cinsel ilişki teklifini reddeden erkek
kesin petö' cüdür.*
devamını gör...
insana mutluluk veren kokular
bebek kokusu.
devamını gör...
patates bitmiş
sabah sabah markete gidip eve dönünce evdekilerin unutkan halinden mütevellit işittiğim beyandır.
eve girmemle tekrar çıkmam bir oldu, ulan mesai günü hafta sonu farketmiyor.
insanın üzerine amelelik yapıştın mı bırakmıyor rahatsız aşağı rahatsız yukarı.
şunu evden çıkmadan söyleseniz olmaz dimi, illa bir şeyi unutup tekrar yollayacaksınız.
her neyse yine de ay lavvv familyy.
eve girmemle tekrar çıkmam bir oldu, ulan mesai günü hafta sonu farketmiyor.
insanın üzerine amelelik yapıştın mı bırakmıyor rahatsız aşağı rahatsız yukarı.
şunu evden çıkmadan söyleseniz olmaz dimi, illa bir şeyi unutup tekrar yollayacaksınız.
her neyse yine de ay lavvv familyy.
devamını gör...
anakin skywalker
babamdır. duygusal bir insan olmasından dolayı değişken ve güçlü bir ruh hali vardı. jediler ona üvey evlat muamelesi yapmasa çok farklı olabilirdi her şey. bahsedilen güce dengeyi getirme kehanetini jediler yanlış yorumlamadı, salaklar anlamadı o kadar. adam güce dengeyi getirdi. kendisi hight ground mağdurudur. ruhu şad olsun. kendisini anlatmaya kelime yetmez.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ellerinde valizleri düşmüştü yollara. terminali gördüğünde içinde kocaman bir boşluk hissetti. otobüsten kan ter içinde indi. kavurucu bir sıcak vardı ilçede. yürümeye başladı. yürüdükçe vücudunun uyuşmaya başladığını hissetti. sıcak havayı hiç sevmezdi. bu sıcak nereden çıkmıştı böyle. galiba baygınlık geçirecekti. karşıdan ona doğru gelen, siyah elbiseli, çok şık siyah bir şapkası olan bir kadın gördü. kadının bir elinde şemsiye bir elinde ise yelpaze vardı. elbisesi yerde sürünüyordu. yüzü bembeyazdı. teninin beyazlığı kara gözlerini iyice belirginleştiriyordu. kadına, pardon hükümet konağı nerede acaba biliyor musunuz diye sordu. kadının suratında hiçbir mimik olmadığını fark etti. robot gibi hareket ediyordu. kadının tarifine bire bir uyduğundan emin olmasına rağmen binayı bulamadı.
başka birine daha sormaya karar verdi. bu sefer karşısına genç bir adam çıktı. adam bu sıcakta üzerine ceket giymişti. adamı o şekilde görünce, eridi bitti. zorlanarak da olsa hükümet konağının yerini sorabildi. üzerindeki giysiler terden ıslanmıştı. durduramıyordu terini. genç adamın söylediğine göre şu an çıktığı yokuşun hemen başındaydı bina. yokuşu çıktığında binanın olmadığını gördü. artık korkmaya başlamıştı. burası neresiydi, bu sıcak nereden çıkmıştı? hemen yanı başındaki ağacın gölgesinde oturdu. o şekilde ne kadar vakit geçirdiğinin bile farkında değildi. bir süre sonra kaymakamlık binasının hemen karşısında durduğunu fark etti.
müftü ile görüşme ayarlamıştı. epey geç kalmıştı bu görüşmeye. tarihi ve bakımsız bir binaydı. etrafında pek yapılaşma yoktu. müftülük en üst kattaydı. merdivenleri çıkmaya başladı. yukarı çıktıkça iyice ısınıyordu vücudu. dermanı kalmamıştı hiç. müftünün odasına zor bela girmeyi başardı. müftü sen de kimsin dedi. çok sıcak diye cevap verdi yusuf. evet dedi müftü buralar birkaç gündür epey sıcak. alnındaki teri silerken, yeni atanan imam olduğunu söyledi.
-saatlerdir bekliyordum seni. nerde kaldın? al bakalım görevlendirme yazını. hayırlı uğurlu olsun honki ponki köyünde çalışacaksın.
-şaşkın bir şekilde zar zor teşekkür ederek odadan çıktı.
dışarı çıktığında havanın kararmaya başladığını gördü. sıcaklık biraz olsun azalmıştı. bir insan görünceye kadar yürüdü. gördüğü ilk kişiye honki ponki köyüne nasıl gideceğini sordu. zayıf kır saçlı adam bilmiyordu köyü. bilse zaten çok şaşıracaktı yusuf. tekrar terminale gitmeye karar verdi. zor da olsa buldu terminali. orada bıyıklı şişman bir adam yardımcı olmaya çalıştı, genç imama. imam duydukları karşısında şok olmuştu. taksi bile gitmiyordu bu yere. şişman adam bıyıkları ile oynarken, bir süre düşündü. sonra, sabah tekrar uğra bir şeyler yapmaya çalışacağım dedi. başka hiç kimse yoktu terminalde. nereye gideceğini hiç bilmiyordu.
tekrar yürümeye başladı. sessizlik ve karanlıktan başka bir şey yoktu ortalıkta. ne kadar süredir yürüdüğünün, nereye doğru gittiğinin hiç farkında değildi. birden önüne at arabaları çıktı. bu arabaların burada ne işi var diye düşünürken, birisinin nereye gitmek istiyorsun diye sorduğunu işitti. uzun kır saçlı, esmer tenli zayıf bir arabacıydı soruyu soran. honki ponki köyüne gitmek istiyorum dedi yusuf. atla hemen, yolumuz uzun.
-neden gitmek istiyorsun oraya?
-ben imamım, oraya görevlendirildim.
başka bir konuşma geçmedi aralarında. imam derin bir uykuya daldı. uyandığında hava aydınlanmıştı. köye varmışlardı. arabacı muhtarın evini tarif etti.
şiddetli bir rüzgar karşılamıştı imamı. terk edilmiş evlerin damlarını uçurmaya niyetliydi rüzgar. havaya kalkan tozdan ortalık görünmez olmuştu. yusuf bir köşeye sinerek öylece kaldı. rüzgar bittiğinde muhtarın evine doğru yürüdü. muhtarın evi olduğunu sandığı, evin kapısında durdu. kırmızıya boyalı kapı, biraz ittirseniz açılacak gibi duruyordu. kapıya yavaşça vurdu. kapı kendiliğinden aralandı. koşar adımlarla, bir adamın yaklaştığını gördü. yüzünde şaşkın bir ifade olan uzun sakallı adam, sen de kimsin nereden çıktın böyle diye sordu. ben imamım, bu köye tayinim çıktı diye cevap verdi yusuf. adam sarıldı imama ve kendinden epey küçük hocanın elinden öpmeye çalıştı. yusuf elini kaçırdı. artık seninle birlikte üç kişiyiz hocam dedi, mutlu bir şekilde. adam gülümsemesini durduramıyordu. imam beyninden vurulmuşa dönmüştü. terk edilmiş bir köyde iki kişiye mi imamlık yapacaktı. birden sıcak basmıştı, kendini kötü hisseden yusuf, olduğu yere yığıldı.
annesinin sesiyle uyanan yusuf, yastığının ıslanmış olduğunu fark etti. tüm bedeni ter içindeydi. gördüğü bu kabus yüzünden uzun bir süre kendine gelemedi.
başka birine daha sormaya karar verdi. bu sefer karşısına genç bir adam çıktı. adam bu sıcakta üzerine ceket giymişti. adamı o şekilde görünce, eridi bitti. zorlanarak da olsa hükümet konağının yerini sorabildi. üzerindeki giysiler terden ıslanmıştı. durduramıyordu terini. genç adamın söylediğine göre şu an çıktığı yokuşun hemen başındaydı bina. yokuşu çıktığında binanın olmadığını gördü. artık korkmaya başlamıştı. burası neresiydi, bu sıcak nereden çıkmıştı? hemen yanı başındaki ağacın gölgesinde oturdu. o şekilde ne kadar vakit geçirdiğinin bile farkında değildi. bir süre sonra kaymakamlık binasının hemen karşısında durduğunu fark etti.
müftü ile görüşme ayarlamıştı. epey geç kalmıştı bu görüşmeye. tarihi ve bakımsız bir binaydı. etrafında pek yapılaşma yoktu. müftülük en üst kattaydı. merdivenleri çıkmaya başladı. yukarı çıktıkça iyice ısınıyordu vücudu. dermanı kalmamıştı hiç. müftünün odasına zor bela girmeyi başardı. müftü sen de kimsin dedi. çok sıcak diye cevap verdi yusuf. evet dedi müftü buralar birkaç gündür epey sıcak. alnındaki teri silerken, yeni atanan imam olduğunu söyledi.
-saatlerdir bekliyordum seni. nerde kaldın? al bakalım görevlendirme yazını. hayırlı uğurlu olsun honki ponki köyünde çalışacaksın.
-şaşkın bir şekilde zar zor teşekkür ederek odadan çıktı.
dışarı çıktığında havanın kararmaya başladığını gördü. sıcaklık biraz olsun azalmıştı. bir insan görünceye kadar yürüdü. gördüğü ilk kişiye honki ponki köyüne nasıl gideceğini sordu. zayıf kır saçlı adam bilmiyordu köyü. bilse zaten çok şaşıracaktı yusuf. tekrar terminale gitmeye karar verdi. zor da olsa buldu terminali. orada bıyıklı şişman bir adam yardımcı olmaya çalıştı, genç imama. imam duydukları karşısında şok olmuştu. taksi bile gitmiyordu bu yere. şişman adam bıyıkları ile oynarken, bir süre düşündü. sonra, sabah tekrar uğra bir şeyler yapmaya çalışacağım dedi. başka hiç kimse yoktu terminalde. nereye gideceğini hiç bilmiyordu.
tekrar yürümeye başladı. sessizlik ve karanlıktan başka bir şey yoktu ortalıkta. ne kadar süredir yürüdüğünün, nereye doğru gittiğinin hiç farkında değildi. birden önüne at arabaları çıktı. bu arabaların burada ne işi var diye düşünürken, birisinin nereye gitmek istiyorsun diye sorduğunu işitti. uzun kır saçlı, esmer tenli zayıf bir arabacıydı soruyu soran. honki ponki köyüne gitmek istiyorum dedi yusuf. atla hemen, yolumuz uzun.
-neden gitmek istiyorsun oraya?
-ben imamım, oraya görevlendirildim.
başka bir konuşma geçmedi aralarında. imam derin bir uykuya daldı. uyandığında hava aydınlanmıştı. köye varmışlardı. arabacı muhtarın evini tarif etti.
şiddetli bir rüzgar karşılamıştı imamı. terk edilmiş evlerin damlarını uçurmaya niyetliydi rüzgar. havaya kalkan tozdan ortalık görünmez olmuştu. yusuf bir köşeye sinerek öylece kaldı. rüzgar bittiğinde muhtarın evine doğru yürüdü. muhtarın evi olduğunu sandığı, evin kapısında durdu. kırmızıya boyalı kapı, biraz ittirseniz açılacak gibi duruyordu. kapıya yavaşça vurdu. kapı kendiliğinden aralandı. koşar adımlarla, bir adamın yaklaştığını gördü. yüzünde şaşkın bir ifade olan uzun sakallı adam, sen de kimsin nereden çıktın böyle diye sordu. ben imamım, bu köye tayinim çıktı diye cevap verdi yusuf. adam sarıldı imama ve kendinden epey küçük hocanın elinden öpmeye çalıştı. yusuf elini kaçırdı. artık seninle birlikte üç kişiyiz hocam dedi, mutlu bir şekilde. adam gülümsemesini durduramıyordu. imam beyninden vurulmuşa dönmüştü. terk edilmiş bir köyde iki kişiye mi imamlık yapacaktı. birden sıcak basmıştı, kendini kötü hisseden yusuf, olduğu yere yığıldı.
annesinin sesiyle uyanan yusuf, yastığının ıslanmış olduğunu fark etti. tüm bedeni ter içindeydi. gördüğü bu kabus yüzünden uzun bir süre kendine gelemedi.
devamını gör...
binali yıldırım'ın 4 yıl önce yaptığı konuşmayı erdoğan'ın yapması
seçmen; aynı seçmen,
parti; aynı parti,
konuşma; aynı konuşma,
destek verenler; değişmemiş,
muhalefet; aynı muhalefet,
liderler; aynı liderler,
vs vs vs...
kısacası bu konuşma metni, birkaç dönem daha kullanılsa; yine işe yarar.
parti; aynı parti,
konuşma; aynı konuşma,
destek verenler; değişmemiş,
muhalefet; aynı muhalefet,
liderler; aynı liderler,
vs vs vs...
kısacası bu konuşma metni, birkaç dönem daha kullanılsa; yine işe yarar.
devamını gör...
türk gencinin ömrünü mahveden üç şey
- malum şahıs
- liyakatsizlik
- eğitim sisteminin bozukluğu
- liyakatsizlik
- eğitim sisteminin bozukluğu
devamını gör...
dünyada acı varsa cehennem neden var
acıyla boğuşanın cehennemiyle, acıyla boğuşturanın cehennemi bir olur mu hiç.
devamını gör...
melih bulu'nun boğaziçi'ne atanması devrimdir
mevcut cumhurbaşkanı ve yetkileri göz önünde bulundurularak yapılan atamanın devrim olmayacağının kanıtı, zaten bir lafıyla bir insanı rektör yapabilmesidir. şayet devrim yapmak istiyorsa buyursun yök’ü kapatsın, üniversitelerin de özerkliğine karışmasın.
devamını gör...
ölmek
biyolojik yaşam süresinin dolması ile gerçekleşen doğal ve sakin versiyonunu ve sonrasında neler olacağını çok merak ettiğim durum.
her şey yerinde ve zamanında güzel tabii.
edit: bu konuyla ilgili olarak flatliners adında ilginç bir bir film keşfettim. izlemedim ama muhakkak ilgilenenler olacaktır. izleyince ilgili başlığa yazacağım.
her şey yerinde ve zamanında güzel tabii.
edit: bu konuyla ilgili olarak flatliners adında ilginç bir bir film keşfettim. izlemedim ama muhakkak ilgilenenler olacaktır. izleyince ilgili başlığa yazacağım.
devamını gör...
normal sözlük yazarları cinsellik istemiyor
devamını gör...
müsilaj sorununun hepimizin suçu olması
hiç de benim suçum falan değil. ben zamanında çöp bulamadığı için elindeki sigarayı üç saat taşımış birisiyim. bunu övünmek için falan da söylemiyorum, zira bu zaten olması gereken.
sigarayı içer içmez umursamazca yere atan, utanmadan bira şişelerini denize fırlatan biyolojik artıklardır bunun sorumluları. sularımızın müsilaj ile kaplı olduğundan daha fazla karalarımız bunlarla kaplı...
sigarayı içer içmez umursamazca yere atan, utanmadan bira şişelerini denize fırlatan biyolojik artıklardır bunun sorumluları. sularımızın müsilaj ile kaplı olduğundan daha fazla karalarımız bunlarla kaplı...
devamını gör...
skull tower
o dönemlerde hurşid ahmet paşa'nın danışmanlığını yaptığım için olayın gelişimini yakinen biliyorum. hatta kendisine sidelic'in böyle bir halt yiyebileceğini defalarca söyledim. tabi bizim askerlerle birlikte kendini patlatabilir tarzında bir ifadem olmadı. bu adama karşı dikkatli olmamız gerektiğini, kendisinden her şeyin beklenebileceğini söylemiştim. ancak ne yalan söyleyeyim adamın böyle bir şey yapabileceği benim dahi aklıma gelmemişti. ama şu noktayı es geçmemek lazım; benim bilgim dışında paşa sidelic'e kendisini kazığa oturtacağını söylemiş, bu mevzunun doğruluğu nedir bilmiyorum tabi. kulaklarımla duymadım. eğer doğruysa, sidelic böyle bir ölüm yerine, tahrip etkisi daha yüksek ve onurlu bir ölümü tercih etmiş oldu. yiğidi öldür ama hakkını ver demişler. düşman da olsa adamın yaptığı azımsanacak iş değil. taktir etmek lazım.
benim uyarılarım karşısında paşa hiç istifini bozmamıştı ''ateş olsa cirmi kadar yer yakar.'' dedi. yalnız adamın cirmi de cirimmiş. o patlamadan sonra tamı tamına 952 adet isyancı kafatası topladık. topladık diyorum çünkü paşa sağ olsun böyle ayak işlerinin başına hep beni veriyordu. kafataslarını topladık ama mevzudan haberimiz yok elbette. paşa beni yanına çağırdı, ''gel bakalım tosbağa! bunlardan kule yapacağız, düşmana gözdağı vereceğiz, sen bu konuda ne düşünüyorsun?'' dedi. dondum kaldım! içimde fırtınalar kopuyor ama paşanın gözü dönmüş, şimdi diyorum ben bu mevzuya karşı çıksam, benim kelleyi de alacak ekleyecek kulenin tepesine, öbür türlüsüne de vicdanım razı gelmiyor. ''tabi paşam siz bilirsiniz ama bu kadar emek, enerji ve vakit kaybına değer mi?'' diye orta yollu bir cevap verdim. sakalını sıvazladı ve düşünceli bir şekilde ''hımmm.'' dedikten sonra ''değer değer! başlatın hazırlıkları.'' dedi. netice de emir demiri kesiyor, benim kabuğuma neler yapmaz ki? istemeye istemeye çekildik huzurdan. o zamanlar ''kanunsuz emir'' kavramından da bihaberiz. daha ortaya çıkmamış bir kavram. bilsem bir dakika durur muyum? ama o dönem bizdeki ana kaide; ''ya emre uy ya da kelleyi ver.'' olduğu için gıkımız çıkmadı. ama mevzu hep içimde ukde olarak kaldı. allah'tan biz tosbağalar uzun yaşayan canlılarız. bu yanlışın düzeltilmesi için elime geçen ilk fırsata tosbağalama atladım. niş'in son valisi olarak kayıtlara geçecek olan midhat paşa'nın danışmanlığına atanmıştım ve mevzuyu kendisine aktardım; ''bakın paşam rahmetli hurşid paşa iyi komutandı falan ama biraz ne bileyim değişik bir adamdı.'' kelimeleri de seçmeye çalışıyorum. ne olur ne olmaz. kelle mevzusu yüzünden kelleden olmayalım derdindeyim. bu şekilde üsluba dikkat ederek kendisine yaşananları anlattım. midhat paşa biraz daha vizyon sahibi bir adamdı. zaten dedi ''niş elden gitti gider tosbağa, bu ayıbın üzerini örtelim.'' tiz gidin yıkın şu kuleyi. hay hay dedim ve sevinç nidaları içerisinde ilgili emri muhataplarına aktardım ve kule yıkıldı.
ama bu seferde sırplar rahat durmadı. osmanlı niş'ten çekildikten sonra gittiler binayı restore ettiler yetmedi yanına birde şapel diktiler. seneler sonra ziyarete gittiğimde 73 tane kafatası saymıştım. şimdilerde ise sayı 58 imiş. turistik merkez oldu artık oralar. olsun tabi kusurları kabul etmek erdemdir. o iş, en başından da söylediğim gibi yanlıştı ama dinletemedik işte paşaya. ha sırplar az mı derseniz? o da ayrı mevzu. o konuya da başka zaman gireriz. neler gördü bu gözler neler! ama başkalarının ayıpları ile kendi ayıbımızı örtemeyiz değil mi?
bu arada ikinci dünya savaşı yıllarında tekrar yolum düştü oralara, sidelic'in büstü henüz dikilmişti. benden duymuş olmayın ama büstteki adamın sidelic'le uzaktan yakından alakası yok. heykeltıraş cidden kötü bir iş çıkarmış.
felix philipp kanitz'ın kulenin ilk halini resmettiği tablosunu da şuraya iliştireyim. kâh kule tam olarak böyle de değildi ama gerçeğe en yakın çizimde budur. eldeki malzeme bu, idare edeceksiniz artık. sizde tosbağa olsaydınız da gerçeğini görseydiniz. ne diyeyim ki...
benim uyarılarım karşısında paşa hiç istifini bozmamıştı ''ateş olsa cirmi kadar yer yakar.'' dedi. yalnız adamın cirmi de cirimmiş. o patlamadan sonra tamı tamına 952 adet isyancı kafatası topladık. topladık diyorum çünkü paşa sağ olsun böyle ayak işlerinin başına hep beni veriyordu. kafataslarını topladık ama mevzudan haberimiz yok elbette. paşa beni yanına çağırdı, ''gel bakalım tosbağa! bunlardan kule yapacağız, düşmana gözdağı vereceğiz, sen bu konuda ne düşünüyorsun?'' dedi. dondum kaldım! içimde fırtınalar kopuyor ama paşanın gözü dönmüş, şimdi diyorum ben bu mevzuya karşı çıksam, benim kelleyi de alacak ekleyecek kulenin tepesine, öbür türlüsüne de vicdanım razı gelmiyor. ''tabi paşam siz bilirsiniz ama bu kadar emek, enerji ve vakit kaybına değer mi?'' diye orta yollu bir cevap verdim. sakalını sıvazladı ve düşünceli bir şekilde ''hımmm.'' dedikten sonra ''değer değer! başlatın hazırlıkları.'' dedi. netice de emir demiri kesiyor, benim kabuğuma neler yapmaz ki? istemeye istemeye çekildik huzurdan. o zamanlar ''kanunsuz emir'' kavramından da bihaberiz. daha ortaya çıkmamış bir kavram. bilsem bir dakika durur muyum? ama o dönem bizdeki ana kaide; ''ya emre uy ya da kelleyi ver.'' olduğu için gıkımız çıkmadı. ama mevzu hep içimde ukde olarak kaldı. allah'tan biz tosbağalar uzun yaşayan canlılarız. bu yanlışın düzeltilmesi için elime geçen ilk fırsata tosbağalama atladım. niş'in son valisi olarak kayıtlara geçecek olan midhat paşa'nın danışmanlığına atanmıştım ve mevzuyu kendisine aktardım; ''bakın paşam rahmetli hurşid paşa iyi komutandı falan ama biraz ne bileyim değişik bir adamdı.'' kelimeleri de seçmeye çalışıyorum. ne olur ne olmaz. kelle mevzusu yüzünden kelleden olmayalım derdindeyim. bu şekilde üsluba dikkat ederek kendisine yaşananları anlattım. midhat paşa biraz daha vizyon sahibi bir adamdı. zaten dedi ''niş elden gitti gider tosbağa, bu ayıbın üzerini örtelim.'' tiz gidin yıkın şu kuleyi. hay hay dedim ve sevinç nidaları içerisinde ilgili emri muhataplarına aktardım ve kule yıkıldı.
ama bu seferde sırplar rahat durmadı. osmanlı niş'ten çekildikten sonra gittiler binayı restore ettiler yetmedi yanına birde şapel diktiler. seneler sonra ziyarete gittiğimde 73 tane kafatası saymıştım. şimdilerde ise sayı 58 imiş. turistik merkez oldu artık oralar. olsun tabi kusurları kabul etmek erdemdir. o iş, en başından da söylediğim gibi yanlıştı ama dinletemedik işte paşaya. ha sırplar az mı derseniz? o da ayrı mevzu. o konuya da başka zaman gireriz. neler gördü bu gözler neler! ama başkalarının ayıpları ile kendi ayıbımızı örtemeyiz değil mi?
bu arada ikinci dünya savaşı yıllarında tekrar yolum düştü oralara, sidelic'in büstü henüz dikilmişti. benden duymuş olmayın ama büstteki adamın sidelic'le uzaktan yakından alakası yok. heykeltıraş cidden kötü bir iş çıkarmış.
felix philipp kanitz'ın kulenin ilk halini resmettiği tablosunu da şuraya iliştireyim. kâh kule tam olarak böyle de değildi ama gerçeğe en yakın çizimde budur. eldeki malzeme bu, idare edeceksiniz artık. sizde tosbağa olsaydınız da gerçeğini görseydiniz. ne diyeyim ki...
devamını gör...
şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır
kendisine şeyh, mürşid veya bir rehber edinmeyen birinin kendi başına doğru yolu bulamayıp şeytanın kucağına düşeceğini ifade eden sözdür.
kimi düşünürlere göre islamda ruhban sınıfı yoktur. tabi olunacak yegane varlık allah ve rehber olarak alınacak yegane şey ise indirdiği kurandır. kişi kendi aklından sorumludur. beynini kullanıp doğruyu bulmakla yükümlüdür.
kimi düşünürler ise tarikat ya da cemaatların daha çok taraftar toplamak amacı ile kullandığı bir slogan olarak şirk olduğunu ifade ederler.
kimi düşünürlere göre islamda ruhban sınıfı yoktur. tabi olunacak yegane varlık allah ve rehber olarak alınacak yegane şey ise indirdiği kurandır. kişi kendi aklından sorumludur. beynini kullanıp doğruyu bulmakla yükümlüdür.
kimi düşünürler ise tarikat ya da cemaatların daha çok taraftar toplamak amacı ile kullandığı bir slogan olarak şirk olduğunu ifade ederler.
devamını gör...
18 mayıs 2021 mansur yavaş'ın paylaştığı gizemli video
günümüz dünyasının insansız ve ışıksız olmaya başlamış bulunan sanayi teknolojilerine atıf olduğunu düşünüyorum. sanayi 4.0 diye bir tabiri bulunmakta.
bu da belediyecilik kavramın içerisinde sanırım çok köklü değişiklikler yapacağının minnak bir sinyali.
yolu açık olsun başkanın.
bu da belediyecilik kavramın içerisinde sanırım çok köklü değişiklikler yapacağının minnak bir sinyali.
yolu açık olsun başkanın.
devamını gör...
adminin yoğun olması
(bkz: iyi güzel de biraz abartıyor olabilir misiniz)
tartıştınız falan ama yani birbirinizin açığını dökmek de ne bileyim.
tartıştınız falan ama yani birbirinizin açığını dökmek de ne bileyim.
devamını gör...
cinnet geçirten yazım yanlışları
noktalamaya uymayan, gözlerimi yakan, normal kimseyle konuşurken bile dikkat edilmesi gerekirken sözlük yazarlarının da yapmış olduğu yanlışlar.
devamını gör...
ıspanak
eğer yanında limon suyu ya da portakal suyu içerseniz demir emilimi çok daha yüksek olacaktır. işte o zaman bir temel reis olabilirsiniz.
devamını gör...

