iz bırakan kitap cümleleri
ihanet ve şiddet iki tarafı sivri uçlu bir mızraktır, kullanılandan fazla kullanana zarar verir.
wuthering heights-emily brontë
wuthering heights-emily brontë
devamını gör...
normal sözlük online kadın erkek oranı
yer yer kız meslek lisesi havası veren orandır.
"birader" dediğim yazar kadın çıkıyor, yani istatistiğe de çok güvenmemek lazım. kararsızlar dağıtılınca kadın oranı %70'i buluyor.
"birader" dediğim yazar kadın çıkıyor, yani istatistiğe de çok güvenmemek lazım. kararsızlar dağıtılınca kadın oranı %70'i buluyor.
devamını gör...
babesiyoz
sığır, koyun, köpek gibi memeli hayvanlara kenelerle bulaşarak alyuvarlara yerleşen ve kansızlık, sarılık, kan işeme gibi belirtiler gösteren ateşli bir hastalık.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
dostluklarımı dozunda yaşayamama problemim var. daima aşırıya kaçıyorum, sınırı kaçırıyorum, başta kolay samimi olamıyor, çekingen davranıyorum. ama karşımdaki bana bir adım attığı an binlerce adımla karşılık veriyorum. bir de bakmışım içimi dışımı her şeyimi açmışım. tabi hızlı giden at rahat durmuyor. çabuk tökezliyor en azından, hızını alamıyor, virajı dönemiyor.
dahası karşımdaki insanın samimiyetini asla ölçemiyorum. belki benden daha samimi daha içten daha cana yakın ama bilmiyorum. bazen zamanla samimiyetini zedeliyorum, suistimal ediyorum, hor kullanıyorum. çoğu zaman da benim gibi sanıyorum ama bir de bakıyorum ki beni aslında bir çırpıda silebilirmiş de. aslında ne kadar yakın görünsek de birbirimize çok uzakmışız. bu ikincisini öyle sık yaşadım ki yoruldum artık insanlarla samimi olmaktan. onları çok fazla sevmiş olsam da samimi olmaktan yoruldum. sınırı koruyamamaktan yoruldum. yanacak kadar yaklaşıp, daima yaktım kalbimi. hızlı hareket edip bir şeyleri çabucak tüketmekten yoruldum.
duygularımı, düşüncelerimi, kalbimdekileri bir çırpıda döküp bir çırpıda süpürüyorum. kalp kırıklıkları bile kalmıyor ardımda. ne hissettiğimi bile anlayamıyorum. kızgın mıyım? kırgın mıyım? küskün müyüm?
belki yorgunum sadece. yahut kızgınsam, kırgınsam, küskünsem ancak kendime. bunların tek sebebi benim çünkü.
kendimden kaçamıyorum üstelik. nereye gidersem benimle geliyor. yoruldum, çok yoruldum. nereye hevesle koştumsa orda bir kırıklık beni kıskıvrak yakaladı. samimiyetimi bir kenara bırakamıyorum madem, koşmayı bırakacağım artık. atı tökezlemekten öldürmek hakkını kendimde görmüyorum. ben durayım, at yaşasın.
dahası karşımdaki insanın samimiyetini asla ölçemiyorum. belki benden daha samimi daha içten daha cana yakın ama bilmiyorum. bazen zamanla samimiyetini zedeliyorum, suistimal ediyorum, hor kullanıyorum. çoğu zaman da benim gibi sanıyorum ama bir de bakıyorum ki beni aslında bir çırpıda silebilirmiş de. aslında ne kadar yakın görünsek de birbirimize çok uzakmışız. bu ikincisini öyle sık yaşadım ki yoruldum artık insanlarla samimi olmaktan. onları çok fazla sevmiş olsam da samimi olmaktan yoruldum. sınırı koruyamamaktan yoruldum. yanacak kadar yaklaşıp, daima yaktım kalbimi. hızlı hareket edip bir şeyleri çabucak tüketmekten yoruldum.
duygularımı, düşüncelerimi, kalbimdekileri bir çırpıda döküp bir çırpıda süpürüyorum. kalp kırıklıkları bile kalmıyor ardımda. ne hissettiğimi bile anlayamıyorum. kızgın mıyım? kırgın mıyım? küskün müyüm?
belki yorgunum sadece. yahut kızgınsam, kırgınsam, küskünsem ancak kendime. bunların tek sebebi benim çünkü.
kendimden kaçamıyorum üstelik. nereye gidersem benimle geliyor. yoruldum, çok yoruldum. nereye hevesle koştumsa orda bir kırıklık beni kıskıvrak yakaladı. samimiyetimi bir kenara bırakamıyorum madem, koşmayı bırakacağım artık. atı tökezlemekten öldürmek hakkını kendimde görmüyorum. ben durayım, at yaşasın.
devamını gör...
komplo teorilerini namusu gibi savunan tip
sabit fikirli kişilerdir. inandıklarını anayasanın değişmez bir maddesi gibi savunurlar. ikna edilmeye kapalıdırlar.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
dışarıda mevsim baharmış
gezip dolaşanlar varmış
günler su gibi akarmış
geçmiyor günler geçmiyor.
sabahattin ali.
gezip dolaşanlar varmış
günler su gibi akarmış
geçmiyor günler geçmiyor.
sabahattin ali.
devamını gör...
lise koridorundaki kalorifer
kütüphanedeki kaloriferi hepsine tercih ederim. teneffüslerde git oraya aç ansiklopediyi oku uzun uzun. eski günler özleniyor..
devamını gör...
durumumuz yoktu sevisemedik
besberrak bir yazar.
sözlüğün en saf yazarı.*
ufom var deyin inanır.
sakın demeyin gerçekten inanır.
üstüne üstlük ister de.
inanmaya meyyal bir yazar.
bilinçaltında inanma ihtiyacı var gibi
hayra yorsun dilerim.
kendimi en saf sanıyordum
çok şükür benden de safları var.
sakın sözlükten gitme.
ikinci en saf olarak kalayım.
sözlüğün en saf yazarı.*
ufom var deyin inanır.
sakın demeyin gerçekten inanır.
üstüne üstlük ister de.
inanmaya meyyal bir yazar.
bilinçaltında inanma ihtiyacı var gibi
hayra yorsun dilerim.
kendimi en saf sanıyordum
çok şükür benden de safları var.
sakın sözlükten gitme.
ikinci en saf olarak kalayım.
devamını gör...
rujum olmadan asla (yazar)
bakımlı kadındır, sözlüğe de iyi bakacak, güzel ruj tadında entriy girecek yazar arkadaşımız, hoş gelmiş.
diğer yeni gelen arkadaşlar sizde hoş geldiniz, lütfen dolu dolu, bilim, ilim, edebiyat ile doldurun burayı, sizden de öğrenecekleri miz var, sizinde bizden birşeyler öğrenmeniz dileği ile tekrar hoş geldiniz.
diğer yeni gelen arkadaşlar sizde hoş geldiniz, lütfen dolu dolu, bilim, ilim, edebiyat ile doldurun burayı, sizden de öğrenecekleri miz var, sizinde bizden birşeyler öğrenmeniz dileği ile tekrar hoş geldiniz.
devamını gör...
bulgur pilavının yanına iyi gidecek yiyecekler
bulgur pilavının yanına turşu, yoğurt, cacık gibi yiyecekler iyi gidiyor.
tanım: bulgur pilavı ile birlikte yenilen yiyecekler.
tanım: bulgur pilavı ile birlikte yenilen yiyecekler.
devamını gör...
dil polisi
her ortamda vardır bunlar. hani öyle dili çok iyi bildiklerinden değildir çoğu zaman. ancak lise grameri ve diliyle konuşurlar. galatı meşhur desen bilmezler. ağızlarında çürütemedikleri tek sakız de da bağlacıdır. türk dilinin kaç harfi vardır, hangi harfler hangi dilin ve kültürün etkisiyle yerleşmiştir haberi yoktur. x veya w ile yazılan bir kelime varsa küplere binerler, yabancı sözlere tahammülü yoktur. hatalı bu diye bas bas bağırırken hata sözcüğünün arapça kökeninden habersizdir.
ama olsun yine de onlar ye kürküm yecilerdir. içerik nedir ki şeklin yanında onlara göre.
verecek bilgisi yoktur, sözlerinin yarısı yanlış, yarısı eksiktir ama olsun o "ki" bağlacına abanmıştır
mantıklı argüman sunamaz, eşek gibi anırır ama olsun "veya" bağlacı doğru yazılmıştır.
türkçeyi anasından değil sıraları kırık dökük okulda öğrenen kürdü, arabı, es kaza memlekete gelmiş afganı faslıyı kuantum fiziğinde dahi olsa bile dinlemez, hala türkçe konuşamamakla suçlar, aşağılar, telaffuzuna takılır . iş sadece "coook güzelll " diyen ingilize, fransıza, almana geldi mi gururundan geçilmez. hele bu dillerde bir türkçe kelime bulursa keyfinden yanına yaklaşılmaz.
kendi milletinden biri es kaza ingizlice kullanırsa ortalık yıkılır. ne dilin nasıl öğrenildiğinden, nasıl geliştiğinden haberi vardır ne de umursar. çifte standarttaki standardın kökenine bakmadan çifter çifter atar.
bunlar en çok içeriklerini beğenmedikleri başlıklardan sonra ortaya çıkar. söyleyecek sözü yoktur ama ona göre türkçe biliyordur. noktası, virgülü vardır küfrederken .
ben gramer bilmem çok fazla. hayatta öğrenememişimdir de, da, ki , hede , bödö bağlaçlarını nasıl yazacağımı. küfrederken noktalama kullanmam zaten. onun yerine bilgi ve kelime biriktirdim hayatım boyunca derdimi anlatabilmek için. hayatta sadece bir ünlem olmanın ötesine gidemeyecek dil polisini takmam. çünkü cümle yoksa ünlem anlamsızdır. ünlem ancak cümlenin sonuna geldiğinde anlam kazanır.
ama olsun yine de onlar ye kürküm yecilerdir. içerik nedir ki şeklin yanında onlara göre.
verecek bilgisi yoktur, sözlerinin yarısı yanlış, yarısı eksiktir ama olsun o "ki" bağlacına abanmıştır
mantıklı argüman sunamaz, eşek gibi anırır ama olsun "veya" bağlacı doğru yazılmıştır.
türkçeyi anasından değil sıraları kırık dökük okulda öğrenen kürdü, arabı, es kaza memlekete gelmiş afganı faslıyı kuantum fiziğinde dahi olsa bile dinlemez, hala türkçe konuşamamakla suçlar, aşağılar, telaffuzuna takılır . iş sadece "coook güzelll " diyen ingilize, fransıza, almana geldi mi gururundan geçilmez. hele bu dillerde bir türkçe kelime bulursa keyfinden yanına yaklaşılmaz.
kendi milletinden biri es kaza ingizlice kullanırsa ortalık yıkılır. ne dilin nasıl öğrenildiğinden, nasıl geliştiğinden haberi vardır ne de umursar. çifte standarttaki standardın kökenine bakmadan çifter çifter atar.
bunlar en çok içeriklerini beğenmedikleri başlıklardan sonra ortaya çıkar. söyleyecek sözü yoktur ama ona göre türkçe biliyordur. noktası, virgülü vardır küfrederken .
ben gramer bilmem çok fazla. hayatta öğrenememişimdir de, da, ki , hede , bödö bağlaçlarını nasıl yazacağımı. küfrederken noktalama kullanmam zaten. onun yerine bilgi ve kelime biriktirdim hayatım boyunca derdimi anlatabilmek için. hayatta sadece bir ünlem olmanın ötesine gidemeyecek dil polisini takmam. çünkü cümle yoksa ünlem anlamsızdır. ünlem ancak cümlenin sonuna geldiğinde anlam kazanır.
devamını gör...
it's a man's man's man's world
genelde it's a man's world olarak bilinen şarkıdır. ancak söz yazarlarından olan ve şarkıyı söyleyen james brown, 1963 yapımı hit komedi filmi it's a mad mad mad mad world filminden etkilenerek şarkı adına fazladan man's man's kısmını eklemiştir. ilgili film için bkz şu link
şarkının sözleri aslında brown'ın vokalistliğini yapan ve bir zamanlar sevgilisi olan betty jean newsome'a ait. incil'de geçen ayetlerden ve tabii ki sevgilisi olan james brown'dan esinlenmiş.
kabul etsenizde etmesenizde bu dünya erkek egemen bir dünya. şarkı baştan bunu vurguluyor gibi gözüksede aslında daha girişinde canımız ciğerimiz kadınlarıda yüceltiyor:
this is a man's world, this is a man's world
but it wouldn't be nothing, nothing without a woman or a girl
şarkı ile iki tane kayıt bırakayım. birincisi orjinali, diğeri ise james brown, luciano pavarotti ile söylüyor:
şarkının sözleri aslında brown'ın vokalistliğini yapan ve bir zamanlar sevgilisi olan betty jean newsome'a ait. incil'de geçen ayetlerden ve tabii ki sevgilisi olan james brown'dan esinlenmiş.
kabul etsenizde etmesenizde bu dünya erkek egemen bir dünya. şarkı baştan bunu vurguluyor gibi gözüksede aslında daha girişinde canımız ciğerimiz kadınlarıda yüceltiyor:
this is a man's world, this is a man's world
but it wouldn't be nothing, nothing without a woman or a girl
şarkı ile iki tane kayıt bırakayım. birincisi orjinali, diğeri ise james brown, luciano pavarotti ile söylüyor:
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
sözlük ekibinin kendi isteklerini kendilerinin sunduğu radyo programı. herkesin ses tonu ne kadar müzikal, telaffuzları ne kadar düzgün. bravo!
devamını gör...
konu neydi radyo yayını
sevgililer günü, kapita..... * evet evet kesinlikle. * eğlenceli yayındır. dinleyiniz efendim dediğim radyo yayını.
devamını gör...
normal sözlük'te tanışıp arkadaş olmak
ben çok yalnız biriyim. buradan bir arkadaşım olmasını ve bir şeyler paylaşabilmeyi tüm kalbimle isterim. belki sizi bahar candan gibi maaşa falan bağlayamam ama manevi anlamda elimden geldiğince destek olurum, arkadaş olmak istemiyorsanız bile konuşmak herhangi bir probleminizi,derdinizi anlatmak isterseniz ona da varım ben yeterki bir bildirim bir ses olsun.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının başarıları
üniversiteyi ruh sağlığımı kaybetmeden ve katil olmadan bitirdim.
kpss'ye hazırlandım ve hala yaşıyorum.
özel sektörde çalıştım ve kendimi ezdirmedim.
hala corona olmadım.
son olarak kalimba çalabiliyorum.
kpss'ye hazırlandım ve hala yaşıyorum.
özel sektörde çalıştım ve kendimi ezdirmedim.
hala corona olmadım.
son olarak kalimba çalabiliyorum.
devamını gör...
iğrenç espriler
1. adamın biri taksi çevirmiş hala dönüyor.
2. röntgen filmi çektirdik, yakında sinemalarda.
3. yeni yapılmış resimlere ne denir? - ‘nev’resim.
4. türkiye’nin en yeni şehri – nevşehir
5. acıkan var mı ya? -yok bizde tatlı kan var.
2. röntgen filmi çektirdik, yakında sinemalarda.
3. yeni yapılmış resimlere ne denir? - ‘nev’resim.
4. türkiye’nin en yeni şehri – nevşehir
5. acıkan var mı ya? -yok bizde tatlı kan var.
devamını gör...
sinema tarihinin en iyi dans sahnesi
singin' in the rain filmindeki şu sahne. gene kelly' nin sahneyi tekrarsız bir kerede oynadığı söylenir. bu film 1952 yapımı yani aradan neredeyse 70 sene geçmiş.
devamını gör...
simyacı
bu kitabın adını ilk duyduğumda sene 2011’di. lise sıralarında, laf arasında. sene 2013’te ise sevdiğim bir arkadaşımın elinde gördüm ilk kez. kendisi de pek beğendiğini söylemişti. kendisinden istedim bu kitabı ve bişeyler oldu, araya zaman girdi, mekan girdi derken okuyamadım. taa ki bu seneye kadar. karantina zamanında bulduğum boş vakitlerden birinde aklıma geldi okumak. sipariş ettim internet üzerinden. elime ulaştığında da okuyamadım zira hali hazırda okuduğum başka seriler vardı. nihayet bu hafta kendisine de sıra geldi. gariptir ki, kitabı elime aldığımda sanki uzun zamandır görmediğim bir dosta tekrar rastlamış gibi hissettim. bir hoş oldum.
kitaptan bahsedecek olursam;
2 oturuşta bitirdim kitabı. o kadar sene bekledikten sonra birkaç günde okuyup bitirmek çok garip hissettirdi.
içerik olarak çok masalsıydı. yumuşak ve hoş bir tonu vardı. okurken müzik dinler gibi rahatlatıyordu. yol hikayelerine aşık olan ben için bulunmaz nimet.
konusu ise bir arayıştır efendim. kimilerine göre bu arayış bir hazine içindir. diğer kimilerine göre kendini bulmak için, bir diğer kimileri için ise evrenin özünü bulmak içindir.
bir koyun çobanı, önce çevresini minik sorularla anlamlandırmaya çalışırken, karşılaştığı her yeni olay ve kişi onu daha büyük sorular sormaya itmiştir. bu büyük sorular ona ilginç cevaplarla gelmiştir.
kişisel menkıbesinin peşinde gitmektir gayesi. bu gayeden daha önemli şey ise kararlılığıdır. zaman zaman bu kararlılığı kaybetse de, tekrar bulmuştur motivasyonunu.
dünyayı görmek isteyen, bu uğurda kilise eğitiminden vazgeçmiş delikanlı çoban, bir rüyayı üst üste iki kez görünce bunu bir çingeneye danışmak ister, çingene ise ona, hayatının hazinesini bulmak için uzun bir yolculuk yapmasını söyler. rüyanın anlamı budur. daha sonra delikanlı bir kral ile tanışır ve bu kral ona kişisel menkıbeyi açıklar. artık evrene büyük sorular sorma vakti gelmiştir. yolculuk devam ettikçe soruların cevabının aslında tek bir kaynağa dayandığını ve bu kaynağın evrenin özü olduğunu anlar.
bu yoldaki en büyük değişimi ise simyacı ile tanışınca geçirir delikanlı. çünkü evrenin özünü anlamak başka, onunla bir olmak başkadır.
simyacı ona felsefe taşından ve abı hayat iksirinden bahseder.
ona göre evrende her şey aslında birdir. evrende neye ihtiyaç var ise madde o anda o’dur.
çöl ile konuşur delikanlı. sonra rüzgar ile, sonra güneş ile. cevaplar maddenin ötesindedir lakin. ruhtur asıl olan. nasıl ki evrenin ruhu var ise kendisinin de bir ruhu vardır. ve bu ikisi de aslında birdir.
delikanlı artık bu sırra vakıftır.
bu eserin bence en güzel yönü ise maddenin oluşumu üzerine sorduğu sorular ve cevaplardır.
bilinen hali ile madde neden oluşur? molekülleri bir araya getiren güç nedir? tüm maddenin yapı taşları aynı olmasına karşın neden farklı şekillerde tezahür ederler? ve en önemlisi, bilinen haliyle neredeyse tümü boşluktan oluşan madde, gerçekte var mıdır?
neyse efendim, belki de bu kitabı bu kadar sevme nedenim, aynı soruları sormuş olmamızdır diyorum.
bence okunası bir kitaptır.
kitaptan bahsedecek olursam;
2 oturuşta bitirdim kitabı. o kadar sene bekledikten sonra birkaç günde okuyup bitirmek çok garip hissettirdi.
içerik olarak çok masalsıydı. yumuşak ve hoş bir tonu vardı. okurken müzik dinler gibi rahatlatıyordu. yol hikayelerine aşık olan ben için bulunmaz nimet.
konusu ise bir arayıştır efendim. kimilerine göre bu arayış bir hazine içindir. diğer kimilerine göre kendini bulmak için, bir diğer kimileri için ise evrenin özünü bulmak içindir.
bir koyun çobanı, önce çevresini minik sorularla anlamlandırmaya çalışırken, karşılaştığı her yeni olay ve kişi onu daha büyük sorular sormaya itmiştir. bu büyük sorular ona ilginç cevaplarla gelmiştir.
kişisel menkıbesinin peşinde gitmektir gayesi. bu gayeden daha önemli şey ise kararlılığıdır. zaman zaman bu kararlılığı kaybetse de, tekrar bulmuştur motivasyonunu.
dünyayı görmek isteyen, bu uğurda kilise eğitiminden vazgeçmiş delikanlı çoban, bir rüyayı üst üste iki kez görünce bunu bir çingeneye danışmak ister, çingene ise ona, hayatının hazinesini bulmak için uzun bir yolculuk yapmasını söyler. rüyanın anlamı budur. daha sonra delikanlı bir kral ile tanışır ve bu kral ona kişisel menkıbeyi açıklar. artık evrene büyük sorular sorma vakti gelmiştir. yolculuk devam ettikçe soruların cevabının aslında tek bir kaynağa dayandığını ve bu kaynağın evrenin özü olduğunu anlar.
bu yoldaki en büyük değişimi ise simyacı ile tanışınca geçirir delikanlı. çünkü evrenin özünü anlamak başka, onunla bir olmak başkadır.
simyacı ona felsefe taşından ve abı hayat iksirinden bahseder.
ona göre evrende her şey aslında birdir. evrende neye ihtiyaç var ise madde o anda o’dur.
çöl ile konuşur delikanlı. sonra rüzgar ile, sonra güneş ile. cevaplar maddenin ötesindedir lakin. ruhtur asıl olan. nasıl ki evrenin ruhu var ise kendisinin de bir ruhu vardır. ve bu ikisi de aslında birdir.
delikanlı artık bu sırra vakıftır.
bu eserin bence en güzel yönü ise maddenin oluşumu üzerine sorduğu sorular ve cevaplardır.
bilinen hali ile madde neden oluşur? molekülleri bir araya getiren güç nedir? tüm maddenin yapı taşları aynı olmasına karşın neden farklı şekillerde tezahür ederler? ve en önemlisi, bilinen haliyle neredeyse tümü boşluktan oluşan madde, gerçekte var mıdır?
neyse efendim, belki de bu kitabı bu kadar sevme nedenim, aynı soruları sormuş olmamızdır diyorum.
bence okunası bir kitaptır.
devamını gör...
30 yaş üstü kadınların teyze olması
a aaa, teyze olmuşum. 29'dan çok farkı yok gibi gelmişti halbukisi. demeyin öyle şeyler minyon tipliyiz küçük duruyoruz. *
devamını gör...