24 aralık 2020 çin aşısının ülkemize gelmesi
çin'in geliştirdiği koronavirüs aşısı sinovac'ı taşıyan uçağın bugün sabah saatlerinde istanbul havalimanı'na inmesi hadisesi.
aşılama sürecine ilişkin detayların ise sağlık bakanı fahrettin koca tarafından saat 19.00'da açıklanması bekleniyor.
kaynak
aşılama sürecine ilişkin detayların ise sağlık bakanı fahrettin koca tarafından saat 19.00'da açıklanması bekleniyor.
kaynak
devamını gör...
eş cinsel sözlük yazarları
eşcinsel değilim ama tüm eşcinsel yazarlarımıza kocaman sevgi yollamaya geldim.*
devamını gör...
ekşi sözlük
çift haneli yıllardır ekşi sözlükte yazarım. hala da yazmaktayım. meh. matah bir şey mi? yoo. binyıllar önce almışım hesabı. onaylanmış. yazmışım. hızlı zamanlarımız da olmuş. bir şeyler yaşanmış tuhaf tuhaf. reenkarne falan olmuşum. bişiler bişiler. olur öyle.
ergenmişiz, çiğmişiz mesela, kaldırmış psikolojimiz. gerçek sosyal yaşantımda taciz edilmişim. sene 2010 falan ya da 2009 anımsayamıyorum; başlığını açmışım. duygumu paylaşmışım. omuz aramışım, buraya bir melek mi düşmüş linci falan yemişim. üzülmüşüm ama baş etmişim ekşi sözlükten tanışıp gerçekten sosyal hayatıma dahil edecek kadar değerli bulduğum insanların da destekleriyle. devam etmiş maceram. çocukmuşum oğlum, sevgilim olmuş sözlükten, ondan ayrılmışım başkasıyla sevgili olmuşum mesela, iki adam birbiriyle hiç sorun yaşamazken aynı sorumluluk çatısına ait olan küçük bir gruba dahil olmalarına rağmen, sözlükle, yönetimle zaağğtteen sorun yaşayan biri takmış bu durumu kafasına, o attırdı beni sözlükten kampanyası başlatmış falan. su kaldırmış mesele hayli. bir öbürüyle hiç görüşmemişim, "o benim eski sevgilim" diye bi' halamın kocasının yeğeninin kaynı kalmış mesaj atmadığı. hayır bir de güzel bir kadın olsam? ahahahha. (random gülemeyen ekşici p.ç mi olur? oluyormuş demek.)
şimdi bunların hepsini 20lerimizin başında yaşamışız, sinirlenmişiz, mesele etmişiz, gülmüşüz, dalgasını geçmişiz falan. duruma göre yaşamışız demek istiyorum. sonra tabi ki, dolayısıyla çıkarmışız hayatımızdan yani, böyle hayat mı geçer zaten? gel zaman git zaman, hepimizin hikayesi başka yollar tutmuş, az gitmiş uz gitmişiz buraya varmışız bir şekilde. tertemiz, pirüpak. henüz! seksistlik yok, linç kültürü yok, mizojini yok, cinsel yönelimlere karşı nefret söylemi yok, holiganizm yok, ırkçılık yok, faşizan bir yönetim anlayışı yok... yok oğlu yok. bazen yokluklar güzeldir arkadaşlar. inanın bu söylediğime.
yani şimdi sıkıldım ben anlıyor musunuz? birçoğunuz da öyle biliyorum. kıyamam yolun başında ya da iyi ihtimal ortalarında olan insanlar var(dır) aramızda. burası bir oyun alanı. her yer gibi. takılmak istiyorlar haliyle, zamanlarının, dönemlerinin gerektiği şekilde. anlıyorum, yemin ediyorum anlıyorum ya. ama yani, bakın burası öyle bir yer değil henüz. burada maks 3-5 günlük sükseler elde edebilirsiniz. yani başka yerlere, başka gündemlerin başka şekillerde ele alınacağı bir topluluğu hedef almalısınız popi yapmak isteyecek kadar işsizseniz. bildiğimden konuşuyorum, ciddiyim sizi düşündüğümden yaa.
burası "bozulana kadar" böyle kalmaya devam edecek. bozan da siz olmayacaksınız. cıks, kalabalık falan da olmayacak; ayıktırayım mı; hadi hadi ayıktırayım, yönetim olacak. yoldaş, selam! ikrah gelecek, salacak, en sonunda da bırakacak. bu olduğunda da duyabilenlerimizin kulaklarına for whom the bell tolls çalmaya başlayacak. bozdu, bozdu, bozmaz dedik yine bozdu falan diye yaşlı yaşlı muhabbet edeceğiz sonra, ışık açılınca kaçışan devcileyin hamamböcekleri olarak kendi aramızda. öyle işte.
ergenmişiz, çiğmişiz mesela, kaldırmış psikolojimiz. gerçek sosyal yaşantımda taciz edilmişim. sene 2010 falan ya da 2009 anımsayamıyorum; başlığını açmışım. duygumu paylaşmışım. omuz aramışım, buraya bir melek mi düşmüş linci falan yemişim. üzülmüşüm ama baş etmişim ekşi sözlükten tanışıp gerçekten sosyal hayatıma dahil edecek kadar değerli bulduğum insanların da destekleriyle. devam etmiş maceram. çocukmuşum oğlum, sevgilim olmuş sözlükten, ondan ayrılmışım başkasıyla sevgili olmuşum mesela, iki adam birbiriyle hiç sorun yaşamazken aynı sorumluluk çatısına ait olan küçük bir gruba dahil olmalarına rağmen, sözlükle, yönetimle zaağğtteen sorun yaşayan biri takmış bu durumu kafasına, o attırdı beni sözlükten kampanyası başlatmış falan. su kaldırmış mesele hayli. bir öbürüyle hiç görüşmemişim, "o benim eski sevgilim" diye bi' halamın kocasının yeğeninin kaynı kalmış mesaj atmadığı. hayır bir de güzel bir kadın olsam? ahahahha. (random gülemeyen ekşici p.ç mi olur? oluyormuş demek.)
şimdi bunların hepsini 20lerimizin başında yaşamışız, sinirlenmişiz, mesele etmişiz, gülmüşüz, dalgasını geçmişiz falan. duruma göre yaşamışız demek istiyorum. sonra tabi ki, dolayısıyla çıkarmışız hayatımızdan yani, böyle hayat mı geçer zaten? gel zaman git zaman, hepimizin hikayesi başka yollar tutmuş, az gitmiş uz gitmişiz buraya varmışız bir şekilde. tertemiz, pirüpak. henüz! seksistlik yok, linç kültürü yok, mizojini yok, cinsel yönelimlere karşı nefret söylemi yok, holiganizm yok, ırkçılık yok, faşizan bir yönetim anlayışı yok... yok oğlu yok. bazen yokluklar güzeldir arkadaşlar. inanın bu söylediğime.
yani şimdi sıkıldım ben anlıyor musunuz? birçoğunuz da öyle biliyorum. kıyamam yolun başında ya da iyi ihtimal ortalarında olan insanlar var(dır) aramızda. burası bir oyun alanı. her yer gibi. takılmak istiyorlar haliyle, zamanlarının, dönemlerinin gerektiği şekilde. anlıyorum, yemin ediyorum anlıyorum ya. ama yani, bakın burası öyle bir yer değil henüz. burada maks 3-5 günlük sükseler elde edebilirsiniz. yani başka yerlere, başka gündemlerin başka şekillerde ele alınacağı bir topluluğu hedef almalısınız popi yapmak isteyecek kadar işsizseniz. bildiğimden konuşuyorum, ciddiyim sizi düşündüğümden yaa.
burası "bozulana kadar" böyle kalmaya devam edecek. bozan da siz olmayacaksınız. cıks, kalabalık falan da olmayacak; ayıktırayım mı; hadi hadi ayıktırayım, yönetim olacak. yoldaş, selam! ikrah gelecek, salacak, en sonunda da bırakacak. bu olduğunda da duyabilenlerimizin kulaklarına for whom the bell tolls çalmaya başlayacak. bozdu, bozdu, bozmaz dedik yine bozdu falan diye yaşlı yaşlı muhabbet edeceğiz sonra, ışık açılınca kaçışan devcileyin hamamböcekleri olarak kendi aramızda. öyle işte.
devamını gör...
üniversitede slayttan okuyan hoca
daha korkuncu, senenin başında öğrencilere kendi yazdığı kitabı aldırıp, tüm sene derslere gelmeyen hocadır.
vardı öyle bir hocamız, allah onu bildiği gibi yapsın.
vardı öyle bir hocamız, allah onu bildiği gibi yapsın.
devamını gör...
alice in absurdland
kendisi avukatım olur. avukatımı yedirmem ona göre herkes haddini bilecek! içimdeki tatar ramazanı çıkarmayın lan benim!!
devamını gör...
ak-pandemi
akp’nin lebaleb kongreleri ve haritanın kızıla dönen yüzünü eşleyen 54 saniyede sorum/n/lunun 84 milyondan başka bir yerlerde olduğunu gösteren enfes çalışma.
virüsten ampul logosu ayrıca keyif verdi.
izleyin izlettirin.
virüsten ampul logosu ayrıca keyif verdi.
izleyin izlettirin.
devamını gör...
içtiği alkol fotoğrafını marifetmiş gibi paylaşan insan tipi
bunu eleştirmek daha büyük marifet çünkü haklısınız, pardon.
insanları bi salın yaa. kim ne istiyorsa yapsın.
öyle mutlu oluyorsa öyle yapsın. marifet olduğunu düşündüğü için değil, belki de paylaşacağı birileri yoktur. nedir yani?
ayrıca sosyal medya nedir, neye denir, bi açın okuyun derim.
insanları bi salın yaa. kim ne istiyorsa yapsın.
öyle mutlu oluyorsa öyle yapsın. marifet olduğunu düşündüğü için değil, belki de paylaşacağı birileri yoktur. nedir yani?
ayrıca sosyal medya nedir, neye denir, bi açın okuyun derim.
devamını gör...
takip edilesi sözlük yazarları
eğlenceli, saygılı ve yazdıkları ile bilgi paylaşan, keyf veren yazarları elbette ki takip etmek gerekir. illa ki vardır böyle yazar arkadaşlar.
devamını gör...
almanca dersi
gruppe 47 yazarlarından biri olan ve ikinci dünya savaşı sonrası alman edebiyatına büyük katkı sağlamış siegfried lenz'in 1968 yılında yayımladığı eser. lenz savaş sonrası boşluğa düşmüş bir ülkede doğdu ve ikinci dünya savaşının oluştuğu şartları deneyimledi; bu eserde de bunun izlerini bunu deneyimlemiş biri olarak oldukça gerçekçi bir biçimde aktarmış. savaşın geride yalnızca ölüm ve yıkım değil; ağır travmalar, toplumda ve toplumu oluşturan bireylerde geri dönülemez yıkımlar bıraktığını olabilecek en sade ve savaştan en az şekilde bahsederek yüzümüze çarpıyor lenz. siggi jepsen karakterinin bakış açısından nazi zulmünün yalnızca insana değil sanata karşı da ne kadar baskıcı bir tutum izlediğini okuyoruz. her şeyin başlangıcı yalnızca küçük bir cümle; "die freuden der pflicht" (alm. görev şevki)
sadece bir cümle bizi küçük bir kasabanın, otoriter bir babanın, baskıya uğramış bir sanatçının ve kendi iç çatışmalarında debelenip duran ana karakterin dünyasına götürüyor. hiç savaştan bahsetmeden savaşın yıkımını anlatmanın romanıdır bu.
eser dilimize almanca dersi olarak ayşe sarısayın tarafından çevrilmiştir. ek olarak; eser christian schwochow tarafından 2019 yılında çekilmiş bir filme de sahiptir.
weißt du, was sehen ist? vermehren. sehen ist durchdringen und vermehren. oder auch erfinden. um dir zu gleichen, musst du dich erfinden, immer wieder, mit jedem blick. was erfunden wird, ist verwirklicht.
sadece bir cümle bizi küçük bir kasabanın, otoriter bir babanın, baskıya uğramış bir sanatçının ve kendi iç çatışmalarında debelenip duran ana karakterin dünyasına götürüyor. hiç savaştan bahsetmeden savaşın yıkımını anlatmanın romanıdır bu.
eser dilimize almanca dersi olarak ayşe sarısayın tarafından çevrilmiştir. ek olarak; eser christian schwochow tarafından 2019 yılında çekilmiş bir filme de sahiptir.
weißt du, was sehen ist? vermehren. sehen ist durchdringen und vermehren. oder auch erfinden. um dir zu gleichen, musst du dich erfinden, immer wieder, mit jedem blick. was erfunden wird, ist verwirklicht.
devamını gör...
dünya klasiklerini türkler yazsaydı alacakları isimler
suç ve ceza- kabahat ve falaka.
devamını gör...
feminizm
feminizm yalnızca kadınları savunan bir düşünce tarzı değildir.
kadın ve erkeğin haklarını eşit oranda savunan, haksızlığa uğrayan tarafın haklarını eşit şekilde koruyan ve toplumda iki cinsiyeti de hukuken eşit olması gerektiğini kabul eden bir düşünce tarzıdır feminizm.
teorik olarak ortaya çıkışı; 18-19. yüzyıllarda fransa’da filozoflar ve kadın yazarlarca ortaya atılıp savunulsa da - kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne sürüp,bunu gerçekleştirmeye çalışsa da- sadece kadını temel almaz!
bizim ülkemizde ki sorunlardan biri de - bunu hep söylerim- ideolojilerin, fikirlerin, akımların, uygulamaların alıştırılarak/öğretilerek aktarılması/benimsenmesi yerine sürü psikolojisiyle hareket edilmesi.. türkiye'de feminazi ile feminizm karıştırılıyor ve ülkemizde feminizmin layıkıyla uygulandığını düşünmüyorum..
kadın ve erkeğin haklarını eşit oranda savunan, haksızlığa uğrayan tarafın haklarını eşit şekilde koruyan ve toplumda iki cinsiyeti de hukuken eşit olması gerektiğini kabul eden bir düşünce tarzıdır feminizm.
teorik olarak ortaya çıkışı; 18-19. yüzyıllarda fransa’da filozoflar ve kadın yazarlarca ortaya atılıp savunulsa da - kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne sürüp,bunu gerçekleştirmeye çalışsa da- sadece kadını temel almaz!
bizim ülkemizde ki sorunlardan biri de - bunu hep söylerim- ideolojilerin, fikirlerin, akımların, uygulamaların alıştırılarak/öğretilerek aktarılması/benimsenmesi yerine sürü psikolojisiyle hareket edilmesi.. türkiye'de feminazi ile feminizm karıştırılıyor ve ülkemizde feminizmin layıkıyla uygulandığını düşünmüyorum..
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
genel olarak bi olay yok ama bir çocuk gördüğüm de onun bana gülümsemesi dünyanın en güzel tebessüm ettiren olayı oluyor benim için.
devamını gör...
bir işe başlamak için saat başlarını beklemek
sigarayı bırakmak için 2021 i bekledim.saat başlarınıda beklediğim doğrudur.türk hastalığıda diyebiliriz
devamını gör...
metin akpınar öpüşmesi
türk tiyatrosuna kabare anlayışını getiren ekibin bence en önemli üyesi olan ve gerçekten duayen bir tiyatrocu olduğunu düşündüğüm ancak birkaç filmi dışında filmlerini hiç beğenmediğim metin akpınar’ın erken dönem filmlerinin neredeyse tamamında gerçekleştirdiği tuhaf ama kendine has eylemdir.
metin akpınar yukarıda bahsettiğim filmlerde genellikle yakışıklı ve çapkın ve de bıçkın erkek rollerinde oynar ve daha romantik ve saf olan zeki’ye göz kulak olur. kadınlara ayırdığı zaman müsaade ettikçe elbette.
kadınlara ayırdığı bu zaman ise genellikle sevişme eylemi ile geçer ki hiçbir filmde asla şaşmadan, önce uzun bir öpüşme izleriz.

ama bu öpüşmelerin hepsinin ortak birkaç özelliği vardır. bir kere çok ateşli öpüşmeler olur bunlar. metin, sevgilisine bir avmış gibi yaklaşır ve birkaç saniye içinde mideye indirecekmiş gibi öper.

ancak en önemli noktayı en sona sakladım. metin, asla öpüşmeye dudaklarla başlamaz. önce karşısındaki kadına onu sevdiğini belli etmek, bu öpüşmenin sadece tensel bir şey olmadığını, derinlerde daha büyük başka duyguların da bulunduğunu belli etmek için önce sevgilisinin burnuna bir öpücük kondurur.

evet, sevgili sözlük ahalisi. işsiz ve hayatsız bir insan olarak oturup bu filmleri izledim ve böyle ibretlik bir tespitte bulundum. en az on filmde bu sahneye rastladım. metin abi burna bir buse kondurmadan öpüşmeye başlamaz.
sizin de aklınızda olsun ön sevişme burundan başlar. o burun mutlaka öpülecek.
metin akpınar yukarıda bahsettiğim filmlerde genellikle yakışıklı ve çapkın ve de bıçkın erkek rollerinde oynar ve daha romantik ve saf olan zeki’ye göz kulak olur. kadınlara ayırdığı zaman müsaade ettikçe elbette.
kadınlara ayırdığı bu zaman ise genellikle sevişme eylemi ile geçer ki hiçbir filmde asla şaşmadan, önce uzun bir öpüşme izleriz.

ama bu öpüşmelerin hepsinin ortak birkaç özelliği vardır. bir kere çok ateşli öpüşmeler olur bunlar. metin, sevgilisine bir avmış gibi yaklaşır ve birkaç saniye içinde mideye indirecekmiş gibi öper.

ancak en önemli noktayı en sona sakladım. metin, asla öpüşmeye dudaklarla başlamaz. önce karşısındaki kadına onu sevdiğini belli etmek, bu öpüşmenin sadece tensel bir şey olmadığını, derinlerde daha büyük başka duyguların da bulunduğunu belli etmek için önce sevgilisinin burnuna bir öpücük kondurur.

evet, sevgili sözlük ahalisi. işsiz ve hayatsız bir insan olarak oturup bu filmleri izledim ve böyle ibretlik bir tespitte bulundum. en az on filmde bu sahneye rastladım. metin abi burna bir buse kondurmadan öpüşmeye başlamaz.
sizin de aklınızda olsun ön sevişme burundan başlar. o burun mutlaka öpülecek.
devamını gör...
yazarların sözlükteki çaylaklık anıları
çaylak uygulaması ben sözlüğe geldikten bir gün sonra başladı. ilk günümde gaza gelip fazla tanım girdiğim için çaylak olmadan devam ettim. bu da böyle şanslı bir anımdır.
devamını gör...
pastirmalicorek
o bir naif kişilik,
oldukça yemeksever,
bazı bazı duygusal,
sevgi dolu çiçeksever,
sevimli, hür fikirli yazar arkadaşımız.
var olsun. *
oldukça yemeksever,
bazı bazı duygusal,
sevgi dolu çiçeksever,
sevimli, hür fikirli yazar arkadaşımız.
var olsun. *
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
– bizimki kolay, nasıl olsa geçer, dedi, ama yalnızlık zor...
– hiç de değil vallahi, daha bile iyi..
başımı dinliyorum... oooooh, ne güzel...
– olur mu canım hiç... bir kişi, cennetin bile tadı olmaz!
bu söz üzerine birden çarpılır gibi oldum. “bir kişi, cennetin bile tadı olmaz!” evet doğru... ama iki kişi de cenneti cehenneme çevirir, bu da doğru...
ah biz eşekler/aziz nesin
– hiç de değil vallahi, daha bile iyi..
başımı dinliyorum... oooooh, ne güzel...
– olur mu canım hiç... bir kişi, cennetin bile tadı olmaz!
bu söz üzerine birden çarpılır gibi oldum. “bir kişi, cennetin bile tadı olmaz!” evet doğru... ama iki kişi de cenneti cehenneme çevirir, bu da doğru...
ah biz eşekler/aziz nesin
devamını gör...
tükenmişlik sendromu
zaman zaman iç karartan havalar ve bir türlü yoluna girmeyen işlerin boğulma hissi yaşatması ile bünyemde tetiklendiğini düşündüğüm.
devamını gör...
hayata dair iç burkan detaylar
emekçilerin gözlerindeki korku ve haksızlığa uğramışlık. bir mağaza çalışanı özelinde, evine ekmek götürmeye çalışan bir insanın uğradığı muameleden, gözlerindeki çaresizlik ve öfke dolu bakıştan bahsedeceğim.
bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra kasada sıraya girdik. üç kasanın iki tanesi açık. bir tanesi de nedenini bilmediğimiz bir şekilde kapalıydı. sosyal mesafeye uyulmadığı için kasaya bakan arkadaşlardan bir tanesi " lütfen sosyal mesafeye uyalım" şeklinde bir çağrıda bulundu. sıradakilerden hayvandan bozma biri hemen sert bir tonda "o zaman üçünü de açın, dışarıya kadar mı çıkalım" dedi. kasadaki arkadaşın gözlerindeki öfkeyi ve çaresizliği gördüm. belki tartışsa kafasının gözünün kırılmasından korkuyor, belki de işinden olmaktan korkuyordu. diğer müşterilere bakarken o adama hep kaçamak bakışlar attı.
kibar bir tonda söylense gayet makul bir tepki olabilecekken, sert tonda bir emekçiyi aşağılamış oldu. hareketleriyle de öfkeyle dolu olduğunu gösteriyordu. o arkadaşın hali, iç burkan bir detaydır işte. saatlerdir orada sıcaktan bunalmış bir halde insanlara hizmet etmenin karşılığında gördüğü şey bu işte. bir günde belki de bu tip kaç tane olayla karşılaşıyorlar. belki dayak yiyorlar, işten atılıyorlar. en önemlisi de gözlerdeki o bakışlar. burayı konuşmak lazım.
bir sahil klübünde yaşıtları şımartılırken, varoş bir semtin cadde üzerinde eksi birinci katta terden kıpkırmızı olmuş bir insansın. üç kuruşa çalışıyorsun. hayal kurarken bile seçiyorsun. düşünsene, hayalin sınırı yok demişler sana ama bir yere kadar ulaşıyor. klimalı bir odada oturarak çalışmaktan öteye gidemiyor. en fazla sırf içindeki doluluğu boşaltmak için çaresizce bir arayış olarak bir süperkahramam olup karşındakini buharlaştırmayı düşünüyorsun. mucizelerden bahseden insanlara inancını, dayanışma ruhuna olan inancını yitirmişsin.
belki topluma katkısı senden çok daha az olan bir leş kargasından azar yiyorsun. hakkını kimse güvence altına almamış. insanların kıçında dolaştığı siyasetçiler, sırf koltukları için maaşı bilmem kaç on bin olan meslekleri, tatili bilmem kaç ay olan memurları, ne bileyim taksicileri falan korumaya çalışıyor. mesai saati içinde çay kahve için hasta bekleten birinin etrafına yüz tane güvenlik koymuşlar, seni de asgari düzeyde yaşatacak şartlara bağlamışlar, bir ucubenin insafına kalmışsın. ağzını burnunu kırsa etrafta seni koruyacak kimse yok. o yüzden aşağılanıyorsun ve bunu yutmak zorunda kalıyorsun. çok acı çok.
önemli bir nokta da insan psikolojisinin bu tip travmalardan çok etkilendiği. düşünün, ne yaparsanız yapın toplum tarafından takdir görmüyorsunuz ve üzerine ara sıra aşağılanıyorsunuz. bunlar birike birike bu insanlarda özgüven kaybına neden olacaktır. bir insana "ben basit bir x parçasıyım" dedirten hayatın zalimliğine bakmak lazım. bu insanların sosyal hayatlarında psikolojiai normal bir birey olarak tutunmaları imkansız. belki o insan, haklı da olsa bir konuda ondan daha iyi etiketi olan birilerine karşı koyamayacak. belki ad homineme maruz kalacak. belki bu adam felsefeden konuşmak isteyecek ama "sen bir xsin. önce aç karnını doyur, felsefe senin neyine" diyecek kendisine. ya bu noktayı ciddi ciddi düşünmemiz lazım. birilerinin acılarına ortak olmamız lazım. madden hiçbir şey yapamayız belki ama en azından manevi olarak destek olmalıyız.
kafamızı kaldırıp bakmadığımız için göremiyoruz. market kasiyerleri, kuryeler, garsonlar ve diğer tüm emekçiler. çoğu bu aşağılanmaları yaşıyor. birileri sırf üç dakika daha fazla bekledi diye deli gibi işini yapmaya çalışan insanlar toplum içinde rencide ediliyor. bu insanların gururları zedeleniyor, topluma olan inançları kayboluyor ve arkalarında duran kimse yok. işte bunlar iç burkan detaylar.
ben kendi özelimde, sizleri seviyorum gençler. yüzünüze söyleyemiyoruz belki ama bize çay getirdiğiniz için, bozduğumuz kıyafeti topladığınız için, kirlettiğimiz tabağı yıkadığınız için size minnettarız. işini yapmadan tonla para alan parazitlerin de farkındayız. o bakışlarınızı, içinizdeki öfkeyi anlayabiliyoruz. size bu dünyada her şeyin daha güzel olacağının garantisini veremem ama inançlı bir insan olarak bir şekilde hak ettiğinizi göreceğinizin garantisini verebilirim.
bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra kasada sıraya girdik. üç kasanın iki tanesi açık. bir tanesi de nedenini bilmediğimiz bir şekilde kapalıydı. sosyal mesafeye uyulmadığı için kasaya bakan arkadaşlardan bir tanesi " lütfen sosyal mesafeye uyalım" şeklinde bir çağrıda bulundu. sıradakilerden hayvandan bozma biri hemen sert bir tonda "o zaman üçünü de açın, dışarıya kadar mı çıkalım" dedi. kasadaki arkadaşın gözlerindeki öfkeyi ve çaresizliği gördüm. belki tartışsa kafasının gözünün kırılmasından korkuyor, belki de işinden olmaktan korkuyordu. diğer müşterilere bakarken o adama hep kaçamak bakışlar attı.
kibar bir tonda söylense gayet makul bir tepki olabilecekken, sert tonda bir emekçiyi aşağılamış oldu. hareketleriyle de öfkeyle dolu olduğunu gösteriyordu. o arkadaşın hali, iç burkan bir detaydır işte. saatlerdir orada sıcaktan bunalmış bir halde insanlara hizmet etmenin karşılığında gördüğü şey bu işte. bir günde belki de bu tip kaç tane olayla karşılaşıyorlar. belki dayak yiyorlar, işten atılıyorlar. en önemlisi de gözlerdeki o bakışlar. burayı konuşmak lazım.
bir sahil klübünde yaşıtları şımartılırken, varoş bir semtin cadde üzerinde eksi birinci katta terden kıpkırmızı olmuş bir insansın. üç kuruşa çalışıyorsun. hayal kurarken bile seçiyorsun. düşünsene, hayalin sınırı yok demişler sana ama bir yere kadar ulaşıyor. klimalı bir odada oturarak çalışmaktan öteye gidemiyor. en fazla sırf içindeki doluluğu boşaltmak için çaresizce bir arayış olarak bir süperkahramam olup karşındakini buharlaştırmayı düşünüyorsun. mucizelerden bahseden insanlara inancını, dayanışma ruhuna olan inancını yitirmişsin.
belki topluma katkısı senden çok daha az olan bir leş kargasından azar yiyorsun. hakkını kimse güvence altına almamış. insanların kıçında dolaştığı siyasetçiler, sırf koltukları için maaşı bilmem kaç on bin olan meslekleri, tatili bilmem kaç ay olan memurları, ne bileyim taksicileri falan korumaya çalışıyor. mesai saati içinde çay kahve için hasta bekleten birinin etrafına yüz tane güvenlik koymuşlar, seni de asgari düzeyde yaşatacak şartlara bağlamışlar, bir ucubenin insafına kalmışsın. ağzını burnunu kırsa etrafta seni koruyacak kimse yok. o yüzden aşağılanıyorsun ve bunu yutmak zorunda kalıyorsun. çok acı çok.
önemli bir nokta da insan psikolojisinin bu tip travmalardan çok etkilendiği. düşünün, ne yaparsanız yapın toplum tarafından takdir görmüyorsunuz ve üzerine ara sıra aşağılanıyorsunuz. bunlar birike birike bu insanlarda özgüven kaybına neden olacaktır. bir insana "ben basit bir x parçasıyım" dedirten hayatın zalimliğine bakmak lazım. bu insanların sosyal hayatlarında psikolojiai normal bir birey olarak tutunmaları imkansız. belki o insan, haklı da olsa bir konuda ondan daha iyi etiketi olan birilerine karşı koyamayacak. belki ad homineme maruz kalacak. belki bu adam felsefeden konuşmak isteyecek ama "sen bir xsin. önce aç karnını doyur, felsefe senin neyine" diyecek kendisine. ya bu noktayı ciddi ciddi düşünmemiz lazım. birilerinin acılarına ortak olmamız lazım. madden hiçbir şey yapamayız belki ama en azından manevi olarak destek olmalıyız.
kafamızı kaldırıp bakmadığımız için göremiyoruz. market kasiyerleri, kuryeler, garsonlar ve diğer tüm emekçiler. çoğu bu aşağılanmaları yaşıyor. birileri sırf üç dakika daha fazla bekledi diye deli gibi işini yapmaya çalışan insanlar toplum içinde rencide ediliyor. bu insanların gururları zedeleniyor, topluma olan inançları kayboluyor ve arkalarında duran kimse yok. işte bunlar iç burkan detaylar.
ben kendi özelimde, sizleri seviyorum gençler. yüzünüze söyleyemiyoruz belki ama bize çay getirdiğiniz için, bozduğumuz kıyafeti topladığınız için, kirlettiğimiz tabağı yıkadığınız için size minnettarız. işini yapmadan tonla para alan parazitlerin de farkındayız. o bakışlarınızı, içinizdeki öfkeyi anlayabiliyoruz. size bu dünyada her şeyin daha güzel olacağının garantisini veremem ama inançlı bir insan olarak bir şekilde hak ettiğinizi göreceğinizin garantisini verebilirim.
devamını gör...
chp'nin meclise 128 milyar nerede pankartı asması
muhalefet yapacaksanız böyle yapın. diyeceksiniz ki bu eylemlerle akp oy kaybetmez. belki sadece bir eylem ile değişmez ancak birlikte ses çıkarma gücü verir.
(bkz: https://tr.sputniknews.com/...)
(bkz: https://tr.sputniknews.com/...)
devamını gör...