyorum.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi
yine yine yine bayılmam..
yataktan kalktım, yüzümü yıkamak için banyoya doğru giderken birden yere yapıştım.. başım ağrıyordu zaten şu an zonkluyor adeta.. boğazımda da kan tadı var, hiç güzel uyanmadım ha bugün..
yataktan kalktım, yüzümü yıkamak için banyoya doğru giderken birden yere yapıştım.. başım ağrıyordu zaten şu an zonkluyor adeta.. boğazımda da kan tadı var, hiç güzel uyanmadım ha bugün..
devamını gör...
çok yazan yazarları kıskanmak
sebep?
aksine onlar için üzülürüm buradan başka zaman geçirecek bir yerleri olmadığı için.* gerçi klasik türk gencinden ne beklenir ki? herkes fakir, herkes yalnız. çok üzülüyorum bize.
aksine onlar için üzülürüm buradan başka zaman geçirecek bir yerleri olmadığı için.* gerçi klasik türk gencinden ne beklenir ki? herkes fakir, herkes yalnız. çok üzülüyorum bize.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
hemen itiraflanalım mı desem yoksa acı bir durum mu bilemedim. ben de an itibariyle öğrendim ve bu durumu paylaşacağım yer olarak burayı seçtim. yakınlarıma bunu diyemiyorum çünkü ağlayabilirim.
allah herkese bir kader tayin etmiş ve kaldıramayacağı yükü vermezmiş, öyle diyorlar, ben de buna inanıyorum.
benimki ise benim elimde olmayan ebeveynlerimle başlamış. annem beni aldırmak istemiş. haklı da kadın. işte bunu kaç yıldır ilk defa öğrendim. ablalarımla aramda nerdeyse 3 yaş ve 15 ay fark var. daha onlar küçük ve bi de ben olmazmışım. öğrendiğimde çıldırdım, dedi. sonra vazgeçmiş tabi düşüncesinden. ama vazgeçtiği ilk başta istemediğini değiştirmez. ne olursa olsun evlat, bilmiyorum. annemin yerinde değilim ondan onu yargılayamam. ee babam boş durur mu? ben "erkek" değilim ya da kan uyuşmazlığı sebebiyle sarılık olduğum için tedavi olmasın ölsün dediği bir evladıyım. ama erkek olsaydım var ya tüm malını mülkünü beni iyi etmek için uğraşırdı. o zaman ölmemi istemezdi. hayattayım, ilk başta annemin babamın bile beni istemediği hayatta var olabildim. bu da yaratıcının gücü. ne olursa olsun onları yargılayamam, ailem. acı verici ama yapcak bir şey yok. ben onlar gibi olmayacağım ve bu hissettirdikleri için onlara kin beslemeyeceğim. ablalarım şanslı bu da güzel bir şey. hayat işte, değişik. şu an hiç üzülmedim ve ağlamıyorum çünkü bunları ben istemedim. allah ki bunlara inat beni var etti, keşke ölseydim keşke aldırsaydın demem, ne olursa olsun hayatta olmak güzel. hayatta olduğum için seviyorum, öğreniyorum, hissedebiliyorum, yemekler yiyorum, oğlakları, arkadaşlarımı, çiçekleri, gün batımını, denizi sevebiliyorum. daha nice şeyler olacak bilmiyorum. yine de her şeye rağmen hayatta olmak güzelmiş.
allah herkese bir kader tayin etmiş ve kaldıramayacağı yükü vermezmiş, öyle diyorlar, ben de buna inanıyorum.
benimki ise benim elimde olmayan ebeveynlerimle başlamış. annem beni aldırmak istemiş. haklı da kadın. işte bunu kaç yıldır ilk defa öğrendim. ablalarımla aramda nerdeyse 3 yaş ve 15 ay fark var. daha onlar küçük ve bi de ben olmazmışım. öğrendiğimde çıldırdım, dedi. sonra vazgeçmiş tabi düşüncesinden. ama vazgeçtiği ilk başta istemediğini değiştirmez. ne olursa olsun evlat, bilmiyorum. annemin yerinde değilim ondan onu yargılayamam. ee babam boş durur mu? ben "erkek" değilim ya da kan uyuşmazlığı sebebiyle sarılık olduğum için tedavi olmasın ölsün dediği bir evladıyım. ama erkek olsaydım var ya tüm malını mülkünü beni iyi etmek için uğraşırdı. o zaman ölmemi istemezdi. hayattayım, ilk başta annemin babamın bile beni istemediği hayatta var olabildim. bu da yaratıcının gücü. ne olursa olsun onları yargılayamam, ailem. acı verici ama yapcak bir şey yok. ben onlar gibi olmayacağım ve bu hissettirdikleri için onlara kin beslemeyeceğim. ablalarım şanslı bu da güzel bir şey. hayat işte, değişik. şu an hiç üzülmedim ve ağlamıyorum çünkü bunları ben istemedim. allah ki bunlara inat beni var etti, keşke ölseydim keşke aldırsaydın demem, ne olursa olsun hayatta olmak güzel. hayatta olduğum için seviyorum, öğreniyorum, hissedebiliyorum, yemekler yiyorum, oğlakları, arkadaşlarımı, çiçekleri, gün batımını, denizi sevebiliyorum. daha nice şeyler olacak bilmiyorum. yine de her şeye rağmen hayatta olmak güzelmiş.
devamını gör...
nesnelerin biricikliği
francesca rigotti’nin küçük şeylerin felsefesi isimli çok eğlenceli kitabında geçen bir tanımlamadır.
nostalji tutkusunu çok anlam veremem. insanların eski zamanlara karşı onulmaz bir geri dönme isteği duyması her zaman mantık dışı gelmiştir bana. ancak ilerleme ile ilgili benim de itirazlarım var. zamanı modern diye anmaya başladığımız andan itibaren birçok şey önemi yitirmeye başladı. bu önem kaybı da zaman içinde hem hayatımızın anlamsızlaşmasına hem de uğrunda mücadele edilecek şeylerin kaybolup bizi amaçsız bırakmasına neden oldu.
francesca rigotti kitabında şöyle bir şey söyler:
“… endüstri devrimi seri üretimle nesneleri kopya haline getirerek nesneler ile onların biricikliği arasındaki bağı koparmıştır.”
eskiden bir şeyleri biriktirmek eğlenceli idi çünkü nesnelere erişim zordu. seri üretimle birlikte hayatımızda bollaşan birçok nesne artık eşsiz olmadığı için önemsizleşmeye başladı. eskiden futbolcu kartları toplardık mesela ve çok önemli idi. bulunması zordu. ben de 1996 avrupa şampiyonası futbolcu kartları biriktiriyordum. müthiş heyecan verici bir andı. sonra çok zengin bir ailenin çocuğu olan bir arkadaşım evlerini taşırken bana yüze yakın kart verdi ve her şey bir anda anlamını yitirdi.
seri üretim ile ilgili düşündüğümde, nesnelerdeki bu nicelik artışına baktığımda hep o futbolcu kartlarının bir anda anlamsızlaşması gelir aklıma.
nesneler biricikliğini kaybettiğinde hayat anlamsızlık konusunda tüm zamanların en iyisi olmak adına çok büyük adımlar atarak bizi varoluşsal sancılar içinde bıraktı.
nostalji tutkusunu çok anlam veremem. insanların eski zamanlara karşı onulmaz bir geri dönme isteği duyması her zaman mantık dışı gelmiştir bana. ancak ilerleme ile ilgili benim de itirazlarım var. zamanı modern diye anmaya başladığımız andan itibaren birçok şey önemi yitirmeye başladı. bu önem kaybı da zaman içinde hem hayatımızın anlamsızlaşmasına hem de uğrunda mücadele edilecek şeylerin kaybolup bizi amaçsız bırakmasına neden oldu.
francesca rigotti kitabında şöyle bir şey söyler:
“… endüstri devrimi seri üretimle nesneleri kopya haline getirerek nesneler ile onların biricikliği arasındaki bağı koparmıştır.”
eskiden bir şeyleri biriktirmek eğlenceli idi çünkü nesnelere erişim zordu. seri üretimle birlikte hayatımızda bollaşan birçok nesne artık eşsiz olmadığı için önemsizleşmeye başladı. eskiden futbolcu kartları toplardık mesela ve çok önemli idi. bulunması zordu. ben de 1996 avrupa şampiyonası futbolcu kartları biriktiriyordum. müthiş heyecan verici bir andı. sonra çok zengin bir ailenin çocuğu olan bir arkadaşım evlerini taşırken bana yüze yakın kart verdi ve her şey bir anda anlamını yitirdi.
seri üretim ile ilgili düşündüğümde, nesnelerdeki bu nicelik artışına baktığımda hep o futbolcu kartlarının bir anda anlamsızlaşması gelir aklıma.
nesneler biricikliğini kaybettiğinde hayat anlamsızlık konusunda tüm zamanların en iyisi olmak adına çok büyük adımlar atarak bizi varoluşsal sancılar içinde bıraktı.
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
seviyorum seni olabilir.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
ama bu deniz derya bir tema. düşün düşün hangisini seçebileceğim bakalım. 2 saat sonra salı olacak, inş seçebilirim.
devamını gör...
gps
uydu tabanlı rota tayin sistemi. global positioning system* kelimelerinin kısaltmasıdır. amerika birleşik devletleri tarafından savunma sistemleri için geliştirilmiş olsa da bugün birçok ülkenin kendine ait gps sistemi bulunur.
gps uyduları, trilaterasyon adlı yöntemi kullanırlar. şu anda dünya yörüngesinde aktif olan onlarca gps uydusu var. bir konumu belirlemek için bunlardan 4 tanesi yeterlidir. daha fazlasından veri alınırsa konum daha hassas şekilde ölçülür.
uydularda atom saati bulunur. bu saatler son derece hassas olarak ayarlanmıştır. uydular dünyaya sürekli olarak radyo sinyalleri gönderir. bu sinyaller ışık hızıyla hareket ederler. dünyadaki bir gps alıcısı bu sinyali aldığında, alıcının alış saati de, sinyalin uydudan çıkış saati de bellidir. aradaki fark bulunabilir. bu farkın ışık hızıyla çarpılması, gps alıcısı ile uydu arasındaki mesafeyi verir.
peki bu bilgi ne işe yarar?
diyelim ki 2 uydumuz var ve bunlar yerdeki bir noktaya olan uzaklıklarını ölçüyorlar. ilk uydunun uzaklığı (buna r1 diyelim), yine ilk uydunun merkezde olduğu bir dairenin yarıçapı olsun. ikinci uydunun uzaklığı da (buna da r2 diyelim) bu kez ikinci uydunun merkezde olduğu bir dairenin yarıçapı olsun. 2 boyutlu bir düzlemde olsaydık, bu dairelerin yerdeki noktaya olan uzaklıklarının kesişimi, aşağıda üşenmeyip çizdiğim resimdeki yeşil noktayı verecekti:

3 boyutlu ortamda da durum bundan çok farklı değildir. uydular, yukarıdaki bahsettiğim (zaman farkı x ışık hızı) formülüyle bulunan mesafeler aracılığıyla, gps alıcısının, yani yeryüzündeki hareketlinin tam konumunu ölçebilirler.

görselin kaynağı
ama burada bir sorunumuz var: atom saatleri son derece hassas ve güvenilir saatlerken, kullandığımız telefondaki ya da mesela otomobillerimizdeki gps alıcılarının kullandığı saatler, sıradan saatlerdir. bunlar atom saatleri kadar güvenilir değildir. eğer güvenilir ölçüm olmazsa kilometre mertebesinde hatalar ortaya çıkar ki bu da son derece kullanışsız bir konum bilgisi anlamına gelir. ankara'dayken istanbul'da gibi görünebilirsiniz en iyi ihtimalle. üstelik izafiyet teorisinden biliyoruz ki bu atomik saatler de yörünge hızları nedeniyle günde 38 mikrosaniye* ileriye kayarlar. düzgün bir konum belirleme işlemi için bu sorunların giderilmesi gerekir.
uyduların hepsinde atom saati olduğundan, bunlar arasında bir senkronizasyon sorunu bulunmaz. sorun uydularla bizim kullandığımız araç her ne ise onun arasındadır. dördüncü uydunun devreye girdiği yer de burasıdır. gerekli hesaplamaların yapıldığı yazılım aracılığıyla bu uydu, zaman kaymalarını düzeltir. böylece dünya üzerinde nerede olursanız olun, mutlaka en az 4 uydu ile bağlantıda kalarak doğru bir şekilde konumlandırılma şansı elde etmiş olursunuz.
gps uyduları, trilaterasyon adlı yöntemi kullanırlar. şu anda dünya yörüngesinde aktif olan onlarca gps uydusu var. bir konumu belirlemek için bunlardan 4 tanesi yeterlidir. daha fazlasından veri alınırsa konum daha hassas şekilde ölçülür.
uydularda atom saati bulunur. bu saatler son derece hassas olarak ayarlanmıştır. uydular dünyaya sürekli olarak radyo sinyalleri gönderir. bu sinyaller ışık hızıyla hareket ederler. dünyadaki bir gps alıcısı bu sinyali aldığında, alıcının alış saati de, sinyalin uydudan çıkış saati de bellidir. aradaki fark bulunabilir. bu farkın ışık hızıyla çarpılması, gps alıcısı ile uydu arasındaki mesafeyi verir.
peki bu bilgi ne işe yarar?
diyelim ki 2 uydumuz var ve bunlar yerdeki bir noktaya olan uzaklıklarını ölçüyorlar. ilk uydunun uzaklığı (buna r1 diyelim), yine ilk uydunun merkezde olduğu bir dairenin yarıçapı olsun. ikinci uydunun uzaklığı da (buna da r2 diyelim) bu kez ikinci uydunun merkezde olduğu bir dairenin yarıçapı olsun. 2 boyutlu bir düzlemde olsaydık, bu dairelerin yerdeki noktaya olan uzaklıklarının kesişimi, aşağıda üşenmeyip çizdiğim resimdeki yeşil noktayı verecekti:

3 boyutlu ortamda da durum bundan çok farklı değildir. uydular, yukarıdaki bahsettiğim (zaman farkı x ışık hızı) formülüyle bulunan mesafeler aracılığıyla, gps alıcısının, yani yeryüzündeki hareketlinin tam konumunu ölçebilirler.

görselin kaynağı
ama burada bir sorunumuz var: atom saatleri son derece hassas ve güvenilir saatlerken, kullandığımız telefondaki ya da mesela otomobillerimizdeki gps alıcılarının kullandığı saatler, sıradan saatlerdir. bunlar atom saatleri kadar güvenilir değildir. eğer güvenilir ölçüm olmazsa kilometre mertebesinde hatalar ortaya çıkar ki bu da son derece kullanışsız bir konum bilgisi anlamına gelir. ankara'dayken istanbul'da gibi görünebilirsiniz en iyi ihtimalle. üstelik izafiyet teorisinden biliyoruz ki bu atomik saatler de yörünge hızları nedeniyle günde 38 mikrosaniye* ileriye kayarlar. düzgün bir konum belirleme işlemi için bu sorunların giderilmesi gerekir.
uyduların hepsinde atom saati olduğundan, bunlar arasında bir senkronizasyon sorunu bulunmaz. sorun uydularla bizim kullandığımız araç her ne ise onun arasındadır. dördüncü uydunun devreye girdiği yer de burasıdır. gerekli hesaplamaların yapıldığı yazılım aracılığıyla bu uydu, zaman kaymalarını düzeltir. böylece dünya üzerinde nerede olursanız olun, mutlaka en az 4 uydu ile bağlantıda kalarak doğru bir şekilde konumlandırılma şansı elde etmiş olursunuz.
devamını gör...
sözlükte yazmak ama okumamak
saçmadır. önce başka yazarların tanımlarına değer verin, okuyun, oylayın ki hem bakış açınız genişlesin hem de yazdıklarınız değer görsün.
devamını gör...
polisiye roman
cinayet, hırsızlık gibi konuları işleyen ve genellikle sürükleyici ve karmaşık olan roman türüdür.
eğer ilk defa polisiye okuyacaksanız agatha christie'nin ''on küçük zenci'' romanını tavsiye edebilirim.
türk yazarlardan da ahmet ümit'in kitapları tavsiyemdir.
eğer ilk defa polisiye okuyacaksanız agatha christie'nin ''on küçük zenci'' romanını tavsiye edebilirim.
türk yazarlardan da ahmet ümit'in kitapları tavsiyemdir.
devamını gör...
sevilen türkünün en vurucu sözleri
devamını gör...
ateist kaplumbağa
evet, vacip oldu artık tanım yapmak.
bakış açısını, yöntemsel yaklaşımını beğendiğim yazardır kendileri.
tanımlarında kendimden bir parça görüyor ve mutlu oluyorum.
güzel esprilerinden ziyade beni etkileyen işte bunlar.
naçizane belirtmek isterim ki örnek alınması gereken yazar ateist kaplumbağadır.
yönteminize halel gelmesin sayın yazar!
bakış açısını, yöntemsel yaklaşımını beğendiğim yazardır kendileri.
tanımlarında kendimden bir parça görüyor ve mutlu oluyorum.
güzel esprilerinden ziyade beni etkileyen işte bunlar.
naçizane belirtmek isterim ki örnek alınması gereken yazar ateist kaplumbağadır.
yönteminize halel gelmesin sayın yazar!
devamını gör...
abdullah harun
güney afrika cumhuriyeti'nin cape town şehrinde, 8 şubat 1924 tarihinde doğmuş, malay kökenli imam, apartheid karşıtı aktivisttir.
cape town'da başladığı islami eğitime mekke'de devam etmiş ve geri dönüp, imam olarak görev yaptığı camide ve müslümanlar arasında, 1950'lerde yükselen ırkçı yönetime karşı vaazlar, gösteriler, boykotlar düzenlemiştir.
cemaatin arasındaki muhbirler yüzünden takibe alınmış, özellikle yurtdışına gittiği zaman a.n.c üyeleriyle görüşmüş, mektuplarını taşımıştır.
28 mayıs 1969'da gözaltına alınmış, yurtdışında kimlerle görüştüğü sorgulanmış ama konuşmaması üzerine, nelson mandela'nın hapiste olduğu robben island'da hücreye atılmış ve günlük işkenceler artmıştır.
27 eylül 1969'da vefat etti. vücudunda 30'dan fazla kırık vardı. ırkçı yönetim merdivenlerden düşerek öldüğünü söyledi. cenazesi şehrin gördüğü en kalabalık cenaze oldu, onbinlerce kişi katıldı. bir hafta sonra cape town, st. paul katedralinde ırkçılık karşıtı beyazlar, siyahlar ve müslümanlar tarafından anma toplantısı yapıldı.
cape town'da başladığı islami eğitime mekke'de devam etmiş ve geri dönüp, imam olarak görev yaptığı camide ve müslümanlar arasında, 1950'lerde yükselen ırkçı yönetime karşı vaazlar, gösteriler, boykotlar düzenlemiştir.
cemaatin arasındaki muhbirler yüzünden takibe alınmış, özellikle yurtdışına gittiği zaman a.n.c üyeleriyle görüşmüş, mektuplarını taşımıştır.
28 mayıs 1969'da gözaltına alınmış, yurtdışında kimlerle görüştüğü sorgulanmış ama konuşmaması üzerine, nelson mandela'nın hapiste olduğu robben island'da hücreye atılmış ve günlük işkenceler artmıştır.
27 eylül 1969'da vefat etti. vücudunda 30'dan fazla kırık vardı. ırkçı yönetim merdivenlerden düşerek öldüğünü söyledi. cenazesi şehrin gördüğü en kalabalık cenaze oldu, onbinlerce kişi katıldı. bir hafta sonra cape town, st. paul katedralinde ırkçılık karşıtı beyazlar, siyahlar ve müslümanlar tarafından anma toplantısı yapıldı.
devamını gör...
aynada kendini uzun uzun incelemek
maşallah kız sana diyip poponun yansımasına minik bir şaplak atmak.
devamını gör...
dünyanın en mutlu hayvanı
devamını gör...
çaya şeker atan zevksiz
evet, o zevksiz benim, az şekerli içmek hoşuma gidiyor.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
merhabalar sevgili portakallar,
yine, yeni, yeniden aklımda bambaşka bir konsept varken dış minnakların bengaripsengüzeldünyaumutlu'nun hüzne gark eden yayınları isyanına maruz kalarak değiştirdiğim konseptimizi duyurmaya geldim.
yayınlarımızın ciğer bırakmadığını söyleyerek isyan eden canım portakalları kıramadım ve yeni yayınımızın konseptini "neşeli şarkılar" olarak belirledim. "3 haftadır yanan ciğerimizi bir nebze de olsa birlikte söndürelim" diyorsanız sizler de neşeli bir şarkıyı anons ettiğiniz ses kaydınızı yollayabilirsiniz.
konseptimizde müzik türü ve dili önemli olmayıp istediğiniz türde müzik göndermeniz mümkündür; yeter ki neşeli olsun. peki o zaman ne yapıyoruz?
çok basit! neşeli şarkılar konseptinden seçtiğiniz bir şarkıyı anons ederek ses kaydınızı discord ya da mail ile bana ulaştırıyorsunuz. hepsi bu kadar. hala mail ya da discord adresim olmayan yazarımız varsa mesaj attığında seve seve paylaşırım.
ps: kayıt göndermek için son günümüz çarşambadır, daha geç gelen kayıtları akışa koyamamaktayım, sevgiler.
o halde, en az adı kadar neşeli olan afişimiz gelmesin mi?

ps: bu kez ben demeden afişi hazırlayan ve başının etini yeme seanslarımdan beni mahrum bırakan sevgili gomercan'a aşırılı çoklu teşekkürler efendim.
yine, yeni, yeniden aklımda bambaşka bir konsept varken dış minnakların bengaripsengüzeldünyaumutlu'nun hüzne gark eden yayınları isyanına maruz kalarak değiştirdiğim konseptimizi duyurmaya geldim.
yayınlarımızın ciğer bırakmadığını söyleyerek isyan eden canım portakalları kıramadım ve yeni yayınımızın konseptini "neşeli şarkılar" olarak belirledim. "3 haftadır yanan ciğerimizi bir nebze de olsa birlikte söndürelim" diyorsanız sizler de neşeli bir şarkıyı anons ettiğiniz ses kaydınızı yollayabilirsiniz.
konseptimizde müzik türü ve dili önemli olmayıp istediğiniz türde müzik göndermeniz mümkündür; yeter ki neşeli olsun. peki o zaman ne yapıyoruz?
çok basit! neşeli şarkılar konseptinden seçtiğiniz bir şarkıyı anons ederek ses kaydınızı discord ya da mail ile bana ulaştırıyorsunuz. hepsi bu kadar. hala mail ya da discord adresim olmayan yazarımız varsa mesaj attığında seve seve paylaşırım.
ps: kayıt göndermek için son günümüz çarşambadır, daha geç gelen kayıtları akışa koyamamaktayım, sevgiler.
o halde, en az adı kadar neşeli olan afişimiz gelmesin mi?

ps: bu kez ben demeden afişi hazırlayan ve başının etini yeme seanslarımdan beni mahrum bırakan sevgili gomercan'a aşırılı çoklu teşekkürler efendim.
devamını gör...





