silah sıkarak yeni yıla girmek
magandalıktır.. neşeyle balkondan havaifişekleri izleyen çocukların koşarak içeri girmesine sebep olur.
devamını gör...
sümela manastırı
çıkış yolu tam bir treking yolu olan, ormanlık bir dağ başına inşa edilen, tarihi manastır. restorasyon öncesi daha sahiciydi. benim için doğası daha kıymetlidir. *karadeniz'de görülesi tarihi mekan. aynı zamanda muhteşem bir vadi olan altındere vadisi 'ne çok yakındır. hemen ordan vadiye geçilebilir.
devamını gör...
frequency modulation
kısaltması fm.
taşıyıcı sinyalin anlık frekansı, gönderilecek olan sinyalin genliğine göre değişir. fm bandından yayın radyo istasyonlarının, şehir ortamında performansı yüksek iken, şehir ortamından çıkıldığı zaman da dezavantajlı olur. .
taşıyıcı sinyalin anlık frekansı, gönderilecek olan sinyalin genliğine göre değişir. fm bandından yayın radyo istasyonlarının, şehir ortamında performansı yüksek iken, şehir ortamından çıkıldığı zaman da dezavantajlı olur. .
devamını gör...
varoşluk ve fakirlik arasındaki fark
varoşluk kalıcıdır, bunların zengin hali leş sonradan görmelerdir. fakirlik ise değişebilir hayat bu, ha değişmesede asalet her zaman zenginlerde olacak diye bir kaide yok sözlük, birçok örneği vardır bunun.
devamını gör...
beatbox
enstrüman kullanmadan ağız,dil,diş, gırtlak ile ritim oluşturmaktır. teknikleri azımsanmayacak kadar çoktur. türkiye'de yerini bulamamıştır. dünya çapında yarışmalar ile şampiyonlar belirlenecek kadar ilerlemiştir. swissbeatbox adlı youtube kanalı gelişmesine yön veren adrestir.
buradan
buradan
devamını gör...
siyasilerin unutulmayan sözleri
demokrasilerde çare tükenmez. demirel
devamını gör...
normal sözlük'e giriş serüveni
çok sevdiğim bir blog hesabı sayesinde olmuştur. keza onu hala burada bulamadım.
devamını gör...
onu bunu bilmem ben tayyipçiyim arkadaş'ın ingilizcesi
ı don't know anything my friend, ı am tayyibist.
devamını gör...
dünyanın en samimiyetsiz cümlesi
(bkz: anlıyorum)
yeryüzünün en iki yüzlü kelimelerindendir.
aslında anlatılmak istenilen şu ki ;
offf su bee artık
çokta şeyimdeydi
ama hak vermiyorum.
yapmasaydın salak bana mı sordun?
yeryüzünün en iki yüzlü kelimelerindendir.
aslında anlatılmak istenilen şu ki ;
offf su bee artık
çokta şeyimdeydi
ama hak vermiyorum.
yapmasaydın salak bana mı sordun?
devamını gör...
meniere hastalığı
tedavisinde histamin h1 analoğu betahistin kullanılmaktadır.
piyasa ismi vasoserc,betaserc olarak eczanelerde yerini alır.
piyasa ismi vasoserc,betaserc olarak eczanelerde yerini alır.
devamını gör...
saçma sapan iltifatlar
iltifat edeceğim derken kaş göz yaranların sözleridir.
birine hiç sen büyük bir avm'de organik ürünler satan küçük dükkan gibisin denir mi?
birine hiç sen büyük bir avm'de organik ürünler satan küçük dükkan gibisin denir mi?
devamını gör...
30 yaş üstü olduğunu tek cümle ile anlatmak
bayram harçlığı veriyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilk aşkları için yaptıkları
çocukluk aşkı diyelim. babamın asker arkadaşının kızı. benden 3 yaş büyük. selin adı. geldiler bizde 1 hafta kaldılar ben o zaman 6 yaşındayım. kestane saçları, bal gibi gözleri vardı. bir de üzerinden saçlarının renginde ki vintage yün boğazlı kazağını çıkarmazdı hiç. annesi banyo yaptırmıştı ona. salonda saçlarını tararken arkasından masumca izliyordum onu oturup. kardeşim yaramazdı, o dakikalarda atarisini kırmış kızın. üzülmesin diye benimkini vermiştim ona. o an elimden atariyi alırken ki bakışının hissettirdiğini 29 yıldır başka bir kadın hissettiremedi henüz. hayatım boyunca ilk ve son kez bir eylül haftasında görmüştüm onu ve sadece 1 hafta... şimdi nerede, ne yapar bilmiyorum.
devamını gör...
neydim ne oldum
eskiden biraz bendim şu an kim olduğumu bile bilmiyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
hiç öfkelenemediğiniz için ağlamak istediğiniz oldu mu? benim birkaç kez oldu.*
benim binlerce sınavımın içinde bir sınavım var ki her seferinde beni kahrediyor. belki bin cezadan bir ceza bu da. dünyanın yapılmış bütün esprilerini, şakalarını, komikliklerini bir kenara bırakarak söylüyorum*: bir dağın tepesine çıkıp yeter* diye bağırmak istiyorum bunu yaşadığımda.
nedir bu cezam? doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişiye öfkelenmeyi asla başaramıyorum. işte bu. katiyen başaramıyorum. sahici öfkelerimin hiçbiri doğru değil. tüm sahici öfkelerim bana elimi ayağımı titreten pişmanlıklar olarak geri döndü. neredeyse hepsi. galiba hepsi.
yapım gereği sakin bir insanım. daima orta yolcu makul bir insan olduğumu düşünürüm. bunu farklı insanlardan ve dahası en yakınımdaki insanlardan duymuş olmanın rahatlığı ve biraz da övüncüyle söylüyorum, doğrusu bu yönümü seviyorum. düşünce dünyamınn öbür ucundaki insanlarla rahatça iletişim kurmamı sağlıyor bu. gel gelelim insan bu ya öfkelenmek de icap eder yeri gelince kinlenmek de belki. ikincisine zamanım yok ancak ilki gerekiyor bazen. ben de ayda yılda bir sahiden bir öfke boşalması yaşıyorum*. ama hep yanlış zamanda, yanlış kişiye, yanlış yerde. halen düşündükçe kahrolduğum iki meseleyi kısaca anlatmak istiyorum:
birincisi bundan aylar aylar öncesi. bir müşteri temsilcisi ile. mesleğim icabı insanların dertleri, sıkıntıları, öfkelerine şahit olduğumdan muhatabının doğrudan insan olmasının zorluğunu çok iyi bilirim. dolayısıyla bu insanlara çok saygım var. ömrümde bir kez öfkelendim bir müşteri temsilcisi ile konuşurken. o da işte bu aylar önceki mevzu idi. neden öfkelendim mevzu neydi hiç hatırlamıyorum bile. ancak karşımdaki hanımefendiye birkaç kez yükseldiğimi hatırlıyorum. ilk kez bir müşteri temsilcisine yükseliyordum*. ve bu müşteri temsilcisinin birden benle konuşurken sesi titriyor. fark edince neyse hanımefendi bir ara bayiye uğrar bir bakarım iyi günler dilerim deyip kapatıyorum. telefonu duvara çarpmamak için nasıl kendimi tuttuğumu, sol ayağımın nasıl titrediğini anlatamam. yani bir kez öfkelendim. bir kerecik. yok ömrümde başka hatırlamıyorum. anlaşamayacağımızı anlarsam neyse deyip kapatıyorum. müşteri temsilcisiyle konuşurken bir kez öfkelenesim tutmuş ve karşımda sesi titreyen bir kadın. aylar geçti ancak titreyen o sesi unutamıyorum. halen ayaklarına kapanıp af dilenesim geliyor. ama beyhude artık. kırılan kırıldı. kırdığımla geçiştirdim bir öfke nöbetini daha.
bir diğer mevzu: bilenler var sözlükte, avukatım. henüz yeniyiz diyelim ama çevremiz fena değil. ne müvekkillerim ne karşı tarafla öyle hır gürümüz çok olmadı arada sesler yükselir bazen o kadar. birkaç hafta önce cezaevindeki bir müvekkilimizin babası ile telefonda tartıştık. dahası ortağımla görüştükten sonra aramam icap etti, biraz da doldurmuştu benim ortak. neyse aradım, sakince bir mesele varmış diye sorup dinlemeye başlarken beyefendi dakka bir gol bir hemen damarıma basmaz mı benim. detayı lüzumsuz ancak çok ağırıma gitti. alttan almaya çalıştım yine halen basıyor aynı damara, patlayacak. dayanamadım. karşımda iki katım yaşımda adam. tamamen küfürsüz argosuz. ne kadar damarı varsa hepsine bastım. nerdeyse onbeş dakika. yahu adam, bana allah aşkına söv, küfret, tehdit et, ofisine gelecem, seni bulacam, sağ komayacam de allah aşkına. iki katım yaşımda adam, babam yaşında. hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı telefonda. dakikalarca. belki on belki onbeş dakika. artık abi tamam dert etme bunları, içini ferah tut, rahat ol diye teselli seansları. güç bela kapadım telefonu. yahu diyorum kendi kendime, olmuş neredeyse iki yıl ilk kez bu kadar öfkeleniyorsun ve baban yaşında adam tutup ağlıyor. böylesi bir adama denk geliyorsun. olacak iş mi bu? oluyor işte.
bu benim cezam mı imtihanım mı bilmiyorum. belki de nasıl öfkelenmem gerektiğini bilmiyorum. çok saldırganlaşıyorum belki. belki öfkeden farklı bir şey yaptığım. ama neden ayniyle karşılık alacağım birine yönelmiyor bu öfke asla? şöyle dönüp adam akıllı ne zaman öfkelenmişim diye düşününce aklıma bunlar geliyor. daha eskisini pek hatırlamıyorum da. ama artık anladım. sahiden öfkelendiysem hiçbir zaman oh be içimi boşalttım rahatladım diyemeyeceğim.
insan bazı bazı içten bir öfke diler. öyle ki öfkeyi doğru yere sarf edebilmek de büyük meziyet. öyle değil mi? bir gün başarabilsem ben de anlayacağım. şimdilik sahici öfkelerimden bana kalan günlerce geçmeyen pişmanlık ve öfke fobisi.*
benim binlerce sınavımın içinde bir sınavım var ki her seferinde beni kahrediyor. belki bin cezadan bir ceza bu da. dünyanın yapılmış bütün esprilerini, şakalarını, komikliklerini bir kenara bırakarak söylüyorum*: bir dağın tepesine çıkıp yeter* diye bağırmak istiyorum bunu yaşadığımda.
nedir bu cezam? doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişiye öfkelenmeyi asla başaramıyorum. işte bu. katiyen başaramıyorum. sahici öfkelerimin hiçbiri doğru değil. tüm sahici öfkelerim bana elimi ayağımı titreten pişmanlıklar olarak geri döndü. neredeyse hepsi. galiba hepsi.
yapım gereği sakin bir insanım. daima orta yolcu makul bir insan olduğumu düşünürüm. bunu farklı insanlardan ve dahası en yakınımdaki insanlardan duymuş olmanın rahatlığı ve biraz da övüncüyle söylüyorum, doğrusu bu yönümü seviyorum. düşünce dünyamınn öbür ucundaki insanlarla rahatça iletişim kurmamı sağlıyor bu. gel gelelim insan bu ya öfkelenmek de icap eder yeri gelince kinlenmek de belki. ikincisine zamanım yok ancak ilki gerekiyor bazen. ben de ayda yılda bir sahiden bir öfke boşalması yaşıyorum*. ama hep yanlış zamanda, yanlış kişiye, yanlış yerde. halen düşündükçe kahrolduğum iki meseleyi kısaca anlatmak istiyorum:
birincisi bundan aylar aylar öncesi. bir müşteri temsilcisi ile. mesleğim icabı insanların dertleri, sıkıntıları, öfkelerine şahit olduğumdan muhatabının doğrudan insan olmasının zorluğunu çok iyi bilirim. dolayısıyla bu insanlara çok saygım var. ömrümde bir kez öfkelendim bir müşteri temsilcisi ile konuşurken. o da işte bu aylar önceki mevzu idi. neden öfkelendim mevzu neydi hiç hatırlamıyorum bile. ancak karşımdaki hanımefendiye birkaç kez yükseldiğimi hatırlıyorum. ilk kez bir müşteri temsilcisine yükseliyordum*. ve bu müşteri temsilcisinin birden benle konuşurken sesi titriyor. fark edince neyse hanımefendi bir ara bayiye uğrar bir bakarım iyi günler dilerim deyip kapatıyorum. telefonu duvara çarpmamak için nasıl kendimi tuttuğumu, sol ayağımın nasıl titrediğini anlatamam. yani bir kez öfkelendim. bir kerecik. yok ömrümde başka hatırlamıyorum. anlaşamayacağımızı anlarsam neyse deyip kapatıyorum. müşteri temsilcisiyle konuşurken bir kez öfkelenesim tutmuş ve karşımda sesi titreyen bir kadın. aylar geçti ancak titreyen o sesi unutamıyorum. halen ayaklarına kapanıp af dilenesim geliyor. ama beyhude artık. kırılan kırıldı. kırdığımla geçiştirdim bir öfke nöbetini daha.
bir diğer mevzu: bilenler var sözlükte, avukatım. henüz yeniyiz diyelim ama çevremiz fena değil. ne müvekkillerim ne karşı tarafla öyle hır gürümüz çok olmadı arada sesler yükselir bazen o kadar. birkaç hafta önce cezaevindeki bir müvekkilimizin babası ile telefonda tartıştık. dahası ortağımla görüştükten sonra aramam icap etti, biraz da doldurmuştu benim ortak. neyse aradım, sakince bir mesele varmış diye sorup dinlemeye başlarken beyefendi dakka bir gol bir hemen damarıma basmaz mı benim. detayı lüzumsuz ancak çok ağırıma gitti. alttan almaya çalıştım yine halen basıyor aynı damara, patlayacak. dayanamadım. karşımda iki katım yaşımda adam. tamamen küfürsüz argosuz. ne kadar damarı varsa hepsine bastım. nerdeyse onbeş dakika. yahu adam, bana allah aşkına söv, küfret, tehdit et, ofisine gelecem, seni bulacam, sağ komayacam de allah aşkına. iki katım yaşımda adam, babam yaşında. hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı telefonda. dakikalarca. belki on belki onbeş dakika. artık abi tamam dert etme bunları, içini ferah tut, rahat ol diye teselli seansları. güç bela kapadım telefonu. yahu diyorum kendi kendime, olmuş neredeyse iki yıl ilk kez bu kadar öfkeleniyorsun ve baban yaşında adam tutup ağlıyor. böylesi bir adama denk geliyorsun. olacak iş mi bu? oluyor işte.
bu benim cezam mı imtihanım mı bilmiyorum. belki de nasıl öfkelenmem gerektiğini bilmiyorum. çok saldırganlaşıyorum belki. belki öfkeden farklı bir şey yaptığım. ama neden ayniyle karşılık alacağım birine yönelmiyor bu öfke asla? şöyle dönüp adam akıllı ne zaman öfkelenmişim diye düşününce aklıma bunlar geliyor. daha eskisini pek hatırlamıyorum da. ama artık anladım. sahiden öfkelendiysem hiçbir zaman oh be içimi boşalttım rahatladım diyemeyeceğim.
insan bazı bazı içten bir öfke diler. öyle ki öfkeyi doğru yere sarf edebilmek de büyük meziyet. öyle değil mi? bir gün başarabilsem ben de anlayacağım. şimdilik sahici öfkelerimden bana kalan günlerce geçmeyen pişmanlık ve öfke fobisi.*
devamını gör...
annelerin çöp diye attığı muhteşem şeyler
evde bulamadığım her eşyam için annemin kullandığı cümle, ‘belki çöpe gitmiştir’. attım da demiyor eşyanın kendi özgür iradesinden bahsediyor.
devamını gör...
ilhan berk
bir insan içinden geleni yazıyorsa; içinden giden biri var demiştir.
devamını gör...
(tematik)
spor yapmayan insan
geçen haftaya kadar içinde bulunduğum insan grubudur.
artık spora başladım. hedef tabii kilo vermek ve sağlıklı bir vücuda sahip olmak.
artık spora başladım. hedef tabii kilo vermek ve sağlıklı bir vücuda sahip olmak.
devamını gör...
buz dansı
buz dansı, artistik buz pateni (figure skating) disiplinidir. bir kadın ve bir erkek sporcu ile yapılan buz dansı genelde ayak oyunlarına, dans tutuşlarına ve müzikle uyuma yoğunlaşır.
kural farklılıkları nedeniyle diğer artistik buz pateni disiplinlerinden ayrılan buz dansı, spordan ziyade bir sanat gösterisi gibidir.
yarışmaların en zevkli kategorilerinden biri olan buz dansı 1952 yılında dünya artistik patinaj şampiyonaları kapsamına alınmıştır.
paganini’nin caprice 24 eşliğinde 2009 yılında gelen avrupa şampiyonluğu.
kural farklılıkları nedeniyle diğer artistik buz pateni disiplinlerinden ayrılan buz dansı, spordan ziyade bir sanat gösterisi gibidir.
yarışmaların en zevkli kategorilerinden biri olan buz dansı 1952 yılında dünya artistik patinaj şampiyonaları kapsamına alınmıştır.
paganini’nin caprice 24 eşliğinde 2009 yılında gelen avrupa şampiyonluğu.
devamını gör...
