3000 yıl önce yazılmış bir likya şiirinden;

"beni bulamazsan üzülme,
eşyalarımı bulacaksın,
kestiğim taşları, açtığım yolları,
işlediğim heykelleri bulacaksın,
ve göreceksin ki binlerce yıl öteden,
parmak izlerimiz değecek birbirine..."

çok naif değil mi?
devamını gör...

9 aralık 2020 günün ünlüsü yazarımız mutsuzlugumdan mutluyum oldu.
instagram postumuz
devamını gör...

mekan: bir araba. nereye gittiğini hatırlamıyorum.
zaman: gece saatleri. 2 gibi sanırım. her yer karanlık dolayısıyla.

radyoda bu şarkı çalıyor. ben yarı uyanık bunu dinliyorum. çok hoşuma gidiyor.

bir iki yıl sonra kafama dank ediyor, aklımda kalan sözleri google amcaya soruyorum ve şarkının ismini öğreniyorum. güzel şarkıdır vesselam.
devamını gör...

yayın tarihine 5 şubat 2005’te tv8’de başlayan, 17 eylül 2005’ten sonra atv’ye geçmiş 6 mayıs 2006’da ise yayın hayatı sona ermiş, şahan gökbakar’ın hazırlayıp sunduğu gündelik olayları skeçler çerçevesinde aktardığı komedi türünde bir programdı. bölümleri 4 mayıs 2017 itibariyle aynı adda kurulan bir youtube kanalında gerek tam bölümleriyle gerek bölümlerde dikkat çeken kesitleriyle erişilebilir durumdadır.
devamını gör...

makyaj yapınca ne kadar kötü olursa olsun, hiçbir şey bir kadına "su aygırı" deme hakkını size vermez dediğim başlık. güzel veya değil. insanları oturduğunuz yerden eleştirmeyi bırakın. hoşunuza gitmiyorsa bakmayın, bitsin!
devamını gör...

albert camus'nun türkçeye düşüş adıyla çevrilen la chute kitabında anlatılan bir çeşit ortaçağ işkencesi;


"sahi ortaçağda" boğuntu hücresi" adı verilen o zindan hücresini bilmezsiniz. genellikle insan ömür boyu unutuluyordu orada. bu hücre şaşılacak boyutlarıyla ayrılıyordu ötekilerden. bir insanın ayakta duramayacağı kadar alçak, yatamayacağı kadar da dardı. engelli bir durum almak, köşegen biçiminde yaşamak gerekiyordu orada; uyku bir düşüş, uyanıklık bir çömelmeydi. azizim, sözcüklerimi ölçerek söylüyorum, bu basit buluşta deha vardı. her allahın günü, bedenini uyuşturan o hareketsiz baskı altında mahkum, suçlu olduğunu ve masumluğun keyifle gezinmek olduğunu öğreniyordu. doruklara ve yüksek köprülere alışkın bir adamı bu hücrede düşünebiliyor musunuz? "


bu işkence biçimi bana hayatı anlatıyor nedense. var olmakla, var olamamak arasında kalan hayatı hatırlatıyor. insanın aralıkta bırakılması hali sizce de en büyük işkencelerden biri değil mi? oğuz atay'ın ifadesiyle hani oluyormuş gibi oluyor da olmuyor ya işte tam da dediği gibi en büyük işkence, bu aralık hali.
devamını gör...

"ton mu yesek" isimli über saçma reklamı, sırf şov dünyasına yaptıkları göndermelerden ötürü desteklemiştim.

lakin bu video'yu izledikten sonra aklıma şu dizeler geldi. (bkz: hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten)
devamını gör...

gıda sektöründe türlü pislik dönüyor. açıkta bırakılan soğuk zincir ürünleri, son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin üzerine ileri tarihli bir etiket yapıştırmak, ürünlerin içinden böyle şeyler çıkması ne ararsan var.
devamını gör...

bim'de satılan ve kaliteli markaları aratmayan dost'un mavi kapaklı günlük sütüdür. 4 liradan satılıyor. tadı da gayet güzel ve yağ oranı yüzde 3.1. yani standart yağ oranına sahip. muadilleri 6 lira olmuş. yani yüzde 50 daha pahalı. bu nedenle benim için f/p oranı en iyi süt mavi kapaklı dost'un günlük sütüdür.
devamını gör...

atlet giymeyi bırakınca
devamını gör...

önce kendisinin sitemini gördüm, sonra da hakkındaki malum eleştiriyi (?) okudum. müsaadenizle, turkishmusic.org'daki sezen aksu tartışması'nın en komik alıntısıyla söze girişeyim: ilgili eleştiri haksız. esasen "onu kınamış ve ona laflar hazırlamıştım." fakat yazıp yazıp sildim. hem üzerime vazife olmayan bir işe karışmamak, hem meseleyi uzatmamak adına; hem de zaten cevabıyla kendisini gayet güzel ifade etmiş olduğu için. meja'yı savunmak elbette bana düşmez ama pek bir severim kendisini. hatta uzaktan uzağa haset de ederim, "ulan nasıl yazabilir böyle, nasıl bilebilir bu kadar ya?" diye.* vesileyle bir iki kelamım da bulunsun burada madem. hatta geç bile kaldı.

her nedense, bütün memleketin, kaliteli insanları olabildiğince yadırgayarak küstürmek, onlar çekilince de kalan bayağı insanları kendisinden gördüğü için kıymete bindirmek gibi bir huyu var. çeşitli sebeplerden olsa gerek bu: entelektüelite yerine popüler kültüre değer verildiği için de olabilir, özgüvensizlikten de, dikkat çekme çabasından da ya da. mesela bu memlekette celal şengör gibi bir bilim insanı, yalnızca "kendi dışkısını tatması" üzerinden aşağılanıp dalga konusu yapılabilir. neden? çünkü kendisine, söylemlerine ve çalışmalarına akademik düzeyde cevap verecek biri yok. tek tük çıkarsa da, "eheh celal amca acıktıkça tuvalete gidiyorsundur" gibi aptal aptal sözde şakaların yanında esamesi okunur mu? onları değerlendirebilecek gerekli kapasitedeki kaliteli insanımız var mı? nadir.

bu bağlamda meja, kafa sözlük'ün gerekli kapasitedeki kaliteli insanlarından biri. adeta bir hazine. gözümde hep delilik ile dahilik arasındaki ince çizgide; okumaktan gözleri akmış, yazmaktan elleri titrerken canlanıyor. mesela bir yandan andromeda galaksisi hakkında okuma yapıyor, bir yandan james webb uzay teleskobu'nun fırlatılması çok geciktiği için küfürler yağdırıyor; ay'a aslında gidilmediğini iddia eden birini görünce evde "zırva!" diye haykırıyor, durup durup bir şeyler icat edip sırıtıyor gibi kendi kendine. arada bir einstein'a nazire yapıp dilini falan çıkarıyor böyle.*

üzmesin kendini içi boş, nedeni belirsiz, gereksiz eleştirilere. kendisini okurken biçare cehaletimizi bir nebze giderebiliyorsak, bir nebze olsun keyifli vakit geçirebiliyorsak; eh, ne mutlu ona. var olsun. yazsın hep, gözümüzün dibinde olsun.*

son söz: elbette herkesin herkesi eleştirebilmeye hakkı var, kimse karışamaz buna. hatta muhteşem şeyler eleştiriler, o insanın kendini geliştirebilmesi adına. ama sanki içlerini doldursak mı biraz? mesela sorsak mı bazen kendimize:

kadın gök bilimci, sen necisin?*
devamını gör...

53 liranın günlük faiz üzerinden değer kaybını hesaplayıp aradaki farkı da istemesi gerekirdi bence.
devamını gör...

''zaten bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur.''


--! spoiler !--


bir gün, adaya görevden ayrılan albayın gelmesiyle ada kabusa dönüşüyor. işte tüm olay burada başlıyor. geldiği günden itibaren "medeniyet" ve "demokrasi" adı altında yaptıkları doğa ve toplumun tüm dengesini bozuyor. sözde bunların hepsini oy birliği ile milletin birlik ve beraberliği için yaptığını söylüyor. ancak alınan kararların sonucu umdukları gibi olmuyor. adayı git gide bir felakete sürüklüyor. bu sırada ada halkı ise sonuçta devlet adamı diye düşünerek bir sonraki kurtarıcı projeyi heyecanla destekliyor. karşı çıkanlara düşman gözüyle bakılıyor, ötekileştiriliyor. bir zamanlar neşeyle sohbet ettikleri insanlar, zenginlik vaadi için dostlarının yüzüne bakmıyor.
kitapta geçen bu olaylar bana günümüz düzenini hatırlattı. hatta kitapta belli bir yer adının olmaması ve karakterlerin noterci, bakkal, başkan, yazar, müzisyen gibi isimlerle geçmesinin de buna bağlı olduğunu düşünüyorum. akıcı bir üslupla sorgulayarak okuyabilirsiniz.
devamını gör...

our planet kesinlikle herkesin izlemesi gereken bir belgesel olmuş. sadece doğal güzellikler değil, istemeden yada isteyerek çevreye verdiğimiz zararı da konu alması bakımından ufuk açıcı olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...

çok güzel bir uygulama, fakat bazı tahlil sonuçlarını göstermiyor

zaman zaman sıkıntı olabiliyor.

düzeltilmesi gereken hususlar epey fazla.
devamını gör...

istemek borç altına girmektir. borçlu olmayı tercih etmiyordur.
devamını gör...

özbekistan’ın şehri olup, aynı zamanda amin maalouf’un eserinin adıdır.

"o gece birbirimizi aynı kitabın içine gömülerek sevdik..."
devamını gör...

başlığı okuyunca ve entry sayısını görünce bir adam hamile karısının karnını yarmış, öyle kan revan bir tabloyla bir de selfie çekmiş ve bu çok haklı olarak gündem olmuş sandım.

o kadar aklıma gelmedi ki bu anlattığın "tişörtü kaldırarak göbeği gösterme pozu"*nun bu şekilde "başlık" şeklinde açılabileceği, "ayıp" denilebileceği...

halimiz çok vahim.
gerçekten söylüyorum.

ha bu arada ilk girdiyi destekleyenleri de hızla;
(bkz: 3 evetle uğurluyoruz)
(bkz: ama arabistana)
devamını gör...

sanki asansörden çıkıp kapıyı anahtarla açarken "dur bi kapısını çalayım, iki laflarız" diyebilecegim kadar yakın. kek pişince çocuklarla bir tabak gönderebilecegim kadar samimi, içimdekileri anlatınca kırmızı odaya girmişim gibi dinleyecegine emin olduğum kadar kaliteli. iyi ki var.
devamını gör...

türkiye müziğinde taş plak sesli şarkıcı olarak kendine yer edinmiş, bir daha onun gibisi gelir mi acaba dedirten bir müzisyen.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim