parmaklıklar arasında
sinema tarihinin en iyi anti-kahramanlarından birini barındıran filmdir. luke film boyunca tanrı, iktidar ve karşısına çıkan her otoriteye kendi tarzında başkaldırır. kısa sürede luke'un diğer mahkumların idolü haline gelmesinin sebebi de onun bu karşısına çıkan her otoriteye karşı takındığı kayıtsızlıktır. her seferinde kaçmaya çalışması, yönetimin ona bir türlü boyun eğdirememesi bir şekilde onu özgürlüğün sembolü haline getirir. filmin başlarında dragline ile olan dövüş sahnesindeki tutumunu filmin sonuna kadar sürdürür.
kaçma girişiminden sonra hapishane müdürünün luke'a söylediği "what we've got here is failure to communicate" sinema tarihinin en iyi repliklerinden biri olmuştur. ayrıca guns n' roses - civil war'ın girişinde bu konuşma yer alır.
--- alıntı ---
luke: i can eat fifty eggs.
dragline: nobody can eat fifty eggs.
convict: you just said he could eat anything.
dragline: did you ever eat fifty eggs?
luke: nobody ever eat fifty eggs.
--- alıntı ---
kaçma girişiminden sonra hapishane müdürünün luke'a söylediği "what we've got here is failure to communicate" sinema tarihinin en iyi repliklerinden biri olmuştur. ayrıca guns n' roses - civil war'ın girişinde bu konuşma yer alır.
--- alıntı ---
luke: i can eat fifty eggs.
dragline: nobody can eat fifty eggs.
convict: you just said he could eat anything.
dragline: did you ever eat fifty eggs?
luke: nobody ever eat fifty eggs.
--- alıntı ---
devamını gör...
her şeyin zıttıyla var olması
zıttıyla var olmayan hiçbir olgunun, niteliğin, varlığın kıymetinin de olmayacağı veya ölçülemeyeceğinin kabulüdür.
devamını gör...
atatürk büyük harfle başlasın seçeneği
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
açılışımı kısa zaman önce yazdığım rüyaya ağıt isimli kısa hikayem ile yapıyorum.
karşılaşmalarının üstünden çok da fazla zaman geçmemişti. yollarını kesiştiren irade ona daha büyük sürprizler hazırlıyordu ama celil bu durumun pek de farkında değildi. arzu ile geçirdiği günlerin keyfini çıkarmakla meşguldü. yıllardır hayalini kurduğu mutluluk belki de bu sefer onu bulmuştu. normal zamanda çok da hareketli sayılmayan bir hayatı vardı celil'in. hayatını kitaplarıyla paylaşıyor, arada sokak hayvanlarını beslemeye çıkıyor, sahilde kısa günlük yürüyüşlerini tamamlayıp dışarıda çay bile içmeden evine yollanıyordu. asosyal denilebilecek bir tipti. liseden kalma birkaç yakın arkadaşı ve askerlikten samimi olduğu birkaç tertip dışında düzenli görüştüğü kimi kimsesi yoktu. ailesinden ayrı tek başına kadıköy'de ufak eski bir artı bir dairede yaşıyordu. bu aralar iş arıyordu bir yandan da, babasından kalma parası yavaş yavaş suyunu çekiyordu. eski işinde yaptıklarından memnundu ama etrafındaki insanların dedikoducu, çıkarcı tavırları ve onun alttan alta kuyusunu kazmaları canına tak etmişti. sürüden biri olmayı çocukluğundan beri kabullenemiyordu. sürüden ayrılınca da haliyle kurt kaptı. annesinden gelme bir özellikti idealistliği, ona göre insanlar belli bir ideal üzerine yaşamalıydı. başka insanların haklarına riayet etmeli, onları konfor alanlarına dan dun girmemeliydi. saygı ve sevgi çerçevesinde iş ilişkileri düzenlenmeliydi. ama bizim ülkede işler pek de öyle işlemiyor azizim. aradığın ütopya evrenini bulursan bize de haber ver celil. arkadaşlarının onun ortamlardan(iş, okul, arkadaş çevresi) kopuk hallerine karşı ona böyle takılıyorlardı. sahiden de ütopya benim bu aradığım düzen diye hak da veriyordu onlara ama huylu huyundan vazgeçmez. kafasına yatmadığı noktada ceketini alıp gidiyordu bulunduğu ortamdan. yanında rahat hissedebildiği sınırlı sayıda insan vardı. bunların arasına son zamanlarda gönlünü çiçek bahçesine çeviren arzu da eklenmişti. şans eseri gittiği bir tiyatro oyununda yanındaki koltukta bulmuştu onu celil, sanki yıllar öncesinde orada bırakmıştı da yeniden kavuşmuşlar gibiydi. çoğunlukla sinema, tiyatro yalnız gidilen aktivitelerdi onun için. tevafuk bu ya, arzu da öyle bir kızdı. modadaki oyun atölyesinde gregory gorin'in kundakçı oyununda yolları kesişmişti. oyun sonrası laf lafı açtı ve kendilerini karşılıklı kahve içerken buldular, telefonlar alındı, mesajlaşmalar devam etti. normal celil hızına göre her şey ışık hızında ilerliyordu. bunları asker arkadaşı taner'e anlattığında sen ne ara böyle girişken oldu diye hayretle dinlenmişti. ama olmuştu, belki de yıllardır içinde biriktirdiği duygular önündeki setin aniden çekilmesiyle sel misali akıp onu da beraberinde sürüklüyordu. günlerden bir gün kadıköy boğa'da tekrar buluştular. her ne kadar uzun sayılabilecek- iki ay - bir süredir tanışıyor olsalar da hala birbirlerinin hayatlarının detaylarını tam da bilmiyorlardı. iki gün öncesinde celil rüyasında arzu'yu görmüştü ama bu pek de iç açıcı bir rüya değildi, daha çok kabus denebilirdi. onun fotoğrafını ama çok değişmiş bir şekilde ekranda görüyor ve altında aranan terör sempatizanı olarak haber başlığını okuyordu. kabusunda arzu terör saldırıları düzenleyen bir grubun kadıköy temsilcisiymiş. bunu ona anlatmadı tabi ama seni geçen gün rüyamda gördüm diyerek geçiştirdi. ister istemez rüya olsa da etkilenmişti bu durumdan. davranışlarına sirayet eden bir korku vardı. iki aydır ilk kez doğru dürüst konuşmayıp sadece dinledi celil. ben sana inandım arzu diyordu içinden, sana güvendim. rüyanın etkisinde saçmalıyordu düpedüz, aklı başında adamın rüya ile amel etmesi olur iş değildi ama elinden gelmiyordu aksi. bir rüya uğruna hayatının aşkına tavır mı alacaktı, kafası çok karışmış ne yapacağını bilemez haldeydi. aradan geçen günlerde bu konu aralarında mevzu olmadı belki ama celil hala rüyanın etkisini atlatamamıştı. mevzuyu yakın arkadaşı taner'e açmaya karar verdi, ona anlattıktan sonra alacağı tepkiyi aslında az çok tahmin edebiliyordu. anlatmadan önce rüya tabirlerinde baktığı yorumlar da endişesini bir nebze daha arttırmıştı, olumsuz gelişmelere yoruyordu düpedüz tabirler. taner bu yaptıkların akıl alır değil, bir rüya uğruna sevdiğin kızla arana mesafe koymak olur iş değil dese de pek tesiri olmadı bu lafların celil üzerinde. yoksa rüya bahane miydi, celil zaten bir ilişkiyi doğru dürüst yürütebilecek bir adam değildi de bahanesi bu mu olmuştu. aslında bilinçaltı ona bu oyunu bilerek oynamıştı, sen zaten asosyal, kendi kendine yalnız ölüp gidecek bir adamsın celil, ne işin olur aşkla meşkle. evet beklenen oldu, kafasına yatmayan bu ilişkiden de ceketini alıp gitti celil, ortada mantıklı hiçbir açıklaması olmadan terketti arzu'yu. o gece tekrar rüyasında arzu'yu gördü, bu sefer neler gördüğünü sabah hatırlayamadı. uyandığında taner'in onu on yedi kere aradığını gördü, telefonu gece sessizde kalmıştı. neyin nesi bu ilgi acaba diye düşünerek geri döndü arkadaşına. taner'in sesi boğuk bir o kadar da hüzünlüydü. söylediklerinden sadece birkaç kelimeyi doğru dürüst anlayabildi, arzu , boğanın orası, bomba patlamış, çok üzgünüm celil, başımız sağolsun.
karşılaşmalarının üstünden çok da fazla zaman geçmemişti. yollarını kesiştiren irade ona daha büyük sürprizler hazırlıyordu ama celil bu durumun pek de farkında değildi. arzu ile geçirdiği günlerin keyfini çıkarmakla meşguldü. yıllardır hayalini kurduğu mutluluk belki de bu sefer onu bulmuştu. normal zamanda çok da hareketli sayılmayan bir hayatı vardı celil'in. hayatını kitaplarıyla paylaşıyor, arada sokak hayvanlarını beslemeye çıkıyor, sahilde kısa günlük yürüyüşlerini tamamlayıp dışarıda çay bile içmeden evine yollanıyordu. asosyal denilebilecek bir tipti. liseden kalma birkaç yakın arkadaşı ve askerlikten samimi olduğu birkaç tertip dışında düzenli görüştüğü kimi kimsesi yoktu. ailesinden ayrı tek başına kadıköy'de ufak eski bir artı bir dairede yaşıyordu. bu aralar iş arıyordu bir yandan da, babasından kalma parası yavaş yavaş suyunu çekiyordu. eski işinde yaptıklarından memnundu ama etrafındaki insanların dedikoducu, çıkarcı tavırları ve onun alttan alta kuyusunu kazmaları canına tak etmişti. sürüden biri olmayı çocukluğundan beri kabullenemiyordu. sürüden ayrılınca da haliyle kurt kaptı. annesinden gelme bir özellikti idealistliği, ona göre insanlar belli bir ideal üzerine yaşamalıydı. başka insanların haklarına riayet etmeli, onları konfor alanlarına dan dun girmemeliydi. saygı ve sevgi çerçevesinde iş ilişkileri düzenlenmeliydi. ama bizim ülkede işler pek de öyle işlemiyor azizim. aradığın ütopya evrenini bulursan bize de haber ver celil. arkadaşlarının onun ortamlardan(iş, okul, arkadaş çevresi) kopuk hallerine karşı ona böyle takılıyorlardı. sahiden de ütopya benim bu aradığım düzen diye hak da veriyordu onlara ama huylu huyundan vazgeçmez. kafasına yatmadığı noktada ceketini alıp gidiyordu bulunduğu ortamdan. yanında rahat hissedebildiği sınırlı sayıda insan vardı. bunların arasına son zamanlarda gönlünü çiçek bahçesine çeviren arzu da eklenmişti. şans eseri gittiği bir tiyatro oyununda yanındaki koltukta bulmuştu onu celil, sanki yıllar öncesinde orada bırakmıştı da yeniden kavuşmuşlar gibiydi. çoğunlukla sinema, tiyatro yalnız gidilen aktivitelerdi onun için. tevafuk bu ya, arzu da öyle bir kızdı. modadaki oyun atölyesinde gregory gorin'in kundakçı oyununda yolları kesişmişti. oyun sonrası laf lafı açtı ve kendilerini karşılıklı kahve içerken buldular, telefonlar alındı, mesajlaşmalar devam etti. normal celil hızına göre her şey ışık hızında ilerliyordu. bunları asker arkadaşı taner'e anlattığında sen ne ara böyle girişken oldu diye hayretle dinlenmişti. ama olmuştu, belki de yıllardır içinde biriktirdiği duygular önündeki setin aniden çekilmesiyle sel misali akıp onu da beraberinde sürüklüyordu. günlerden bir gün kadıköy boğa'da tekrar buluştular. her ne kadar uzun sayılabilecek- iki ay - bir süredir tanışıyor olsalar da hala birbirlerinin hayatlarının detaylarını tam da bilmiyorlardı. iki gün öncesinde celil rüyasında arzu'yu görmüştü ama bu pek de iç açıcı bir rüya değildi, daha çok kabus denebilirdi. onun fotoğrafını ama çok değişmiş bir şekilde ekranda görüyor ve altında aranan terör sempatizanı olarak haber başlığını okuyordu. kabusunda arzu terör saldırıları düzenleyen bir grubun kadıköy temsilcisiymiş. bunu ona anlatmadı tabi ama seni geçen gün rüyamda gördüm diyerek geçiştirdi. ister istemez rüya olsa da etkilenmişti bu durumdan. davranışlarına sirayet eden bir korku vardı. iki aydır ilk kez doğru dürüst konuşmayıp sadece dinledi celil. ben sana inandım arzu diyordu içinden, sana güvendim. rüyanın etkisinde saçmalıyordu düpedüz, aklı başında adamın rüya ile amel etmesi olur iş değildi ama elinden gelmiyordu aksi. bir rüya uğruna hayatının aşkına tavır mı alacaktı, kafası çok karışmış ne yapacağını bilemez haldeydi. aradan geçen günlerde bu konu aralarında mevzu olmadı belki ama celil hala rüyanın etkisini atlatamamıştı. mevzuyu yakın arkadaşı taner'e açmaya karar verdi, ona anlattıktan sonra alacağı tepkiyi aslında az çok tahmin edebiliyordu. anlatmadan önce rüya tabirlerinde baktığı yorumlar da endişesini bir nebze daha arttırmıştı, olumsuz gelişmelere yoruyordu düpedüz tabirler. taner bu yaptıkların akıl alır değil, bir rüya uğruna sevdiğin kızla arana mesafe koymak olur iş değil dese de pek tesiri olmadı bu lafların celil üzerinde. yoksa rüya bahane miydi, celil zaten bir ilişkiyi doğru dürüst yürütebilecek bir adam değildi de bahanesi bu mu olmuştu. aslında bilinçaltı ona bu oyunu bilerek oynamıştı, sen zaten asosyal, kendi kendine yalnız ölüp gidecek bir adamsın celil, ne işin olur aşkla meşkle. evet beklenen oldu, kafasına yatmayan bu ilişkiden de ceketini alıp gitti celil, ortada mantıklı hiçbir açıklaması olmadan terketti arzu'yu. o gece tekrar rüyasında arzu'yu gördü, bu sefer neler gördüğünü sabah hatırlayamadı. uyandığında taner'in onu on yedi kere aradığını gördü, telefonu gece sessizde kalmıştı. neyin nesi bu ilgi acaba diye düşünerek geri döndü arkadaşına. taner'in sesi boğuk bir o kadar da hüzünlüydü. söylediklerinden sadece birkaç kelimeyi doğru dürüst anlayabildi, arzu , boğanın orası, bomba patlamış, çok üzgünüm celil, başımız sağolsun.
devamını gör...
mutlu eden yiyecekler
ızgara balık, tereyağda karides, tarator soslu kalamar.
devamını gör...
7 notayla kaç ayrı beste yapılabilir ki sorusu
bu sözü söyleyen kişi şu anda milyon pişman olmuştur. beatles, bob dylan, pink floyd, led zeppelin, queen... bu tür müzisyrnler/gruplar adeta bu adama tepki olarak var olmuş bence...
kedit: imla
kedit: imla
devamını gör...
oysa herkes öldürür sevdiğini
oscar wilde şiiridir. tanışmamız tuncel kurtiz ve ezel dizisi sayesinde olmuştur.
devamını gör...
baba zula
adını gördüğüm anda zihnimde aşağıdaki şarkısı çalmaya başlayan sevdiğim gruptur.
devamını gör...
yazarların gurur duydukları tanımları
hepsi evladım gibi. ayrım yapamam.
devamını gör...
ferhan şensoy
abimi, amcami, dayımı kaybetmiş gibiyim , gerçekten bütün iyi değerler pardon demeden gidiyor, allah rahmet eylesin , mekanı cennet olsun inşallah.
ailesine sabır diliyorum.
ailesine sabır diliyorum.
devamını gör...
herkes hoşlandığı sözlük yazarını itiraf etsin etkinliği
tanıdığım yazar bile yok. bir de hoslanacak miyim? daha neler.
devamını gör...
öz güven
sıradan, hayatı yüzeysel algilayan ve ona göre yaşayan insanların sandığı gibi doğuştan gelen bir olgu değildir.
fiziksel dayanıklılık gibi geliştirilebilir bir düşünce mekanizmasıdır. peki bir insan özgüveni düşükken neden bir diğerinin ki kuvvetlidir?
bunun sebebi doğuştan yetişkin bir insan olana kadar ki öğrenmeleri ile alakalıdır. bu öğrenmeler insandaki dürtülere şekil verir, olaylar karşısındaki duygusal durumunu belirler. genetik kesinlikle etkilidir, lakin özgüven zihinsel bir gelişimdir beynin bir komutudur.
combat sporlarında dövüşmeden dayak yemek denilen bir hadise vardır. kişi hadise daha gerceklesneden düşüne düşüne kendini doldurur. bu zihin tarafından kisitlanmaya sebep gelir. daha hadise başlamadan sinir sistemi yorulur kaslar laksit asit salgılar. beyin fiziksel kapasiteyi bir anda ciddi oranda düşürür.
bunların hiç birinin kişinin karakteri ile veya fiziksel durumu ile alakası yoktur. tamamen zihinsel şekillendirme ile alakalıdır.
insanların ve benim de hatam zihinsel ve psikolojik dayanıklılığa yeteri kadar önem vermememiz. herhangi bir olay karşısında insanlar grapon kağıdına dönüyor.
fiziksel dayanıklılık gibi geliştirilebilir bir düşünce mekanizmasıdır. peki bir insan özgüveni düşükken neden bir diğerinin ki kuvvetlidir?
bunun sebebi doğuştan yetişkin bir insan olana kadar ki öğrenmeleri ile alakalıdır. bu öğrenmeler insandaki dürtülere şekil verir, olaylar karşısındaki duygusal durumunu belirler. genetik kesinlikle etkilidir, lakin özgüven zihinsel bir gelişimdir beynin bir komutudur.
combat sporlarında dövüşmeden dayak yemek denilen bir hadise vardır. kişi hadise daha gerceklesneden düşüne düşüne kendini doldurur. bu zihin tarafından kisitlanmaya sebep gelir. daha hadise başlamadan sinir sistemi yorulur kaslar laksit asit salgılar. beyin fiziksel kapasiteyi bir anda ciddi oranda düşürür.
bunların hiç birinin kişinin karakteri ile veya fiziksel durumu ile alakası yoktur. tamamen zihinsel şekillendirme ile alakalıdır.
insanların ve benim de hatam zihinsel ve psikolojik dayanıklılığa yeteri kadar önem vermememiz. herhangi bir olay karşısında insanlar grapon kağıdına dönüyor.
devamını gör...
mırmırsu
mırmır gümüş grisi rengi ve görüntüsü itibari ile çok sevimli bir balıktır. zeki ve çevik olan mırmırı nice balıkçı tutmak ister ama başaramaz, mırmır onlarla dalga geçer.
kedilerimizi severken çıkardıkları mırmır sesi huzur vericidir. "kedinin mırmırları onun hem düşünmesi, hem de duymasıdır. bunu benim yazmam da benim mırmır'larımdır." özdemir asaf
kafa sözlük'te mırmırsu nickli yazar ise az kelime ile çok şey ifade eden sempatik yazarlardandır. özgün tanımları, hayvanseverliği ve nezaketi ile beğeni kazanan mırmırsu takip edilesi değerli yazarlardandır. hastalar vardır doktoru görmeleri yeter, iyileşirler. mırmırsu gibi yazarlar vardır, damardan giren "korkma la, biziz halk" gibi sözler ile kafa sözlük’ün kalbine girerler.
kedilerimizi severken çıkardıkları mırmır sesi huzur vericidir. "kedinin mırmırları onun hem düşünmesi, hem de duymasıdır. bunu benim yazmam da benim mırmır'larımdır." özdemir asaf
kafa sözlük'te mırmırsu nickli yazar ise az kelime ile çok şey ifade eden sempatik yazarlardandır. özgün tanımları, hayvanseverliği ve nezaketi ile beğeni kazanan mırmırsu takip edilesi değerli yazarlardandır. hastalar vardır doktoru görmeleri yeter, iyileşirler. mırmırsu gibi yazarlar vardır, damardan giren "korkma la, biziz halk" gibi sözler ile kafa sözlük’ün kalbine girerler.
devamını gör...
zartoşt
beyaz toros özlemi çekenlerin siyah transportercılara evrilerek derin devletçilik oynadığı ülkede böyle kişiler elbet sevilmez. sözlük için değerli bir yazar. takip ediyoruz...aman ali rıza bey terörist olmayalım şimdi.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının dizi önerileri
the knick. pek bilinmeyen ama çok kaliteli olan tarihi medikal dizi. 1900lü yıllarda geçiyor o dönemin koşullarını falan çok iyi yansıtmış. tarihsel olaylara şahit oluyorsunuz izlerken. ameliyat sahneleri falan da çok güzel. başrolde de clive owen var zaten kendisi mükemmel oynamıştır oyunculuklar da çok iyidir. böylesine kaliteli dizilerin az bilinmesi çok üzüyor beni.
devamını gör...
salgında sağlıkçılardan sonra en çok biz çalıştık
“ne yani, kaybettiğimiz insanların sayısı, açıklananı 10 ile çarptığımızdan çok çok daha mı fazla?” diye düşündürten açıklama.
devamını gör...
tercih edilmiş yalnızlık
kimi insanın hayatının bazı zaman dilimlerinde kendi kabuğuna çekilmesi, sadece içindekilerle sohbet etmeye çalışma eylemidir.
kimi insan içinse ikinci kişiler tarafından bu duruma bırakılmadan doğrudan yalnızlığa geçmesidir.
bazı kişiler için de yakınlarına zarar vermeden, az uzakta kendi kendine yaşamasıdır.
kimi insan içinse ikinci kişiler tarafından bu duruma bırakılmadan doğrudan yalnızlığa geçmesidir.
bazı kişiler için de yakınlarına zarar vermeden, az uzakta kendi kendine yaşamasıdır.
devamını gör...
normal sözlük 30 yaş üstü yazarlarına açık çağrı
bir sözlük yakarışı.
gerektiği yerde trollük bile yaparım ama babaanne sözünü kabul etmiyorum bayım. o senin dediğin eskidendi öyle 30'u 40'ı geçince çökmek falan... biz burada o squatları, chloe ting videolarını falan boşuna mı zorluyoruz?
cıx cıx cıx...
gerektiği yerde trollük bile yaparım ama babaanne sözünü kabul etmiyorum bayım. o senin dediğin eskidendi öyle 30'u 40'ı geçince çökmek falan... biz burada o squatları, chloe ting videolarını falan boşuna mı zorluyoruz?
cıx cıx cıx...
devamını gör...

