öğretmen mağduriyeti
bu tür başlıklara prim vermeyin ,
az önce buna benzer bir başlık vardı zaten . derdi olan pekala oraya yazabilirdi .
hatta moderasyonu göreve davet ediyorum , bu başlığı da hemen üstteki başlığa taşıyabilirler .
az önce buna benzer bir başlık vardı zaten . derdi olan pekala oraya yazabilirdi .
hatta moderasyonu göreve davet ediyorum , bu başlığı da hemen üstteki başlığa taşıyabilirler .
devamını gör...
kıymet bilmek
devamını gör...
babooshka
kate bush’u ilk hangi şarkısıyla tanıdığımı hatırlamıyorum ama 16 yaşında keşfedildiğini, o zamanlar dahi 200’e yakın bestesinin bulunduğunu bir yerlerde okuduğumda hiç şaşırmadım. şarkılarını inanılmaz mimikleriyle, kıvrak danslarıyla süsleyen bu kadın, müzikle görsel temsilinin birbirinden ayrılmaması gerektiğine inanan, başarısının büyük bir kısmını da buna borçlu olan müzisyenlerden. belki de bu açından bir çığır açmış sanatçılardan. bush’un şarkılarına konu olan çok şey var ama her biri başlı başına bir öykü anlatır ve insanoğlunun daha hassas, hata yapmaya müsait, paranoyak yönlerini de sıklıkla irdeler.
1980 tarihli babooshka, bush’un never for ever albümünde yer alan ve öncelikle bir single olarak piyasaya sürülen şarkısı. kocasının kendisini aldattığından şüphelenen bir kadın, babooshka ismini kullanarak, şüphelerini doğrulamak amacıyla kocasına aşk mektupları yollar. işler sarpa sarar ve kocası mektupları yazan kadınla buluşmayı göze alır. nihayet bir araya geldiklerinde, karşısında duran kadın ona karısının güzel olduğu, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığı gençlik günlerini hatırlatır. hiç çekinmeden kendisine aşk-ı ilan eden bu kadından o denli etkilenir ki ''seninim babooshka, seninim'' der hiç düşünmeden. sonra ne mi olur? farklı sonlar yaratmak mümkün. bush bir röportajında, babooshka’nın kocasının, mektupları karısının yazdığını fark edip onunla karşılaşacağını bile bile buluşmaya gittiğini söyler. dolayısıyla, aslında şarkıda ikili bir oyunun oynandığını da söyleyebiliriz. şarkının klibinde ise, bush/babooshka bir kontrbasla, yani babooshka’nın kocasıyla dans ediyor. bence sırf babooshka klibini izlemek dahi kate bush’un kim olduğuna dair müthiş ipuçları veriyor.
1980 tarihli babooshka, bush’un never for ever albümünde yer alan ve öncelikle bir single olarak piyasaya sürülen şarkısı. kocasının kendisini aldattığından şüphelenen bir kadın, babooshka ismini kullanarak, şüphelerini doğrulamak amacıyla kocasına aşk mektupları yollar. işler sarpa sarar ve kocası mektupları yazan kadınla buluşmayı göze alır. nihayet bir araya geldiklerinde, karşısında duran kadın ona karısının güzel olduğu, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığı gençlik günlerini hatırlatır. hiç çekinmeden kendisine aşk-ı ilan eden bu kadından o denli etkilenir ki ''seninim babooshka, seninim'' der hiç düşünmeden. sonra ne mi olur? farklı sonlar yaratmak mümkün. bush bir röportajında, babooshka’nın kocasının, mektupları karısının yazdığını fark edip onunla karşılaşacağını bile bile buluşmaya gittiğini söyler. dolayısıyla, aslında şarkıda ikili bir oyunun oynandığını da söyleyebiliriz. şarkının klibinde ise, bush/babooshka bir kontrbasla, yani babooshka’nın kocasıyla dans ediyor. bence sırf babooshka klibini izlemek dahi kate bush’un kim olduğuna dair müthiş ipuçları veriyor.
devamını gör...
beğeni almayıp sürekli yazan yazar
ben ifşalandım.
siz devam edin.
siz devam edin.
devamını gör...
kuşlar yasına gider
''babalar alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır...''
yaklaşık 1,5 sene önceydi...
bir gece yarısı, sarsılarak uyandığım uykunun ertesinde, hızlı adımlarla yalpalayarak evin balkonuna atıp kendimi, titreyen ellerimle beceriksizce yaktığım 2-3 sigarayı içene kadar hüngür hüngür ağlamıştım...
eşim, dolu dolu gözlerle bana sarılıp “n’oldu” “ne gördün” gibi sorularıyla kulaklarımdan beynimi deliyor; kafamın içinde yankılanan sorularına cevap verecek kudreti bulamıyordum kendimde...hıçkırıklara karışan nefesimin arasına iki kelime sıkıştırıp cümle haline getiremiyordum ne yazık...
bir müddet sonra, hıçkırıklarım kesilip sakinleşince; ağlamaya devam ederek anlatmaya başlamıştım rüyamı.
rüyamda eşim hamileydi ve doğum için hastaneye gelmiştik. eş, dost, akraba ve çok samimi olduğum arkadaşlarımla birlikte kahkahalar atarak bebeği bekliyorduk.
derken, hastane kapısına sirenlerini çala çala bir ambulans yanaştı acı bir frenle. ambulansın içinden sedyeyle bir adam çıkardılar. hastane kapısından içeri girip, yanımdan tam geçerlerken; sedyede bilinçsizce yatan adamın babam olduğunu gördüm...
6 sezonluk bir dizi kadar uzun bir rüyaydı.
bebeğimi beklerken, babamın ölüm haberini alıyordum...
hayatımda bu kadar üzülüp, bu kadar gözyaşı döktüğüm an olmamıştı o geceye kadar.
bu kitap o gece ne hissettiysem, aynı duyguları her satırında tekrar hissettirdi bana.
dağıldım.
darmadağın oldum.
kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar...
okumamışlara şimdiden iyi okumalar...
yaklaşık 1,5 sene önceydi...
bir gece yarısı, sarsılarak uyandığım uykunun ertesinde, hızlı adımlarla yalpalayarak evin balkonuna atıp kendimi, titreyen ellerimle beceriksizce yaktığım 2-3 sigarayı içene kadar hüngür hüngür ağlamıştım...
eşim, dolu dolu gözlerle bana sarılıp “n’oldu” “ne gördün” gibi sorularıyla kulaklarımdan beynimi deliyor; kafamın içinde yankılanan sorularına cevap verecek kudreti bulamıyordum kendimde...hıçkırıklara karışan nefesimin arasına iki kelime sıkıştırıp cümle haline getiremiyordum ne yazık...
bir müddet sonra, hıçkırıklarım kesilip sakinleşince; ağlamaya devam ederek anlatmaya başlamıştım rüyamı.
rüyamda eşim hamileydi ve doğum için hastaneye gelmiştik. eş, dost, akraba ve çok samimi olduğum arkadaşlarımla birlikte kahkahalar atarak bebeği bekliyorduk.
derken, hastane kapısına sirenlerini çala çala bir ambulans yanaştı acı bir frenle. ambulansın içinden sedyeyle bir adam çıkardılar. hastane kapısından içeri girip, yanımdan tam geçerlerken; sedyede bilinçsizce yatan adamın babam olduğunu gördüm...
6 sezonluk bir dizi kadar uzun bir rüyaydı.
bebeğimi beklerken, babamın ölüm haberini alıyordum...
hayatımda bu kadar üzülüp, bu kadar gözyaşı döktüğüm an olmamıştı o geceye kadar.
bu kitap o gece ne hissettiysem, aynı duyguları her satırında tekrar hissettirdi bana.
dağıldım.
darmadağın oldum.
kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar...
okumamışlara şimdiden iyi okumalar...
devamını gör...
iltifat etmek
güzellikleri takdir ederek insanları mutlu etme çabasıdır.
ayrıca yerinde doğru bir biçimde yapılan -samimi- bir iltifat karşıdaki insanın içindeki buzları eritir, yelkenlerini suya indirir.hem o mutlu olur hem de iltifat edene olan bakış açısı olumlu yönde değişir.
dünya mutlu ve güleryüzlü insanlarla daha güzel bir yer o yüzden iltifat edelim, mutlu edelim.
*
ayrıca yerinde doğru bir biçimde yapılan -samimi- bir iltifat karşıdaki insanın içindeki buzları eritir, yelkenlerini suya indirir.hem o mutlu olur hem de iltifat edene olan bakış açısı olumlu yönde değişir.
dünya mutlu ve güleryüzlü insanlarla daha güzel bir yer o yüzden iltifat edelim, mutlu edelim.
*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının vasiyetleri
kitaplarımı ve kasetlerimi nolur satmayın.
devamını gör...
tanju okan şarkılarından bir alıntı
güzel sesiyle kulaklarımızı pasını silen, neredeyse tüm şarkıları çok özel olan sanatçı.
"...
hayatım anlamsız şimdi
sendin bana neşe veren seviyorum sevgilim
sen benim sıcak güneşim
güzel tatlı tek eşimdin kara sevdam sevgilimdin
unutamam asla seni
hergün anıyorum bi asla seni
n'olursun dön dön bana
kollarım bekliyor seni
öpsem öpsem ellerini
yine de sana hasretim
..."
"...
hayatım anlamsız şimdi
sendin bana neşe veren seviyorum sevgilim
sen benim sıcak güneşim
güzel tatlı tek eşimdin kara sevdam sevgilimdin
unutamam asla seni
hergün anıyorum bi asla seni
n'olursun dön dön bana
kollarım bekliyor seni
öpsem öpsem ellerini
yine de sana hasretim
..."
devamını gör...
yarın seçim olsa yazarların oy verecekleri parti
bu arada bu başlığın altına gelip "ben oy vermeyeceğim verilecek hiçbir parti yok" diye saçmalayanları seçim gecesi göreceğim ben. sanki norveç'te isveç'te yaşıyormuş gibi sandığa gitmiyorlar. bu ülke bir kuzey ülkesi değil. dolayısıyla çocukça kaprisleri bırakıp sandığa gelip oy kullanmanız gerekiyor
devamını gör...
aylık puan tablosu
aramızda olmaktan keyif alanların, puanlamaya doymayanların, uçurulmayanların, yaza yaza bitiremeyenlerin olması gereken yere geldiği tablo.
çok şükür diyorum.
bir ferahlama geldi bana.
o kadar mesaim var, kadri kıymeti bilinsin pliz.
bakayım diğer işlerime artık, konumun iyi.
hadi size iyi sözlükler, emekçiler.
çok şükür diyorum.
bir ferahlama geldi bana.
o kadar mesaim var, kadri kıymeti bilinsin pliz.
bakayım diğer işlerime artık, konumun iyi.
hadi size iyi sözlükler, emekçiler.
devamını gör...
kendini vazgeçilmez sanan insan
t: daha önce sevilmemiş insandır. şaka gibi ama gerçek. yeterince sevgi görmeyen insanlar bu hale geliyor.
yıllar önce hayatımda böyle biri vardı. sevilmemişliğinin acısını benden çıkarıyordu. salaktım, kaybetmekten korkuyordum, ne derse tamam diyordum. sonra fark ettim ki ben böyle yaptıkça karşımdakinin mıçı arşa yükseliyor. kaybetmekten korkuyorum ama çoktan kaybetmişim. o zaman dedim "ben babamdan vazgeçmişim, senden mi vazgeçemeyeceğim?"
biraz yükseldi, şöyle böyle dedi ama çıktı gitti hayatımdan. geçen duydum aynı şeyi başkası ona yapıyormuş. ilahi adalet işte.
yıllar önce hayatımda böyle biri vardı. sevilmemişliğinin acısını benden çıkarıyordu. salaktım, kaybetmekten korkuyordum, ne derse tamam diyordum. sonra fark ettim ki ben böyle yaptıkça karşımdakinin mıçı arşa yükseliyor. kaybetmekten korkuyorum ama çoktan kaybetmişim. o zaman dedim "ben babamdan vazgeçmişim, senden mi vazgeçemeyeceğim?"
biraz yükseldi, şöyle böyle dedi ama çıktı gitti hayatımdan. geçen duydum aynı şeyi başkası ona yapıyormuş. ilahi adalet işte.
devamını gör...
takma kafana yerine söylenebilecek cümleler
tabi ki kafana takacaksın.tabi ki uykuların kaçacak. kendini bir çıkmazda,kimsenin seni anlamadığını düşünerek geçireceksin.ama şunu unutma; yanındayım, ne zaman arkana bakmak istersen beni göreceksin. inan geçecek. güzel günlerde, senin arkanda durmak yerine önünde koşmak için yarisagim. emin ol ikimiz de birinci olacağız. güven bana dostum.ben yanılmam.
devamını gör...
kendimizi geliştirmek zorunda mıyız sorunsalı
kesinlikle evet. her yeni bilginin hayata bakış açısının genişlemesin de yardımcı olur. ben oldum tamam artık diye salmayın. okuyun, dinleyin ve
sevin.
sevin.
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak
eserlerinde kullandığı mavi rengine adını* vermiş olan maxfield parrish ile bugünün kepenklerini kapatıyorum. çok güzel değil mi?
norwich, vermont (1954)
norwich, vermont (1954)
devamını gör...
vekil yeğeninin polisin önünde 220 basması
devamını gör...
can sıkıntısı
şu an yaşadığım durum.
canım sıkılıyor çünkü yapacak bir şeyler varken sıcaktan dolayı yapamıyorum. azıcık bahçede gezinip çiçek ekeyim diyorum, güneşte sıcaklık 45 derece. bazı şeyleri yapabilmem için hem gün batımını beklemem gerekiyor hem de rüzgarın dinmesini. *
kitap okuyayım desem, yan evde tadilat var ve çakılan her çivi kafatasıma çakılıyormuş gibi hissetmeye başladım. o yetmiyormuş gibi diğer komşunun elektrik süpürgesi de evlere şenlik, sanayide gibi hissettiriyor. biri sussa diğeri başlıyor. akşamüstü de birileri çim biçer, yine huzur vermezler.
iyisimi bi kahve yapıp bilgisayarı da alıp geleyim de, film neyim izleyeyim. yoksa bu gürültü, bu can sıkıntısı şikayet etmek için bana jandarmayı aratacak. işsiz emeklilerden olmak istemiyorum.
ve bugün pazar!
canım sıkılıyor çünkü yapacak bir şeyler varken sıcaktan dolayı yapamıyorum. azıcık bahçede gezinip çiçek ekeyim diyorum, güneşte sıcaklık 45 derece. bazı şeyleri yapabilmem için hem gün batımını beklemem gerekiyor hem de rüzgarın dinmesini. *
kitap okuyayım desem, yan evde tadilat var ve çakılan her çivi kafatasıma çakılıyormuş gibi hissetmeye başladım. o yetmiyormuş gibi diğer komşunun elektrik süpürgesi de evlere şenlik, sanayide gibi hissettiriyor. biri sussa diğeri başlıyor. akşamüstü de birileri çim biçer, yine huzur vermezler.
iyisimi bi kahve yapıp bilgisayarı da alıp geleyim de, film neyim izleyeyim. yoksa bu gürültü, bu can sıkıntısı şikayet etmek için bana jandarmayı aratacak. işsiz emeklilerden olmak istemiyorum.
ve bugün pazar!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
"ben" dedi kadın, onu aslında şimdiye dek hiç duymayan, görmeyen adama;
"ben senden kaçtığımı sanıyordum, her gittiğim yere yine seni de götürdüğümü bilmeden. her uzaklaşmaya çalıştığımda daha çok özleyerek geri döndüm sana. sonra anladım ki izin verdiğin kadar uzağa gidebiliyor, sonra ateşe uçan pervaneler gibi kendimi yaka yaka senin etrafında dönüyorum. ne sabrım tükeniyor, ne ümidim. her yeri sana boyuyorum ben, ikimize dair bir dünya inşa ediyorum gittiğim her yere, anılarımızı yerleştiriyorum o dünyanın içine, yeni hayaller kuruyorum geleceğe dair. sonra sen gelip her şeyi yerle bir ediyorsun. ve bunu iyi hal indirimi alabilmek için takım elbise giymiş bir katilin soğukkanlılığı ile yapıyorsun. hafifletici sebepler sunuyorsun "ama" ile başlayıp "üzgünüm" ile biten. ben de her seferinde kabulleniyor, boyun eğiyorum suçlu benmişim gibi., tutunacak bir dal arıyorum kelimelerinin arasında. izin ver gideyim artık. şimdi değil ama bir gün, unuturum, iyileşirim belki. alttan alttan depreşip, ara ara yoklayacağını biliyorum, göz yaşartıcı sebeplerim hep olacak; bir şiir dizesi, bir şarkı, sesi sana benzeyen birisi belki. ama artık bırak gideyim ben. başa dönüp dönüp aynı yerde tekrar yıkılıp kalmaktan yoruldum. iyi gibi görünmeye çalıştıkça içten içe kemiriyor beni, yok oluyorum yavaş yavaş görmüyor musun? ışığım söndü, ilk tanıdığında çiçek bahçesi gibi rengarenk olan kadın koyu gri bir hüzne büründü artık. bırak beni artık, bırak gideyim"
kadın
artık ağlamıyordu,
artık üzülmüyordu,
artık yoktu çünkü,
hissetmiyordu...
ve adam
"iyi geceler" dedi,
"konuşuruz bunları uzun uzun" dedi kısacık cevabında...
ve kadın biliyordu,
o adam verdiği sözleri tutmazdı.
"ben senden kaçtığımı sanıyordum, her gittiğim yere yine seni de götürdüğümü bilmeden. her uzaklaşmaya çalıştığımda daha çok özleyerek geri döndüm sana. sonra anladım ki izin verdiğin kadar uzağa gidebiliyor, sonra ateşe uçan pervaneler gibi kendimi yaka yaka senin etrafında dönüyorum. ne sabrım tükeniyor, ne ümidim. her yeri sana boyuyorum ben, ikimize dair bir dünya inşa ediyorum gittiğim her yere, anılarımızı yerleştiriyorum o dünyanın içine, yeni hayaller kuruyorum geleceğe dair. sonra sen gelip her şeyi yerle bir ediyorsun. ve bunu iyi hal indirimi alabilmek için takım elbise giymiş bir katilin soğukkanlılığı ile yapıyorsun. hafifletici sebepler sunuyorsun "ama" ile başlayıp "üzgünüm" ile biten. ben de her seferinde kabulleniyor, boyun eğiyorum suçlu benmişim gibi., tutunacak bir dal arıyorum kelimelerinin arasında. izin ver gideyim artık. şimdi değil ama bir gün, unuturum, iyileşirim belki. alttan alttan depreşip, ara ara yoklayacağını biliyorum, göz yaşartıcı sebeplerim hep olacak; bir şiir dizesi, bir şarkı, sesi sana benzeyen birisi belki. ama artık bırak gideyim ben. başa dönüp dönüp aynı yerde tekrar yıkılıp kalmaktan yoruldum. iyi gibi görünmeye çalıştıkça içten içe kemiriyor beni, yok oluyorum yavaş yavaş görmüyor musun? ışığım söndü, ilk tanıdığında çiçek bahçesi gibi rengarenk olan kadın koyu gri bir hüzne büründü artık. bırak beni artık, bırak gideyim"
kadın
artık ağlamıyordu,
artık üzülmüyordu,
artık yoktu çünkü,
hissetmiyordu...
ve adam
"iyi geceler" dedi,
"konuşuruz bunları uzun uzun" dedi kısacık cevabında...
ve kadın biliyordu,
o adam verdiği sözleri tutmazdı.
devamını gör...


