performansı düşük diye kocasına dava açan kadın
aldatmasından ziyade boşanma davası açması doğrudur.
devamını gör...
radyo tiyatrosu
birkaç öneri bırakmak gerekirse,
yabancı, albert camus
yanlışlık, albert camus
ceza sömürgesi, franz kafka
yabancı, albert camus
yanlışlık, albert camus
ceza sömürgesi, franz kafka
devamını gör...
ilişkide sorulan tuzak sorular
benden önce kaç sevgilin oldu? en uzun ilişkin ne kadardı?
bunlara cevap vermesen ayrı bir dert,cevap versen ayrı ayrı dert,yalan söylesen ilişkinin ilerleyen evrelerinde pot kırma ihtimalin var.
kaç sevgilin oldu sorusuna sadece ciddi birkaç ilişkim oldu deyip ucu çok açık olmayan şekilde cevap verilebilir. en uzun ilişki içinde 1 seneyse 6 ay, 2 yıl ise 1 yıl, daha fazla ise hatırlamıyorum şeklinde kestirip atılabilir. ilişkinin hakimi gibi.
1 kere sorulur bu sorular zaten. karşı tarafı verilen cevaplarla tatmin edersen güzel. tatmin etmez ise deştikçe deşer.
ama en güzeli "senden öncesi seni ilgilendirmez"dir. kalkarsın masadan, alırsın tesbihi eline, arkada kurtlar vadisi cendere çalar. manita arkandan bakar adını feriha koydum dizisindeki koray'ın bok borusuna baktığı gibi.
bunlara cevap vermesen ayrı bir dert,cevap versen ayrı ayrı dert,yalan söylesen ilişkinin ilerleyen evrelerinde pot kırma ihtimalin var.
kaç sevgilin oldu sorusuna sadece ciddi birkaç ilişkim oldu deyip ucu çok açık olmayan şekilde cevap verilebilir. en uzun ilişki içinde 1 seneyse 6 ay, 2 yıl ise 1 yıl, daha fazla ise hatırlamıyorum şeklinde kestirip atılabilir. ilişkinin hakimi gibi.
1 kere sorulur bu sorular zaten. karşı tarafı verilen cevaplarla tatmin edersen güzel. tatmin etmez ise deştikçe deşer.
ama en güzeli "senden öncesi seni ilgilendirmez"dir. kalkarsın masadan, alırsın tesbihi eline, arkada kurtlar vadisi cendere çalar. manita arkandan bakar adını feriha koydum dizisindeki koray'ın bok borusuna baktığı gibi.
devamını gör...
yeni yıl ile yazarların aldığı kararlar
bol keseden harcama huyumdan vazgeçerek, tutumlu bir insan olmaya çalışmak. bir nevi zorunluluk dahilinde kendini kandırma.
devamını gör...
küçükken doğru bildiğimiz yanlışlar
bebek midede saniyordum. annem hamileydi. cay kahve icince bebege birsey olacak saniyordum.
devamını gör...
daha
hakan günday'ın 2013 yılında yayınladığı kitabının ismidir.
bir çocuk düşünün, öyle bir çocuk düşünün ki dünyaya gözlerini açtığındaki gözyaşları hayata geldiği için değil, yaşamının sonlanacağı amaçlandığı için olsun. öyle bir çocuk düşünün ki, babası bir katil olmasaydı, doğmayacak olan ve her şeye rağmen doğmak için tüm zorluklardan geçen...
o çocuk, gazâ. babası ahad olan gazâ, hani şu insan kaçakçılarından biri olan, 9 yaşındaki çocuğunu ise sırf param cebimde kalsın diye yanına çırak seçen ahad'ın oğlu gazâ... işte bu kitapta insan kaçakçılığı yapan ahad'ın oğlu gazâ'nın hayatında yer edinmeye çalışıyoruz, onun korkularına eşlik ediyor, belki bazen eleştiriyor, bazense ona tavsiyeler veriyoruz.
hakan günday bu kitabında da ince düşüncesini, farklı konulardaki bilgisini ve görüşlerini büyük bir ustalıkla işlemiş. örneğin; roman, rönesans resmindeki dört temel tekniğin isimlerinin verildiği alt bölümlere ayrılarak yazılmış. ikinci dikkatimi çeken olay ise yazarımızın platon'un devlet kitabında bahsettiği ''mağara alegorisi''nden esinlenebileceği düşüncesi oldu. bence kitapta fazla geçen ''devlet'' kelimesi ve alegorideki mağarayı çağrıştıran depo ve kayalık bu alegorinin ögelerindendi. ayrıca bir kısımda ''onlar sadece gördüklerine inanıyordu. gördükleri ne kadarsa, hayatları da oydu'' sözü, alegoride geçen mağaradaki gölgeleri gerçeklik sanan tutsakları çağrıştırdı bana.
uzun lafın kısası, zekice örülmüş olay örgüsü ve değindiği konularda insanı uzunca düşündüren yapısıyla gerçekten kalbe ve beyne dokunan bir romandı. kitabın kapağı bile büyük bir özenle hazırlanmış, kitaptaki en ufak kelimenin bile büyük bir titizlikle seçilmiş olması gibi.
şimdi kitaptaki en sevdiğim, geçmişimizin bir gölge gibi nasıl istemesek de peşimizden geldiğini en güzel özetleyen alıntıyı paylaşıp tanımımı sonlandıracağım.
hiçbir şey yerinde durmuyor bu hayatta. hiçbiri memnun değil yerinden. belki de hiçbir şeyin yeri yok aslında. onun için sığmıyorlar bıraktığın çukurlara. halbuki sırf onlar için, boylarını ölçüp de ona göre kazmışsın. ama hiçbir halta yaramıyor! hepsi de gözünü kırpmanı bekliyor. kaçıp gitmek için. ya da yer değiştirip seni delirtmek için. özellikle de geçmişin..
bir çocuk düşünün, öyle bir çocuk düşünün ki dünyaya gözlerini açtığındaki gözyaşları hayata geldiği için değil, yaşamının sonlanacağı amaçlandığı için olsun. öyle bir çocuk düşünün ki, babası bir katil olmasaydı, doğmayacak olan ve her şeye rağmen doğmak için tüm zorluklardan geçen...
o çocuk, gazâ. babası ahad olan gazâ, hani şu insan kaçakçılarından biri olan, 9 yaşındaki çocuğunu ise sırf param cebimde kalsın diye yanına çırak seçen ahad'ın oğlu gazâ... işte bu kitapta insan kaçakçılığı yapan ahad'ın oğlu gazâ'nın hayatında yer edinmeye çalışıyoruz, onun korkularına eşlik ediyor, belki bazen eleştiriyor, bazense ona tavsiyeler veriyoruz.
hakan günday bu kitabında da ince düşüncesini, farklı konulardaki bilgisini ve görüşlerini büyük bir ustalıkla işlemiş. örneğin; roman, rönesans resmindeki dört temel tekniğin isimlerinin verildiği alt bölümlere ayrılarak yazılmış. ikinci dikkatimi çeken olay ise yazarımızın platon'un devlet kitabında bahsettiği ''mağara alegorisi''nden esinlenebileceği düşüncesi oldu. bence kitapta fazla geçen ''devlet'' kelimesi ve alegorideki mağarayı çağrıştıran depo ve kayalık bu alegorinin ögelerindendi. ayrıca bir kısımda ''onlar sadece gördüklerine inanıyordu. gördükleri ne kadarsa, hayatları da oydu'' sözü, alegoride geçen mağaradaki gölgeleri gerçeklik sanan tutsakları çağrıştırdı bana.
uzun lafın kısası, zekice örülmüş olay örgüsü ve değindiği konularda insanı uzunca düşündüren yapısıyla gerçekten kalbe ve beyne dokunan bir romandı. kitabın kapağı bile büyük bir özenle hazırlanmış, kitaptaki en ufak kelimenin bile büyük bir titizlikle seçilmiş olması gibi.
şimdi kitaptaki en sevdiğim, geçmişimizin bir gölge gibi nasıl istemesek de peşimizden geldiğini en güzel özetleyen alıntıyı paylaşıp tanımımı sonlandıracağım.
hiçbir şey yerinde durmuyor bu hayatta. hiçbiri memnun değil yerinden. belki de hiçbir şeyin yeri yok aslında. onun için sığmıyorlar bıraktığın çukurlara. halbuki sırf onlar için, boylarını ölçüp de ona göre kazmışsın. ama hiçbir halta yaramıyor! hepsi de gözünü kırpmanı bekliyor. kaçıp gitmek için. ya da yer değiştirip seni delirtmek için. özellikle de geçmişin..
devamını gör...
hi my i run
pandemi dolayısıyla sözlük halkına canlı yayin açıp nişanlanacağı o özel ve mutlu gününde sözlük halkıyla beraber kutlayacak moderatördür. (bkz: nerden baksan kral hareket).
nikahına beni de çağır moderatorüm, istersen şahidin olurum senin, bu değişik kim diye soran olursa, beni tanımamazlıktan gelirsin
nikahına beni de çağır moderatorüm, istersen şahidin olurum senin, bu değişik kim diye soran olursa, beni tanımamazlıktan gelirsin
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
kimseye hayır diyemiyorum ve bu beni çok üzüyor.
mesela bugün bir sürü işim vardı ama kendi de çok rahat yapabileceği özel işi için beni arıyor iş arkadaşım ya da herhangi birisi ve ben hayır diyemiyorum. yardım istemiş birini geri çevirecekmişim gibi kötü hissediyor, hayır diyemiyor ve bu sefer fazladan yük alıyorum üzerime. ama ben kendim yapabileceğim her işi kendim yapıyorum, yapamadıklarımı da yapmaya çalışıyorum.
herkes bana her şeyi çok rahat söylüyor kırar mıyım, canını yakar mıyım vs demeden.
ben de canımı sıkan, moralimi bozan, üzen, kıran kimseye bunu diyemiyorum. kırılmaktan, anlaşılamamaktan, kırıldığımı belli etmemeye çalışacağım diye çabalamaktan yoruldum.
kendimi değil hep başkalarını teselli ettim, ediyorum. insan kendi omzuna dokunup "geçecek bunların hepsi" diyemiyor çünkü...
ben böyle olmak, hassas olmak, detaylı düşünmek istemiyorum artık (ama elimden de başkası gelmiyor).
yani söylenen söz ne anlama geliyorsa onu anlamak istiyorum artık sadece; acaba öyle mi demek istedi, böyle mi demek istedi, acaba beni yanlış mı anladı diye düşünmek istemiyorum. kendimi açıklamak istemiyorum, ben de herkesin anladığı kadar olmak istiyorum.
insanların siz onlara değer verdikçe sizi değersizleştirmesinden bezdim.
sadri alışık'ın ofsayt osman'ı gibi "bu da mı gol değil hakim bey ?" demek istiyor insan bazen...
ne olur ben sizin hayatınızda nasıl özenli davranmaya çalışıyorsam siz de öyle yapsanız, ne olur zaten zorla açtırdığım çiçeklerimi tarumar etmeseniz?
ne olur?
mesela bugün bir sürü işim vardı ama kendi de çok rahat yapabileceği özel işi için beni arıyor iş arkadaşım ya da herhangi birisi ve ben hayır diyemiyorum. yardım istemiş birini geri çevirecekmişim gibi kötü hissediyor, hayır diyemiyor ve bu sefer fazladan yük alıyorum üzerime. ama ben kendim yapabileceğim her işi kendim yapıyorum, yapamadıklarımı da yapmaya çalışıyorum.
herkes bana her şeyi çok rahat söylüyor kırar mıyım, canını yakar mıyım vs demeden.
ben de canımı sıkan, moralimi bozan, üzen, kıran kimseye bunu diyemiyorum. kırılmaktan, anlaşılamamaktan, kırıldığımı belli etmemeye çalışacağım diye çabalamaktan yoruldum.
kendimi değil hep başkalarını teselli ettim, ediyorum. insan kendi omzuna dokunup "geçecek bunların hepsi" diyemiyor çünkü...
ben böyle olmak, hassas olmak, detaylı düşünmek istemiyorum artık (ama elimden de başkası gelmiyor).
yani söylenen söz ne anlama geliyorsa onu anlamak istiyorum artık sadece; acaba öyle mi demek istedi, böyle mi demek istedi, acaba beni yanlış mı anladı diye düşünmek istemiyorum. kendimi açıklamak istemiyorum, ben de herkesin anladığı kadar olmak istiyorum.
insanların siz onlara değer verdikçe sizi değersizleştirmesinden bezdim.
sadri alışık'ın ofsayt osman'ı gibi "bu da mı gol değil hakim bey ?" demek istiyor insan bazen...
ne olur ben sizin hayatınızda nasıl özenli davranmaya çalışıyorsam siz de öyle yapsanız, ne olur zaten zorla açtırdığım çiçeklerimi tarumar etmeseniz?
ne olur?
devamını gör...
sakal
eski medeniyetlerde ve kültürlerde, sakala karşı farklı inanışlar ve tıraş yöntemleri bulunuyor. hatta bazılarında tıraş ritüelleri veya erkekliğe geçiş törenleri yapılabiliyor. ve sakal statü değişikliğini sembolize edebiliyor.
mısırda firavunların sakalları altın tozuyla süsleniyor. hijyen için "osird" adlı takma sakal takan firavunlar, gücü simgelediğinden en uzun sakala sahip oluyor. firavun ölünce berberi ve favori tıraş bıçağı da beraberinde gömülüyor. ayrıca ölünce tanrıya dönüşmeleri için normalleri düz duran sakalları yukarı bükülüyor.
sümerliler, asurlular, fenikeliler sakallarına çok önem veriyor. uzun ve örgülü sakal bırakmayı seviyorlar. üst düzey erkekler sakallarını kınayla boyuyor, altın tozuyla pudralıyorlar. en önemli sakallar ise yukarıya dönük sakallar olarak görülüyor. hiyerarşide yüksek olduğunu göstermek isteyenler, saatlerce sakallarını yukarı döndürmeye çalışıyor.
antik yunanda bilgeliği sembolize ettiği için sakal çok seviliyor.sakallar sadece yastayken kesiliyor ve hatta bıçak yoksa elleriyle koparıyorlar. bir erkek öldüğünde kesilen sakalı evinin kapısına asılıyor. birinin sakalını kesmek suç sayılıyor ayrıca sakal kesmek utanç göstergesi olduğu için suçlulara ceza olarak kullanılıyor.
kendilerini yunanlılardan ayırmak isteyen romalılar, hep tıraşlı geziyor. bir oğlanın ilk tıraşı hayatındaki ilk önemli adımı simgelediği için sakallarını olgun bir yaşa gelene kadar uzatıp, doğum günlerinde ailelerinin önünde dini bir törenle kesiyorlar.
cermen kabileleri öyle bir sakal bırakıyorlar ki, tıraşlı olan romalılar hem onlardan korkuyor hem de onlara hayran kalıyordu. cermenlerde, genç bir adam düşman öldürmediği sürece sakalını kesmeyeceğine dair söz veriyor.
hint uygarlığında bir oğlan ilk tıraşını "godanakaruman" adlı tören ile 16 yaşında oluyor. kast sistemine göre berbere brahmin ise inek, kshatriya ise 2 at, vaishya ise 2 koyunla ödeme yapılıyor. tıraştan önce aile berberle beraber şu şarkıyı söylüyor: "kafasını ve yüzünü arındır, ey berber, ama sakın hayatını alma."
mısırda firavunların sakalları altın tozuyla süsleniyor. hijyen için "osird" adlı takma sakal takan firavunlar, gücü simgelediğinden en uzun sakala sahip oluyor. firavun ölünce berberi ve favori tıraş bıçağı da beraberinde gömülüyor. ayrıca ölünce tanrıya dönüşmeleri için normalleri düz duran sakalları yukarı bükülüyor.
sümerliler, asurlular, fenikeliler sakallarına çok önem veriyor. uzun ve örgülü sakal bırakmayı seviyorlar. üst düzey erkekler sakallarını kınayla boyuyor, altın tozuyla pudralıyorlar. en önemli sakallar ise yukarıya dönük sakallar olarak görülüyor. hiyerarşide yüksek olduğunu göstermek isteyenler, saatlerce sakallarını yukarı döndürmeye çalışıyor.
antik yunanda bilgeliği sembolize ettiği için sakal çok seviliyor.sakallar sadece yastayken kesiliyor ve hatta bıçak yoksa elleriyle koparıyorlar. bir erkek öldüğünde kesilen sakalı evinin kapısına asılıyor. birinin sakalını kesmek suç sayılıyor ayrıca sakal kesmek utanç göstergesi olduğu için suçlulara ceza olarak kullanılıyor.
kendilerini yunanlılardan ayırmak isteyen romalılar, hep tıraşlı geziyor. bir oğlanın ilk tıraşı hayatındaki ilk önemli adımı simgelediği için sakallarını olgun bir yaşa gelene kadar uzatıp, doğum günlerinde ailelerinin önünde dini bir törenle kesiyorlar.
cermen kabileleri öyle bir sakal bırakıyorlar ki, tıraşlı olan romalılar hem onlardan korkuyor hem de onlara hayran kalıyordu. cermenlerde, genç bir adam düşman öldürmediği sürece sakalını kesmeyeceğine dair söz veriyor.
hint uygarlığında bir oğlan ilk tıraşını "godanakaruman" adlı tören ile 16 yaşında oluyor. kast sistemine göre berbere brahmin ise inek, kshatriya ise 2 at, vaishya ise 2 koyunla ödeme yapılıyor. tıraştan önce aile berberle beraber şu şarkıyı söylüyor: "kafasını ve yüzünü arındır, ey berber, ama sakın hayatını alma."
devamını gör...
türkiye'nin her sene yüzde 7 büyümesi
tersine büyüyor evet. eksiye doğru. giren bize giriyor vergi olarak, hiç mi farketmiyosunuz?
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
-yeni mi
+hayır perwolle yıkandı.
+hayır perwolle yıkandı.
devamını gör...
sözlüğü pozitif bir ortama dönüştürmek
bakın yazarlar her konuşmanın ya da tanımın sonuna "saygılarımla " yazsa bir aya burası çok nezih bir yer olur. bu da positiflik oluşturur.
devamını gör...
taurin
yaşamsal öneme sahip bir tür aminoasit. bağışıklık sistemini güçlendirip bir çok işlev bozukluğunu gideriyor. daha da önemlisi kilo sorunu fazlasına çare oluyor. bu önemli maddeye yeterince sahip olabilmek için beyin, böbrek, karaciğer, kokoreç gibi sakatat ürünlerinden yemek gerekiyor.
devamını gör...
hayatın bir renk olsa olacağı renk
mavi.
herşeye gider.
herşeye gider.
devamını gör...
karşı cinsle konuşma başlatmaya korkmak
başlatmaya korkmak degilde sonrasinda gitmesinden korkmak, boş yere umutlanmaktan korkmak ve bunun icin hiç konuşma girişimine girmemek daha dogrusu girememektir benim icin bu basligin anlami
devamını gör...
gelen moderatörlük teklifini reddetmiş olmam
yine birgün böyle kahvedeyız. "abi gel holdingin başına geç" dediler. "hayır" dedim. "tüm holdingi istiyorum, öyle kıytırıktan müdürlük tarzı ayak işlerine gelemem" deyip elimin tersiyle teklifi reddedip herifleri de kovdum.
devamını gör...




