normal sözlük'ün en yakışıklı yazarı
aykut değil de, geriye kalan herkes olabilir.
yoksa aykut mu? hayır olamaz, aykut’un olduğunu iddia edersem direkt objeksiyon kaybı yaşadığım gözlemlenebilir.
ya da kendisi sözlükte makam mevkiii sahibi oldu diye yalakalık yaptığımı düşünebilir.
artık kendisi güç sahibidir. bir sabah çaylak olarak uyanmaktan korkmuyor değilim…..*
yoksa aykut mu? hayır olamaz, aykut’un olduğunu iddia edersem direkt objeksiyon kaybı yaşadığım gözlemlenebilir.
ya da kendisi sözlükte makam mevkiii sahibi oldu diye yalakalık yaptığımı düşünebilir.
artık kendisi güç sahibidir. bir sabah çaylak olarak uyanmaktan korkmuyor değilim…..*
devamını gör...
düşün ki kedin bunu okuyor
tombişim lütfen biraz sakinleşirmisin. her zaman yalnızca yemek yemeyi düşünüp depresyonda olan babana hiç sevgi göstermiyorsun üstüne üstelik az bir şey sevmeye çalışsam hemen sinirleniyorsun. biliyorum sokaklarda büyüdün ancak şuan gayet te sakin ve özgür bir evdesin, ayrıca ucuz mamaları da sevmiyorsun buna istinaden baba yorgun.
devamını gör...
normal sözlük'ü 3 kelime ile anlat
en kafa sözlük?
devamını gör...
köyde hiç yaşamayanların bilemeyeceği şey
teknolojinin olmadığı bir dünyada sadece kendi bilgi ve sezgilerine dayanarak tek başına hayatta kalmak. çocukluğumun bir kısmı köyde geçti. sarımsak ekmeyi de bilirim, mantar toplamayı da, nasıl av tuzagu kurulacağını, kuşların ve tavşanların nasıl yakalanacağını, yakalanan kirpinin nasıl açılmasının sağlanacağını, bitkileri, ağaçları, hangi mevsimde ne bulabileceğimi bilirim.
çocuklar tek başlarına inek ve koyun sürüleriyle hayvan güderler, yönlerini bulmayı öğrenirler. bu sırada toplanan glimşi ( asparagusun karadenizde yerel adı ) ve mantarları nasıl pişireceğini bilir. ırmakta elleriyle balık avlamayı, su bulmayı, su çıkarmayı bilir.
tüfekle çocukluk-ergenlik döneminde gereklilik nedeniyle tanışır, ne zaman kullanması , ne zaman kullanmaması gerektiğini öğrenir. bu silah yanlıların silah kullanması gibi değildir. dağda kurt vardır, ayı vardır.
kendine güvenlidir çoğu köy çocuğu.
okumuş cahillerden daha akıllıdır çoğu zaman. siz onu şivesini aşağılarken o da sizin her şeyi inceltip, kırıtarak konuşmanıza güler. doktorun insan vücudu hakkında ne kadar bilgisi varsa köylünün de doğada tek başına üreterek ve toplayarak yaşamaya dair o kadar bilgisi vardır.
köylerde oda vardır. bu köye gelen konukların kalması içindir. misafirler köy tarafından ağırlanır. köyden kente göçle nüfus azalmıştır, şehre taşınıp şehirli olduk edasında gezen ve bu süreçte muhafazakarlaşanlar nedeniyle yapısı değişmeye başlamıştır. ancak hala yaşlılara, hastalara tüm köy bakar.
ailem covid nedeniyle geçen yık köye döndü. köydekiler her gün gelip o istemese bile işlerine yardım ediyorlar.
şehirli, sözde entellektüel kendi ukalalığında evde hastalansa cesedi ancak 10 gün sonra bulunur, köyde ise bir evden çığlık yükseldiğinde herkes koşar.
bir gün teknoloji çökerse sanırım ayakta kalmayı başarabilenlerin büyük bölümü köylüler olur.
çocuklar tek başlarına inek ve koyun sürüleriyle hayvan güderler, yönlerini bulmayı öğrenirler. bu sırada toplanan glimşi ( asparagusun karadenizde yerel adı ) ve mantarları nasıl pişireceğini bilir. ırmakta elleriyle balık avlamayı, su bulmayı, su çıkarmayı bilir.
tüfekle çocukluk-ergenlik döneminde gereklilik nedeniyle tanışır, ne zaman kullanması , ne zaman kullanmaması gerektiğini öğrenir. bu silah yanlıların silah kullanması gibi değildir. dağda kurt vardır, ayı vardır.
kendine güvenlidir çoğu köy çocuğu.
okumuş cahillerden daha akıllıdır çoğu zaman. siz onu şivesini aşağılarken o da sizin her şeyi inceltip, kırıtarak konuşmanıza güler. doktorun insan vücudu hakkında ne kadar bilgisi varsa köylünün de doğada tek başına üreterek ve toplayarak yaşamaya dair o kadar bilgisi vardır.
köylerde oda vardır. bu köye gelen konukların kalması içindir. misafirler köy tarafından ağırlanır. köyden kente göçle nüfus azalmıştır, şehre taşınıp şehirli olduk edasında gezen ve bu süreçte muhafazakarlaşanlar nedeniyle yapısı değişmeye başlamıştır. ancak hala yaşlılara, hastalara tüm köy bakar.
ailem covid nedeniyle geçen yık köye döndü. köydekiler her gün gelip o istemese bile işlerine yardım ediyorlar.
şehirli, sözde entellektüel kendi ukalalığında evde hastalansa cesedi ancak 10 gün sonra bulunur, köyde ise bir evden çığlık yükseldiğinde herkes koşar.
bir gün teknoloji çökerse sanırım ayakta kalmayı başarabilenlerin büyük bölümü köylüler olur.
devamını gör...
öğrenilmiş çaresizlik
pire deneyi:
45 cm yüksekliğinde bir cam tüpe konulan pire zıplayarak tüpten çıkmayı birkaç denemeden sonra başarır. pire bu sefer daha kısa bir tübe konular ve tüpün ağzı üzeri bir tıkaçla kapatılır. tüpten çıkmayı defalarca deneyen pire onca başarısız denemeden sonra artık ne kadar uğraşırsa uğraşsın tüpten çıkamayacağını öğrenmiştir. pire daha sonra tekrar ağzı açık ve yüksek tüpe konulur. pirenin sıçrayışları artık 25 cm yüksekliği geçmemektedir.
45 cm yüksekliğinde bir cam tüpe konulan pire zıplayarak tüpten çıkmayı birkaç denemeden sonra başarır. pire bu sefer daha kısa bir tübe konular ve tüpün ağzı üzeri bir tıkaçla kapatılır. tüpten çıkmayı defalarca deneyen pire onca başarısız denemeden sonra artık ne kadar uğraşırsa uğraşsın tüpten çıkamayacağını öğrenmiştir. pire daha sonra tekrar ağzı açık ve yüksek tüpe konulur. pirenin sıçrayışları artık 25 cm yüksekliği geçmemektedir.
devamını gör...
hafızadan çıkmayan reklam jingleları
vatan ta ta tan, yeterde artar şok şok şok , alarko kombi gerçek kombi gerçek konfor , toyo toyota toyo toyotaa çıkarım senle her yola toyata. , bıcı bıcı yaparım dalinle mis gibi kokarım.
tanım: özellikle sınav olurken kafamda bunlar çalıyor dediğim başlık. bilinçaltıma nasıl girdiyse yukarıda yazılan her şeyi ritimli okuyorum.
tanım: özellikle sınav olurken kafamda bunlar çalıyor dediğim başlık. bilinçaltıma nasıl girdiyse yukarıda yazılan her şeyi ritimli okuyorum.
devamını gör...
ekşi sözlük'ten gelen yazarlar
11 yıldır çaylaklık dahil yazarım. 9 yıldır tam yazarım. orada metrobusdeoturanadam burada metrobuste oturan adam.
çay var dediler geldik. he bir de adalet var dediler. herkes eşit dediler.
çay var dediler geldik. he bir de adalet var dediler. herkes eşit dediler.
devamını gör...
resulullahla benim aramdaki farklar
şahane bir ah muhsin ünlü * şiiridir.
beyti engin'den dinlendiğinde ağlama krizlerine girebilirsiniz. buradan dinleyebilirsiniz.
resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.
resulullah yolda ebu bekir’i görse “es selamu aleyküm ya sıddık” derdi,
ben yolda ebu bekir’i görsem tanımam.
resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
ben annem ölürken çok ağladım çünkü.
annem gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.
resulullah azrail’i yolda görse tanırdı;
ben azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki: “şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.”
resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi, ben ona derdim ki: “anam babam yoluna feda olsun ey ’ın resulü;
fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?..”
resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki: “kızım ha gayret!”;
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki: “anneciğim ölmesen…”
ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki: “anneciğim seni ben…”
annem döndü, bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz.
resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm, haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.
ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının
anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…
resulullah çok şanslı bir insan
annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.
annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!
olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü…
beyti engin'den dinlendiğinde ağlama krizlerine girebilirsiniz. buradan dinleyebilirsiniz.
resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.
resulullah yolda ebu bekir’i görse “es selamu aleyküm ya sıddık” derdi,
ben yolda ebu bekir’i görsem tanımam.
resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
ben annem ölürken çok ağladım çünkü.
annem gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.
resulullah azrail’i yolda görse tanırdı;
ben azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki: “şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.”
resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi, ben ona derdim ki: “anam babam yoluna feda olsun ey ’ın resulü;
fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?..”
resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki: “kızım ha gayret!”;
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki: “anneciğim ölmesen…”
ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki: “anneciğim seni ben…”
annem döndü, bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz.
resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm, haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.
ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının
anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…
resulullah çok şanslı bir insan
annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.
annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!
olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü…
devamını gör...
sürsün bahar
can kazaz'ın sözü ve müziği kendisine ait olan, babasına ithaf ettiği, insanın (hele de babası artık bu dünyada değilse) yüreğini parça parça eden şarkısıdır.
sürsün bahar...
can kazar klibin sonunda der ki;
yetim kalmadan önce,
sizi seven babanıza "seni seviyorum" demeyi lütfen unutmayın.
ben unuttum.
ben de babama hiç "seni seviyorum" demedim. ondan da beni sevdiğini duymadım. başımı okşadığını, "kızım" dediğini kendimi bildim bileli hatırlamam. zaten çok oldu gideli, mezarına da gitmeyi sevmiyorum çünkü kabul etmiş oluyorum gittiğini o zaman. o bence uzun bir seyahate çıktı, dönecek mi belli değil, hiç soramayacağım ona beni sevip sevmediğini...
oysa ki kız çocuğu olsun çok istemiş. belki küçükken de sevdi ama ben hatırlamıyorum. insanlar neden anne-baba olur belki de anlamama sebebim bu, çocuk sahibi olmama (olamama) sebebim bu. o kadar yakından nasıl olunmadığını gördüm ki ben ve hayatım boyunca bu sevgisizliğin sonuçlarını o kadar güzel tecrübe ettim ki buna hiç cesaret edemedim. pişman mıyım değilim...
kendine göre sevmek diye bir şey yok çünkü, çünkü onu dünyaya getirmek sizin tercihiniz, eğer verecek sevginiz yoksa getirmemeyi de tercih edebilirdiniz. çünkü o çocuk dünyaya geldiyse ona bakmak zorundasınız. onu kaderine terk edemezsiniz. bir var, bir yok olamazsınız. onu büyütmek, büyürken her konuda arkasında olmak, doğruları göstermek zorundasınız. imkanlarınız ne ise o kadar. maddi olarak imkanlarınız yeterli olmayabilir (ki bizde sorun bu da değildi) bu ayıp değil asla ama sevginin bir sınırı yok; o çocuğu çok severek, ona örnek olarak onu hayata hazırlamak zorundasınız. yoksa sizden bir tane, iki tane daha olmasının ne anlamı var ki?
ben hayatımın en büyük tartışmalarını babamla yaptım ve hep ona karşı geldim çünkü o olması gerektiğinde hiç yanımda olmamıştı.
baba-kız olamadık biz hiç mesela, dışarıda böyle birbirine sevgi dolu insanları görünce burnumun direği sızlardı hep, onlar için çok mutlu olurken, onların ne kadar şanslı olduğunu düşünürken kendim için ise inanılmaz üzüldüm hep. çünkü zamanında tecrübe edilememiş, depolanamamış ve hiçbir zaman da yeri dolmayacak bir şey bu.
sonra sonra anladım ki insan en büyük hataları sevgi eksikliğinden yapıyor.
en çaresiz anlarında sığınmak istiyorsun, sırtında "merak etme ben yanındayım" diyen bir el istiyorsun.
hep istenmiş ama hiç olmamış bir şeye özlem hiç geçmiyor oysa...
can kazaz'ın aksine ben de diyorum ki;
size hayran ve sizi annesi-babası olduğunuz için seven, size belli bir yaşa kadar muhtaç olan çocuklarınızı çok sevin, onlara çok sarılın, başını okşayın. "canım kızım", "canım oğlum" deyin onlara. "seni çok seviyorum" demekten çekinmeyin. "hata yapsan da yanındayım" deyin. deyin ki en ufacık hatalarında kendi içlerindeki kuytulara kaçmasınlar, deyin ki büyüdüklerinde iki gram sevgi peşinde koşarak geçmesin ömürleri.
şükür ki hatalar değil belki bir iki hata yapmışımdır hayatım boyunca (ki onları da hala hata saymam) ama daha güzel bir hayatım olabilir miydi kesinlikle olabilirdi. seçim şansının bende olmadığı bir şekilde geldiğim dünyada elimi taşın altından hiç çekmeden usulca yaşayıp gitmeye çalışıyorum. başarabilirsem ne ala, başaramazsam da tek sorumlu benim. benden bir tane daha bırakmıyorum ardımda. çünkü hep iyi ve doğru bir insan olmaya çalışarak en büyük cezayı kendi kendime verdim ben zaten.
artık hata yapmaktan korkmuyorum, özür dilemekten ya da seni seviyorum demekten korkmuyorum.
kendim öğrendim. kendime en iyi öğretmen benim.
sahi baba beni hiç sevdin mi?
sürsün bahar...
can kazar klibin sonunda der ki;
yetim kalmadan önce,
sizi seven babanıza "seni seviyorum" demeyi lütfen unutmayın.
ben unuttum.
ben de babama hiç "seni seviyorum" demedim. ondan da beni sevdiğini duymadım. başımı okşadığını, "kızım" dediğini kendimi bildim bileli hatırlamam. zaten çok oldu gideli, mezarına da gitmeyi sevmiyorum çünkü kabul etmiş oluyorum gittiğini o zaman. o bence uzun bir seyahate çıktı, dönecek mi belli değil, hiç soramayacağım ona beni sevip sevmediğini...
oysa ki kız çocuğu olsun çok istemiş. belki küçükken de sevdi ama ben hatırlamıyorum. insanlar neden anne-baba olur belki de anlamama sebebim bu, çocuk sahibi olmama (olamama) sebebim bu. o kadar yakından nasıl olunmadığını gördüm ki ben ve hayatım boyunca bu sevgisizliğin sonuçlarını o kadar güzel tecrübe ettim ki buna hiç cesaret edemedim. pişman mıyım değilim...
kendine göre sevmek diye bir şey yok çünkü, çünkü onu dünyaya getirmek sizin tercihiniz, eğer verecek sevginiz yoksa getirmemeyi de tercih edebilirdiniz. çünkü o çocuk dünyaya geldiyse ona bakmak zorundasınız. onu kaderine terk edemezsiniz. bir var, bir yok olamazsınız. onu büyütmek, büyürken her konuda arkasında olmak, doğruları göstermek zorundasınız. imkanlarınız ne ise o kadar. maddi olarak imkanlarınız yeterli olmayabilir (ki bizde sorun bu da değildi) bu ayıp değil asla ama sevginin bir sınırı yok; o çocuğu çok severek, ona örnek olarak onu hayata hazırlamak zorundasınız. yoksa sizden bir tane, iki tane daha olmasının ne anlamı var ki?
ben hayatımın en büyük tartışmalarını babamla yaptım ve hep ona karşı geldim çünkü o olması gerektiğinde hiç yanımda olmamıştı.
baba-kız olamadık biz hiç mesela, dışarıda böyle birbirine sevgi dolu insanları görünce burnumun direği sızlardı hep, onlar için çok mutlu olurken, onların ne kadar şanslı olduğunu düşünürken kendim için ise inanılmaz üzüldüm hep. çünkü zamanında tecrübe edilememiş, depolanamamış ve hiçbir zaman da yeri dolmayacak bir şey bu.
sonra sonra anladım ki insan en büyük hataları sevgi eksikliğinden yapıyor.
en çaresiz anlarında sığınmak istiyorsun, sırtında "merak etme ben yanındayım" diyen bir el istiyorsun.
hep istenmiş ama hiç olmamış bir şeye özlem hiç geçmiyor oysa...
can kazaz'ın aksine ben de diyorum ki;
size hayran ve sizi annesi-babası olduğunuz için seven, size belli bir yaşa kadar muhtaç olan çocuklarınızı çok sevin, onlara çok sarılın, başını okşayın. "canım kızım", "canım oğlum" deyin onlara. "seni çok seviyorum" demekten çekinmeyin. "hata yapsan da yanındayım" deyin. deyin ki en ufacık hatalarında kendi içlerindeki kuytulara kaçmasınlar, deyin ki büyüdüklerinde iki gram sevgi peşinde koşarak geçmesin ömürleri.
şükür ki hatalar değil belki bir iki hata yapmışımdır hayatım boyunca (ki onları da hala hata saymam) ama daha güzel bir hayatım olabilir miydi kesinlikle olabilirdi. seçim şansının bende olmadığı bir şekilde geldiğim dünyada elimi taşın altından hiç çekmeden usulca yaşayıp gitmeye çalışıyorum. başarabilirsem ne ala, başaramazsam da tek sorumlu benim. benden bir tane daha bırakmıyorum ardımda. çünkü hep iyi ve doğru bir insan olmaya çalışarak en büyük cezayı kendi kendime verdim ben zaten.
artık hata yapmaktan korkmuyorum, özür dilemekten ya da seni seviyorum demekten korkmuyorum.
kendim öğrendim. kendime en iyi öğretmen benim.
sahi baba beni hiç sevdin mi?
devamını gör...
reddettiği erkeğe nasılsın diye mesaj atan kadın
hasar tespiti yapan kız.stepne nasıl diye kontrol'de ediyor olabilir.
devamını gör...
alıngan erkek çekiciliği
alıngan biri olan kendimden pay biçmem gerekirse yoktur öyle bir şey. alınganlık çoğu zaman itici görünür.
devamını gör...
normal sözlük’ü bırakmak
sen gidiyorsun ama yazdıkların burada kalacak.
geçen düşündüm dedim gideyim de entryler burada kalacak. 2000 e yakın oldu herhalde günde en fazla 20 tane silebilsem 100 gün sürer. 100 güne bizim atalarımız kıtadan kıtaya sefer yapıyordu anasını satayım.
yazdıkça daha çok batıyoruz, yazmadan duramıyoruz napcaz böyle.
geçen düşündüm dedim gideyim de entryler burada kalacak. 2000 e yakın oldu herhalde günde en fazla 20 tane silebilsem 100 gün sürer. 100 güne bizim atalarımız kıtadan kıtaya sefer yapıyordu anasını satayım.
yazdıkça daha çok batıyoruz, yazmadan duramıyoruz napcaz böyle.
devamını gör...
radyonüklid
proton/nötron oranı dengesiz halde olan kararsız çekirdekli atom.
dengesizlikten kastımı açıklayayım kısaca. hidrojen haricindeki atom çekirdekleri içerisinde proton ve nötronlar, çekirdek dışında da elektronlar bulunur. protonların nötronlara oranı 1 ya da 1'e çok yakın sayılardır. bu tür atomlara kararlı atom deriz. bunların rahatı yerindedir.
oran 1'den uzaklaşıp yükselmeye başlayınca atomda kararsızlıklar başlar. bu atomlar bu durumdan "rahatsız"dır ve enerji fazlalığını dışarıya atmak isterler. bu nedenle de radyoaktif bozunmaya uğrarlar. bu bozunmalar sırasında çekirdekte ya proton ya nötron ya da her ikisinin birden sayısı değişir ve atom kararlı hale gelir.
dengesizlikten kastımı açıklayayım kısaca. hidrojen haricindeki atom çekirdekleri içerisinde proton ve nötronlar, çekirdek dışında da elektronlar bulunur. protonların nötronlara oranı 1 ya da 1'e çok yakın sayılardır. bu tür atomlara kararlı atom deriz. bunların rahatı yerindedir.
oran 1'den uzaklaşıp yükselmeye başlayınca atomda kararsızlıklar başlar. bu atomlar bu durumdan "rahatsız"dır ve enerji fazlalığını dışarıya atmak isterler. bu nedenle de radyoaktif bozunmaya uğrarlar. bu bozunmalar sırasında çekirdekte ya proton ya nötron ya da her ikisinin birden sayısı değişir ve atom kararlı hale gelir.
devamını gör...
bilgi kategorisinden sorumlu moderatörün ayrımcı olması
aslında var olmayan ama çok seri başlık açılması ve tanım girilmesi nedeniyle bunların birikmesi sonucunda artan iş yükü nedeniyle öyleymiş gibi algılanan durum.
en azından ben öyle düşünüyorum diyeyim. fazla birikiyor ve sıra gelmiyor diye düşünüyorum, zira bilgi içeriği olduğu kabak gibi ortada olan bazı başlıklar bir süre kategoriye girmeden bekleyebiliyor.
bence de kendimiz ekleyebilmeliyiz kategoriyi. trolleme amaçlı başlıklar açıp bilgi olarak işaretlemek suretiyle kötüye kullanan olursa da şikayet edilebilmeli kategorinin değiştirilmesi için.
en azından ben öyle düşünüyorum diyeyim. fazla birikiyor ve sıra gelmiyor diye düşünüyorum, zira bilgi içeriği olduğu kabak gibi ortada olan bazı başlıklar bir süre kategoriye girmeden bekleyebiliyor.
bence de kendimiz ekleyebilmeliyiz kategoriyi. trolleme amaçlı başlıklar açıp bilgi olarak işaretlemek suretiyle kötüye kullanan olursa da şikayet edilebilmeli kategorinin değiştirilmesi için.
devamını gör...
iltifat mı hakaret mi olduğu belli olmayan cümleler
(bkz: aferin)
devamını gör...
film önerileri
12 angry man.
devamını gör...
pırlanta
''güzel bayan, parmağınıza taktığınız o pırlanta, dünyadaki bütün imparatorlukların kuruluşunu ve yıkılışını, bütün dinlerin oluşumunu ve evrimini, dinazorların yer kürede yürüyüp yokoluşunu, bütün güzel aşk hikayelerinin başını ve sonunu, bütün dramları ve trajedileri görmüş ve yine de ışıltısından hiç bir şey kaybetmemiştir''
italya'daki arezzo fuarında kullandığım bu cümle karşımdaki insanı yeterince etkilemiş olacak ki hanımefendi çok fazla düşünmeden siparişini onaylamıştı.
bu havalı gibi görünen, biraz da ııııııyhhhhhhhhhh dedirtecek cümlenin altyapısı nedir peki?
elmas dediğimiz arkadaş karbon temellidir ve oluşabilmesi için sistematik ve çok yüksek düzeylerde basınca ihtiyaç duyar.
karbon elementinin yüksek basınç altında kalarak oluşturduğu en güzel formdur.
hani derler ya pressure can make you either coal or diamond diye o vıcık vıcık kişisel gelişim kitaplarında.
fiziksel olarak doğrudur.
şöyle ki, doğal yollardan elmas oluşabilmesi için milyonlarca yıl gerekir.
eğer yeterince basınç alamazsa grafit-kömür'e döner.
doğru ve tatlı basıncı milyonlarca yıl yerse ışıl ışıl parlayıp ağzınızı açık baktırır.
yani patronum bana mobbing uyguluyor, iş arkadaşlarımın hepsi üstüme geliyor, bütün işler bana bakıyor hepsini halletmem lazım zaten az para alıyorum ama dur! basınç elmas oluşturur.
aynen, nurtopu gibi bir kömür oldun kardeşim, iyi yanmalar, ozon tabakasını delmeyi unutma.
hepimizin bildiği gibi kanlı elmas muhabbetlerine girmeyeceğim. çoğu insanın-ben de dahil- eleştirmekte ve sinirlenmekte haklı olduğu bir konudur.
keşke böyle bir şeye hiç bir zaman gerek kalmasaydı, keşke insanların açgözlülüğü insanı insan yapan değerlerden uzaklaştırmasaydı.
neyse.
elmas aynı zamanda endüstrilerde de kullanılan bir arkadaşımızdır. mohs skalası dediğimiz sertlik skalasında elmas 10 mohs ölçeğine sahip olup, doğada bulunan en sert arkadaştır. öyle ki, bir elması sadece başka bir elmas kesebilir( yani çivi çiviyi sökmez zaten kerpetenle çıkartırsın ama elması ancak elmasla kesebilirsin)
altın sektöründe altının üzerindeki yüzey işlemlerini diamond cut dediğimiz ucunda sivri bir elmas bulunan kalemlerle uygular ustalar.
aynı şekilde bir elmasa şekil vermek istediğiniz zaman ancak başka bir elmasın olduğu bir kalemle yapabilirsiniz.
pırlanta formuna dönersek.
elmasın işlenmiş şekil verilmiş halinde pırlanta denir.
pırlanta dediğiniz anda direkt gözünüzün önüne gelen görüntüdeki kesim'e yuvarlak kesim denir.
aynı zamanda farklı kesin şekilleri vardır, yastık, prenses,damla,zümrüt gibi.
en bilindiği sanıyorum baget kesimdir(yuvarlak kesim haricinde)
hepsinde farklı yüzey sayısı vardır.
yukarıdaki arkadaşın bahsettiği 57 yüzey yuvarlak kesim dediğimiz klasik kesimde bulunur.
her yüzeye faset denilir.
üst kısıma taç denir ve 33 faset vardır.
alt kısıma külaha benzediği için külah denilir ve 24 faseti vardır.
pırlantalar derecelendirilirken 4 adet kritere bakılır
cut, clarity, color ve carat.
yani kesim, berraklık, renk ve karat(ağırlık)
kesim bahsettiğim fasetlerin ne kadar doğru orantılı kesildiğine göre derecelendirilir. excellent, fair ve good olarak 3 kategoride incelenir.
pırlanta uzmanları pırlantaları lup dediğimiz mini büyüteçlerle inceleyip simetrilerini puanlarlar.
berraklık dediğimiz kısım ise adı üstündedir. bir pırlantanın içerisinde ne kadar az inklüzyon dediğimiz siyah noktalar varsa o kadar berraktır.
peki o siyah noktalar nedir?
yep, grafit.
yani bazen bu pırlantalar yedikleri basınç orantısız olduğunda iç kısmında sıkıştırılırken karbon elementi kömüre dönebiliyor.
berraklık derecelendirmeleri şu şekildedir:
lc( loupe clean): hiç bir şekilde içerisinde siyah nokta veya başka kusur yok.
vvs( very very small inclusion) : lup ile bakıldığında çok zor görülebilen ve yüzey kısmında olmayan kusurlar.
vs(very small inclusion): lup ile bakıldığında zor görünen ve yüzeye yakın olan kusurlar.
sı( small ınclusion):lup ile bakıldığında kolay görünen ve genelde yüzeyde olan kusurlar.
pike: çıplak gözle bakıldığında görülebilen kusurlar.
renk kısmı biraz daha basit. d rengi derecelendirilmesinden başlayıp z'ye kadar gider. a b c niye yoktur derseniz ilk pırlanta inceleme enstütüsü kurulduğunda ya daha beyaz bir renkli taş bulunursa diye a b c boş bırakılmıştır)
ne kadar ''beyaz'' ise renk skalasında o kadar iyidir.
carat ise ağırlık birimidir 1 karat: 0,2 grama denk gelir. karat büyüdükçe fiyatlar artar.
pırlantalar genellikle uzmanları tarafından sertifika verilerek değeri tescillenen güzelliklerdir. o yüzden pırlanta alacağınız zaman kesinlikle sertifikası olup olmadığını sorunuz.
2 tane büyük ve dünya çapında geçerliliği olan sertifika enstütüleri vardır. google'a yazarsanız bulabilirsiniz. sözlükte yeni olduğum için reklam veriyor görüntüsü vermek istemem.
dünya ne kadar kötüye giderse gitsin, hayat sizin üzerinizde ne kadar kötü etkiler bırakırsa bıraksın siz hiç bir zaman ışıltınızı kaybetmeyin.
sevgiler.
italya'daki arezzo fuarında kullandığım bu cümle karşımdaki insanı yeterince etkilemiş olacak ki hanımefendi çok fazla düşünmeden siparişini onaylamıştı.
bu havalı gibi görünen, biraz da ııııııyhhhhhhhhhh dedirtecek cümlenin altyapısı nedir peki?
elmas dediğimiz arkadaş karbon temellidir ve oluşabilmesi için sistematik ve çok yüksek düzeylerde basınca ihtiyaç duyar.
karbon elementinin yüksek basınç altında kalarak oluşturduğu en güzel formdur.
hani derler ya pressure can make you either coal or diamond diye o vıcık vıcık kişisel gelişim kitaplarında.
fiziksel olarak doğrudur.
şöyle ki, doğal yollardan elmas oluşabilmesi için milyonlarca yıl gerekir.
eğer yeterince basınç alamazsa grafit-kömür'e döner.
doğru ve tatlı basıncı milyonlarca yıl yerse ışıl ışıl parlayıp ağzınızı açık baktırır.
yani patronum bana mobbing uyguluyor, iş arkadaşlarımın hepsi üstüme geliyor, bütün işler bana bakıyor hepsini halletmem lazım zaten az para alıyorum ama dur! basınç elmas oluşturur.
aynen, nurtopu gibi bir kömür oldun kardeşim, iyi yanmalar, ozon tabakasını delmeyi unutma.
hepimizin bildiği gibi kanlı elmas muhabbetlerine girmeyeceğim. çoğu insanın-ben de dahil- eleştirmekte ve sinirlenmekte haklı olduğu bir konudur.
keşke böyle bir şeye hiç bir zaman gerek kalmasaydı, keşke insanların açgözlülüğü insanı insan yapan değerlerden uzaklaştırmasaydı.
neyse.
elmas aynı zamanda endüstrilerde de kullanılan bir arkadaşımızdır. mohs skalası dediğimiz sertlik skalasında elmas 10 mohs ölçeğine sahip olup, doğada bulunan en sert arkadaştır. öyle ki, bir elması sadece başka bir elmas kesebilir( yani çivi çiviyi sökmez zaten kerpetenle çıkartırsın ama elması ancak elmasla kesebilirsin)
altın sektöründe altının üzerindeki yüzey işlemlerini diamond cut dediğimiz ucunda sivri bir elmas bulunan kalemlerle uygular ustalar.
aynı şekilde bir elmasa şekil vermek istediğiniz zaman ancak başka bir elmasın olduğu bir kalemle yapabilirsiniz.
pırlanta formuna dönersek.
elmasın işlenmiş şekil verilmiş halinde pırlanta denir.
pırlanta dediğiniz anda direkt gözünüzün önüne gelen görüntüdeki kesim'e yuvarlak kesim denir.
aynı zamanda farklı kesin şekilleri vardır, yastık, prenses,damla,zümrüt gibi.
en bilindiği sanıyorum baget kesimdir(yuvarlak kesim haricinde)
hepsinde farklı yüzey sayısı vardır.
yukarıdaki arkadaşın bahsettiği 57 yüzey yuvarlak kesim dediğimiz klasik kesimde bulunur.
her yüzeye faset denilir.
üst kısıma taç denir ve 33 faset vardır.
alt kısıma külaha benzediği için külah denilir ve 24 faseti vardır.
pırlantalar derecelendirilirken 4 adet kritere bakılır
cut, clarity, color ve carat.
yani kesim, berraklık, renk ve karat(ağırlık)
kesim bahsettiğim fasetlerin ne kadar doğru orantılı kesildiğine göre derecelendirilir. excellent, fair ve good olarak 3 kategoride incelenir.
pırlanta uzmanları pırlantaları lup dediğimiz mini büyüteçlerle inceleyip simetrilerini puanlarlar.
berraklık dediğimiz kısım ise adı üstündedir. bir pırlantanın içerisinde ne kadar az inklüzyon dediğimiz siyah noktalar varsa o kadar berraktır.
peki o siyah noktalar nedir?
yep, grafit.
yani bazen bu pırlantalar yedikleri basınç orantısız olduğunda iç kısmında sıkıştırılırken karbon elementi kömüre dönebiliyor.
berraklık derecelendirmeleri şu şekildedir:
lc( loupe clean): hiç bir şekilde içerisinde siyah nokta veya başka kusur yok.
vvs( very very small inclusion) : lup ile bakıldığında çok zor görülebilen ve yüzey kısmında olmayan kusurlar.
vs(very small inclusion): lup ile bakıldığında zor görünen ve yüzeye yakın olan kusurlar.
sı( small ınclusion):lup ile bakıldığında kolay görünen ve genelde yüzeyde olan kusurlar.
pike: çıplak gözle bakıldığında görülebilen kusurlar.
renk kısmı biraz daha basit. d rengi derecelendirilmesinden başlayıp z'ye kadar gider. a b c niye yoktur derseniz ilk pırlanta inceleme enstütüsü kurulduğunda ya daha beyaz bir renkli taş bulunursa diye a b c boş bırakılmıştır)
ne kadar ''beyaz'' ise renk skalasında o kadar iyidir.
carat ise ağırlık birimidir 1 karat: 0,2 grama denk gelir. karat büyüdükçe fiyatlar artar.
pırlantalar genellikle uzmanları tarafından sertifika verilerek değeri tescillenen güzelliklerdir. o yüzden pırlanta alacağınız zaman kesinlikle sertifikası olup olmadığını sorunuz.
2 tane büyük ve dünya çapında geçerliliği olan sertifika enstütüleri vardır. google'a yazarsanız bulabilirsiniz. sözlükte yeni olduğum için reklam veriyor görüntüsü vermek istemem.
dünya ne kadar kötüye giderse gitsin, hayat sizin üzerinizde ne kadar kötü etkiler bırakırsa bıraksın siz hiç bir zaman ışıltınızı kaybetmeyin.
sevgiler.
devamını gör...


