karma puan işine eyvallah dedik tamam ama bu karma işleri zıvanadan çıkıyor sanki...

varlığı hakkında pozitif herhangi bir bilgiyi ve hissi haiz olmadığım insana "iyiki varsın" dersem ülgen çarpar, zeus tokatlar, odin tekme tokat girer bana.

evvela dürüstçe bir yaklaşım olmaz. o yüzden evrene ve bilimum diğer insanlara karşı böyle bir yaklaşımı zinhar göstermem.

değerli kamuoyu araştırmacısı arkadaşımızın kamuoyunu yoklamaya devam etmesini salık veririm.

yoksa yakında millet çemberler oluşturup, birbirine çiçek, böcek, kelebek falan göndermeye başlarsa bunun önünü alamayız.

asıl o zaman manen çökeriz. en azından ben direkt çökerim. tövbe tövbe bir an mesaj kutumun halini düşündüm bir irkilme geldi üzerime.
devamını gör...

edit; ben yazdım.


lale tarlası bu
ama gül de olabilir.
rengin yediden çok
kenarlar hep keskindir çare yok.

tebessüm mü yoksa acı bir iç çekiş mi
weya ne?
ansızın bir bildirim gelir.
ince bir mutluluk ardından
ne güzel, ne güzel, yazar olmak...
devamını gör...

''hayatta hiçbir şey uğrunda ölmek için istenmez. her şey yaşamamız için olmalıdır.''
sabahattin ali.
devamını gör...

merhaba soru değildir bu bir. her hangi bir birey zaten merhabaya merhaba olarak karşılık verir.
(merhaba sorusuna kısmı merhaba sözü olarak sonradan değiştirilmiştir.)
devamını gör...

kedilerde denendiğinde ağzın ortasına partiyi yemekle sonuçlanabilecek yüksek derecede riskli eylem.*
devamını gör...

evlenmek.
devamını gör...

dayı haklı, 2 gün boyunca donut kuyruklarında beklediğimizi bilirim jacksonville'da. zor zamanlardı. neyse ki reis var da aç kalmadık.
devamını gör...

milleti kendisinin palyaçosu zanneden kişilerin beyanıdır. başka kapıya dedirtir.
devamını gör...

(bkz: icat çıkarma)
devamını gör...

devamını gör...

ya çevresi geniş olan ya da işini bilen yazarlar.

çevresi genişse ve sevilen biriyse otomatikman böyle şeyler oluyor. şöyle düşünün; twitter'da adamın 5000 takipçisi var. herhangi bir paylaşımına 1000 beğeni geliyor. sıradan bir twitter kullanıcısı için 1000 çok fazla ama o adam için aslında az. 5 kişiden sadece 1'i aynı görüşte demek ki diyebiliriz, herkesin o tweet'i görüp okuduğunu/izlediğini varsayarsak. sırf adamı sevdiğinden oy veren var mıdır? vardır illa ki. buradaki olay da tam olarak ona benziyor işte. "seviyorum, oyluyorum, kime ne!" gibi... doğrudur ya da yanlıştır* orası kişiden kişiye değişir ama var mı böyle bir şey? maalesef var.

işi bilen yazarlara gelince... bunu onları eleştirmek için yazmıyorum ama insanların eğilimlerini iyi gözlemlemiş ve çözmüş oldukları için genellikle yazdıkları da ona yönelik oluyor. uzun yazı okunmaz ama resimler/karikatürler kolay oylanır mesela. ciddi konular sarmaz ama esprili yaklaşımlar oylanır. örnekler çoğaltılabilir. bu yazarlar belki farkında olmadan belki de bile isteye* çoğunluğun talebi ne yöndeyse o yönde yazarlar. hal öyle olunca da sizin 2 saat uğraşıp yazdığınız bir şeyin pek yüzüne bakılmazken tek karelik bir fotoğraftan oluşan bir tanıma onlarca oy gelebilir.

önemli mi? sözlükte bir çeşit yarış atı gibi hissedenler için ve bir de hak etmeyenin herhangi bir durumdan kazançlı çıkmasından* haklı olarak rahatsız olanlar için önemli olabilir. fakat dünyanın sonu mu? değil elbette. zirvelere 2 tür çıkış vardır: herkesten önce koşa koşa çıkmak ve orada nefes nefese kalıp zirvenin tadını çıkaramamak ilk yolken, ağır ağır çıkıp hem çıkarken manzaranın tadını çıkarmak hem de zirvede dinç kalmak da ikincisidir. eğer bu işi zirve olarak görenler varsa bunu bir düşünsünler derim.
devamını gör...

aynı betimi girmek. veyahut aynı düşüncede olan yazarlarla uzun uzun konuşmak. hem iyi geliyor. hem iyi hissettiriyor.
devamını gör...

her yere yaya yürümeye alışık olduğu için arabada biri "nasıl gidiyoruz?" diye sorduğunda tüm yolu unutan kişi de olabilir.
devamını gör...

sebk-i hindî; iran, hindistan, afganistan, türkiye, azerbaycan ve tacikistan gibi ülkelerin edebiyatlarında birkaç asır etkisini göstermiş bir edebî üsluptur.
sebk-i hindî, daha önceki dönemlerin üsluplarında (klasik, mahalli üslup) kullanılan çoğu unsuru da içerdiği için onlardan kesin çizgilerle ayrılamamıştır. bu sebeple de ne zaman başladığı ve ilk temsilcilerinin kimler olduğu konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
sebk-i hindî’nin ortaya çıkışı ve gelişimiyle ilgili pek çok sosyal, siyasi ve edebî etkenden söz edilir. iran ve hindistan arasındaki tarihsel ilişkiler, safeviler dönemindeki şiilik anlayışının dışlayıcı tutumu, hindistan’daki hint ve türk yöneticilerin başta şiir olmak üzere güzel sanatlara yaklaşımı sebk-i hindî’nin gelişimini etkileyen sebepler arasında sıralanır.
sebk-i hindî’nin oluşmasına sebep olan etkenlerin en önemlisi, safeviler döneminde yöneticilerin, şiiliğin aşırı yorumunu benimseyerek diğer mezheplere mensup şairlere ilgi göstermemeleridir. bu da şairlerin kendileriyle daha fazla ilgilenen hindistan’daki türk hükümdarlarının muhitlerine göç etmeleri sonucunu doğurmuştur.
sebk-i hindî tek koldan değil üç koldan gelişmiştir. bu kollar; iran kolu, ısfahan kolu ve ifrati kol olarak isimlendirilmiştir.
sebk-i hindî, türk şairleri arasında büyük bir rağbet gör mesine rağmen iran şairleri tarafından zamanla terk edilmiş, hindistan’dan gelen yabancı bir tarz olarak değerlendirilmiştir. bu üslubun temsilcilerinden saib ve şevket, bilmece söyledikleri gerekçesiyle eleştirilmişlerdir.
iran’da doğup hindistan’da gelişen ve afganistan’da da kabul gören sebk-i hindî, xvıı. yüzyıldan iti baren anadolu’da gelişen türk edebiyatını da etkilemiştir ve pek çok şair bu üslupla şiirler yazmıştır.
türk şairle rini en çok etkileyen ve örnek alınan şairler saib-i tebrizî, şevket-i buharî, urfî-yi şirazî, talib-i amulî ve kelîm-i kâşanî’dir. hatta şevket-i buharî, iran ve hindistan’dan çok, osmanlı toprakların da tanınmıştır.
bu üslubun divan şiirindeki en önemli temsilcileri olarak da xvıı. yüzyılda nailî, neşatî ve fehim-i kadîm; xvııı. yüzyılda ise şeyh galip sayılabilir.
ancak, şiirinde hint üslubunun birkaç özelliğini toplayan her şairi sebk-i hindî’nin temsilcisi saymak yanlış olur. zira zarif, nazik, ince bir dil; anlamda derinlik, hayallerde incelik devrin genel özelliğidir. tasavvuf ve ıstırap da pek çok şairde vardır. mesela; nef’î’nin şiirlerinde bu özelliklerin çoğu vardır.
sebk-i hindî’de diğer üsluplara göre daha girift bir anlam söz konusudur. bu giriftlik ise anlamdaki derinlik ve genişlikten kaynaklanmaktadır.
ol âşık-ı pâkiz ki serâ-perde-i ismet
âlûde-i hûn-ı dil olan dâmenimüzdür

(biz, o temiz âşığız ki, günahsızlık perdesi bizim gönül kanına bulaşmış olan eteğimizdir.)

sebk-i hindî şiirinde anlam bu derece genişleyip derinleştikçe hayal unsurları önem kazanmıştır. zira anlam derine indikçe gerçeğin anlatılması sınırlı kalmış ve yeterli olmamaya başlamıştır. işte bu noktadan sonra hayal unsurları devreye girmiş ve böylece de şiirde muhayyile kuvvet kazanmıştır. soyut kavramların somut kavramlarla birleştirilmesi söz konusu olmuştur. bu da insan mantığını zorlamış ve bu şekilde kurulan hayallerin insan zihninde canlandırılması da zorlaşmıştır.
bu üslupta, yaşanılan çevreden ve günlük hayattan uzaklaşılmış; insanın dış dünyasından çok, iç dünyasına yönelinmiştir. şiirde derinleşen, genişleyen ve giriftleşen mananın altında insan ruhunun ıstırabı ortaya çıkmaktadır.
sebk-i hindî şiirinin konusu ıstıraptır. ıstırabın verdiği acı ve üzüntüler, bu üzüntülerden dolayı insan ruhunun çırpınışları ve çalkantıları hemen hemen bütün sebk-i hindî şairlerinin rağbet ettikleri ve şiirlerinde inceden inceye işledikleri konulardır. şiirde yoğun bir şekilde karamsarlık havası hissedilmektedir.
hint üslubundaki anlam derinliği ve hayal enginliği eskiden beri kullanılagelen mazmunları yetersiz kılmıştır. şiirin konusu değişip insan ruhunun derinliklerine inildikçe, muhayyile genişledikçe yeni mazmunlara ihtiyaç duyulmuştur. böylece şairler ya eskiden kullanılmış olan mazmunları biraz daha geliştirerek farklı boyutlara taşımışlar ya da yeni mazmunlar arayıp bulmuşlardır.
aşağıdaki beyitte ifade edildiği tarzda kirpiklerin saz çalıp yan bakışın şarkı söylemesi nailî’ye kadar hiçbir şairde rastlanmamış bir mazmundur:
leb-i şûh-ı nigâh-ı çeşmün oldukça terennüm-sâz
eder her cünbiş-i müjgânı bir nakş-ı füsûn peydâ
(gözünün yan bakışının şuh dudağı şarkı söyleme ye başladıkça, kirpiklerinin her kıpırdanışı sihirli bir beste ortaya çıkarır.)
hint üslubunun en önemli özelliklerinden biri de şiirde tasavvufun çok geniş bir şekilde yer almasıdır. şairler, ruhlarındaki ıstırap, acı ve çalkantıları dindirmek için çareyi tasavvufa sığınmakta bulmuşlar ve bu sebeple de şiirlerinde tasavvuf sembolizmini kullanmışlardır.
ancak, tasavvufu amaç olarak görmemişler, sadece söylemek istediklerini daha rahat ifade edebilmek için bir araç olarak kullanmışlardır. mısralar arasındaki tasavvufi örüntüyü çözmek bazen mümkün olduğu hâlde çoğu zaman oldukça zordur.
türk edebiyatında sebk-i hindî’yi şiirlerinde ustaca işleyen fehim-i kadîm’in aşağıdaki beytinde de bulunan tasavvufi özellikleri anlayabilmek ve açıklayabilmek için, tasavvuf terimlerinden biri olan “hayret” kelimesinin “şaşkınlık, müridin, sâlikin zuhur eden tecelliler karşısında düşmüş olduğu ruhi durum ve tasavvufta bir merhale” manasına geldiğini bilmek gerekir:
figân kim câme-i ömrüm kabâ-yı hayret olmışdur
girîbân-ı hayâtum çâk-i dest-i firkat olmışdur
(ömrümün elbisesi, hayret cübbesi hâline geldiği ve hayatımın yakası ayrılık eliyle yırtıldığından dolayı feryât!)

bu beyitte geçen “câme-i ömrüm, kabâ-yı hayret, girîbân-ı hayat, çâk-i dest-i firkat” tamlamalarında hint üslubunun bir başka özelliği görülür. soyut kavramlar ile somut nesneler ve varlıklar arasında ilişki kurarak imgeler oluşturmak, hint üslubunun önemli özelliklerindendir.
hint tarzında mübalağa sanatı da önemli bir yer tutar. aslında mübalağa, edebiyatta eskiden beri kullanılan bir edebî sanattır. ancak sebk-i hindî’de bunun daha fazla önem kazanması, mübalağanın hem derecesinin artmasından hem de çok fazla kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
insan mantığını zorlayan hayal genişliği ve sınırsızlığı, şairlerin mübalağa sanatını çok kullanmalarına sebep olmuştur. hayalî unsurların mübalağalı bir şekilde anlatılması, insan zihnindeki müphemliği daha da fazlalaştırmış, sebk-i hindî şiirini büsbütün anlaşılmaz hâle getirmiştir.

etdik o kadar ref’-i ta’ayyün ki neşâtî
âyîne-i pür-tâb-ı mücellâda nihânuz
(ey neşatî, biz görünmeyi, yani varlığı öylesine ortadan kaldırdık ki cilalı parlak aynada bile görünmez hâle geldik.)
sebk-i hindî şairlerinin, mübalağa sanatının yanı sıra en çok kullandıkları sanatlardan biri de tezattır. özellikle manevi tezat söz konusudur.
aşağıdaki beyitte saç, hem ayaklar altında çiğnenip yerlerde sürünmekte hem de güneş topunu yakalamaktadır. yani en alçak seviyede iken en yüksek mertebeye ulaşmaktadır.

ey nailî o turra ki çevgân-ı fitnedir
pâmâl iken rubûdesidir gûy-ı âfitâb
(ey nailî! o kıvrım kıvrım olan saç bir fitne çevgânıdır. ayaklar altında sürünürken bile güneş topunu yakalar.)

mananın çok büyük önem kazandığı sebk-i hindî şiirinde söz ikinci planda kalmıştır. şairler söz güzelliği için anlamdan feragat etmemişler; bunun aksine anlamı derinleştirmek için zaman zaman sözden feragat etmişlerdir.
hint tarzı şiirlerde dil; ince, nazik ve süslüdür. bu tarzda kelimeler özenle seçilmiş, aynı anlamı veren kelimelerin en ince ve zarif olanı tercih edilmiştir. nailî, şu beytinde ince ve süslü anlatımının güzel örneklerinden birini vermiştir:
tâ cilve-geh-i berk-ı belâ hırmenimüzdür
hâkister-i dûzah çemen-i gülşenimüzdür
(harman, bela şimşeğinin cilve ettiği yer olunca, cehennem külü bizim gül bahçemizin çimenliğidir.)
berk (şimşek), duzah (cehennem), gülşen (gül bahçesi) gibi kırmızı rengi hatırlatan kelimelerin bir arada kullanıldığı beyitte şair, çok büyük belalarla, sıkıntılarla, zorluklarla karşılaştığını, bunların yanında cehennemde karşılaşılacak azabın küçük ve ehemmiyetsiz olacağını anlatmak istemiş ve bunu da ince, zarif ve süslü bir dille ifade etmiştir.
hint üslubunda, nasıl ki hayaller genişleyip anlamlar derinleştikçe mevcut mazmunlar yetersiz kalmış ve yerine yeni mazmunlar bulmak gerekmişse, dilde de kelimelerde bir kifayetsizlik ortaya çıkmış ve yeni kelimeler arayıp bulmak lüzumu hasıl olmuştur.
bunun için de şairler ya o zamana kadar hiç kullanılmamış yeni kelimeler bulmuşlar ya da halkın günlük konuşmasında yer alıp şiirde kullanılmayan kelime ve deyimleri şiire sokmuşlardır.
yeni hayalleri dillendirmek için şairler zincirleme tamlamalar kullanmayı tercih etmişlerdir. özellikle farsça kelimelerle yapılan zincirleme tamlamalar çok kullanılmıştır.
devamını gör...

sırp yazar ivo andriç'in drina köprüsü adlı dönem romanında devşirildiği günü şahane betimlediği osmanlı sadrazamıdır. böylece sırp zangoç bayo olarak sessiz sedasız yaşayıp gidecekken osmanlı sadrazamı sokollu mehmed paşa olarak nâm salmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


çağının çok ötesinde çılgın projeleri vardı. sakarya nehrini sapanca gölüne, ordan da izmit körfezine kanallarla bağlayarak bugünkü kanal istanbul benzeri ama ondan hem daha ucuz hem de daha mantıklı olan çılgın projesi vardı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ayrıca süveyş'e ilk kanalı açma fikri yine onundur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

don ve volga nehirlerini yine bir kanalla birleştirerek hazar denizini azak denizine bağlama fikri de onundur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ancak bu projeler kendi döneminde gereksiz görüldüğü için ne yazık ki hayata geçirilmemişti. kendisinden yüzyıllar sonra kanal izmit(!) hariç hepsi başkaları tarafından gerçekleştirilmiş ve şu an onlar dünyayı yönetiyorlar.
devamını gör...

köşe yazarı ve aynı zamanda ilişki koçudur. youtube kanalında kadınlara papatyam diyip pamuklara sararken, erkekleri sırtlan diye adlandırarak yerden yere vurmaktadır. papatyalara sırtlanlardan korunma yöntemleri sunmaktadır. *
devamını gör...

şöyle de düşünülebilir belki
hepimiz özgür ruhlarız ve bu bedenlere hapsedilmiş olabiliriz. ama aynı zamanda bu bedenler sayesinde ifade özgürlüğümüz de var diyebilir miyiz acaba? yani eğer bu bedenlere konulduysak belki de bu bir rol yapma oyunu gibi olabilir. hepimizin bir bedeni var ve bu bedeni istediğimiz gibi yönetebiliriz. ayrıca fikirlerimizi, düşüncelerimizi de bu yolla aktabiliyoruz. bilemiyorum sözlük, pek iyi değilim kafamda deli sorular.
devamını gör...

kavak, salkım söğüt, söğüt, akasya, meşe, gürgen ve çam gibi ağaçlar.
devamını gör...

göklerden gelen bir kara... tamam tamam yapmıyorum.
dostlar romalılar; hoff bunu da mı yapmayayım... niye ya?

arkadaşlar; oldu mu böyle? *

biz dışınızdaki irlandalı ile konuştuk anlaştık. aslında evlenecektik de ama kur çok yükseldi. dedik ki en nihayetinde, biraz da güzide radyomuzda konuşalım.* sanki 10 küsür yıldır hiç yapmıyormuşuz gibi, biraz sohbet, biraz müzik, çokça da geyik yapmayı planlıyoruz. aslında yoo planlamıyoruz, istediğimiz kadar ciddi olmaya çalışalım bir noktada sohbetimiz illa ki geyiğe evrilir bizim, var mısınız iddiaya?

efendim dememiz o ki, bize eşlik etmek isterseniz şayet ve de bi' maniniz yoksa bu akşam saat 21:00'de buluşalım. siz yeri biliyorsunuz.

çözülmedik düğüm kalmasın! haydi bakalım.
devamını gör...

çok küfür etmek istiyorsanız gidin başka platformlar da vakit geçirin. bu kadar basit.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim