ne kadar güzel
orhan veli şiiri.
“çayın rengi ne kadar güzel,
sabah sabah, açık havada!
hava ne kadar güzel!
oğlan çocuk ne kadar güzel!
çay ne kadar güzel!”
“çayın rengi ne kadar güzel,
sabah sabah, açık havada!
hava ne kadar güzel!
oğlan çocuk ne kadar güzel!
çay ne kadar güzel!”
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
yaşamak yaralanmaktır der (bkz: cemil meriç).
ben de diyorum ki:
"sevmek, kimin seni yaralayacağını seçmektir. "
ben de diyorum ki:
"sevmek, kimin seni yaralayacağını seçmektir. "
devamını gör...
kadir mısıroğlu
yukarıda da bahsedildiği gibi tarih bilgisi vardır. ama tarih bilinci yoktur. bu ve bu tür kişiler tarihi bir bilim olarak değil, islamcı ve osmanlıcı propagandaları için bir araç olarak görürler. bu nedenle aydınlatıcı ve bilgilendirici değil, dini vaazlara ve ecdat övücülüğüne dayanan bir tarih anlatımını tercih ederler. onların atıf sistemlerinde veya herhangi bir akademik camiada ise zaten yeri yoktur. kendilerinden doğru ve dürüst bir tarihçilik beklenbilir. ama sorgulayıcı ve tarafsız bir tarihçilik beklenemez. tarihi hadiseleri, yaşandığı döneme göre değerlendirme konusunda çok başarısızdırlar. örneğin, şuan tanımını yaptığımız mevzubahis kişinin bir söylemi vardır; ona göre yüzyıllarca vali ile yönettiğimiz yunanları, kurtuluş savaşı'nda mağlup etmek bir başarı değilmiş. bak sen, kanuni dönemi'nde de fransa sadece bir vilayet olarak görülüyordu ama değil mi? sonra noldu peki? napolyon gibi biri geldi başlarına ve osmanlı yerinde sayarken onlar her alanda şahlanıp bizi kat kat geçtiler. bizi kendi dillerini öğrenmek zorunda bıraktılar neticesinde. istediği kadar bilgili olsun, 500 yıl önceki osmanlı'nın durumu ile kurtuluş savaşı'ndaki ankara hükümeti'nin durumunu ayırt edemeyecek kadar muhakemeden yoksundur bu zat. kale alınacak biri asla değildir.
devamını gör...
anıtkabir
yapımına 1944 yılında başlanarak 1953 yılında tamamlanan, ankara’nın tandoğan semtinde yer alan, türkiye cumhuiyeti’nin kurucusu mustafa kemal atatürk'ün anıt mezarını içeren komplekstir. kompleksin yapımı için bir komisyon kurulmuş ve yapılacağı yerin belirlenmesi, nasıl bir mimari yapıya sahip olması gerektiği gibi konulardaki kararlar bu komisyon tarafından alınmıştır. komisyon kompleksin yapılacağı alanın belirlenmesi için birçok farklı yer üzerinde durmuş ve en son genel görüş itibariyle çankaya’da karar kılacağı sırada, aydın milletvekili olan yüksek mühendis mithat aydın tarafından rasattepe’nin önerilmesi, buna ilaveten komisyon üyelerinden süreyya özgeevren’in bir sonraki toplantıda rasattepe ile ilgili olarak;
--- alıntı ---
rasattepe’nin bunlardan başka bir özelliği daha vardır ki, hayali genişçe olan her kişiyi derin bir şekilde ilgilendirir sanırım. rasattepe, bugünkü ve yarınki ankara’nın genel görünüşüne göre, bir ucu dikmen’de, öteki ucu etlik’te olan bir hilal (yarımay)’in tam ortasında, bir yıldız gibidir. ankara, hilalin gövdesidir. anıtkabir’in burada yapılması kabul edilirse, şöyle bir durum ortaya çıkacaktır: türkiye’nin başkenti olan ankara şehri, kollarını açmış atatürk’ü kucaklamış olacaktır. atatürk’ü böylece bayrağımızdaki yarımayın (hilal) yıldızının ortasına yatırmış olacağız. atatürk, bayrağımızla sembolik olarak birleşmiş olacaktır! ben bu açıklamayı, birçok aydın kişilere ve bu arada hüseyin cahit yalçın’a da yaptım. bu büyük fikir adamı “atatürk’ün yatacağı yerin böyle açıklanmasında, gelecek nesilleri teşvik etmek bakımından büyük faydalar vardır.” buyurmuştur. atatürk anıtkabir’ı için rasattepe’ye oy verecek olanlar, atatürk’e olan minnet borçlarını ödeme yolunu tutmuş olurlar!
--- alıntı ---
şeklindeki açıklamaları sonrası karar değiştirerek kompleksin rasattepe’de yapılmasına karar vermiştir. daha sonra ismi değiştirilen bu bölge bugün “anıttepe” olarak bilinmektedir. kompleksin yücetepe mahallesi’ne bakan tarafında ise “ordular”, “ilk”, “hedef”, “ileri” sokakları ve hemen bitişiğinde ise “akdeniz” caddesi bulunmaktadır.
--- alıntı ---
rasattepe’nin bunlardan başka bir özelliği daha vardır ki, hayali genişçe olan her kişiyi derin bir şekilde ilgilendirir sanırım. rasattepe, bugünkü ve yarınki ankara’nın genel görünüşüne göre, bir ucu dikmen’de, öteki ucu etlik’te olan bir hilal (yarımay)’in tam ortasında, bir yıldız gibidir. ankara, hilalin gövdesidir. anıtkabir’in burada yapılması kabul edilirse, şöyle bir durum ortaya çıkacaktır: türkiye’nin başkenti olan ankara şehri, kollarını açmış atatürk’ü kucaklamış olacaktır. atatürk’ü böylece bayrağımızdaki yarımayın (hilal) yıldızının ortasına yatırmış olacağız. atatürk, bayrağımızla sembolik olarak birleşmiş olacaktır! ben bu açıklamayı, birçok aydın kişilere ve bu arada hüseyin cahit yalçın’a da yaptım. bu büyük fikir adamı “atatürk’ün yatacağı yerin böyle açıklanmasında, gelecek nesilleri teşvik etmek bakımından büyük faydalar vardır.” buyurmuştur. atatürk anıtkabir’ı için rasattepe’ye oy verecek olanlar, atatürk’e olan minnet borçlarını ödeme yolunu tutmuş olurlar!
--- alıntı ---
şeklindeki açıklamaları sonrası karar değiştirerek kompleksin rasattepe’de yapılmasına karar vermiştir. daha sonra ismi değiştirilen bu bölge bugün “anıttepe” olarak bilinmektedir. kompleksin yücetepe mahallesi’ne bakan tarafında ise “ordular”, “ilk”, “hedef”, “ileri” sokakları ve hemen bitişiğinde ise “akdeniz” caddesi bulunmaktadır.
devamını gör...
2 yaşındaki tecavüz mağduru
başlarım insan haklarına da, yaşam özgürlüğüne de.. böyle hastalıklı, artık betimleyecek küfür bulamadığım insanların bu ilkeler yüzünden hakettiklerini bulmaması delirtiyor artık.
devamını gör...
kitap okuyamayanlara öneriler
alın çayınızı, çıkın balkona, kafanızda bir konu belirleyin ve kendi kendinize içinizden konuşmaya başlayın.
bu konu sefalet olabilir, hayal kurmak, aşk, tutku, ölüm. yaşamın içinde var olan her gerçek olabilir. başlayın konuşmaya. bir de bakacaksınız ki sınırlı, belli başlı ezberlerden başka bir şey konuşayamıyorsunuz. kalıplara sıkışıp kaldığınızı hissedeceksiniz. konuşmalarınızın kendi yaşamınızdan, kendi deneyimlerinizden başka bir yerden temellenemediğini göreceksiniz. "hayat bu kadar mı gerçekten ?" diye soracaksınızdır kendinize. eğer gerçekten iki kelam adamakıllı konuşmak istiyorsanız, kafa yormak gerektiğini düşünüyorsanız çevremizde olup bitenlere, çıktığınız kapı orası olacak.
bunlar spesifik konular da olabilir tabii. söz gelimi en sevdiği konu 2. dünya savaşı olan bir insansanız, birahane darbesini bir anlatmaya çalışın kendinize. bir şeyler anımsıyorsanız ama gitmiyorsa okuyacaksınız demektir. eğer bu gerçeğin farkına varabilirseniz açıp okursunuz. eğer gerçekten sözlerinizin, davranışlarınızın birilerine dokunmasını istiyorsanız okursunuz. eğer kibarlığın insanlara yol vermek, bir kadının sandalyesini çekmek, insanlara tatlı dille konuşmak gibi simgesel şeylerle sınırlı kaldığını düşünüyorsanız okursunuz. kibarlık denilince, aklınıza bir dostunuzun rahatsız olacağını bildiğiniz bir konu açıldığında, o hissi sezip, kimseye hissettirmeden ustalıkla konuyu değiştirmek gibi gizli edimler gelmiyorsa okuyacaksınız.
"okuyamıyoruz" diye bir şey yoktur. "merak etmiyorum" vardır. "pencerelerimi kapattım, neyin ne olduğunu bilmek istemiyorum" vardır. "yaşamın ne gibi zalimliklerinin olduğunu, nerede nelerin yaşandığını bilmek istemiyorum" vardır. okumak gereklidir, mecburidir. okumaktan yoksun bir ömrün niteliği tartışılır. yaşamınıza anlam kazandırın.
bu konu sefalet olabilir, hayal kurmak, aşk, tutku, ölüm. yaşamın içinde var olan her gerçek olabilir. başlayın konuşmaya. bir de bakacaksınız ki sınırlı, belli başlı ezberlerden başka bir şey konuşayamıyorsunuz. kalıplara sıkışıp kaldığınızı hissedeceksiniz. konuşmalarınızın kendi yaşamınızdan, kendi deneyimlerinizden başka bir yerden temellenemediğini göreceksiniz. "hayat bu kadar mı gerçekten ?" diye soracaksınızdır kendinize. eğer gerçekten iki kelam adamakıllı konuşmak istiyorsanız, kafa yormak gerektiğini düşünüyorsanız çevremizde olup bitenlere, çıktığınız kapı orası olacak.
bunlar spesifik konular da olabilir tabii. söz gelimi en sevdiği konu 2. dünya savaşı olan bir insansanız, birahane darbesini bir anlatmaya çalışın kendinize. bir şeyler anımsıyorsanız ama gitmiyorsa okuyacaksınız demektir. eğer bu gerçeğin farkına varabilirseniz açıp okursunuz. eğer gerçekten sözlerinizin, davranışlarınızın birilerine dokunmasını istiyorsanız okursunuz. eğer kibarlığın insanlara yol vermek, bir kadının sandalyesini çekmek, insanlara tatlı dille konuşmak gibi simgesel şeylerle sınırlı kaldığını düşünüyorsanız okursunuz. kibarlık denilince, aklınıza bir dostunuzun rahatsız olacağını bildiğiniz bir konu açıldığında, o hissi sezip, kimseye hissettirmeden ustalıkla konuyu değiştirmek gibi gizli edimler gelmiyorsa okuyacaksınız.
"okuyamıyoruz" diye bir şey yoktur. "merak etmiyorum" vardır. "pencerelerimi kapattım, neyin ne olduğunu bilmek istemiyorum" vardır. "yaşamın ne gibi zalimliklerinin olduğunu, nerede nelerin yaşandığını bilmek istemiyorum" vardır. okumak gereklidir, mecburidir. okumaktan yoksun bir ömrün niteliği tartışılır. yaşamınıza anlam kazandırın.
devamını gör...
sözlük yazarlarının satın aldıkları son kitap
(bkz: gör beni (kitap))
devamını gör...
feminizmin anlamını bilmeden boş konuşanların artması
cahillik.
feminizm: "kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne süren ve bunu gerçekleştirmeye çalışan akım."
bazı insanlar feminizmi 'erkekler ölsün yaşasın kadınlar' mantığında destekliyorlar halbuki sırf kadın olduğu için işe alınmayan bir kadın ya da sırf kadın olduğu için işinde yükselen kadın da feminizmin mantığına ters.
insanlar daha savunduğu şeyi bilmeden sağda solda konuşunca feminizme de düşmanlık artıyor.
feminizm düşman olacağınız bir akım değil arkadaşlar. kadının toplumda var olmasını sağlamaya yarayan bir akım.
ayrımcılık istemiyoruz eşitlik istiyoruz. bu kadar basit.
feminizm: "kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne süren ve bunu gerçekleştirmeye çalışan akım."
bazı insanlar feminizmi 'erkekler ölsün yaşasın kadınlar' mantığında destekliyorlar halbuki sırf kadın olduğu için işe alınmayan bir kadın ya da sırf kadın olduğu için işinde yükselen kadın da feminizmin mantığına ters.
insanlar daha savunduğu şeyi bilmeden sağda solda konuşunca feminizme de düşmanlık artıyor.
feminizm düşman olacağınız bir akım değil arkadaşlar. kadının toplumda var olmasını sağlamaya yarayan bir akım.
ayrımcılık istemiyoruz eşitlik istiyoruz. bu kadar basit.
devamını gör...
bir ailenin çocuğuna yapacağı en büyük kötülük
onu kendi eklentileri gibi görmek olsa gerek.
devamını gör...
ilhan berk
tek pişmanlığım kelimelerimi bile hak etmeyen insanlara, saatlerce cümleler kurmaktır. diyerek herşeyi özetlemiştir.
devamını gör...
aşık olma isteği
boş boş duruyorum başımı belaya sokmam lazım isteği diyelim biz
devamını gör...
sürekli aldatılsa da insanlara güvenen kişi
çocukluğunda daha çok annesi yada babası tarafından çok kandırılmış, ihanete uğramış veya yarı yolda bırakılmıştır, ihanet derken bu çok küçük birşey de olabilir ama çocuğun tanıdığı duygu, güvendiği kişinin güvenini kırmasıdır, mesela "kendisine söz veren annesinin hiçbir açıklama yapmadan, sözünde durmaması" ve bunuda önemsememesi olabilir, çocuk ona kırılır, ama o duyguyu anlayamaz, insani olarak telafi bekler, o da olmazsa öyle açık kalır o dosya, kafada bir anne kavramı hala vardır, ve güvenilecek kişiye bu bilgiler kaydedilir...
güvenilecek kişi = yalan söyler, sözünde durmaz, ortaya çıkınca da utanmaz..
gibi..
çocukluğundan başlayarak, ilk öğrendiği ilişki türü bu olduğu için, ileriki hayatında bu duyguyu bulduğu yerde tanıyacaktır, ve hep kendisini kandıran insanları bulup bulup yapışacaktır, ayrılamayacaktır, çünkü onu öğrenmiş ve onu tanıyor sadece...
o kariyerli, parası olan, akıllı başarılı kadınların, gidip gidip at hırsızı gibi, sahtekar adamlara aşık olmasının sebebi de budur, babanın annenin modern olmasıyla, eğitimli olmasıyla, yetişilen muhitle filan hiç alakası yok bu işlerin arkadaşlar,
bu konu doktora gitseniz, doktorun bile zor anlatacağı, zor düzelecek bir konu, o kadar çok alt başlığı varki, kişinin kendisinin düşünüp çözeceği, sadece kendisinin kendisini ikna edeceği, farkedeceği bir konu, o yüzden insanların kendini dinlemesi çok önemli, mesela, mutlu olduğu bir anda, yada hoşlanmadığı bir durumda, ben böyle olunca neden hep bunu hissediyorum diye, kendini dinlemesi gerekir, birşey hissediyorsanız kesin bir sebebi vardır, kendinizi dinleyin ve anlayın, kendinize kulak verin, inanın çok güvendiğimiz doktorlar bile ezberledikleri teşhisleri yapıp, ezberledikleri tedavileri uyguluyorlar, hepsinin anlattıkları da doğru değil...
ben bu konuda tuna tüner, agah aydın ı tavsiye ederim, okuyup izledikten sonra kendinizde sorgulayın, her paylaşılan bilgi doğrudur diye bir şey yok, ama tuna tüner en iyisi, bir de birşeyi öğrenmek için izlemek çok etkili değil, sadece dinlemek bir derece daha iyi, ama okumak en etkilisi, eğer araştırdığınız bir konu varsa mutlaka ilgili bilgileri önce okuyun, merak ederek okuduğunuz herşeyi öğrenme ihtimaliniz çok daha yüksek, okuyarak başlayın derim ben.
güvenilecek kişi = yalan söyler, sözünde durmaz, ortaya çıkınca da utanmaz..
gibi..
çocukluğundan başlayarak, ilk öğrendiği ilişki türü bu olduğu için, ileriki hayatında bu duyguyu bulduğu yerde tanıyacaktır, ve hep kendisini kandıran insanları bulup bulup yapışacaktır, ayrılamayacaktır, çünkü onu öğrenmiş ve onu tanıyor sadece...
o kariyerli, parası olan, akıllı başarılı kadınların, gidip gidip at hırsızı gibi, sahtekar adamlara aşık olmasının sebebi de budur, babanın annenin modern olmasıyla, eğitimli olmasıyla, yetişilen muhitle filan hiç alakası yok bu işlerin arkadaşlar,
bu konu doktora gitseniz, doktorun bile zor anlatacağı, zor düzelecek bir konu, o kadar çok alt başlığı varki, kişinin kendisinin düşünüp çözeceği, sadece kendisinin kendisini ikna edeceği, farkedeceği bir konu, o yüzden insanların kendini dinlemesi çok önemli, mesela, mutlu olduğu bir anda, yada hoşlanmadığı bir durumda, ben böyle olunca neden hep bunu hissediyorum diye, kendini dinlemesi gerekir, birşey hissediyorsanız kesin bir sebebi vardır, kendinizi dinleyin ve anlayın, kendinize kulak verin, inanın çok güvendiğimiz doktorlar bile ezberledikleri teşhisleri yapıp, ezberledikleri tedavileri uyguluyorlar, hepsinin anlattıkları da doğru değil...
ben bu konuda tuna tüner, agah aydın ı tavsiye ederim, okuyup izledikten sonra kendinizde sorgulayın, her paylaşılan bilgi doğrudur diye bir şey yok, ama tuna tüner en iyisi, bir de birşeyi öğrenmek için izlemek çok etkili değil, sadece dinlemek bir derece daha iyi, ama okumak en etkilisi, eğer araştırdığınız bir konu varsa mutlaka ilgili bilgileri önce okuyun, merak ederek okuduğunuz herşeyi öğrenme ihtimaliniz çok daha yüksek, okuyarak başlayın derim ben.
devamını gör...
natalie portman
şimdiye kadar hiçbir kuş komşusundan daha çok sayıda ev yapmaya çalışmadı ve hiçbir sincap iki kış yetecek kadar yiyecek saklamadı.
peki insanlar neden bu kadar doyumsuz? sözünü eden kimse olduğu söylenen oscar ve altın küre kazanmış kadın oyuncu.
peki insanlar neden bu kadar doyumsuz? sözünü eden kimse olduğu söylenen oscar ve altın küre kazanmış kadın oyuncu.
devamını gör...
tercüman
relax ukdesi.
sözlü olarak veya işaret dili ile dil çevirisi yapan meslek grubuna 'tercüman' denir.
mütercim tercümanlık ise yazılı metinlerin çevirisini yapan meslek grubudur.
sözlü olarak veya işaret dili ile dil çevirisi yapan meslek grubuna 'tercüman' denir.
mütercim tercümanlık ise yazılı metinlerin çevirisini yapan meslek grubudur.
devamını gör...
eeg
beynin elektriksel etkinliklerini, iletken elektronlar yardımıyla milisaniyelik çözünürlükte ölçen tekniktir. kafa yüzeyine bağlanan her elektrot, bulunduğu yerin derinlerinde yer alan milyonlarca nöronun toplam etkinliğini yakalar. bu teknikle beyin kortekslerindeki etkinliklerin çok hızlı değişimleri gözlenir hale gelir.
her geçen nesil daha donanımlı tarayıcılar, daha açılımlı yöntemlerle insan beyni, insan beyniyle anlaşılmaya çalışılıyor. bunun üzerine emerson pugh’ ın şu sözünü hatırlıyorum: “beynimiz onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, o kadar basit olurduk ki onu anlayamazdık. “
fakat şimdi astrofizikte olduğu gibi nörobilim sahasında da anlama adına verilen çabaların getireceği büyük değişimlerin ayak seslerini duyuyoruz.
her geçen nesil daha donanımlı tarayıcılar, daha açılımlı yöntemlerle insan beyni, insan beyniyle anlaşılmaya çalışılıyor. bunun üzerine emerson pugh’ ın şu sözünü hatırlıyorum: “beynimiz onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, o kadar basit olurduk ki onu anlayamazdık. “
fakat şimdi astrofizikte olduğu gibi nörobilim sahasında da anlama adına verilen çabaların getireceği büyük değişimlerin ayak seslerini duyuyoruz.
devamını gör...
inci küpeli kız

vermeer'in başyapıtı olan bu eser, "kuzeyin mona lisa'sı" olarak da anılır. asıl adı ise türbanlı kız "the girl with a turban" olan eser daha sonraları inci küpeli kız olarak anılır olmuştur.
eser, o dönem hollanda'da yaygın bir tür olan tronie tarzında yapılmıştır. bu tarzın amacı, figürün yüzünü ve ifadesini yansıtmaktır.
resimde kullanıldığı modelin kimliği ise bilinmememektedir. tıpkı mona lisa gibi bu modelin de kim olduğu bilinmemesi eseri daha da gizemli kılmaktadır. kimi çevreler ise bu modelin ressamın büyük kızı maria olduğunu söylerler. maria, vermeer'in birçok resmine modellik yapmıştır.
vermeer'in yapmış olduğu resimlere bakıldığında, kırktan fazla kadın görüntüleri üzerine çalışmaları olduğu görülür. ressam, kadınları sakinlik içinde resmetmiştir. resimde hissedilen olay, sanki bir anlık ses ile figürün bize doğru dönmüş olduğudur. sanki resim o bakışın bir fotoğrafı gibidir. bu da resme bakıldığında sanki resimdeki kızla aynı ortamdaymışız hissi uyandırır.
resimdeki küpe ise resmin en ışıltılı bölgesidir. tablonun odak noktası ise bu küpedir. küpenin tek bir odak noktasının olması, resme bakar bakmaz kişinin küpeyi fark etmesini sağlar. vermeer de parlak renklerin, ışık oyunlarının ve yansımaların ustası olarak bilinmesini belki de bu güzel detayları ile elde etmiştir.
vermeer ayrıca oldukça mükemmelliyetçi bir ressamdır. en kaliteli malzemeleri kullanır, en pahalı boyalar ile resimlerini yaparmış. yılda en fazla 3 tablo yapması da onun ne kadar mükemmelliyetçi olduğunu bizlere gösteren harika bir detay. bu yüzden ömrü yoksulluk içinde geçmiştir. 43 yıllık yaşamında 35 tablo resmetmiştir.
"inci küpeli kız" isminde bir kitap ve bir de film bulunmaktadır. film kitabın sinemaya uyarlanmış halidir. "inci küpeli kız" romanında tracy chevalier, 16 yaşındaki griet'in gözünden, 1660 hollandası ve vermeer'in harika tablosuna ilham verişi mükemmel bir şekilde anlatılıyor.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
"ben zindanda, sen çiçeklerin arasında
kalbim acıyor
ağla istiyorum"
kalbim acıyor
ağla istiyorum"
devamını gör...
termistör
yarı iletkenlerden yapılan ve sıcaklıkla direnci değişen elektronik devre elemanı. terminstans olarak da bilinir. disk ya da silindir şeklinde preslenen ve ardından birtakım malzemelerle kaplanan metal oksitlerden yapılır.
devamını gör...


