(bkz: tümdengelim).
devamını gör...

erik erikson vb kişiler psikodinamik kuramı eğip büküp (freud'a saygısızlık olmasın diye 'change my mind') psikokültürel kuramı geliştirmişler eyvallah ama akademik psikoloji freud'a popüler kültür kadar değer vermiyor haberiniz olsun.
devamını gör...

içinde pastırmalı çörek bulunan gizli kasa.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bazen görebilen bir çift göz, tutabilen eller, yürüyebildiğimiz ayaklardır. bazen baktığımızda görebildiğimiz anne ve babamız; bazen eşimiz, çocuklarımızdır. eğer sağlıklıysak, eğer sevdiklerimiz yanımızdaysa, en büyük zenginlik belirtisi budur elbet.
devamını gör...

telefondan veya tabletten youtube açıp çocuğun önüne sürmek.
her saniye ve her salise fotoğrafını çekip instagrama yüklemek.
çocuğun anne baba değil de babanne anneanne ve dede tarafından yetiştirilmesi.
gibi güzelliklerdir.
devamını gör...

27 mart 1889 mısır kahire doğumlu, türk edebiyatı'nın önemli yazarlarından biri.

önce fecr-i ati topluluğuna katılan, daha sonrasında ise millî edebiyat anlayışını benimsemiş ve cumhuriyet dönemi'nde de eser veren yazarımızdır.

kadro dergisinin yazarlarından biridir. kadro dergisi sanatla politikayı birleştirmek için çıkarılmıştır. aynı zamanda ulus gazetesi'nin de başyazarlığını yapmıştır.

şiir, öykü, makale, eleşiri vb. gibi farklı türlerde de eser verse de romanları daha çok ses getirmiştir.
eserleri önemlidir çünkü eserlerinde türk halkının tanzimat döneminden cumhuriyet'e kadar geçirdiği değişimleri işlemiştir.

eserlerinin çoğunu okumuş veya okumasanız da eminim duymuşsunuzdur. bazı önemli eserleri:
-roman türünde: kiralık konak, nur baba, hüküm gecesi, sodom ve gomore, yaban, ankara, bir sürgün, panorama 1 - panorama 2, hep o şarkı
- hikâye türünde: bir serencâm
- anı türünde: zoraki diplomat
- mensur şiir türünde: erenlerin bağından, okun ucundan.

edebiyatımıza katkıları tartışılamaz yazarımız 1974 yılında ankara'da hayata gözlerini yummuştur. naaşı istanbul'da yahya efendi mezarlığı'nda bulunmaktadır.

kaynakça: hasan kurt ve arkadaşları, yayın denizi, tek edebiyat, sayfa: 330.
devamını gör...

eye of chaos ile başlayan yayın. haydi bakalım. sorularınızı bekliyoruz...
devamını gör...

hâlâ türkçüler günü mü türkçülük günü mü tartışılan gün. kafatascı arkadaşlarım atsız beğ, bu günü ilân ettiği için türkçüler der. çünkü gün, bir mahkeme çıkışı üzere ortaya çıkmıştır. bana göre ise ideolojik bir gün olması sebebiyle türkçülük günüdür. kişiler mahkemeyi kazansa da dava uğrunadır her şey.
o zaman kutlu olsun!*
devamını gör...

"bu benim aklıma geldi ama benden daha iyi şekilde anlatacak, tanımını yapacak biri gelsin içini doldursun, o ulu kişiye helal olsun" diye öylece bırakıp gidilen, çoğu zaman da unutulup "x kişisi bıraktığınız xxxxx ukdenizi doldurdu" benzeri bir bildirimle hatırlayıp mutlu olduğum eylem.


şükür yarabbim, bitirebildim cümlemi.
devamını gör...

arkeoloji - mezarcı.
devamını gör...

2003 yılında sümeyye boyacı 2 kolu olmadan ve kalça kemiği çıkık bir şekilde doğdu. 4 yaşında ayağıyla resim yapmaya başladı. alexander pushkin'in altın balık adlı ünlü kitabının türkçe çevirisi için yaptığı resim başta olmak üzere resim dalında birçok ödül aldı. 5 yaşında gittiği bir akvaryumda gördüğü “balıkların kolları olmadan yüzebilmesinden etkilenerek” yüzmeye başladı. 6 yaşında sulu boya eserleri moskova'da sergilendi. 11 yaşında iken ayakları ile yaptığı ebru sanatı çalışmaları ile dikkatleri üstüne çekti. 2018 yılında avrupa paralimpik yüzme şampiyonası'nda kazandığı altın madalya ile ülkemize büyük bir gurur yaşattı.

aynı sene brezilya'da düzenlenen açık yüzme dünya şampiyonası'nda dünya şampiyonu olan sümeyye boyacı 2019 yılındaki dünya şampiyonasında ise gümüş madalyayı kazandı. katıldığı birçok uluslararası yarışmada ülkemize altın madalyalar getirdi. barbie bebeklerini üreten mattel sümeyye’yi 8 mart dünya kadınlar günü onuruna 2020 yılı barbie bebeklerinin “kadın kahramanı” olarak seçti. “kendi potansiyelinin farkında olmayan kız çocuklarının hayali duvarını ortadan kaldırmak için “rol modeli” olarak benimsenen sümeyye boyacı tüm dünyada engellilerin umut ışığı oldu. geleceğe yön veren kadınlardan biri olarak uluslar arası birçok konferansa katıldı. engelin fizikte değil yürekte olduğunu dünyaya bir kez daha kanıtladı. bir yarışmada 60.000 tl kazanıp sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumuna bağışlayarak takdir topladı.
istiklal marşımızı tüm dünyaya dinletirsem, bununla birlikte sporumuza gerekli değerin verildiğini görürsem ve insanların kalbine minicik de olsa dokunup umut verebilirsem benden mutlusu yok” dedi.
kolları doğuştan olmamasına rağmen hiçbir bahane bulmadan çalışarak türkiye’nin ismini dünyaya başarıyla duyurdu. sümeyye'nin, engellilere bir mesajı var: "engellilerin de diğer insanlardan hiçbir farkı yok, bunu anlamaları gerekiyor. çok çalıştığı zaman herkes istediğini başarabilir. kolunun olmaması, bacağının olmaması, bunlar başarmak için kesinlikle engel değil. her şeyin bir çözüm yolu vardır. kendilerine mutlaka bir uğraş bulsunlar. bir şeyleri başarabildiklerini görünce “aaa ben bunu başarabildim, başka şeyleri de başarabilirim" diyebilirler. ben her işi ayaklarımla yapabiliyorum. günlük işlerimi yapabiliyorum. yazı yazıyorum, resim yapıyorum, yemek yapıyorum, dikiş dikebiliyorum. kollarımın olmaması hiçbir şeye engel değil. tüm engellilerin böyle düşünmesi ve hayata sıkı sıkı sarılmasını istiyorum."
insana kendi hayatını sorgulatan koca yürekli şampiyon gönlümüzü fethettin.
devamını gör...

bir marc aryan şarkısıdır. marc aryan'ın vurgulu okuyuşu hem bir sempati hem de hüzünlü bir duygu katmaktadır.

işte sözleri:

--- şarkı sözleri ---

çek hayalini gözlerimin önünden
çek şu hayalini kurtar beni dertten
istemem ben hayal geleceksen gel
böyle aşk olur mu hiç
kalbin yok mu senin
kalbin yok mu senin
kalbin yok mu

yaşayamam sensiz muhtacım sesine
yüzümde tattığım dolaşan nefesine
çek şu hayalini göster gerçek yüzünü
böyle aşk olur mu hiç
kalbin yok mu senin
kalbin yok mu senin
hiç kalbin yok mu

muhtaçken sana kimleri okşuyor elin
gerçeksen başka kalpte bana kaldı hayalin
yoksa korkuyor musun bu aşka sana çok mu
senin kalbin yok mu
hiç kalbin yok mu senin
kalbin yok mu senin
kalbin yok mu

--- şarkı sözleri ---
devamını gör...

kedinin bağırsaklarında bulunan bir parazit. ana konağı kedidir. kedi pisliğinden çevreye yayılır. kedi pisliği, sokaktayken yağmur suları ile suya ve toprağa karışıyor. hayvanlar o otları yediğinde koyun ve kuzuların kaslarına o parazitler yerleşiyor. şayet, etler çiğ yenirse insana bulaşabiliyor. önlemek için pişmemiş et yenmemeli, toprakla uğraşırken de eldiven giyilmeli.
devamını gör...

andrew davidson'ın 2009 yılında yayımladığı, bahar çelik'in çevirisi ile martı yayınlarıyla zebani ismiyle ülkemizde yayımlanmış harika bir roman.

andrew davidson'ın ilk romanı olmasına rağmen, oldukça iyi işler çıkarttığı bu romanı, spoiler vermeden biraz eleştireyim istedim. şimdi şöyle ki, oldukça popüler olan bir porno yıldızı, geçirdiği bir kaza sonrası yatağa bağımlı hale gelir, her kısmı yandığı için kimse onunla uğraşmak istemez, birkaç gün önce parti yaptığı dostları artık onu unutmuşlarıdır, ona o halde sadece bir kişi sahip çıkar, marianne engel isminde şizofreni hastası bir kadın, bu kadın da bizim porno yıldızı ağabeyimizi önceki yaşamlarında tanıdığını iddia eder.

bu güzel kitabın artıları saymakla bitmez, orta çağ almanyasının manastırlarından tutun, dante'nin ilahi komedyasının ilk almanca çevirisinin yaşadığı sorunlar ve hatta dante'nin ilahi komedyayı kimden esinlenerek yazdığına kadar bir sürü şey çıkıyor ortaya. bu kadarla mı sınırlı? elbette hayır, vikinglerin gündelik yaşamı, savaşa giderken söyledikleri şarkılar ve hatta gemilerinin nasıl ve neyden yapıldığına kadar bir sürü bilgiyle kaplı, çok kapsamlı ve çok hoş bir roman.

bu romandan sahaflarda mutlaka 4-5 tane gördüğüm oluyor, elime alıp bakınca da tertemiz olduğunu, sayfalarının bile aralanmadığını fark ediyorum, yahu şu romanı okuyun, okutturun...
devamını gör...

bu aralar, insanların dört duvar arasında sıcaktan bunaldıkça sardığı sözlüktür.

şarkı isimlerinden, format üzerinde bir bug yaratmaya çalışıp, ufak tefek anarşistlikler peşinde koşan hiçbir yazarına tolerans göstermeyecek olan sözlüktür de ayrıca.

sözlüğün duruşu, konumu belli. hiçbir yazarın bireysel oyun bahçesi değil.
küfürlü bir sözlük isteyen kimseler için, kullanabilecekleri onlarca alternatif platform mevcut.
'küfürsüz yazamam' diyen yazarlarımız, alternatif platformlarda özgürce yazabilirler.
devamını gör...

toplumun %50-60'ı şarz, carz, jarz yazıyor halen, öğrenin artık şunu; şarj ulan bu, şarj!!
devamını gör...

hazır köfte. yapmam gereken tek şey yağı kızartıp içine hazır köfteleri koymak ve pişirmekti. yapamadım.
devamını gör...

''çünkü oğuz atay'ı da okudum, seni de tanıdım..''

az'ı 3 yıl önce okudum, hatta geçen yıl sunumunu da yaptım. sunum yapmadan önce düşündüm, sabahattin ali'nin bir kitabını sunmak isterdim fakat ne kadar sevsem de kendimde o yeterliliği göremedim çünkü kitabın hakkını verememekten korktum ve pek bilinmeyen fakat hak ettiği değeri görmesi gerektiğini düşündüğüm bir kitabı sunmak istedim. o kitap hakan günday'ın az'ıydı.

hakan günday'la tanışma kitabım bu kitap oldu. beni kendisine çeken ise kitabın arka kapağındaki, mektuptan alıntı olarak seçilen yazıydı:

''diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? haklısın. belki de çok az.. o zaman şöyle demeliyim: seni az tanıyorum, az.''

hayatta tanıdığımı sandığım fakat ismini bilmekten öteye gidemediğim ne çok insan vardı. öyle sosyal medyada bir kişinin fotoğraflarını görüp günümüz diliyle like atmakla olmuyordu ki tanımak. kendisini bana anlatmasıyla tanıyamazdım ki bir kişiyi, hatta itiraf edeyim, kendimi de tanıyamazdım. zaten tam manasıyla tanıyabildiğimi de hiç düşünmedim. işte beni bu düşüncelere sürüklediği için kitabı alıp hemen okumak istedim.

kitabın başında, yazarımızın yazmış olduğu kitabı nevzat çelik'e, nevzat çelik'in itirazın iki şartı adlı şiirinden alıntı yaparak ithaf ettiğini gördüm. meraklı benliğim elbet bunun da nedenini sorguladı ve araştırma yoluna gitti. öğrendim ki, hakan günday'ın ilk romanı kinyas ve kayra (kitap)'nın basılması gereken bir eser olduğunu söyleyen ilk kişi nevzat çelik olmuş, ve hakan günday, kendisinden yazı dünyasına dair çok şey öğrenmiş.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kitabı okurken iki ana karakterimizin isminin de derda olduğunu gördüm, sadece birinin sonundaki a harfinde şapka vardı. yaşları da aynıydı. 11 yaşında, biri kız diğeri erkek çocuğu olan, iki derda! fakat sadece ''iki çocuk'' demek çok basit kaçıyor, 11 yaşında iki çocuk demek çok kolay. çocuk deyince insanlar şöyle sanıyor; okula giden, arkadaşlarıyla oynayan, belki yeri gelince kavga eden, düşüp bacağını kanatınca ağlayan iki çocuk. ama hayır, bu çocuklar ''iki çocuk'' diyerek genellenemeyecek çocuklar. bu çocuklar 11 yaşına gelene kadar birçok zorluk çekip bir de yıllar geçtikçe yanlış karar vermek zorunda bırakılmış çocuklar. bu çocuklar, o zorlukların arasında oğuz atay'ın tutunamayanlar (kitap)'ı sayesinde belki de hayata tutunmaya çalışmış ve yolları kesişmiş çocuklar.

bundan sonrası, ayrıntılı incelemeye girecek, sıkılan olursa burada okumayı kesebilir (tabii buraya kadar okuduysa) ama meraklıları elbet olacaktır, öyleyse iyi okumalar.

kişiler:
derdâ: güneydoğu'da babasının annesini terk ettiği bir köy ortamında doğan çocuk. ayrıca, annesinin kendisine bakamadığı için başta yatılı okula gönderse de sonra 11 yaşında tarikat şeyhinin oğluna sattığı kız çocuğu. satmak kelimesi çok çirkin fakat bir annenin 11 yaşındaki kızını satması kadar değil.

saniye: derdâ'nın ''sözde'' annesi. 11 yaşındaki kızını birkaç havyan parası karşılığında satan kişi.

bezir: derdâ'nın tarikatçı kocası. derdâ'ya fiziksel ve cinsel şiddet uygulayan kişi.

derda: göz kanseri annesiyle, hapisteki babasının mezarlığın bitişiğine ördüğü evde yaşayan erkek çocuk. tüm dünyası mezarlık olan ve geçimini de mezar temizliğinden yapan çocuk ayrıca. ''çocuk dediğin ölümü öğrenince büyür... eğer ölümü öğrenince büyüyorsa, mezar temizleyip para kazanınca ne oluyordu?''

mekân:
yatırca: derdâ'nın doğup büyüyemediği yer. büyüyemediği diyorum çünkü annesinin zoruyla 11 yaşında bir tarikatçıyla evlendirilip londra'ya gönderiliyor.
londra
derdâ’nın londra’da yaşadığı apartman
rehabilitasyon merkezi
edirnekapı mezarlığı: kitabın ikinci karakteri derda'nın yaşadığı yer. ''mezarlıkta mı yaşıyor?'' diye sormayın. evet, mezarlıkta yaşıyor. derda'nın babası yoksul olduğundan, ''zaten mezarlığın duvarı var, çevresine 3 duvar daha örüp orada yaşayalım.'' diye düşünmüş.

kitabın konusundan bahsetmeyeceğim, iki çocuğun onlarca zorluktan geçip yollarının kesişmesi demek yeterli olacaktır çünkü ne desem tat kaçıran bir bilgi vermiş olacağım. bu kitap hayatınıza güzel şeyler katmayacak onu da belirteyim. kitabı elinizden bir an önce atmak isteyeceksiniz fakat asla yarım bırakamayacaksınız. elinizden atmak isteseniz de bir kere başladığınız taktirde atamazsınız. çünkü bu kitap size az değil, ''çok'' şey katacak.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim