modların saçma sapan nedenlerle tanım silmesi
bir konuyu ayırmak gerekir öncelikle;
tek/iki-üç kelimelik/tweetvari tanımlar format gereği silinir. bu ok, bu cepte. yeni gelenler hariç herkes hakim olaya. anladık! bez yüz milyon kere tekrarlamayın. böyle tanımları silmekte haklılar.
fakat yetişkin veya genç yetişkin insanlar olarak pohpohlanmaya, şımartılmaya gelince sorun görmeyip, “öte git” denildi mi, eleştirildi mi hemen “nope. bu olmaz bunu sileriz/sildiririz işte” diyemezsiniz. nerede kaldı fikir özgürlüğü?
ben ak olana kara diyemem arkadaşım. bak popoya popo bile yazmıyorum, teletabiye bağladım iyice. ha herkeste fikir özgürlüğünün karşıtı başka. benimkinde kimseye hakaret veya küfür göremezsiniz, görmeyeceksiniz de. yapımda yok. ha içimden dışımdan embesil derim, olsun o kadar. hak edene cuk oturan kelime. bunu gidip isim vererek veya nickaltına yazarak yapmam. kimseyi örgütleyecek kadar bayağı değilim. işbu sebepten hiç bir şekilde küfür/ hakaret barındırmayan entrym silinince benim de aklıma popüler olanı, nicelik olanı eleştirmem yasak demek ki düşünceleri gark ediyor. neden etmesin formata uyan entrym silinirse? başka ne sebep düşünürüm? modla kanka demek ki derim. benim de mod arkadaşlarım var fakat kendi çıkarlarım adına kullanmıyorum. eleştiriyi kaldırıyorum. saçma salak az bilinen efsane duyarlı şu entry mesela: #948229 duruyor. saçma bulduğumu belirtiyorum. üstüne bir kaç kez de düşündüm, acaba haklı olma payı var mı dedim? kendimi eleştirdim. diğer insanlardan da böyle ufak bir beklenti içerisindeyim.
bir sorun kendinize: karşımdakinin haklı olma ihtimali var mı?
neyse ne. o orada dursun. objektif bakabilen görür zaten vıttırı vızzık olanı/olmayanı.
sevgi pıtırcıklığı, kankalık yeteri kadar insanın tiksinip gitmesine yol açtı. ot beyinliler; bir durup düşünün, bir kere de ben hatalıyım diyin. gerçek yüzünüzü saklayıp iğrenç bir yüzeysellik ile kendinizi tatmin etmelerinize, nickaltımda popoya popo dendi acil yetiş, hemen güzel şeyler yaz da yukarı çıksın görünmesin, başlık açtım kanka destek atarsın diyerek zavallılaşmanıza gerçekten acıyarak ve iğrenerek bakıyorum.
silinecekse de buyrun, popoya popo dedim. pembe gözlüklerinize zeval gelmesin, seviliyorsunuz.
tek/iki-üç kelimelik/tweetvari tanımlar format gereği silinir. bu ok, bu cepte. yeni gelenler hariç herkes hakim olaya. anladık! bez yüz milyon kere tekrarlamayın. böyle tanımları silmekte haklılar.
fakat yetişkin veya genç yetişkin insanlar olarak pohpohlanmaya, şımartılmaya gelince sorun görmeyip, “öte git” denildi mi, eleştirildi mi hemen “nope. bu olmaz bunu sileriz/sildiririz işte” diyemezsiniz. nerede kaldı fikir özgürlüğü?
ben ak olana kara diyemem arkadaşım. bak popoya popo bile yazmıyorum, teletabiye bağladım iyice. ha herkeste fikir özgürlüğünün karşıtı başka. benimkinde kimseye hakaret veya küfür göremezsiniz, görmeyeceksiniz de. yapımda yok. ha içimden dışımdan embesil derim, olsun o kadar. hak edene cuk oturan kelime. bunu gidip isim vererek veya nickaltına yazarak yapmam. kimseyi örgütleyecek kadar bayağı değilim. işbu sebepten hiç bir şekilde küfür/ hakaret barındırmayan entrym silinince benim de aklıma popüler olanı, nicelik olanı eleştirmem yasak demek ki düşünceleri gark ediyor. neden etmesin formata uyan entrym silinirse? başka ne sebep düşünürüm? modla kanka demek ki derim. benim de mod arkadaşlarım var fakat kendi çıkarlarım adına kullanmıyorum. eleştiriyi kaldırıyorum. saçma salak az bilinen efsane duyarlı şu entry mesela: #948229 duruyor. saçma bulduğumu belirtiyorum. üstüne bir kaç kez de düşündüm, acaba haklı olma payı var mı dedim? kendimi eleştirdim. diğer insanlardan da böyle ufak bir beklenti içerisindeyim.
bir sorun kendinize: karşımdakinin haklı olma ihtimali var mı?
neyse ne. o orada dursun. objektif bakabilen görür zaten vıttırı vızzık olanı/olmayanı.
sevgi pıtırcıklığı, kankalık yeteri kadar insanın tiksinip gitmesine yol açtı. ot beyinliler; bir durup düşünün, bir kere de ben hatalıyım diyin. gerçek yüzünüzü saklayıp iğrenç bir yüzeysellik ile kendinizi tatmin etmelerinize, nickaltımda popoya popo dendi acil yetiş, hemen güzel şeyler yaz da yukarı çıksın görünmesin, başlık açtım kanka destek atarsın diyerek zavallılaşmanıza gerçekten acıyarak ve iğrenerek bakıyorum.
silinecekse de buyrun, popoya popo dedim. pembe gözlüklerinize zeval gelmesin, seviliyorsunuz.
devamını gör...
yazarların çocukluk hayalleri
bir balinanın beni yutması, çok uzak yerlere götürmesini, ben oralarda gezip tozduktan sonra da beni evime geri götürmesini hayal ederdim.
devamını gör...
iyi olmadığı halde iyiyim diyen insan
kötüyüm desek açıklama için uğraşmak zorunda kalacağız. ayrıca ne önemi var ki iyi olup olmamamızın karşı taraf için. değersizleştirilmiş bir söz öbeği olarak kullanılıyor.
devamını gör...
söylemesi keyifli kelimeler
zira ve lakin kelimelerine sebepsizce bayılıyorum.
devamını gör...
vietnam savaşı
amerikanın rezaletini rambo filmiyle kapatmaya çalıştığı savaştır. l.a.w. silahıyla toplu imhaya kalkmışlardır çünkü aksi türlü askerleri helikopterden yere inerken tek bir askerle taranarak öldürülüyorlardı. rusyanın afganistana saldırısında başına gelenlere benzer şeyler yaşamışlardır.
devamını gör...
normal sözlük'ün underrated yazarları
artık çok da önemli olmadığını düşündüğüm başlık. bugün hatta ekşinin daha iyi bi alan olduğunu düşündüm. neden? az kişi olunca tanınır olmak vs gerçekten “aile ortamı” gibi olması çok da güzel bir şey değilmiş. başta öyle sanıyordum. a ne güzel samimi filan. her neyse birilerinin değerini bilmeye vs gerek yok. fazla muhabbet tez ayrılık hesabı, ya da kıymet bilmeme gibi... yazan yazsın çizen çizsin sözlük yaşıyor bi şekilde... sözlük sözlüktür, yazar yazar.
devamını gör...
sıkça tanım yapmama sebepleri
çok klasik şeyleri yazmak istememektir.
devamını gör...
atlas
#mitoloji
bir titan olan atlas, titan iapetus ve okeanid kylimene'nin* oğulları ve insanların yaratıcısı, ateş hırsızı prometheus'un kardeşidir. titanlar ile olympos tanrıları arasındaki savaş sırasında* atlas titanların tarafında savaşmış ve olymposluların zaferinden sonra diğer pek çok titan gibi tartaros'a hapsedilmek yerine başka bir cezaya layık görülmüştür. zeus tarafından kendisine uygun görülen ceza, gaia'nın* en ucunda gök kubbeyi sırtında taşımaktır. bu cezayı veya görevi de ölene dek başarıyla sürdürmüştür.
heraklios'un* on iki görevinden biri de hesperid'lerin bahçesinden altın elmaları çalmaktır. heraklios bahçeye geldiğinde hesperidlerin babası olan atlas'la karşılaşır ve gök kubbeyi bir süre taşımak karşılığında atlas ona elmaları getireceğini söyler. heraklios gök kubbeyi sırtlanır ancak gidip elmaları getiren atlas gök kubbeyi tekrar sırtına almak istemez. bunun üzerine heraklios atlas gök kubbenin şöyle ucundan biraz tutarsa pelerinini düzeltip tekrar omuzlarına alacağını söyler ve atlas gök kubbeyi tutar tutmaz heraklios bırakıp kaçar. böylelikle atlas cezasından tek kurtulma yolunu da kaybeder.
atlas'ın ikinci ziyaretçisi ise medusa katili perseus olur. perseus, neden bilmiyorum, gelip medusa'nın başını atlas'a gösterir. omuzları yüklü olduğu için başını çeviremeyen atlas medusa'nın gözlerine bakmış bulunur ve taşa dönüşerek atlas dağları haline gelir.
işbu entry'de gerek yunan gerek roma birden fazla mitolojik anlatı kullanıldığından, yazarların okudukları mitolojik kaynağa göre değişiklikler gösterebilir.
bir titan olan atlas, titan iapetus ve okeanid kylimene'nin* oğulları ve insanların yaratıcısı, ateş hırsızı prometheus'un kardeşidir. titanlar ile olympos tanrıları arasındaki savaş sırasında* atlas titanların tarafında savaşmış ve olymposluların zaferinden sonra diğer pek çok titan gibi tartaros'a hapsedilmek yerine başka bir cezaya layık görülmüştür. zeus tarafından kendisine uygun görülen ceza, gaia'nın* en ucunda gök kubbeyi sırtında taşımaktır. bu cezayı veya görevi de ölene dek başarıyla sürdürmüştür.
heraklios'un* on iki görevinden biri de hesperid'lerin bahçesinden altın elmaları çalmaktır. heraklios bahçeye geldiğinde hesperidlerin babası olan atlas'la karşılaşır ve gök kubbeyi bir süre taşımak karşılığında atlas ona elmaları getireceğini söyler. heraklios gök kubbeyi sırtlanır ancak gidip elmaları getiren atlas gök kubbeyi tekrar sırtına almak istemez. bunun üzerine heraklios atlas gök kubbenin şöyle ucundan biraz tutarsa pelerinini düzeltip tekrar omuzlarına alacağını söyler ve atlas gök kubbeyi tutar tutmaz heraklios bırakıp kaçar. böylelikle atlas cezasından tek kurtulma yolunu da kaybeder.
atlas'ın ikinci ziyaretçisi ise medusa katili perseus olur. perseus, neden bilmiyorum, gelip medusa'nın başını atlas'a gösterir. omuzları yüklü olduğu için başını çeviremeyen atlas medusa'nın gözlerine bakmış bulunur ve taşa dönüşerek atlas dağları haline gelir.
işbu entry'de gerek yunan gerek roma birden fazla mitolojik anlatı kullanıldığından, yazarların okudukları mitolojik kaynağa göre değişiklikler gösterebilir.
devamını gör...
kitap isimlerini 128 milyar dolar ile değiştir
128 milyar dolarlı madonna.
128 milyar dolar ve kayra.
128 milyar dolar ve mecnun.
128 milyar dolar kulübü.
128 milyar dolar çiftliği.
128 milyar dolar ve ceza.
128 milyar doların tanrısı.
128 milyar dolar neyle yaşar.
128 milyar dolar ve kayra.
128 milyar dolar ve mecnun.
128 milyar dolar kulübü.
128 milyar dolar çiftliği.
128 milyar dolar ve ceza.
128 milyar doların tanrısı.
128 milyar dolar neyle yaşar.
devamını gör...
öykü
sizlere biraz öyküden ve öykünün kriterlerinden, ne olduğundan, ne olmadığından bahsetmek istiyorum. (bilgi birikimim dahilinde)
öykü: gerçek veya tasarlanmış olayları anlatan bir düzyazı türüdür.
hikaye ile karıştırılmamalıdır. altını çizerek söylüyorum: hikaye, bir olayın sözlü veya yazılı olarak anlatılmasıdır.
her şeyin bir hikayesi olabilir fakat her şeyin bir öyküsü yoktur. herhangi bir senaryo, film, roman, deneme, şiir vb. bir hikayeye sahiptir. yani çok daha genel, olayın anlatımıdır. öykü ise hikayeyi de içeren daha geniş bir edebi türdür.
ingilizcede böyle bir ayrım var mesela. her şeyin bir "story"si vardır ama her şeyin bir "short story"si yoktur... short story türkçedeki "öykü"nün izdüşümü elbette.
öykü kısadır. fakat bu kısalık mevzusu fazlasıyla kafa karıştırıcı olabilmekte.
" öykü< novella< roman" gibi bir ayrım var mesela. fakat bu ayrımı biraz daha inceleyince olayın aslında ne kadar anlamsızlaşabileceği gözüküyor. şöyle söyleyeyim:
öykü eksiltme sanatına göre giden bir edebi türdür ve eğer kesin bir ayrım yapacak olursak poe'nun belirttiği üzere ve stephen king'in de değindiği üzere, "etkide birlik" söz konusudur. (bkz: etkide birlik) (tek etki kuramı olarak da geçiyor literatürde.)
eğer romandan eksiltirseniz öykü, öyküden eksiltirseniz şiir ortaya çıkar. ama soralım: kime göre neye göre? değişir bu efendim. mesela flash fiction denen bir tür de var. hemingway'in ortaya attığı söylenen 6 kelimelik roman örneğin... roman. ama roman mı sizce bu? belki. sonuç olarak yazdığı yazı şu:
"for sale:
baby shoes. never worn."
o halde bir düşünelim. bu "roman" düşündükçe kendisini açıyor mu okuyucuya? hayallere sürüklüyor mu bizi? amatör bir "yazar" olan bana sorarsanız,-ki yazar demeye utandığım oluyor kendime- evet.
işler burada karışıyor. çünkü öykü denen düzyazı türüne de baktığımızda, bu da açılabilir. her şey açılabilir. çünkü söz konusu insan zihnidir. o yüzden bu uzunluk mevzusunu pek kurcalamamakta fayda var. 300 sayfalık bir öykü((gbkz: shawshank redemption)) de olur, 100 sayfalık bir roman da olur. 30 sayfalık bir şiir de, 6 kelimelik bir roman da. oluyor böyle şeyler. belli bir kalıba sokmaya çalışıyoruz. elbette bunun yanlış olduğu kanaatindeyim. önemli olan anlama odaklanmak.
kriterlerden de bahsetmiş oldum böylece. ilgilenenler için açıklayıcı olmuştur umarım.
öykü: gerçek veya tasarlanmış olayları anlatan bir düzyazı türüdür.
hikaye ile karıştırılmamalıdır. altını çizerek söylüyorum: hikaye, bir olayın sözlü veya yazılı olarak anlatılmasıdır.
her şeyin bir hikayesi olabilir fakat her şeyin bir öyküsü yoktur. herhangi bir senaryo, film, roman, deneme, şiir vb. bir hikayeye sahiptir. yani çok daha genel, olayın anlatımıdır. öykü ise hikayeyi de içeren daha geniş bir edebi türdür.
ingilizcede böyle bir ayrım var mesela. her şeyin bir "story"si vardır ama her şeyin bir "short story"si yoktur... short story türkçedeki "öykü"nün izdüşümü elbette.
öykü kısadır. fakat bu kısalık mevzusu fazlasıyla kafa karıştırıcı olabilmekte.
" öykü< novella< roman" gibi bir ayrım var mesela. fakat bu ayrımı biraz daha inceleyince olayın aslında ne kadar anlamsızlaşabileceği gözüküyor. şöyle söyleyeyim:
öykü eksiltme sanatına göre giden bir edebi türdür ve eğer kesin bir ayrım yapacak olursak poe'nun belirttiği üzere ve stephen king'in de değindiği üzere, "etkide birlik" söz konusudur. (bkz: etkide birlik) (tek etki kuramı olarak da geçiyor literatürde.)
eğer romandan eksiltirseniz öykü, öyküden eksiltirseniz şiir ortaya çıkar. ama soralım: kime göre neye göre? değişir bu efendim. mesela flash fiction denen bir tür de var. hemingway'in ortaya attığı söylenen 6 kelimelik roman örneğin... roman. ama roman mı sizce bu? belki. sonuç olarak yazdığı yazı şu:
"for sale:
baby shoes. never worn."
o halde bir düşünelim. bu "roman" düşündükçe kendisini açıyor mu okuyucuya? hayallere sürüklüyor mu bizi? amatör bir "yazar" olan bana sorarsanız,-ki yazar demeye utandığım oluyor kendime- evet.
işler burada karışıyor. çünkü öykü denen düzyazı türüne de baktığımızda, bu da açılabilir. her şey açılabilir. çünkü söz konusu insan zihnidir. o yüzden bu uzunluk mevzusunu pek kurcalamamakta fayda var. 300 sayfalık bir öykü((gbkz: shawshank redemption)) de olur, 100 sayfalık bir roman da olur. 30 sayfalık bir şiir de, 6 kelimelik bir roman da. oluyor böyle şeyler. belli bir kalıba sokmaya çalışıyoruz. elbette bunun yanlış olduğu kanaatindeyim. önemli olan anlama odaklanmak.
kriterlerden de bahsetmiş oldum böylece. ilgilenenler için açıklayıcı olmuştur umarım.
devamını gör...
ludwig wittgenstein
şahsımca dünyanın en hüzünlü cümlesini sarf etmiş kişidir, dilin prensi, mantığın şovalyesi, kötü yaratılışlı ejderhaların katilidir, yakın tarihin peygamberlerinden biridir, acı dolu bir hayatın içinde ruhunun karanlık baskısına göğüs gerebilmiş dünya üzerine gelebilmiş en zeki insanlardan birisidir, zekasını yönlendirebileceği tek şey olarak felsefeyi tanımlamıştır, "kültür ve değer" kitabında yazdığına göre kelimelerini ne zaman felsefe dışı bir şeye çevirecek olsa bocaladığını itiraf etmiş ve felsefenin zihnindeki tortuları süpürmesi için en uygun ortam olduğunu, kendi habitatı olduğunu söylemiştir. her cümlesinde ayrı bir derinlik, yaşayışında ayrı dimağları ilhama çağıracak bir gizem yatmaktadır. bertrand russel'ı akıl fuhuşu yapmakla suçlamıştır, akıl sağlığını öven filozoflar gibi değildir, okuması alışana kadar zordur fakat bu zorluk baudrillard, foucault vb. gibi filozoflarda yaşandığı gibi değildir, sadece soğuk mantığın diline hüküm verdiği için sürekli yaptığı tekrarlar kişiyi zorlayabilir, "tamam anladık ulan, kısa kes" gibi kelimelerin zihinde oluşmasına neden olabilir diye zordur. öte yandan zihinde kelimelerinin dansına izin verdiğiniz andan itibaren şeyler daha belirgin, dünya olabildiğinden daha berrak ve acıyla dolu gözükür, çünkü dünya sınırlıdır. dil ile sınırlandırılmıştır. dilin sınırı belirleyen şey ise mantıktır. ama hemen depresyona yönelmeyin, çözüm daha sonra manly p. hall tarafından sunulur, dünyanın sınırını ancak dünyanın sınırlarını genişleterek aşabileceğimizi söyler. tabi bu bir kademe atlama değil, elindeki olanakları sınırsız bir şekilde kullanabilme gücünden ileri gelir. sanıyorum konudan sapıyorum ve hala unutmayanların akıllarında merakla çalınan en hüzünlü cümleyi şuraya bırakıyorum;
“öyle bir duygumuz vardır ki, bütün olanaklı bilimsel sorular yanıtlandığında bile, yaşam sorunlarımıza daha hiç dokunulmamıştır. tabii o zaman da hiçbir soru kalmamıştır; yanıt da tam budur.”
tractatus'ta söylediği şey budur, bunu latinlerin bir deyimiyle daha şenlendirmek, karanlıkla dolu zihninize biraz daha karanlık eklemek isterim; "vanitas vanitatum sed omnia vanitas.—nafilenin nafilesi, herşey nafile."
wittgenstein kısa bir metinde anlatılabileceğin ötesinde bir insandır yine de buna rağmen yanlış anlaşılma korkusu yoktur fakat yanlış anlaşıldığında üzüldüğünü belirtmektedir. öyle ki, "yerkürenin dört bir bucağına dağılmış dostlar için yazıyorum" der. ayrıca tractatus'un önsözünde, "yazdıklarımı sadece bunları daha önce bir kez düşünmüş olanlar anlayabilecektir" diye yazar.
peki bütün bunlarla varmak istediğim nokta nedir, sadece kendi hayranlığımı dışa vurmak için mi bunları yazıyorum?(ki asla kendi benliğimin üzerinde bir şeye hayran olmam) ne demek istiyorum, neden bunları anlatıyorum? elbette ki yönelebilmeniz için. eğer bir kez olsun aklınızdan geçtiyse ve sonraya bıraktıysanız bundan vazgeçip tekrardan yönelmenizi rica etmek için. böylelikle bu entry bir an olsun size yönelmek için cesaret verebildiyse, evet cesaret, ardından gelip bana yazabilir ve böylelikle arkadaş olabiliriz. evet arkadaşlar, ben de yerkürenin dört bir yanına dağılmış dostlar için yazıyorum.(burada capslock açtım)
bütün yanıtları aldığınızı, bütün ideallere ulaştığınızı, dünyadaki bütün dağlara tırmanıp, bütün nehirlerin temiz sularından içtiğinizi varsayalım şimdi de, ulaşıcak hiçbir şeyin kalmaması nasıl hissettiriyor? ilerlemenin durması nasıl hissettiriyor? şimdi birer tanrıya dönüştünüz, her şeyi biliyorsunuz, bilinecek hiçbir şey kalmadı. oysa sizin tanrıdan farkınız kendi rotanızı tekrardan çizmenin zorluğu olarak beliriyor, dünya ortada değilken, ufkun köşeleri sisle kaplıyken her şey daha kolaydı, şimdi o sis kalkıp size köşelerin keskinliğini gösterdiğine göre boşluğa doğru bakışınız ve orada hiçbir şey görmeyişiniz size nasıl hissettiriyor? ben söyleyim, nasıl duygulanım yaşayacağınızı haddim olmadan tahmin etme küstahlığında bulunayım; hiçbir şey hissetmeyeceksiniz. baudrillard'ın bundan çok zaman geçmeden önce söylediği üzere, "üzerine örtülen hakikat değil, hakikatin yokluğudur." çizgi romanlarla aranız nasıl? bir kaç tane okumuşsunuzdur, hadi hiç olmadı filmi çekilenlerden birini izlemişsiniz, o halde dr. manhattan'ı akıllara getirelim, dünyada yapılacak bir şey kalmadığını gördüğünde, artık istenmediği diyarını terk ettiğinde ne demiştir? "belki kendiminkini yaratırım." fakat ne yazık ki anlaşılacak her şeyi anlamış olmanız size süper güçler kazandırmaz, uçamazsınız bunu öğrenince, görünmez olup süre hayalini kurduğunuz tuhaf fantezilerin peşini kovalayamazsınız. tıpkı eskiden olduğunuz insan gibi, hislerden arınmış bir şekilde hayatta kalma içgüdüsünün kontrolünde ölüm anınızı beklersiniz, yaşlı vampirler gibi hareket edersiniz. öyleyse olan biten budur, nafilenin nafilesi, herşey nafiledir. soru, yanıtıyla beraber gelmiştir. wittgenstein felsefenin amacını felsefeyi yok etmek olarak görür, haklıdır.(bak bak, buna karar veren komite olmuşum.)
wittgenstein kendini hatırlatıcı olarak görür ya da yeni benzetmeler yaparak daha önce düşünülmüş olanları tekrardan gün yüzüne çıkarmak ister, bu yüzden yaratıcı değildir, yeniden-yapıcıdır. bunu yine aynı şekilde kendisi de itiraf edecektir. ama veda'larda şöyle yazar; "gerçek birdir fakat bilgeler ona pek çok isim vermiştir." hakikatin birliği. süleyman der ki, "bu göğün altında söylenmemiş gerçek yoktur." baudrillard ile çelişmiyor mu peki bu söylediğim? hayır, klişelerle bezenmiş bir kelime söylemeye çalışayım; hakikatin yokluğu da öyle ya da böyle bir hakikattir. tabi bu wittgenstein'ın ayrımsadığı gibi, bazı şeyler vardır ve bazı şeyler yoktur durumuna benzer. bu da yok olanın varlığıdır. tabi, "hiçlikten hiçlik çıkar."
aslında wittgenstein için yazılacaklar bu kadarla sınırlı değil. her kelimesi özenle incelendiğinde elbette ki kendinize göre bir şey bulabilirsiniz, elbette sizi derinden sarsan bir cümleye rastgelebilirsiniz. o yüzden kazmaya devam edin, dil oyunlarının sizi zorladığı ya da sıktığı yerlerde "ulan bu ne ya" diyip kenara atmayın, okumaya devam edin. bu spiral merdivenden inmeye benzer, aşağı baktığınızda noktayı bütün netliğiyle görebilirsiniz ama indikçe fark edersiniz ki derinlik gördüğünüzün çok daha ötesindedir tabi ki baş döndürücülüğünden hiçbir şey kaybetmez.
“öyle bir duygumuz vardır ki, bütün olanaklı bilimsel sorular yanıtlandığında bile, yaşam sorunlarımıza daha hiç dokunulmamıştır. tabii o zaman da hiçbir soru kalmamıştır; yanıt da tam budur.”
tractatus'ta söylediği şey budur, bunu latinlerin bir deyimiyle daha şenlendirmek, karanlıkla dolu zihninize biraz daha karanlık eklemek isterim; "vanitas vanitatum sed omnia vanitas.—nafilenin nafilesi, herşey nafile."
wittgenstein kısa bir metinde anlatılabileceğin ötesinde bir insandır yine de buna rağmen yanlış anlaşılma korkusu yoktur fakat yanlış anlaşıldığında üzüldüğünü belirtmektedir. öyle ki, "yerkürenin dört bir bucağına dağılmış dostlar için yazıyorum" der. ayrıca tractatus'un önsözünde, "yazdıklarımı sadece bunları daha önce bir kez düşünmüş olanlar anlayabilecektir" diye yazar.
peki bütün bunlarla varmak istediğim nokta nedir, sadece kendi hayranlığımı dışa vurmak için mi bunları yazıyorum?(ki asla kendi benliğimin üzerinde bir şeye hayran olmam) ne demek istiyorum, neden bunları anlatıyorum? elbette ki yönelebilmeniz için. eğer bir kez olsun aklınızdan geçtiyse ve sonraya bıraktıysanız bundan vazgeçip tekrardan yönelmenizi rica etmek için. böylelikle bu entry bir an olsun size yönelmek için cesaret verebildiyse, evet cesaret, ardından gelip bana yazabilir ve böylelikle arkadaş olabiliriz. evet arkadaşlar, ben de yerkürenin dört bir yanına dağılmış dostlar için yazıyorum.(burada capslock açtım)
bütün yanıtları aldığınızı, bütün ideallere ulaştığınızı, dünyadaki bütün dağlara tırmanıp, bütün nehirlerin temiz sularından içtiğinizi varsayalım şimdi de, ulaşıcak hiçbir şeyin kalmaması nasıl hissettiriyor? ilerlemenin durması nasıl hissettiriyor? şimdi birer tanrıya dönüştünüz, her şeyi biliyorsunuz, bilinecek hiçbir şey kalmadı. oysa sizin tanrıdan farkınız kendi rotanızı tekrardan çizmenin zorluğu olarak beliriyor, dünya ortada değilken, ufkun köşeleri sisle kaplıyken her şey daha kolaydı, şimdi o sis kalkıp size köşelerin keskinliğini gösterdiğine göre boşluğa doğru bakışınız ve orada hiçbir şey görmeyişiniz size nasıl hissettiriyor? ben söyleyim, nasıl duygulanım yaşayacağınızı haddim olmadan tahmin etme küstahlığında bulunayım; hiçbir şey hissetmeyeceksiniz. baudrillard'ın bundan çok zaman geçmeden önce söylediği üzere, "üzerine örtülen hakikat değil, hakikatin yokluğudur." çizgi romanlarla aranız nasıl? bir kaç tane okumuşsunuzdur, hadi hiç olmadı filmi çekilenlerden birini izlemişsiniz, o halde dr. manhattan'ı akıllara getirelim, dünyada yapılacak bir şey kalmadığını gördüğünde, artık istenmediği diyarını terk ettiğinde ne demiştir? "belki kendiminkini yaratırım." fakat ne yazık ki anlaşılacak her şeyi anlamış olmanız size süper güçler kazandırmaz, uçamazsınız bunu öğrenince, görünmez olup süre hayalini kurduğunuz tuhaf fantezilerin peşini kovalayamazsınız. tıpkı eskiden olduğunuz insan gibi, hislerden arınmış bir şekilde hayatta kalma içgüdüsünün kontrolünde ölüm anınızı beklersiniz, yaşlı vampirler gibi hareket edersiniz. öyleyse olan biten budur, nafilenin nafilesi, herşey nafiledir. soru, yanıtıyla beraber gelmiştir. wittgenstein felsefenin amacını felsefeyi yok etmek olarak görür, haklıdır.(bak bak, buna karar veren komite olmuşum.)
wittgenstein kendini hatırlatıcı olarak görür ya da yeni benzetmeler yaparak daha önce düşünülmüş olanları tekrardan gün yüzüne çıkarmak ister, bu yüzden yaratıcı değildir, yeniden-yapıcıdır. bunu yine aynı şekilde kendisi de itiraf edecektir. ama veda'larda şöyle yazar; "gerçek birdir fakat bilgeler ona pek çok isim vermiştir." hakikatin birliği. süleyman der ki, "bu göğün altında söylenmemiş gerçek yoktur." baudrillard ile çelişmiyor mu peki bu söylediğim? hayır, klişelerle bezenmiş bir kelime söylemeye çalışayım; hakikatin yokluğu da öyle ya da böyle bir hakikattir. tabi bu wittgenstein'ın ayrımsadığı gibi, bazı şeyler vardır ve bazı şeyler yoktur durumuna benzer. bu da yok olanın varlığıdır. tabi, "hiçlikten hiçlik çıkar."
aslında wittgenstein için yazılacaklar bu kadarla sınırlı değil. her kelimesi özenle incelendiğinde elbette ki kendinize göre bir şey bulabilirsiniz, elbette sizi derinden sarsan bir cümleye rastgelebilirsiniz. o yüzden kazmaya devam edin, dil oyunlarının sizi zorladığı ya da sıktığı yerlerde "ulan bu ne ya" diyip kenara atmayın, okumaya devam edin. bu spiral merdivenden inmeye benzer, aşağı baktığınızda noktayı bütün netliğiyle görebilirsiniz ama indikçe fark edersiniz ki derinlik gördüğünüzün çok daha ötesindedir tabi ki baş döndürücülüğünden hiçbir şey kaybetmez.
devamını gör...
kaşkolnikov
bir başak burcu kadını!!! ve bugün de doğum günü olduğunu henüz öğrendiğim yazarlarımızdan.
e öyleyse doğum günü kutlu mutlu olsun nice yaşlar sağlıklı huzurlu yılları olsun.
e öyleyse doğum günü kutlu mutlu olsun nice yaşlar sağlıklı huzurlu yılları olsun.
devamını gör...
bozuk para
madeni para olarak bilinir; genelde para üstü olarak verilir. ayrıca çocukların para biriktirme alışkanlığında başrolü üstlenir; minik kumbaraları tıngırdatır. ne kadar çok bozuk para biriktirebilirsen o kadar zenginliği temsil eder o yaşlarda.
ama... adı üstünde "bozuk" para... bende bozulurdum beni hor görenlere, bende bozulurdum benim yerime sakız verenlere, sadece çocuklar tarafından kıymetimin bilinmesine, yerde görüldüğümde aldırış etmeden üstüme basılmasına, dilenciye layık görülmeme, tek başıma bir çikolata edemeyişime, üstü kalsın diyerek istenmediğimde...
fırsatını bulmuş ve dijitalleşen dünya sebebiyle yavaş yavaş sahneden inmeye başlamıştır. yerini ışıltılı kartlara, temas bile sevmeyen ödemelere bırakarak gözü yaşlı gidiyor iki gözümün çiçeği...
ama... adı üstünde "bozuk" para... bende bozulurdum beni hor görenlere, bende bozulurdum benim yerime sakız verenlere, sadece çocuklar tarafından kıymetimin bilinmesine, yerde görüldüğümde aldırış etmeden üstüme basılmasına, dilenciye layık görülmeme, tek başıma bir çikolata edemeyişime, üstü kalsın diyerek istenmediğimde...
fırsatını bulmuş ve dijitalleşen dünya sebebiyle yavaş yavaş sahneden inmeye başlamıştır. yerini ışıltılı kartlara, temas bile sevmeyen ödemelere bırakarak gözü yaşlı gidiyor iki gözümün çiçeği...
devamını gör...
kendime saygım var davranışları
istediğin yemeği pişirmek,sadece kendine ait zamanlar yaratmak,sana kötü gelen insanları hayatından uzaklaştırmak.
devamını gör...
fakirleri sevindiren olaylar
metrobüste oturmak. köprüden geçerken hele insan şöyle bir denize bakar ve fakirliğini elbette unutur.
devamını gör...
üşeniyorum öyleyse yarın
(bkz: başarısız insanların ortak yanları)ndan biri olan hatta hayat felsefeleri olan sözdür.
devamını gör...
yansıma sözcük
kuzunun melemesi
rüzgarın uğultusu
yaprağın hışırdaması.
rüzgarın uğultusu
yaprağın hışırdaması.
devamını gör...
anneyle babanın aşkının tiksindirici olması
ne yapsınlar aşk yaşamayıp birbirlerine mi sövsünler birbirlerini mi dövsünler ya da istersen aşk yaşamak yerine biri cinnet getirip diğerini falan öldürsün senin gözlerinin önünde.
t:gayet doğal olan hadise. rahatlık mutluluk ve huzurun battığı yazar beyanı.
t:gayet doğal olan hadise. rahatlık mutluluk ve huzurun battığı yazar beyanı.
devamını gör...
iki derviş
iki derviş, yolculukları sırasında bir dere kenarına varmışlar. genç bir kadın dere kenarında karşıya nasıl geçeceğini bilemez halde umutsuzca beklemekteymiş. dervişlerden biri, genç kadını kucaklayıp suyun öteki tarafına bırakmış. öteki derviş, arkadaşının bu davranışını hiç hoş karşılamamış ancak sesinide çıkarmamış. dervişler tekrar yola revan olmuşlar. yolda giderken diğer derviş kendi kendine söylenip,
-bir dervişin bir kadını kucaklaması, olacak iş değil, diye kendi kendine söylenirken artık dayanamayarak yanındaki dervişe;
- sen, böyle bir şeyi nasıl yaparsın? biz dervişiz! bırak bir kadını kucaklayıp karşıya geçirmeyi, onlara bakmamız bile yasaktır! hatta seni baştan çıkarabilirdi.
öteki derviş oldukça sakin karşılık vererek;
- dostum ben o kadını dereden geçirdikten sonra orada bıraktım. sen neden hala içinde taşırsın? demiş.
günümüzde boş yere, zihnimizde taşıdığımız o kadar gereksiz ve boş vesvese ve suizan var ki, bütün bunları bir kenara bırakmalıyız. çünkü hayat çok kısa ve yapılacak çok iş var.
-bir dervişin bir kadını kucaklaması, olacak iş değil, diye kendi kendine söylenirken artık dayanamayarak yanındaki dervişe;
- sen, böyle bir şeyi nasıl yaparsın? biz dervişiz! bırak bir kadını kucaklayıp karşıya geçirmeyi, onlara bakmamız bile yasaktır! hatta seni baştan çıkarabilirdi.
öteki derviş oldukça sakin karşılık vererek;
- dostum ben o kadını dereden geçirdikten sonra orada bıraktım. sen neden hala içinde taşırsın? demiş.
günümüzde boş yere, zihnimizde taşıdığımız o kadar gereksiz ve boş vesvese ve suizan var ki, bütün bunları bir kenara bırakmalıyız. çünkü hayat çok kısa ve yapılacak çok iş var.
devamını gör...
aldatan kişi affedilir mi sorunsalı
tekrar aldatsın istiyorsanız affedin.
ama yok benim kendime saygım var diyorsanız yapacağınız şeyi biliyorsunuzdur demektir. siz doğru yoldasınız. böyle devam edin.
ama yok benim kendime saygım var diyorsanız yapacağınız şeyi biliyorsunuzdur demektir. siz doğru yoldasınız. böyle devam edin.
devamını gör...