nasılsın sorusuna verilecek cevaplar
nasılsın?
- tatava yapma geç!
nasılsın?
-teşekkür ederim, sen nasılsın?
ikisini de dene tarafını seç.
- tatava yapma geç!
nasılsın?
-teşekkür ederim, sen nasılsın?
ikisini de dene tarafını seç.
devamını gör...
porno izlemiyorum yalanı
herkesin söylediği yalandır genelde hayatının bir döneminde mutlaka bakmıştır ama niyeyse bunu saklar durur ve konusu açıldığında porno'nun varlığından ilk defa haberdar gibi davranır ya da "insan insana öyle şeyler yapar mı" deyip konuyu kapatır diğer yandan bakınca ülkede porno izleme oranı yasaklara rağmen %70 civarında.
devamını gör...
evlilik görüşmesinde sorulması gereken sorular
kişiden kişiye göre değişecek sorulardır.
ilk soracağım şey inancı ve inancına uygun yaşayıp yaşamadığı olurdu.*
sonra eğitimi ve aile ilişkilerine yönelik sorular sorardım.*
daha sonra hobileri, sevdiği sevmediği şeyler olurdu sanırım.*
ilk soracağım şey inancı ve inancına uygun yaşayıp yaşamadığı olurdu.*
sonra eğitimi ve aile ilişkilerine yönelik sorular sorardım.*
daha sonra hobileri, sevdiği sevmediği şeyler olurdu sanırım.*
devamını gör...
misc radyo yayını
yeni açtım valla. anca bilgisayara geçebildim. muhabbet varmış bee. kaçırdım maalesef.
devamını gör...
ruh adam
bir nihal atsız romanıdır.
hüseyin nihal atsız’ın “ruh adam” romanı, şüphesiz sembolik karakterler bakımından gerçeği dolaylı yoldan aktarabilen en başarılı romanlardan biridir. karakterlerin handiyse gerçek duyguları vardır ve gerçek acılar çekiyorlardır. ana karakter olan selim pusat'sa sahiden tüm insan duygularının çıkmazlarını “sembolik” olarak belirtecek biçimde yaratılmıştır. o ne duygusuz bir subaydır ne de yasak aşka tutulmuş esriktir. o insan duygularının çıkmazıdır ve kanaatimce pusat’ı incelemek bize duygularımızı sembolikleştirme konusunda yardımcı olacaktır.
öncelikle roman, bir bakıma nihal atsız’ın otobiyografisi olma özelliğini taşır. elbette her yazarın eseri kendi otobiyografisi olma özelliğini taşır çünkü yazar, tüm izlenimlerini kendi yaşadıklarından çıkarmak mecburiyetindedir. fakat “ruh adam” biraz daha spesifik örneklerle otobiyografikleştirilmiştir. mesela bedriye atsız hanım, romanda ayşe pusat olarak ele alınmıştır. ikisi de lisede edebiyat öğretmenliği yapmaktadır. ayrıca atsız’ın da askeri tıbbiye’de arap asıllı olduğundan teğmen mesut süreyya efendi’ye selam vermediği gerekçesiyle tıbbiyeden atıldığını biliyoruz. aynı şekilde kitapta da selim pusat, kralcı olduğu gerekçesiyle askeriyeden atılır, apoletleri sökülür. kitapta şaşılacak bir örnek vardır, nihal atsız henüz altı-yedi yaşlarındayken kadıköy’deki bir fransız okulunda ilk mektep tahsili görürken, teneffüs sırasında, kendisinden üç-dört yaş büyük bir rum çocuğuyla kapışır. rum çocuk atsız’ın kafasını duvara vurmuştur ve atsız’ın yaralı kafasından kan fışkırmıştır. ruh adam romanında yüzbaşı şeref’in başından daima kan sızıyor olmasının arka planında işte atsız’ın çok küçükken yaşadığı bu kanlı hatıra vardır.
belirtmek isterim ki tutunamayanlardan selim ışık, aylak adamdan c. gibi selim pusat da bir antikahramandır. “ruh adam” kitabındaki selim pusat karakterine bakacak olursak, kendisinin aslında bölünmüş kişiliklerin sentezi olduğunu iyi anlarız. roman her ne kadar iki tema (aşk, çekilecek ceza) üzerine kurulu olsa da, pusat’ın iç çekişmeleriyle doludur ve bu çekişmeler; pusat’ta nevrozlara sebep olmaktadır.
bu nevrozları incelemeden önce romanın akışına göre pusat’ın ruh halini bölümlere ayırmalıyız. pusat’ın üç farklı aşamadan geçtiği (ilk önce güzellik, aşkı vs. önemsemeyen ve sadece askeri olgulara önem veren biri; sonrasında güntülü, leyla, ayşe çizgisinde dolanan âşık biri – atsız, pusat’ın bu davranışıyla askeri ve vatanî meseleler varken kendini aşk ve sevgi gibi geçici heveslere adayan dönemin türk gençliğini tasvir etmiştir- ve son olarak bu iki zıt durumun karşılaştığı son bölüm) açıkça sezilebilir. diyalektik açıdan bakıldığında hegel’in “tez-antitez-sentez” fikrini andırıyor bu durum ve atsız’ın, pusat’ın ilk durumu(tez) ve ikinci durumu (antitez) için ikisine de 12 bölüm ayırması tesadüf olamaz. burada değinmek istenen şey, kişinin öz çatışmasıdır. selim pusat’ın bu iki özelliğinin çatışması o denli büyümüştür ki mahşer sahnesinde israfil, pusat'a "selim pusat’ın gönlünün içindeki feryatlar o kadar acı ve gürültülü idi ki insanlar duysa hep ölür, benim sûrumu öttürmeme lüzum kalmazdı." der. bu çatışma elbette bir uzvî rahatsızlığa sebep olmalıdır ki oluyor zaten. pusat ateşler içerisindeyken yek’ in ayrı bir arketipi olan doktor key ona hastalığının “aşk” olduğunu söyler. bu anlattıklarım bir kişilik bölünmesinden çok zamana bağlı olarak psikolojinin değişimini gösterir bize.
pusat’ın içinde aslında iki farklı “ben” i daha vardır ve bu “öteki benler” akıllara başarılı psikanalist (gbzk: sigmund freud)'ü getiriyor. romanın ilk bölümüne bakarsak, burada kaderi bedbahtlaştıran bir aşk masalı anlatılır. yüzbaşı burkay’ın açığma-kün’ e aşkı… -aslında atsız’ın değindiği noktalardan biri de aşk ile kaderin birbirlerine girişik ve bir o kadar da girift olmalarıdır- bu uygur masalı’nda burkay’ın içindeki od’ un sönmesi için onu şeytanlar başı madar’a götürürler fakat aşk burkay’ın gözünü bürüdüğü için o, madar’ a uyarak açığma kün'e olan aşkı için ev arkadaşını tereddüt etmeden kurban eder. evdeşinin bedduasıyla da lanetlenmiştir üstelik. yüzbaşı rütbesini beş paralık etmiştir. esasta, buradan sıkı bir psikastenik kuramı çıkarabiliriz. “id-ego-süperego” çatışması… ego dediğimiz tabii ki selim pusat ve burkay’ın (şüphesiz ikisi de aynı “ruhun adamları” dır.) ana kişiliğidir. hikayedeki id –kişinin hayvani dürtüleri- madar ve yek’ tir. (yek’in diğer arketipleri de dahildir buna: doktor key ve osman fişer) bu karakterler, insanların içlerindeki kötülüğün ne kadar güçlü ve engellenemez olduğunun delilidir. son olarak, toplum ahlakının kişi bireyselliğini etkileyerek oluşturduğu “süperego” ise burada şeref’tir. şeref, kendini orduya verip evlenmeyen ve selim ile birlikte hareket ettiği için tek amacı olan ordudan atılan, en sonda da kendi “şeref” i ile intihar eden bir “subay süperegosu” dur. (bilindiği gibi mete hikayesinde selim ile aynı ruhu paylaşan yüzbaşı sevdiği kadını oklamamıştır ve mete’nin emrine karşı çıkmıştır. bu sebepten ”aşk” a romanda yasak gözüyle bakar karakterler. tıpkı kafka’nın “dava” sındaki gibi). bu kavramların tek bir vücutta dengesizce çatışması ise bir tür nevroza sebep olmaktadır. bu nevrozu pusat’ın yüzbaşı kubudak ile vuruşmasından kavrayabiliriz zira pusat kubudakla vuruşurken tek kişi olan kubudak birden beş kişiye dönüşür. bunlar kubudak, yek, leylâ’nın nişanlısı, şeref ve nihayet kendi gençlik halidir. kişiliğiyle çatışan bütün karakterler, pusat’a savaş açmıştır âdeta. zaten pusat’ın bu savaşın yeniği olduğunu kitabın sonunda duvardaki gençlik fotoğrafının mistik bir şekilde kayboluşundan anlayabiliyoruz.
kitaptaki aşk bile belirli sembollerle, arketiplerle açıklanmıştır. bunlar ayşe, leyla ve güntülü’dür. güntülü, gençlik ve güzelliği; ayşe, merhameti; leyla ise soyluluğu temsil eder.
kitaptaki metafiziksel ögeleri bağladığım nokta ise bilinçdışıdır. tıpkı dostoyevski’nin “öteki” sindeki gibi “ruh adam” da da geçen tüm mecazi ögeler pusat’ın zihnindeki birkaç emareden ibarettir. zaten kitap da silik bir sonla biter.
türk edebiyatı’nın en önemli eserlerinden biri olan “ruh adam”, aslında bir aşk ya da bir ordu romanından ibaret olmadığını ve atsız, psikolojik gelgitlerini romandaki karakterlere yansıtıp bilindiğinin aksine “ruh adam” ın sembolist bir eser olduğunu tüm edebiyat âlemine kanıtlamıştır.
(bkz: sembolizm)
hüseyin nihal atsız’ın “ruh adam” romanı, şüphesiz sembolik karakterler bakımından gerçeği dolaylı yoldan aktarabilen en başarılı romanlardan biridir. karakterlerin handiyse gerçek duyguları vardır ve gerçek acılar çekiyorlardır. ana karakter olan selim pusat'sa sahiden tüm insan duygularının çıkmazlarını “sembolik” olarak belirtecek biçimde yaratılmıştır. o ne duygusuz bir subaydır ne de yasak aşka tutulmuş esriktir. o insan duygularının çıkmazıdır ve kanaatimce pusat’ı incelemek bize duygularımızı sembolikleştirme konusunda yardımcı olacaktır.
öncelikle roman, bir bakıma nihal atsız’ın otobiyografisi olma özelliğini taşır. elbette her yazarın eseri kendi otobiyografisi olma özelliğini taşır çünkü yazar, tüm izlenimlerini kendi yaşadıklarından çıkarmak mecburiyetindedir. fakat “ruh adam” biraz daha spesifik örneklerle otobiyografikleştirilmiştir. mesela bedriye atsız hanım, romanda ayşe pusat olarak ele alınmıştır. ikisi de lisede edebiyat öğretmenliği yapmaktadır. ayrıca atsız’ın da askeri tıbbiye’de arap asıllı olduğundan teğmen mesut süreyya efendi’ye selam vermediği gerekçesiyle tıbbiyeden atıldığını biliyoruz. aynı şekilde kitapta da selim pusat, kralcı olduğu gerekçesiyle askeriyeden atılır, apoletleri sökülür. kitapta şaşılacak bir örnek vardır, nihal atsız henüz altı-yedi yaşlarındayken kadıköy’deki bir fransız okulunda ilk mektep tahsili görürken, teneffüs sırasında, kendisinden üç-dört yaş büyük bir rum çocuğuyla kapışır. rum çocuk atsız’ın kafasını duvara vurmuştur ve atsız’ın yaralı kafasından kan fışkırmıştır. ruh adam romanında yüzbaşı şeref’in başından daima kan sızıyor olmasının arka planında işte atsız’ın çok küçükken yaşadığı bu kanlı hatıra vardır.
belirtmek isterim ki tutunamayanlardan selim ışık, aylak adamdan c. gibi selim pusat da bir antikahramandır. “ruh adam” kitabındaki selim pusat karakterine bakacak olursak, kendisinin aslında bölünmüş kişiliklerin sentezi olduğunu iyi anlarız. roman her ne kadar iki tema (aşk, çekilecek ceza) üzerine kurulu olsa da, pusat’ın iç çekişmeleriyle doludur ve bu çekişmeler; pusat’ta nevrozlara sebep olmaktadır.
bu nevrozları incelemeden önce romanın akışına göre pusat’ın ruh halini bölümlere ayırmalıyız. pusat’ın üç farklı aşamadan geçtiği (ilk önce güzellik, aşkı vs. önemsemeyen ve sadece askeri olgulara önem veren biri; sonrasında güntülü, leyla, ayşe çizgisinde dolanan âşık biri – atsız, pusat’ın bu davranışıyla askeri ve vatanî meseleler varken kendini aşk ve sevgi gibi geçici heveslere adayan dönemin türk gençliğini tasvir etmiştir- ve son olarak bu iki zıt durumun karşılaştığı son bölüm) açıkça sezilebilir. diyalektik açıdan bakıldığında hegel’in “tez-antitez-sentez” fikrini andırıyor bu durum ve atsız’ın, pusat’ın ilk durumu(tez) ve ikinci durumu (antitez) için ikisine de 12 bölüm ayırması tesadüf olamaz. burada değinmek istenen şey, kişinin öz çatışmasıdır. selim pusat’ın bu iki özelliğinin çatışması o denli büyümüştür ki mahşer sahnesinde israfil, pusat'a "selim pusat’ın gönlünün içindeki feryatlar o kadar acı ve gürültülü idi ki insanlar duysa hep ölür, benim sûrumu öttürmeme lüzum kalmazdı." der. bu çatışma elbette bir uzvî rahatsızlığa sebep olmalıdır ki oluyor zaten. pusat ateşler içerisindeyken yek’ in ayrı bir arketipi olan doktor key ona hastalığının “aşk” olduğunu söyler. bu anlattıklarım bir kişilik bölünmesinden çok zamana bağlı olarak psikolojinin değişimini gösterir bize.
pusat’ın içinde aslında iki farklı “ben” i daha vardır ve bu “öteki benler” akıllara başarılı psikanalist (gbzk: sigmund freud)'ü getiriyor. romanın ilk bölümüne bakarsak, burada kaderi bedbahtlaştıran bir aşk masalı anlatılır. yüzbaşı burkay’ın açığma-kün’ e aşkı… -aslında atsız’ın değindiği noktalardan biri de aşk ile kaderin birbirlerine girişik ve bir o kadar da girift olmalarıdır- bu uygur masalı’nda burkay’ın içindeki od’ un sönmesi için onu şeytanlar başı madar’a götürürler fakat aşk burkay’ın gözünü bürüdüğü için o, madar’ a uyarak açığma kün'e olan aşkı için ev arkadaşını tereddüt etmeden kurban eder. evdeşinin bedduasıyla da lanetlenmiştir üstelik. yüzbaşı rütbesini beş paralık etmiştir. esasta, buradan sıkı bir psikastenik kuramı çıkarabiliriz. “id-ego-süperego” çatışması… ego dediğimiz tabii ki selim pusat ve burkay’ın (şüphesiz ikisi de aynı “ruhun adamları” dır.) ana kişiliğidir. hikayedeki id –kişinin hayvani dürtüleri- madar ve yek’ tir. (yek’in diğer arketipleri de dahildir buna: doktor key ve osman fişer) bu karakterler, insanların içlerindeki kötülüğün ne kadar güçlü ve engellenemez olduğunun delilidir. son olarak, toplum ahlakının kişi bireyselliğini etkileyerek oluşturduğu “süperego” ise burada şeref’tir. şeref, kendini orduya verip evlenmeyen ve selim ile birlikte hareket ettiği için tek amacı olan ordudan atılan, en sonda da kendi “şeref” i ile intihar eden bir “subay süperegosu” dur. (bilindiği gibi mete hikayesinde selim ile aynı ruhu paylaşan yüzbaşı sevdiği kadını oklamamıştır ve mete’nin emrine karşı çıkmıştır. bu sebepten ”aşk” a romanda yasak gözüyle bakar karakterler. tıpkı kafka’nın “dava” sındaki gibi). bu kavramların tek bir vücutta dengesizce çatışması ise bir tür nevroza sebep olmaktadır. bu nevrozu pusat’ın yüzbaşı kubudak ile vuruşmasından kavrayabiliriz zira pusat kubudakla vuruşurken tek kişi olan kubudak birden beş kişiye dönüşür. bunlar kubudak, yek, leylâ’nın nişanlısı, şeref ve nihayet kendi gençlik halidir. kişiliğiyle çatışan bütün karakterler, pusat’a savaş açmıştır âdeta. zaten pusat’ın bu savaşın yeniği olduğunu kitabın sonunda duvardaki gençlik fotoğrafının mistik bir şekilde kayboluşundan anlayabiliyoruz.
kitaptaki aşk bile belirli sembollerle, arketiplerle açıklanmıştır. bunlar ayşe, leyla ve güntülü’dür. güntülü, gençlik ve güzelliği; ayşe, merhameti; leyla ise soyluluğu temsil eder.
kitaptaki metafiziksel ögeleri bağladığım nokta ise bilinçdışıdır. tıpkı dostoyevski’nin “öteki” sindeki gibi “ruh adam” da da geçen tüm mecazi ögeler pusat’ın zihnindeki birkaç emareden ibarettir. zaten kitap da silik bir sonla biter.
türk edebiyatı’nın en önemli eserlerinden biri olan “ruh adam”, aslında bir aşk ya da bir ordu romanından ibaret olmadığını ve atsız, psikolojik gelgitlerini romandaki karakterlere yansıtıp bilindiğinin aksine “ruh adam” ın sembolist bir eser olduğunu tüm edebiyat âlemine kanıtlamıştır.
(bkz: sembolizm)
devamını gör...
hükmün açıklanmasının geri bırakılması
şahsen yaşadığım bir durum. her ne kadar kurtulmuş gibi gözüküyorsan da diken üstünde olmana sebep veren bir durum. herhangi bir olaya karıştın 4.5 yıl ceza aldın diyelim, hukuken 5 yılın altında ki cezalar ceza evinde infaz olunmaz. ama 1.5 yılda hagb varsa yandı gülüm keten helva. temiz boxer atlet stoğunuzu her hafta güncellemeniz gerekebiliir.
an itibariyle bitmiş durum. allah korusun bir daha herhangi bir olaya karışmam.
an itibariyle bitmiş durum. allah korusun bir daha herhangi bir olaya karışmam.
devamını gör...
tek vasfı lol oynaması olup yurtdışına gitmek isteyen türk genci
anlam veremediğim durumdur. tamam ülke iyi durumda değil yurtdışı çok mantıklı ama çoğu kendini geliştirmeye zaman ayırmıyor. en azından dil bilmeleri gerekirken hiç bir vasfı olmadığı halde yurtdışına gitmek istiyor. arkadaşlar haberiniz olsun yurtdışında asgari ücretle öyle anlatıldığı gibi yaşayamazsınız. önceliğiniz ülkeden gitmek değil kendinizi geliştirmek olsun.
not: "imkanlar kendimi geliştirmeme uygun değil" diyecekler için youtube da dünya kadar içerik var. wikipedia da istediğiniz kadar bilgi var. yeter ki siz isteyin.
not: "imkanlar kendimi geliştirmeme uygun değil" diyecekler için youtube da dünya kadar içerik var. wikipedia da istediğiniz kadar bilgi var. yeter ki siz isteyin.
devamını gör...
normal sözlük'ün adeta chp'nin arka bahçesi olması
insan her gün yeni bir şey öğreniyor dediğim başlık.
bir gün akp'li, bir gün chp'li, bir gün iyi parti'li bir gün kürtçü oluyoruz *
önceden kafa sözlük için, tkp'nin desteklediği oluşum da diyorlardı, sözlükte yazan sayısı tkp'nin aldığı oy sayısını geçince 'burada bir tuhaflık var ya' deyip vazgeçtiler sonra *
henüz layık görülmediğimiz partiler sırası ile ; deva, gelecek, saadet kaldı.
bunları da bir ara, aradan çıkarın canım yazarlarım.
bir gün akp'li, bir gün chp'li, bir gün iyi parti'li bir gün kürtçü oluyoruz *
önceden kafa sözlük için, tkp'nin desteklediği oluşum da diyorlardı, sözlükte yazan sayısı tkp'nin aldığı oy sayısını geçince 'burada bir tuhaflık var ya' deyip vazgeçtiler sonra *
henüz layık görülmediğimiz partiler sırası ile ; deva, gelecek, saadet kaldı.
bunları da bir ara, aradan çıkarın canım yazarlarım.
devamını gör...
ironi yapmaktan başka bir halt bilmeyen sözlük yazarları
ironi yapabilmek zeka ister yalnız anımsatayım dedim sadece. boş yapan o kadar kişiden rahatsız olmayıp da ironi yapan kişilerden rahatsız olmak da komik geldi.
devamını gör...
pavyon
bir gecede tarlaların,katların birikmiş altınların yendiği,şarkılara türkülere konu olmuş sözde eğlence mekanları.ha bide pavyon hesabı vardır oda şöyle bişey; (bkz: kol böreği)
devamını gör...
istanbul sözleşmesi feshini savunan egm açıklaması
emniyet genel müdürlüğünün resmî twitter hesabından ülkemizdeki kadın ölüm rakamlarını “istanbul sözleşmesi yürürlükteyken “ ve “istanbul sözleşmesi feshedildikten sonra” gibi muazzam bilimsel bir gerekçeyi baz alarak “%26 azalış” şeklinde açıklamasıdır.
ülkede bütün aklı başında insanların tımarhanelik olması için, iktidarın çapsız, yandaş ve vasat yalakaları yetkili yaparak esir aldığı devletin belli başlı hayati kurumları canla başla çabalıyor.
aklımıza mukayyet olmalıyız
mukayyet olmalıyız aklımıza
olmalıyız aklımıza mukayyet.
sakince tıklayınız
al bu da gelmiş tipini sevdiğim:
sakin ve usulca açınız
ülkede bütün aklı başında insanların tımarhanelik olması için, iktidarın çapsız, yandaş ve vasat yalakaları yetkili yaparak esir aldığı devletin belli başlı hayati kurumları canla başla çabalıyor.
aklımıza mukayyet olmalıyız
mukayyet olmalıyız aklımıza
olmalıyız aklımıza mukayyet.
sakince tıklayınız
al bu da gelmiş tipini sevdiğim:
sakin ve usulca açınız
devamını gör...
maskeyi koluna takan tip
kolunu kendinden çok seven tiptir. sonuçta korona olmasın diye maskeyi kendine değil koluna takmıştır. o kadar seviyordur.
(bkz: uzak durulması gereken insanlar)
(bkz: uzak durulması gereken insanlar)
devamını gör...
gökhan özoğuz'un maç tweeti atanlara sinirlenmesi
bi nevi haklıdır. penaltısı verilmese sokağa dökülür, anası babası ölse hesabını sormaz.
devamını gör...
babanın normal sözlük nickini öğrenmesi
benim biliyorlar. sözlük dergisinde yayınlanan yazımı okutmuştum.
sonra nickaltımı okuttum. şaşırdılar. bunları sana mı yazdılar dediler. eyvallah baba eyvallah dedim geçtim. kalbim kırıldı.
sonra nickaltımı okuttum. şaşırdılar. bunları sana mı yazdılar dediler. eyvallah baba eyvallah dedim geçtim. kalbim kırıldı.
devamını gör...
biseksüel
yazarın bahsettiği psikolog sigmund freud'dur. katıldığım bir durum olmakla beraber her insan özgürdür mottosuna gayet uyar.
devamını gör...
ıspanak
yıkarken kumunu çıkarmak adına helak olunan,temiz yıkanmaması halinde devamlı tüketiliyorsa böbrek taşı bile yapabilecek etkiye sahip, çok aramadığım ama sarımsaklı yoğurt ile yiyebileceğim sebze.
devamını gör...
sabahattin ali
kürk mantolu madonna kitabı ile okumaya başladığım ve diline, olaylara yaklaşımına, ifade yeteneğine hayran kaldığım yazar ve şair. edebi yanı ağır basan bir üslubu var.
şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!”dedi. bu eksik sana değil, bana ait... bende inanmak noksanmış... beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum... bunu şimdi anlıyorum. demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar. ama şimdi inanıyorum... sen beni inandırdın... seni seviyorum... seni istiyorum... içimde müthiş bir arzu var...
.
kürk mantolu madonna- sabahattin ali
şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!”dedi. bu eksik sana değil, bana ait... bende inanmak noksanmış... beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum... bunu şimdi anlıyorum. demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar. ama şimdi inanıyorum... sen beni inandırdın... seni seviyorum... seni istiyorum... içimde müthiş bir arzu var...
kürk mantolu madonna- sabahattin ali
devamını gör...
tepeyi terk eden moderatörler
tek bir asil moderatörü online görmemle aklıma düşmüş yakıştırma.
selam olsun o asil olana.
tepeyi terk edenler müşriktir.
selam olsun o asil olana.
tepeyi terk edenler müşriktir.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
dünyanin en cok sekerli gidalar ureten firmalarindan biri olan nestle ayni zamanda seker, alzheimer, kalp ve damar hastaliklari alaninda da ilac uretmektedir. ilac sektorunun devi olarak bilinen bayer hem ilac ureticisi hem de bircok hastaliga neden olarak gosterilen zirai zehirleri de ureten bir sirkettir. . .
hastaligini uretip, ilacini sunmaya ne denir bence kapitalizm denir.
hastaligini uretip, ilacini sunmaya ne denir bence kapitalizm denir.
devamını gör...
ted bundy
biraz yanlış değerlendirildiğine inanıyorum. kendisi sosyopat katil olarak gösteriliyor ancak bence nedene değil, sonuca bakılıyor. bilmem kaç kurbanı mı var? hoptirink. o zaman sosyopattır!
acabası?
çocukluğu biraz incelendiği zaman kötü bir koşucu, ayakkabısını doğru şekilde bağlayamayan, sosyal ilişkileri anlamayan, içe kapanık, arkadaşlık kurmayı anlamsız bulan, oyun sürdürme konusunda beceriksiz bir çocuk olduğu görülüyor.
bunun yanında yüzüne bakınca ne görüyoruz? yüzün üst bölgesi daha geniş, yüzün orta kısmı kısa, dudak ve burun arası mesafe oldukça geniş.
yine zeki, karizmatik ve takıntılı olduğunu görüyoruz.
tüm bunların bizi ulaştırdığı sonuç sahiden sosyopat olduğu mu? yoksa kendisi asperger sendromlu katil midir? bir araştırmaya göre otizmli çocukların yüzleri birbirine benzer, kendisi yapılan çalışmaya uygun bir yüz yapısına sahip. bunun yanında aspergerli çocuklar ayakkabısını bağlama konusunda zorluk yaşar, kötü koşucu olma ihtimalleri çok yüksektir, içe kapanıktır, motor becerileri öğrenme nörotipik bir çocuğa göre daha geç gerçekleşir.
ha bundy kendisinin çocukluğu boyunca çok başarılı, etkileyici falan olduğunu iddia etmiştir ki o zaman şuna bakacağız.
asperger sendromu teşhisi almış olup okulunda katliam yapmış ergenler vardır. asperger sendromlu bir çocuk içten içe çok zeki ve ayrıcalıklı olduğunu düşünür. zekanın getirdiklerini kontrol edebilmesi için yetiskin olması gerekir. ayrıcalıklı olduğunu düşünen bir çocuğa akran zorbalığı uygularsan ne olur? öfkesi çok büyük olabilir.
benim tanıdığım çoğu aspergerli çocukken yaşadığı olumsuz detayları ya anlatmaz ya da çok aksini anlatır. gururlu tiplerdir çünkü. anlatması için yine yetişkin olması beklenir. hatta istismara uğrayıp saklayacagına kesin gözü ile bakılıp sürekli kontrol altında tutulmaları yine gerekir.
ve şu da vardır. mesela kurgusal karakter olan şerlok asperger sendromlu bir karakterdir. kitabını açarsan yetişkin bir aspergerlinin tüm davranışlarına sahip olduğunu görmek mümkündür. en basitinden hayallerinin etkisi altındayken içine kapanıp sessizlesmesi ve her gün aynı saatte kahvaltı yaptıktan sonra yürüyüşe çıkması gösterilebilir. sahip olduğu rutin çok ince şekilde açıklanmıştır. o da kendisini yüksek işlevli sosyopat olarak tanımlar.
diğer karakterlere bakalım, sonra sonuca bağlayacağız. gregory house, hannibal lecter ( ki anthony hopkins asperger sendromlu olduğunu açıklamış ünlülerden biridir ) ve ercüment çözer gibi karakterler asperger sendromludur. ancak tüm bu karakterler sosyopat olarak gösterilir ki yanlıştır.
çünkü insanlar öyle ya da böyle bu karakterlere hem sempati duyar hem de çoğunluk onlar gibi olmaya çalışır. bir sosyopata özenmek ve özendirmek ne kadar doğrudur?
asperger sendromlu insanlar aleksitimi denilen bir zorluk ile sınanır. duygular oradadır ancak onları tanımlama konusunda zorluk yaşar. hatta çoğu aspergerlinin iddiası empatiyi cok iyi yaptıkları için insanların duygularını hissedebildiği ve bu nedenle kalabalıktan kaçtığıdır. çoğunun dahi olduğunu bildiğimiz asperger sendromluların teşhis sonrası topluma kazandırılması daha başarılı şekilde gerçekleşmiş olsaydı, toplumun anlamsız şekilde saygı duyduğu çoğu suçlu tarihe geçmiş olur muydu? hayır. aslında anlatmaya çalıştığım budur. önüne gelene sosyopat ya da psikopat teşhisi koyulmasa ve bazı ayrımları daha doğru yapacak olsak asperger sendromunu daha bilinir hale getirebilir miydik?
seri katil tanımı ilk olarak kendisi için yapılmış, onlarca film ve belgesele, ondan daha fazla kitaba konu olmuş birinin asperger sendromu tanısı alması neleri değiştirirdi?
sözlerim asperger sendromlular katil olmaya çok yakındır anlamına gelmez. araştırmalar asperger sendromluların kurban oldugunu gösterir. asperger sendromlu çocuklar empati yaptığı iddia edilen insanların zorbalığına uğrar. ancak şu müthiş şekilde önemli bir konudur. bundy sahiden asperger sendromlu ise ve çocukluğunda bu teşhişi almış olsaydı bu kadar kadın ölür müydü? seri katil olayı böylesine popüler bir konu haline gelir miydi?
bence kendisini böyle incelemek lazım. sosyopat olduğu iddiası ile asperger sendromlu olup olmadığı konusu profesyonel şekilde incelenmeli.
ki aspişler sizleri çok seviyorum, lütfen yanlış anlamayın. öpüyorum hepimizi.
acabası?
çocukluğu biraz incelendiği zaman kötü bir koşucu, ayakkabısını doğru şekilde bağlayamayan, sosyal ilişkileri anlamayan, içe kapanık, arkadaşlık kurmayı anlamsız bulan, oyun sürdürme konusunda beceriksiz bir çocuk olduğu görülüyor.
bunun yanında yüzüne bakınca ne görüyoruz? yüzün üst bölgesi daha geniş, yüzün orta kısmı kısa, dudak ve burun arası mesafe oldukça geniş.
yine zeki, karizmatik ve takıntılı olduğunu görüyoruz.
tüm bunların bizi ulaştırdığı sonuç sahiden sosyopat olduğu mu? yoksa kendisi asperger sendromlu katil midir? bir araştırmaya göre otizmli çocukların yüzleri birbirine benzer, kendisi yapılan çalışmaya uygun bir yüz yapısına sahip. bunun yanında aspergerli çocuklar ayakkabısını bağlama konusunda zorluk yaşar, kötü koşucu olma ihtimalleri çok yüksektir, içe kapanıktır, motor becerileri öğrenme nörotipik bir çocuğa göre daha geç gerçekleşir.
ha bundy kendisinin çocukluğu boyunca çok başarılı, etkileyici falan olduğunu iddia etmiştir ki o zaman şuna bakacağız.
asperger sendromu teşhisi almış olup okulunda katliam yapmış ergenler vardır. asperger sendromlu bir çocuk içten içe çok zeki ve ayrıcalıklı olduğunu düşünür. zekanın getirdiklerini kontrol edebilmesi için yetiskin olması gerekir. ayrıcalıklı olduğunu düşünen bir çocuğa akran zorbalığı uygularsan ne olur? öfkesi çok büyük olabilir.
benim tanıdığım çoğu aspergerli çocukken yaşadığı olumsuz detayları ya anlatmaz ya da çok aksini anlatır. gururlu tiplerdir çünkü. anlatması için yine yetişkin olması beklenir. hatta istismara uğrayıp saklayacagına kesin gözü ile bakılıp sürekli kontrol altında tutulmaları yine gerekir.
ve şu da vardır. mesela kurgusal karakter olan şerlok asperger sendromlu bir karakterdir. kitabını açarsan yetişkin bir aspergerlinin tüm davranışlarına sahip olduğunu görmek mümkündür. en basitinden hayallerinin etkisi altındayken içine kapanıp sessizlesmesi ve her gün aynı saatte kahvaltı yaptıktan sonra yürüyüşe çıkması gösterilebilir. sahip olduğu rutin çok ince şekilde açıklanmıştır. o da kendisini yüksek işlevli sosyopat olarak tanımlar.
diğer karakterlere bakalım, sonra sonuca bağlayacağız. gregory house, hannibal lecter ( ki anthony hopkins asperger sendromlu olduğunu açıklamış ünlülerden biridir ) ve ercüment çözer gibi karakterler asperger sendromludur. ancak tüm bu karakterler sosyopat olarak gösterilir ki yanlıştır.
çünkü insanlar öyle ya da böyle bu karakterlere hem sempati duyar hem de çoğunluk onlar gibi olmaya çalışır. bir sosyopata özenmek ve özendirmek ne kadar doğrudur?
asperger sendromlu insanlar aleksitimi denilen bir zorluk ile sınanır. duygular oradadır ancak onları tanımlama konusunda zorluk yaşar. hatta çoğu aspergerlinin iddiası empatiyi cok iyi yaptıkları için insanların duygularını hissedebildiği ve bu nedenle kalabalıktan kaçtığıdır. çoğunun dahi olduğunu bildiğimiz asperger sendromluların teşhis sonrası topluma kazandırılması daha başarılı şekilde gerçekleşmiş olsaydı, toplumun anlamsız şekilde saygı duyduğu çoğu suçlu tarihe geçmiş olur muydu? hayır. aslında anlatmaya çalıştığım budur. önüne gelene sosyopat ya da psikopat teşhisi koyulmasa ve bazı ayrımları daha doğru yapacak olsak asperger sendromunu daha bilinir hale getirebilir miydik?
seri katil tanımı ilk olarak kendisi için yapılmış, onlarca film ve belgesele, ondan daha fazla kitaba konu olmuş birinin asperger sendromu tanısı alması neleri değiştirirdi?
sözlerim asperger sendromlular katil olmaya çok yakındır anlamına gelmez. araştırmalar asperger sendromluların kurban oldugunu gösterir. asperger sendromlu çocuklar empati yaptığı iddia edilen insanların zorbalığına uğrar. ancak şu müthiş şekilde önemli bir konudur. bundy sahiden asperger sendromlu ise ve çocukluğunda bu teşhişi almış olsaydı bu kadar kadın ölür müydü? seri katil olayı böylesine popüler bir konu haline gelir miydi?
bence kendisini böyle incelemek lazım. sosyopat olduğu iddiası ile asperger sendromlu olup olmadığı konusu profesyonel şekilde incelenmeli.
ki aspişler sizleri çok seviyorum, lütfen yanlış anlamayın. öpüyorum hepimizi.
devamını gör...