eski sevgiliyle arkadaş olmak
bir zamanlar sevgili olduğun insanla oturup yeni sevgilini mi konuşacaksın. millet olarak o kadar medenileşmedik diye düşündüren başlık.
devamını gör...
vurun kahpeye
bir köy öğretmeni olan aliye'nin başından geçenleri konu edinen halide edip adıvar romanı.
romanını kurtuluş savaşı döneminde kaleme alan adıvar bize göstermiştir ki son 100 yılda değişen pek bir şey yok aslında. kuva-yı milliyeciler ile kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden makyavelist insanların birbirleriyle olan mücadelesini idealist ve vatansever köy öğretmeni aliye üzerinden okura sunan bir roman vurun kahpeye.
bir yanda aşk ve özgürlük mücadelesi diğer yanda da nefret ve erk kavgaları. emperyalizme, bağnazlığa, cehalete ve kötülüğe savaş açmış bir kadının bir asır önce yaşadıklarıyla bugün yaşananlar arasında elbette fark var ama zihniyet ne yazık ki aynı. iyi insanlar istediğiniz yola gelmediklerinde ne kadar da kolaydır çamur atmak, hele ki bir de karşınızdaki kadınsa. kendi yarattığınız namus(!) ölçülerine uymayan kadını hemen çamurla kaplayıverirsiniz...
vurun kahpeye işte tüm bu iyi-kötü, güçlü-güçsüz, ezen-ezilen mücadelesini dönemin şartlarında cesurca ortaya koymuş, kadının toplumdaki yerini ve hukuki varlığını, haklarını kabul ettirmek adına da önemli bir misyon üstlenmiş değerli bir eserdir.
"toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!"
demiş bir öğretmene "vurun kahpeye" diyebilen bir zihniyet! tanıdık geldi mi?
romanını kurtuluş savaşı döneminde kaleme alan adıvar bize göstermiştir ki son 100 yılda değişen pek bir şey yok aslında. kuva-yı milliyeciler ile kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden makyavelist insanların birbirleriyle olan mücadelesini idealist ve vatansever köy öğretmeni aliye üzerinden okura sunan bir roman vurun kahpeye.
bir yanda aşk ve özgürlük mücadelesi diğer yanda da nefret ve erk kavgaları. emperyalizme, bağnazlığa, cehalete ve kötülüğe savaş açmış bir kadının bir asır önce yaşadıklarıyla bugün yaşananlar arasında elbette fark var ama zihniyet ne yazık ki aynı. iyi insanlar istediğiniz yola gelmediklerinde ne kadar da kolaydır çamur atmak, hele ki bir de karşınızdaki kadınsa. kendi yarattığınız namus(!) ölçülerine uymayan kadını hemen çamurla kaplayıverirsiniz...
vurun kahpeye işte tüm bu iyi-kötü, güçlü-güçsüz, ezen-ezilen mücadelesini dönemin şartlarında cesurca ortaya koymuş, kadının toplumdaki yerini ve hukuki varlığını, haklarını kabul ettirmek adına da önemli bir misyon üstlenmiş değerli bir eserdir.
"toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!"
demiş bir öğretmene "vurun kahpeye" diyebilen bir zihniyet! tanıdık geldi mi?
devamını gör...
geceye bir intihar notu bırak
bırakmayacağım not.
intihar etmeyi kafaya koyduysam geride bırakacağım şeyleri umursayacak evreyi çoktan geçmişimdir zaten.
intihar etmeyi kafaya koyduysam geride bırakacağım şeyleri umursayacak evreyi çoktan geçmişimdir zaten.
devamını gör...
kült film
kült yazar, kült kitap gibi ifadeleri gündelik hayatta sık kullanırız. kullanılan sık ifadelerden biri olan kült filmde, hakkında çok çeşitli tartışmalar bulunan bir terimdir.
dün şiddetli bir tanesi, kafa sözlüğün dizi ve film kulübü, dc kanalında gerçekleşti. matrix’in kült mü sorusu tartışmanın çıktığı noktaydı.
ismini vermek istemediğim bir yazar( zarathustra godot ), seyirci kitlesinin belirleyici bir unsurlardan biri olduğunu dile getirdi.
şiddetli sataşma içeren bu yazı; kült nedir? neye kült denir? gibi sorulara ‘’cevap arama’’ ekseni üzerine dönecektir.
sevgili dostlar;
ben bu tartışmayı kaybeden taraflardan biriyim. zira zamanı değişse de insanın vizyonuna kattığı unsurları barındıran filmlere ’’ kült’’ filmdir dedim.
peki gerçekten, zaman ve mekandan bağımsız, insanın ruhuna bir şey katan film, kült olup olmadığını belirler mi?
öncelikle neden böyle bir argümanın arkasında durdum, onu açıklamam gerekiyor.
latince bir sözcük olan ‘’cultura’’, eğitim, bedene ve ruha iyi gelecek şey anlamına gelir. kült kavramı buradan türemiştir.
sinema sektöründe ise 1920’lerde kullanılmaya başlasa da 1970’lerde dilimize pelesenk olmaya başlamıştır efem. webcache.googleusercontent....
1970’lerde anaakım sinemaya karşı olarak, üniversiteli öğrencilerin, düşük bütçeli yeraltı filmleri, bu dönemde üni dışına yayılarak, gece gösterilmeye başlanmış. kendine ‘’özgü’’ seyircileri oluşturmuş. bu filmlerin müdavimleri, geceyarısı gösterilere akın akın gitmeye başlamıştır. kısacası ortaya çıkışı bir çeşit hollywood rönasansı diyebiliriz.
rönasans nasıl oluyor peki.
___ kült filmlerde star olmaz, ‘’tip’’ler olur. filmleri tipler taşır. anaakım bir filmi selma hayek başrolünde diye izleyebilirsiniz. ancak kült filmde frida için izlersiniz.
___kült filmlerde ‘’fan’’ kavramı olur. fanlar, kült filmlere sıkı sıkıya bir sadakat içindedir. zamanla bağlılıkları azalmaz.
____ kült film, kapitalist sistemin ana akım sinema kültürüne, karşı alternatif olarak çıkmıştır. tüketici kültürüne ‘’pasif’’ bir direniştir. bu nedenle kült film aykırıdır.
___ kült film sevenler içeriğinden bişe anlamasa da olur. hatta film herhangi bir içeriğe sahip olmayabilir. hatta çok kötü bir film olabilir. örneğin 2003 yapımı the room ‘’en kötü filmler ‘’ arasında gösterilse de kült bir film olarak kabul edilir. kemik kitlesi, bu filmi ‘’özel seans’’la izler. özel bir takım davranış biçimlerini hep birlikte uygular. filmi izlerken, ancak birbirlerini anlayacakları özel bir dil kullanırlar.
___ izleyici kitlesinin az, ya da çok oluşu önemli değildir. star wars, matrix gibi filmler çok gişeli filmlerdir. ancak külttürler.
___ düşük bütçeli olmak zorunda değillerdir. matrix, star wars düşük bütçeli filmler olmamasına rağmen, kültürler.
___kült filmler seyircisi kendini ‘’farklı’’ hisseder. bu sebeple bir yere ‘’ait olma’’ sonsuz bir sadakati de beraberinde getirir.
___kült filmlerin seansı bile farklıdır. genellikle gece yarısı seanslarında gösterime girerler.
kısaca bir kült filmi kült film yapan özellik, asla ‘’neden ‘’, ‘’niçin’’ sorularının cevaplarını alamamamanızdır.
dün şiddetli bir tanesi, kafa sözlüğün dizi ve film kulübü, dc kanalında gerçekleşti. matrix’in kült mü sorusu tartışmanın çıktığı noktaydı.
ismini vermek istemediğim bir yazar( zarathustra godot ), seyirci kitlesinin belirleyici bir unsurlardan biri olduğunu dile getirdi.
şiddetli sataşma içeren bu yazı; kült nedir? neye kült denir? gibi sorulara ‘’cevap arama’’ ekseni üzerine dönecektir.
sevgili dostlar;
ben bu tartışmayı kaybeden taraflardan biriyim. zira zamanı değişse de insanın vizyonuna kattığı unsurları barındıran filmlere ’’ kült’’ filmdir dedim.
peki gerçekten, zaman ve mekandan bağımsız, insanın ruhuna bir şey katan film, kült olup olmadığını belirler mi?
öncelikle neden böyle bir argümanın arkasında durdum, onu açıklamam gerekiyor.
latince bir sözcük olan ‘’cultura’’, eğitim, bedene ve ruha iyi gelecek şey anlamına gelir. kült kavramı buradan türemiştir.
sinema sektöründe ise 1920’lerde kullanılmaya başlasa da 1970’lerde dilimize pelesenk olmaya başlamıştır efem. webcache.googleusercontent....
1970’lerde anaakım sinemaya karşı olarak, üniversiteli öğrencilerin, düşük bütçeli yeraltı filmleri, bu dönemde üni dışına yayılarak, gece gösterilmeye başlanmış. kendine ‘’özgü’’ seyircileri oluşturmuş. bu filmlerin müdavimleri, geceyarısı gösterilere akın akın gitmeye başlamıştır. kısacası ortaya çıkışı bir çeşit hollywood rönasansı diyebiliriz.
rönasans nasıl oluyor peki.
___ kült filmlerde star olmaz, ‘’tip’’ler olur. filmleri tipler taşır. anaakım bir filmi selma hayek başrolünde diye izleyebilirsiniz. ancak kült filmde frida için izlersiniz.
___kült filmlerde ‘’fan’’ kavramı olur. fanlar, kült filmlere sıkı sıkıya bir sadakat içindedir. zamanla bağlılıkları azalmaz.
____ kült film, kapitalist sistemin ana akım sinema kültürüne, karşı alternatif olarak çıkmıştır. tüketici kültürüne ‘’pasif’’ bir direniştir. bu nedenle kült film aykırıdır.
___ kült film sevenler içeriğinden bişe anlamasa da olur. hatta film herhangi bir içeriğe sahip olmayabilir. hatta çok kötü bir film olabilir. örneğin 2003 yapımı the room ‘’en kötü filmler ‘’ arasında gösterilse de kült bir film olarak kabul edilir. kemik kitlesi, bu filmi ‘’özel seans’’la izler. özel bir takım davranış biçimlerini hep birlikte uygular. filmi izlerken, ancak birbirlerini anlayacakları özel bir dil kullanırlar.
___ izleyici kitlesinin az, ya da çok oluşu önemli değildir. star wars, matrix gibi filmler çok gişeli filmlerdir. ancak külttürler.
___ düşük bütçeli olmak zorunda değillerdir. matrix, star wars düşük bütçeli filmler olmamasına rağmen, kültürler.
___kült filmler seyircisi kendini ‘’farklı’’ hisseder. bu sebeple bir yere ‘’ait olma’’ sonsuz bir sadakati de beraberinde getirir.
___kült filmlerin seansı bile farklıdır. genellikle gece yarısı seanslarında gösterime girerler.
kısaca bir kült filmi kült film yapan özellik, asla ‘’neden ‘’, ‘’niçin’’ sorularının cevaplarını alamamamanızdır.
devamını gör...
anonim yazar
az ama öz yazan, güzel yürekli yazardı.
birisine sinirlenip dondurmuş hesabını anlaşılan, yapmasaymış keşke.
zira biz düşündükçe, yazdıkça var sözlük. biz yok o da yok.
bakınız şahsım ve kendim de aynı sebebe tepki olarak aynı eylemde bulunmuş, üç gün sonra geri dönmüştük.
birisine sinirlenip dondurmuş hesabını anlaşılan, yapmasaymış keşke.
zira biz düşündükçe, yazdıkça var sözlük. biz yok o da yok.
bakınız şahsım ve kendim de aynı sebebe tepki olarak aynı eylemde bulunmuş, üç gün sonra geri dönmüştük.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarını ağlatan filmler
mucize- mahsun kırmızıgül
7. koğuş mucizesi - aras bulut iynemli
7. koğuş mucizesi - aras bulut iynemli
devamını gör...
kırmızı dudaklı yarasa balığı
benim de ilk defa gördüğüm ve oldukça ürkütücü bulduğum balıktır.
bana yengeçi anımsatmıştır.
bana yengeçi anımsatmıştır.
devamını gör...
kadıköy
hem kadıköy, hem de kediköy.
hayatımda adım başı kediye başka bir şehirde rastlamadım.
hayatımda adım başı kediye başka bir şehirde rastlamadım.
devamını gör...
breaking the law
judas priest grubunun 1980 tarihli british steel albümünden son derece basit bir ana riffe sahip olmasına rağmen (bazılarınca) gelmiş geçmiş en iyi heavy metal şarkılarından biri olarak kabul edilen gaz şarkısıdır. "kanunu çiğnemek" demektir.
sözlerinde sıradan bir hayat yaşayan, hayatı gün geçtikçe sıkıcı bir hal alan ve her şeyden bıkan, işsiz birinin artık "kanunu çiğnemesini" anlatır. şarkının sözlerini de yazan frontman rob halford sözleri yazarken 1979 da ingiltere' de iktidara gelen margaret thatcher hükümetinin icraatlarından hoşlanmadığı için bu sözleri yazdığını belirtir. demir lady iktidara geldiğinde ülkenin ağır sanayisinin olduğu orta kesimlerinde patronlar, işçiler ile çatışma halindedirler ve fabrika kapatmaktan bahsetmektedirler. işsizlik artmaktadır ve daha da kötüsü, milyonlarca gencin işlerin düzeleceğinden pekte bir umudu yoktur, halford, "sözleri yazarken kendimi onlardan birinin yerine koymaya çalıştım. " demiş.
bu kadar güzel ve özel bir şarkının maalesef klibi iğrenç ötesidir. dio' nun holy diver' ın klibi ile yarışır. böyle taş gibi şarkılara böyle klipler yapılması, üstelikte rob halford ve dio' nun bu klipleri kabul etmesi nasıl bir kafa anlayamadım.
not: benim için bu şarkının en güzel yanı; bu şarkı her çaldığında tam şuradan itibaren "air drum" yapmamdır (01:47-02:00 arası).
sözlerinde sıradan bir hayat yaşayan, hayatı gün geçtikçe sıkıcı bir hal alan ve her şeyden bıkan, işsiz birinin artık "kanunu çiğnemesini" anlatır. şarkının sözlerini de yazan frontman rob halford sözleri yazarken 1979 da ingiltere' de iktidara gelen margaret thatcher hükümetinin icraatlarından hoşlanmadığı için bu sözleri yazdığını belirtir. demir lady iktidara geldiğinde ülkenin ağır sanayisinin olduğu orta kesimlerinde patronlar, işçiler ile çatışma halindedirler ve fabrika kapatmaktan bahsetmektedirler. işsizlik artmaktadır ve daha da kötüsü, milyonlarca gencin işlerin düzeleceğinden pekte bir umudu yoktur, halford, "sözleri yazarken kendimi onlardan birinin yerine koymaya çalıştım. " demiş.
bu kadar güzel ve özel bir şarkının maalesef klibi iğrenç ötesidir. dio' nun holy diver' ın klibi ile yarışır. böyle taş gibi şarkılara böyle klipler yapılması, üstelikte rob halford ve dio' nun bu klipleri kabul etmesi nasıl bir kafa anlayamadım.
not: benim için bu şarkının en güzel yanı; bu şarkı her çaldığında tam şuradan itibaren "air drum" yapmamdır (01:47-02:00 arası).
devamını gör...
10 aralık 2020 twitter'da selahattin demirtaş onurumuzdur tagının gündeme oturması
selahattin demirtaş onurum falan değildir, lakin haksızlığa uğradığını da söylemezsem samimiyetimi kaybetmiş olurum. demirtaş'ın pkk ile olan bağı şu an ülkeyi yönetenlerden fazla değildir. demirtaş'ın şu an tutulduğu dosyalar tutukluluk gerektiren dosyalar değildir, zaten hakkında verilmiş mahkûmiyet kararı yok. hukuksuz olarak tutulduğunu biraz araştırırsanız, yapılan hukuk oyunlarıyla, anlık dosya kapama dosya açmalarla nasıl yapıldığını görürsünüz. selahattin demirtaş ın kesinlikle katılmayacağım, katılamayacağım söylemleri vardır, ek olarak da şöyle bir gözlemim vardır. bu adam doğudaki bir sürü insandan apo algısını silmeye başlamıştı. insanlara politika ile istediklerini söyleyebileceğini göstermişti. terörün silahla bitme ihtimali yok arkadaşlar. bu bir ideoloji meselesi ve demirtaş bu konuda yardımcı olma ihtimali olan biriydi. ama ülkeyi yönetenler ülkenin selametini değil, kendilerini düşündükleri için potansiyel rakip gördüklerini her türlü düşürme peşindeler. selahattin i içeri tıktılar terör mü bitti, pkk ülkeden mi çekildi, noldu? şimdi kendileri terör estiriyorlar, pkk ya propaganda yapacak malzeme veriyorlar.
neyse adalet önemli.
teşekkür ederim, istediğiniz gibi linç edebilirsiniz, saygılar.
neyse adalet önemli.
teşekkür ederim, istediğiniz gibi linç edebilirsiniz, saygılar.
devamını gör...
mutlu eden yiyecekler
köfte patates kızartması ve ketçap.
devamını gör...
yazarların vatan için yaptıkları
sokak kedilerini ve köpeklerini besledim.
devamını gör...
en kıskanılan insan davranışı
erken kalkan ve düzenli spor yapan insanları çok kıskanıyorum.
devamını gör...
normal sözlük’te yazar olmak
güzel bir uğraş olmakla birlikte, eksi butonu ve hakaret olmadığı için mutlu eden yer. ama keşke tanımlarımızı da kaç kişinin gördüğünü, okuduğunu bilebilsek.
kitaplarını kimin okuduğunu bilmeyen ama yazmaya devam eden bir roman yazarı gibi hissetmiyor değilim zaman zaman. ama ne olursa olsun yazmaya değer mi? değer.
kitaplarını kimin okuduğunu bilmeyen ama yazmaya devam eden bir roman yazarı gibi hissetmiyor değilim zaman zaman. ama ne olursa olsun yazmaya değer mi? değer.
devamını gör...
okurken yaran tanımlar
konular ciddi be çiçeğim, düzeleceğiz be şu olaylar bir bitsin.
devamını gör...
pavlov'un göbeği
şimdiye kadar kendisine bir kez yazdım, bir başlık ile alakalıydı.
bana görüldü attı, cevap verme tenezzülünde bulunmadı. yadırgadım doğrusu, bir çok moderatör ile benzer şekilde iletişime geçmiştim.
sonrasında kendisine çok ekstra bir durum olmadığı takdirde yazmama kararı aldım.
bana görüldü attı, cevap verme tenezzülünde bulunmadı. yadırgadım doğrusu, bir çok moderatör ile benzer şekilde iletişime geçmiştim.
sonrasında kendisine çok ekstra bir durum olmadığı takdirde yazmama kararı aldım.
devamını gör...
üfürükçüye 700 bin tl kaptırmak
21 yaşında üfürükçü mü olur allah aşkına, genç yetenek mi keşfedesiniz tuttu, anlamıyorum ki? çocuk en sonunda baskılara dayanamamış geç de olsa itiraf etmiş suçunu, adeta ben o kadar etmem diyerek. dolandırılanlar kaptırdıkları paradan daha çok çocuğun umdukları gibi yetenekli olmamasına üzülmüşlerdir. buna eminim. imkanım olsa ispat da ederim. *
devamını gör...
define adası
yalan değil, çocukken ben de define adasının peşine düşmeyi aklımdan geçirdim. hatta bunun için bir sandal çalmışlığım bile var. tabii ki size kendi hikayemi anlatıp sonra define adasından bahsedeceğim. çünkü huylu huyundan vaz geçmez:
define adasını ilk okuduğumda jim ile aynı yaştaydım ve o zaman da kitaplarda ya da filmlerde gördüğüm şeylerin gerçek olduğuna inanmak ya da kendimi buna inandırmak gibi huylarım vardı. bu hala da devam etmekte. hatta k-pax filmini izledikten sonra kevin spacey’nin kabuğunu soymadan büyük bir iştahla muz yediğini görünce ben de aynısını yapmış ama aynı sonucu alamamıştım. o zamanlar jim’le aynı yaşta değildim.
define adasını okuduktan sonra harita metod defterden kopardığım kareli bir kağıda definenin yerini gösteren bir harita çizdim. kardeşim her zaman bana inanmaya hazır olduğu için onu da yanıma alıp yaşadığımız yerin hemen yanında olan karadeniz’in küçük limanının yolunu tuttum. yaşadığımız köy bir liman köyü olduğu ve akrabalarımın çoğu balıkçı olduğu için kürekli bir sandal bulmam zor olmadı. önce ben atladım sandala sonra da kardeşime yardım ettim. define adası yolculuğu böyle bir yardımlaşma ruhu ile başladı. annemin yaptığı poğaçalar ve yaptığımız işe uygun olsun diye önceden zulaladığım balık krakerleri koyduğum çanta da yanımdaydı.
kürekleri yerleştirmeden önce demiri çekip sandalın tutsaklığına son verdim. sonra da usta bir denizci olduğum ve jim’den bir eksiğimin olmadığını düşündüğüm için küreklere asıldım ve bir süre sonra sandalı harekete geçirmeyi başardım. eğer korsanlara yakalanmazsak defineye ulaşmak çok kolay olacaktı. yaklaşık 15 metre - bu çokça deniz mili yapıyordu o zaman benim için- gittikten sonra. kardeşimin saçmasapan hareketleri sandalın dengesini bozmaya başladığında tahtadan olmasa da gerektiğinde tahta etkisi yapan bacağımla kendisini tekmeleyerek sakinleştirdim. sonuçta kaptan bendim.
yolculuğumuz daha iyi gidebilirdi çünkü gece vakti limanda kimse olmazdı. 30 metreye ulaştığımda dayımın limanın karşısından bağıran sesini duymasaydım her şey planladığım gibi gidecekti ama maalesef yakalanmıştık. gerisin geri sandalı aldığım yere götürmek zorunda kaldım. demir attık dayım sandalı bağladı. bizi güzelce fırçaladıktan sonra eve gidene kadar arkamızdan bakacağını söyleyip bizi bıraktı. ben büyük bir hayal kırıklığı yaşarken kardeşim ağladı ağlayacak haldeydi. kaptan asla gemisini terk etmezdi ve tayfalarını düşünürdü önce. ben de başka bir gece tekrar define avına çıkacağımızı söyledikten sonra kardeşime kırmızı paketini açtığım balık krakerleri verdim. ben hüzünle uzaklara dalmış bir kaptan olarak yürürken eve doğru, kardeşim de adada yıllar geçirmiş yaşlı bir denizci gibi krakerlere yumulmuştu bile. macera böyle sona erdi.
stevenson’ın define adası da aşağı yukarı böyle bir hikaye ama çok destansı, çok büyüleyici. siz isteseniz o define adası öyküsünü okuyun.
define adasını ilk okuduğumda jim ile aynı yaştaydım ve o zaman da kitaplarda ya da filmlerde gördüğüm şeylerin gerçek olduğuna inanmak ya da kendimi buna inandırmak gibi huylarım vardı. bu hala da devam etmekte. hatta k-pax filmini izledikten sonra kevin spacey’nin kabuğunu soymadan büyük bir iştahla muz yediğini görünce ben de aynısını yapmış ama aynı sonucu alamamıştım. o zamanlar jim’le aynı yaşta değildim.
define adasını okuduktan sonra harita metod defterden kopardığım kareli bir kağıda definenin yerini gösteren bir harita çizdim. kardeşim her zaman bana inanmaya hazır olduğu için onu da yanıma alıp yaşadığımız yerin hemen yanında olan karadeniz’in küçük limanının yolunu tuttum. yaşadığımız köy bir liman köyü olduğu ve akrabalarımın çoğu balıkçı olduğu için kürekli bir sandal bulmam zor olmadı. önce ben atladım sandala sonra da kardeşime yardım ettim. define adası yolculuğu böyle bir yardımlaşma ruhu ile başladı. annemin yaptığı poğaçalar ve yaptığımız işe uygun olsun diye önceden zulaladığım balık krakerleri koyduğum çanta da yanımdaydı.
kürekleri yerleştirmeden önce demiri çekip sandalın tutsaklığına son verdim. sonra da usta bir denizci olduğum ve jim’den bir eksiğimin olmadığını düşündüğüm için küreklere asıldım ve bir süre sonra sandalı harekete geçirmeyi başardım. eğer korsanlara yakalanmazsak defineye ulaşmak çok kolay olacaktı. yaklaşık 15 metre - bu çokça deniz mili yapıyordu o zaman benim için- gittikten sonra. kardeşimin saçmasapan hareketleri sandalın dengesini bozmaya başladığında tahtadan olmasa da gerektiğinde tahta etkisi yapan bacağımla kendisini tekmeleyerek sakinleştirdim. sonuçta kaptan bendim.
yolculuğumuz daha iyi gidebilirdi çünkü gece vakti limanda kimse olmazdı. 30 metreye ulaştığımda dayımın limanın karşısından bağıran sesini duymasaydım her şey planladığım gibi gidecekti ama maalesef yakalanmıştık. gerisin geri sandalı aldığım yere götürmek zorunda kaldım. demir attık dayım sandalı bağladı. bizi güzelce fırçaladıktan sonra eve gidene kadar arkamızdan bakacağını söyleyip bizi bıraktı. ben büyük bir hayal kırıklığı yaşarken kardeşim ağladı ağlayacak haldeydi. kaptan asla gemisini terk etmezdi ve tayfalarını düşünürdü önce. ben de başka bir gece tekrar define avına çıkacağımızı söyledikten sonra kardeşime kırmızı paketini açtığım balık krakerleri verdim. ben hüzünle uzaklara dalmış bir kaptan olarak yürürken eve doğru, kardeşim de adada yıllar geçirmiş yaşlı bir denizci gibi krakerlere yumulmuştu bile. macera böyle sona erdi.
stevenson’ın define adası da aşağı yukarı böyle bir hikaye ama çok destansı, çok büyüleyici. siz isteseniz o define adası öyküsünü okuyun.
devamını gör...


