pis(lafın gelişi) olan kabuğa elimiz değdikten sonra aynı şekilde meyveye de değmesi ve o meyveyi yememizden dolayı olabilir.
mandalina mesela.
devamını gör...

an itibarıyla merak ettiğim sorudur.*
bilenlerden benimle iletişime geçmesini talep ediyorum.

edit: yeni gelecek güncelleme ile bazı seçkin kişilere -ki bu kişiler bizler, yani kemik kadro oluyor- takipçilerini görebilme özelliği gelecekmiş.

edit: 10 ocak 2021'de ozellik gelmistir.
devamını gör...

bir nuri bilge ceylan filmi. görüntülü roman gibidir. alt metni diyalogları enfestir. hele bir muhtar sahnesi vardır ki evin içinde oturuyor gibi hissedersiniz. --! spoiler !--

son sahne morg sahnesi inanılmaz güzeldir. çocuğun ayağına gelen topu hayata karışarak havaya doğru vurması mükemmeldi hayat devam ediyor tasviri ancak bu kadar başarılı işlenirdi.

--! spoiler !--
devamını gör...

her gün en az 20 başlık açtıklarına tanıklık ettiğim, cahiliye devri toplumuna taş çıkartan, insan müsveddesi, ne idüğü belirsiz kitle.

"kadınların aptal olması", "eşcinsellerin ahlakımızı bozması" gibi hayret verici, bir başka deyişle olabilecek en ucuz ve en boş cahil provokasyonlarıyla sözlüğü kirletmeye ant içmiş bir güruh.

kim veriyor bunların yevmiyesini acaba? ismi lazım değil sözlükten buraya nasıl bu kadar sorunsuz göçmüşler, orası da ayrı mesele. bu satılmışların konuştukları düşünce özgürlüğü değildir, insanlık suçudur; sabır testidir, utançtır.

nitekim ne bok yedikleri beni bağlamaz, ama sözlük deneyimini baltaladıkları bir gerçek. insanca derdimi anlatmaya geldiğim platformun, henüz omurgasız seviyesine erişememişlerle pisletildiğini görmek beni çok yaralıyor açıkçası. biraz sitem edeyim dedim. belki bi' faydası dokunur.
devamını gör...

ne yapalım ölelim mi!
verin ryt'mizi gidelim buralar hepinize kalsın.
20 altı olur bebe derler, 30 üstü olur moruk derler, yokmu arkadaş bu yaş'ın bir ayarı.
nedir bu 30+ nefreti anlamıyorum.
devamını gör...

neden sevinmesin ki ? okunduğunu bilmek insana mutluluk veriyor.
devamını gör...

yeraltı edebiyatının amiyane tabirle en 'temiz' kitaplarındandır ve iyi bir başlangıçtır. bataille'in şiddetli ruh halleri, bukowski'nin 'pislik'leri, burroughs'un madde kullanım yelpazesi olmadan görece 'normal'lenmiş bir norveç alt kültürü yaşantısıdır gözler önüne serilen. yaratıcı (yazar, şair, ressam, müzisyen) gençlerin hayatından olağan kareler gibi görünür olan biten. bir de güzel bir sarıcı, kapsayıcı atmosferi vardır. ne ara aldınız ne ara bitirdiniz fark etmeden kaptırıp gidebilirsiniz rahatça. yolculuktayken, kamptayken, dağda bayırdayken, ya da hayatınız çok hızlı akıyorken okunması çok keyif verebilir.
alışılageldik orta sınıf veya küçük burjuva hayatına, sadece yaşayarak tokat gibi yanıt veren bir avuç insan. yaptıkları, gittikleri yerlerdeki normcu insanlara yer yer şaşırtıcı, yer yer iğrendirici genelde 'görmezden gelinmesi gereken' bir yığın saçmalık ya da ahlaksızlık gibi görünür. işin eğlenceli kısmı da buradadır. okurken yer yer sesli kahkahalar attırabilir kişisine göre.
bu arada karakterlerin bu eğilimleri çoğu kimsenin zannettiğinin aksine zorlama bir marjinallik çabası, 'hadi şöyle olalım' diye üzerine düşünülüp kurulmuş bir planlı hareketten çok, beyaz zencilerin her şeysi gibi doğaçlamadır, içtendir öylece o an filizlenir ve uygulanır. üzerine ne ertesi gün ne de önceki gün konuşulmaz sadece 'yaşanır'

genelde öyküyü, olay akışı modunda aktarmayı sevse de yer yer aşağıdaki gibi paragraflara da yer vermiş ambjörnsen :

''o gece boyunca ılık bir bahar yağmuru yağdı. kaldırımlardaki it boklarının, hani şu sadık iyi dostlarımıza ait güzel atıkların arasından zikzaklar çizerek yürürken, ilkbaharın soyunma zamanı olduğunu düşünüyordum. durup sokaktaki ışığın güzelliğine, karanlığın yumuşak aurasına hayran oluyordum. kentin doğusuna doğru ilerlerken tüm duygularım şiirselleşmişti. her şeyi, evlerin cephelerini, arabaları, telefon kulübelerini, sosis satan büfeleri, tramvay raylarını gerilerdeki bir başka şeyin ifadesi, bir ruhun belki de tanrının mistik bir manifestosu olarak düşünüyordum. insan yaratıcılığının eseri, evet tamam. ama nereden geliyordu düşünceler, itkiler? ve niçin aramızdan yalnızca bazılarına doğuştan armağandı düş gücü? arayıp bulma tutkusu? çünkü böyleydik biz; çok uzaklarda çılgınlığın savanlarında çıktığımız yaşam boyu sürecek olan safaride, varlığına derinden inandığımız altın gergedanın peşinden koşan bir çete.''

birr alıntı da arka kapaktan:
---beyaz zenciler uyku tulumları, sırt çantaları veya bira kasalarıyla çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... beyaz zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler; onları en iyi polisler tanır! beyaz zenciler mahkum edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler. beyaz zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler. bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler. beyaz zenciler gerçekten 'düzen karşıtı'dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada 'imkansızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat' yaşamayı seçmişlerdir. ---
devamını gör...

dibek *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kirpi dikeni saçlarımla gallifrey'i yok etme planlarımı yapıyorum.
ayrıca kuzenimi de eklemeli ve sarışınçocuksever hanımlarr ve beylerden beğeniler çalmalıyım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir “ağlayacaksan oynamayalım”ı da ekşi sözlüğe uzatayım hemen. kendilerini gülünç duruma düşürmüşler.
t: saçmalıktır.
devamını gör...

sınava hazırlandığım için sessiz sedasız yaptığım eylem. hâlâ arada girer bildirimlerime bakar akışa bir göz atıp çıkarım. fazla duygusallaştırıp uzun veda yazıları yazmaya gerek yok. 2 ay sonra yine burda olacağım zaten.
devamını gör...

bu motif, kahramanlar etrafındaki gücü temsil eder.
kırk sayısı bazı eşya ve davranışları sınırlar.
oğuz kağan'ın kırk günde yürümesi, konuşması gibi.
kırk sayısı görünmez âleminden gelen koruyucu, güç verici kutsiyete erişmiş şahısları da simgeler.
devamını gör...

o ilk geceyi hatırlıyorum. danslar ettiğimiz, şiirler yazıp okuduğumuz, birbirimize hayran hayran baktığımız o geceyi. hatırlıyor musun hem deliler gibi heyecanlı hem de bir bebeğin annesinin kucağındaki hali gibi huzurluyduk. hem deliler gibi mutlu hem de en aklı başımızda halimizle seviyorduk birbirimizi. eski iki roman karakteri gibiydik. anlamalıydım zaten. böyle mutluluklar ya masallarda olurdu ya da sonu mutsuz biterdi. deriz ya kader oynadı yine oyununu diye. heh işte aynen o şekilde oynadı bizimle. ve biz... kaybettik

çok hatam oldu biliyorum hep giden taraf da bendim. farkındayım ama hep korkumdandı olan bitenler. korktum, hiçbir şeyden korkmayan ben olacaklardan korktum, bizim sebep olacağımız şeylerden, bir buket açelyadan korktum. az buz şeyler değildi bunlar anlattım da sana, defalarca. korktum...

sonra s*****r ettim her şeyi. bütün korkularım senin yokluğunda, seninle birlikte gittiler sanki. yokluğunun soğukluğu yaktı tenimi, ah! ne çok yandı canım bir bilsen. geceler boyu kıvrandım bu acıyla. gözünden tek damla akmayan ben, aklıma her geldiğinde ağlar oldum. sonra geldim sana. bak dedim, buradayım, eskisinden de iyi bir şekilde yanındayım. yokluğuna bir dakika daha katlanmak istemedim o an.

ama çok şey değişmişti, sonradan anladım. artık aşık olduğum adam yoktu karşımda. sesin, nefesin, bakışın, hatta varlığın bile yabancılaşmıştı bana. o telefonu canımmm diye açtığın, hayran olduğum sesin kaybetmişti güzelliğini.* nefesin bir yabancının nefesi kadar soğuk ve yabancıydı sanki. o nahif ve kırılmamdan dahi korkacak şekilde bana bakan gözler tamamen boş bir şekilde bakıyordu bana. sokaktan geçen bir yabancıdan bile daha yabancı geldin bana o an. saatlerce bir şeyler anlattın bana. "böyle olması lazımdı, senin iyiliğin için" falan filan ve daha niceleri. klasikleşmiş şeylerden uzak olan sevgimizi o kalıplaşmış cümlelerle boğdun sanki. nefessiz kaldım çünkü, hissettim.

bana güvenmeni istemiştim senden. bir kez, sadece tek bir kez güvenecektin bana ama olmadı. boşver bu saatten sonra çok da önemli değil zaten. bana hala bir masal sözün var. tutar mısın bilmem. eski sen olsan "o verdiği her sözü tutar " derdim. şimdi varlığından bile emin değilken tek kelime edemiyorum, ah ne acı ama sevgilim. tahmin eder miydik böyle olacağını? bilseydik eğer o gece yazar mıydın bana o şiirleri? yine "hayranım size" der miydin bana? sanırım ben derdim. çünkü *eski bizi hala seviyorum.


ama seni artık sevmiyorum. yaptığımız o son konuşmada anladım bunu. sesini duyduğumda heyecanlanmadım mesela. söylediğin her cümle içimde büyük bir boşlukta yankılandı. sonrası ise kocaman bir sessizlik. her bir yankıda daha çok acıdı içim. ruhlarımız izledi bizi uzaktan, sonra gittiler. nereye? ben de bilmiyorum. o ilk gece ne kadar tanıyorsak, son gece de o kadar yabancıydık birbirimize. senin yokluğundan daha da soğuktu bu yabancılık hissi. titredim. çok fazla...

şimdi ise geçti hepsi. eski etkin yok üzerimde. adın geçtiği zaman masum ve acı bir gülümseme peydah oluyor yüzümde. 1 saniye kadar, belki o kadar bile değil. sonra ise yine yok olmaya devam ediyorsun. tamamen uzaklaştım senden, artık yoksun benim için. zamanında gördüğüm bir hülya gibi kalacaksın aklımda. en güzel halinle. bu adını andığım, sana yazdığım son yazı. bir veda mektubu da diyebilirim sanırım. sen zaten her şeyi biliyorsun, hoşça kal.
devamını gör...

yurtdışında bulgar bir arkadaşımın kendisi için hazırladığı etli yemekten tattırmak istemesi ile başlamıştı.sordugumda domuz eti olmadığını ifade etmesine rağmen ısırdığım anda kıkırdamaya başlaması ile anlayıp hemen ağzımdan çıkarmıştım. tabi ne tadı ne kokusu güzeldi o ayrı mesele ancak farklı bir lezzet olsun diye denemek istemiştim.
dini inancınıza göre yersiniz yemezsiniz lakin ben sağlık açısından çok sağlıklı olmadığını, domuzların gerçekten temiz bir florası olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. birçok enfeksiyon için risk oluşturduğu için normal zamanda da yememenizi naçizane tavsiye ederim.
dipnot: yabancı arkadaşlarınızın bu domuz eti değil demesine itibar etmeyiniz.
devamını gör...

artık yazar olduğuma göre hoşuma giden öneridir. kemik yazar kitlesi biz olalım yeter bu kadar yahu.
devamını gör...

nazan ş. 'nin o dönemin eskortlarından olduğunu öğrendiğim kitaptır. adam taa o zamanlar uçak seyahatlerinde rakısını şalgam suyuyla içermiş.
eğlenceli bilgiler bir yana gerçekten son derece uyanık olan ve müthiş ticari zekaya sahip olan yalçın doğan' ın çaycılıktan bankerliğe ve zirveden batışa giden hikayesinin anlatıldığı otobiyografik kitaptır. banker kastelli gibi piyasadan yüksek faiz vaadiyle para toplayıp yatırım yaparak parayı işleten banker yalçın, para gelişi sekteye uğradığında önce faizleri sonra anaparaları ödeyemez hale gelerek batar ve yargılanacak ciddi hapis cezası alır. hayat hikayesini de hapishanede gazeteci emin çölaşan'a anlatır.
kitabın dili güzel, okuması kolay, öğrenilenler ilginçtir. ben çok şey öğrenmiştim kitaptan ama devletim öğrenmemiş olacak ki daha sonra imar bankası, impexbank, tyt bank, marmarabank falan da battı. imar bankasından sonra kuruldu sanırım bddk. neyse, çok da önemli değil zaten en son 2001'de ihlas finans battı. bankerlere para kaptıranlar neyse de bankalarda paraları batanlar, hesap başına üç kuruş tazminatlarla baştan savıldılar. birikimlerini kaybeden, iflas eden, intihar eden binlerce insan oldu. en son ihlaszedeler var. onlar da 20 yıldır paralarını almaya çalışıyorlar. az birikim sahibi müşerilerine, halı yıkama makinesiyle devremülk vermişler, çok yüksek mevduat sahipleri de bir şekilde ilişkilerini kullanarak paralarını almışlar. diğerleri hala bekliyor. şaka gibi ülkem.
devamını gör...

bu istek her geldiğinde içimde ki sese kulak veriyorum. pişman oluyor muyum? elhamdülillah oluyorum. ama tanrı şahidim olsun iflah olmaz bir serseriyim.
devamını gör...

süt.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

esasen var olmayan, var olsa da çarpıtılan tarihi olay, olgu, bilgi ya da konu. asparagastan, dedikodudan beslenir. amacı gerçeklerden konuşmak değil, herhangi bir ilgi çekicilik ya da çıkar amacı gözetildiğinden manipülasyon yapmaktır.

en popüler örnekleri mu kıtası, atlantis ya da "piramitleri uzaylıların inşa etmesi" gibi zırvalardır.

esasen gerçek bir tarihi iddiayla sözde tarih iddiasını ayırt etmek için eser miktarda beyin yeterlidir. örneğin karşınızdaki insan basbayağı yedi göbek soy ağacı çıkartılmış olan atatürk'ün yahudi olduğunu iddia edebiliyorsa, bilin ki sözde tarih faaliyeti icra ediyordur.* ya da mesela defalarca aksi kanıtlanmasına aldırmadan cengiz han'ın türk olduğunu savunuyorsa da öyle.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim