mahlassızım
bir korkuyla gidip gitmediğini kontrol etmek için profiline sızdığım yazardır ve gittiğini görmemle zaten şu an hüzün dolu olan içim biraz daha hüzünlendi. tekrar gelir misin bilmiyorum, gelmezsen de zaten sen kendin için en iyi kararı vermişsin demektir. şimdilik şöyle diyebilirim ki sözlük biraz daha kan kaybetti. neyse.. çok nahif bir insandı, iyi bir yazardı. eğer burayı okuyorsan mahlassızım, seviyorum seni canım arkadaşım, bunu bil. keşke sana ulaşabileceğim bir yer olsaydı. görüşmek umuduyla..
devamını gör...
sevdiğin kızın ben seni arkadaş olarak görüyorum demesi
boynuna atlayıp " ben birinden hoşlanıyorum " demesinden daha az acıtır.
devamını gör...
sözlük yazarlarının paraya acımadığı anlar
bir sokak hayvani hastaysa... benim için manevî değeri olan bilekliğimi satıp götürdüğümü bilirim.
devamını gör...
intihar etmek
intihar denilince ne tuhaftır ki, akla isveç, norveç gibi refah seviyesi yüksek ülkeler gelirdi. sebep olarak da monoton bir yaşamdan dolayı bunalıma girmek, sürekli kapalı ve karanlık havanın depresyona sevk etmesi gibi sebepler ortaya çıkar, yine de anlam verilemezdi.
son dönemlerde bu intihar salgını türkiye'ye de bulaştı. köprüden atlayanlar, yüksek binadan kendini boşluğa bırakanlar, cinnet geçirip silahı ateşleyenler, kutu kutu ilaç içenler, hava gazı ya da tüp gazına davrananlar, birkaç metrelik urganı boynuna geçirip yaşamını sonlandıranlar...
intihar haberlerinde ölenin yakınları, ailesi, ahbabı, komşusu hep şu tanıdık açıklamayı yapar:
çok sessiz biriydi, çok sakin hayatı vardı, böyle bir şey yapacağını düşünmezdik.
düşünülemez, çünkü kişi, karşıdakine yaklaşmayacak kadar anlaşılmaz ve karmakarışık duygular içerisinde. buna sosyal, ekonomik, ruhsal sıkıntılar da eklenince bireyin psikolojisi yerlerde sürünüyor.
son dönemlerde bu intihar salgını türkiye'ye de bulaştı. köprüden atlayanlar, yüksek binadan kendini boşluğa bırakanlar, cinnet geçirip silahı ateşleyenler, kutu kutu ilaç içenler, hava gazı ya da tüp gazına davrananlar, birkaç metrelik urganı boynuna geçirip yaşamını sonlandıranlar...
intihar haberlerinde ölenin yakınları, ailesi, ahbabı, komşusu hep şu tanıdık açıklamayı yapar:
çok sessiz biriydi, çok sakin hayatı vardı, böyle bir şey yapacağını düşünmezdik.
düşünülemez, çünkü kişi, karşıdakine yaklaşmayacak kadar anlaşılmaz ve karmakarışık duygular içerisinde. buna sosyal, ekonomik, ruhsal sıkıntılar da eklenince bireyin psikolojisi yerlerde sürünüyor.
devamını gör...
fema kampları
federal emergency management agency yani amerika'daki federal acil durum yönetim kurumu, kısa adıyla fema olan kuruluşun tam olarak neye yaradığı belli olmayan kampları.
aslında kurum olası savaş, küresel afet ya da güvenlik tehditleri durumunda önlem almak için geniş yetkilere sahip. amerika'da 1000'e yakın, 2 milyon kişi kapasiteli kampları ve neden hazırlandığı belli olmayan milyonlarca plastik tabut koruyucu bulundurduğu biliniyor. görünüşte amaç, yukarıda dediğim türden durumlar için hazırlıklı olmak ama bu pek de inandırıcı görünmüyor.
ismi sürekli olarak komplo teorisi malzemesi olduğundan buraya ne yazsam tuhaf kaçacak. o nedenle adını ilk kez duyanların kendileri araştırırsa daha iyi olur.
bu fotoğraf plastik koruyucuları gösteriyor. verilen bilgiye göre tabut değil, tabutları yer altında sudan falan koruyormuş ve ihtiyaç halinde şuraya buraya gönderiliyormuş. ancak şunu da unutmayalım ki amerika her zaman alttan alta farklı işler karıştırırken kullandığı ve bir şekilde insanların gözüne takılan her kanıtı legal bir şey gibi göstermeyi adet edinmiştir.
aslında kurum olası savaş, küresel afet ya da güvenlik tehditleri durumunda önlem almak için geniş yetkilere sahip. amerika'da 1000'e yakın, 2 milyon kişi kapasiteli kampları ve neden hazırlandığı belli olmayan milyonlarca plastik tabut koruyucu bulundurduğu biliniyor. görünüşte amaç, yukarıda dediğim türden durumlar için hazırlıklı olmak ama bu pek de inandırıcı görünmüyor.
ismi sürekli olarak komplo teorisi malzemesi olduğundan buraya ne yazsam tuhaf kaçacak. o nedenle adını ilk kez duyanların kendileri araştırırsa daha iyi olur.
bu fotoğraf plastik koruyucuları gösteriyor. verilen bilgiye göre tabut değil, tabutları yer altında sudan falan koruyormuş ve ihtiyaç halinde şuraya buraya gönderiliyormuş. ancak şunu da unutmayalım ki amerika her zaman alttan alta farklı işler karıştırırken kullandığı ve bir şekilde insanların gözüne takılan her kanıtı legal bir şey gibi göstermeyi adet edinmiştir.
devamını gör...
türk insanının ömrünü mahveden üç şey
elalem, belirsizlik ve imkanların sınırlı olması şeklinde özetleyeceğim bir sürü problemden birkaçıdır.
devamını gör...
whistle (yazar)
bir önceki yazısında ensest ilişkiyi ‘normalleştirmeye’ çalışan ve bunu lgbt ile karşılaştıran, adına da ‘özgürlük’ diyen tepki alınca yazdığı tanımı silen, boş zamanlarında bol bol yetişkin içerikli film izlediğini ve etkisinde kaldığı, bazı kelimelerden bihaber olan, ‘özgürlük ve normal’ kelimelerini çok yanlış anlayan bu kadar tepkiden sonra ‘paçayı sıyırmak için’ farklı hesap açacağını düşündüğüm, kendi nickaltında yazılan ‘10’ tanımın üçü kendisine ait olan ‘çaylak’.
devamını gör...
ölüm dışında olabilecek en kötü şey
gözleri kaybetmek. görme yetisini kaybedip karanlığa mahkum olmak.
görme engelli olmak, ölmek dışında daha kötü ve hatta ölmekten de beter bir durum.
allah, hiçbirimizi ve yakınımızı aydınlıktan mahrum etmesin.
görme engelli olmak, ölmek dışında daha kötü ve hatta ölmekten de beter bir durum.
allah, hiçbirimizi ve yakınımızı aydınlıktan mahrum etmesin.
devamını gör...
canan kaftancıoğlu
chp'li kadın siyasetçi. korkmadan bir şeyleri ifade eden nadir insanlardan.
devamını gör...
platon ve herakleitos'un mitolojiye bakış açıları
ilkin söz vardı, der kitap. bunu platon duysa, söz mü, hangi söz, diye sorar.
platon gibi bir filozof da mythos'u gerçeklerle ilişkisiz, uydurma, boş ve gülünç bir masal diye tanımlar. platon, bu tür mitsel bir dinin rasyonel bir temelden yoksun olduğunu, çünkü bu dinin taraftarları tarafından inandıkları şey için hiçbir kanıt veya neden sunulmadığını iddia eder. platon’un dini her şeyden önce rasyonel kanaatlere, entelektüel inançlara, gerçeklere dayanır.
herakleitos düzyazıyla dile getirir düşüncesini. platon'un tutumu daha da ibret vericidir. homeros'u tanrılar üstüne yalanlar uydurdu, topluma zararlı efsaneler düzdü-diye suçlamakla başımızı şişiren bu filozof "devlet", ya da "gorgias" gibi en önemli dialoglarının sonunda gerçeğin gerçeğini, tanrılar katındaki hakikati gözümüzün önüne sermek, fiziküstü kanıtlarla tanımlamak istedi mi, bir mythos uydurur. ne yapsın ki mythos'tan ayrı düşünemez, düşüncesi mythos kalıbına kendiliğinden girer. mythos yunan düşüncesiyle özdeştir denebilir hem yalnız yunan mı, insan düşüncesi ve onun ürettiği dille özdeş olsa gerek ki, homeros'tanbugüne dünya sanatçıları mythos'u kendilerine tükenmez bir esin kaynağı olarak almışlardır. mythos, çok tanrılı bir dinintanrıları üstüne anlatılan efsane, mythologia da bu efsanelerin bir araya geldiği kitap olduğuna göre, mythologia ilkçağın din kitabı olmak gerek, oysa değildir ve hiçbir zaman olmamıştır. çünkü bu efsaneler inanç - tek tanrılı dinlerde söz konusu edilen inanç - düzeyine yükselmemiştir. sözlü ya da yazılı yazın ve sanat kollarının hepsinde durmadan konu edinilip işlenen ve işlendikçe değişen mythos'lar ne kadar ozan, yazar, sanatçı varsa, o kadar biçim almış, bu nedenle hiçbir zaman belli bir dinin tek kitabı halinde toplanamamıştır. böyle bir çeşitlilik, böylesine öğreti ve yöntem yokluğu, bu tür başıboşluk, özgürlük ve özerklik başka hiçbir din ve efsanelerinde görülmemiştir. ilkçağ mythos'u layiktir, din adamının değil, sanatçının uğraşıdır, onun anlamı, yön ve biçimi din alanında verilmez, sanat alanında verilir. asıl yaratıcısı da sözdür ve söz ustasıdır. asıl gerçek insan sözünün içinde, özünde, şiirindedir. bunu anladığı içindir ki, ilkçağ insanı sözle birbirinden renkli, büyüleyici ve inandırıcı yapıtlar yaratabilmiş ve sözün bir kitap içinde donmasını önleyerek, çağdan çağa, insan kanı gibi sıcak sıcak akmasını, böylece canlılığını sonsuzluğa dek aktarmasını sağlamıştır.
platon gibi bir filozof da mythos'u gerçeklerle ilişkisiz, uydurma, boş ve gülünç bir masal diye tanımlar. platon, bu tür mitsel bir dinin rasyonel bir temelden yoksun olduğunu, çünkü bu dinin taraftarları tarafından inandıkları şey için hiçbir kanıt veya neden sunulmadığını iddia eder. platon’un dini her şeyden önce rasyonel kanaatlere, entelektüel inançlara, gerçeklere dayanır.
herakleitos düzyazıyla dile getirir düşüncesini. platon'un tutumu daha da ibret vericidir. homeros'u tanrılar üstüne yalanlar uydurdu, topluma zararlı efsaneler düzdü-diye suçlamakla başımızı şişiren bu filozof "devlet", ya da "gorgias" gibi en önemli dialoglarının sonunda gerçeğin gerçeğini, tanrılar katındaki hakikati gözümüzün önüne sermek, fiziküstü kanıtlarla tanımlamak istedi mi, bir mythos uydurur. ne yapsın ki mythos'tan ayrı düşünemez, düşüncesi mythos kalıbına kendiliğinden girer. mythos yunan düşüncesiyle özdeştir denebilir hem yalnız yunan mı, insan düşüncesi ve onun ürettiği dille özdeş olsa gerek ki, homeros'tanbugüne dünya sanatçıları mythos'u kendilerine tükenmez bir esin kaynağı olarak almışlardır. mythos, çok tanrılı bir dinintanrıları üstüne anlatılan efsane, mythologia da bu efsanelerin bir araya geldiği kitap olduğuna göre, mythologia ilkçağın din kitabı olmak gerek, oysa değildir ve hiçbir zaman olmamıştır. çünkü bu efsaneler inanç - tek tanrılı dinlerde söz konusu edilen inanç - düzeyine yükselmemiştir. sözlü ya da yazılı yazın ve sanat kollarının hepsinde durmadan konu edinilip işlenen ve işlendikçe değişen mythos'lar ne kadar ozan, yazar, sanatçı varsa, o kadar biçim almış, bu nedenle hiçbir zaman belli bir dinin tek kitabı halinde toplanamamıştır. böyle bir çeşitlilik, böylesine öğreti ve yöntem yokluğu, bu tür başıboşluk, özgürlük ve özerklik başka hiçbir din ve efsanelerinde görülmemiştir. ilkçağ mythos'u layiktir, din adamının değil, sanatçının uğraşıdır, onun anlamı, yön ve biçimi din alanında verilmez, sanat alanında verilir. asıl yaratıcısı da sözdür ve söz ustasıdır. asıl gerçek insan sözünün içinde, özünde, şiirindedir. bunu anladığı içindir ki, ilkçağ insanı sözle birbirinden renkli, büyüleyici ve inandırıcı yapıtlar yaratabilmiş ve sözün bir kitap içinde donmasını önleyerek, çağdan çağa, insan kanı gibi sıcak sıcak akmasını, böylece canlılığını sonsuzluğa dek aktarmasını sağlamıştır.
devamını gör...
singapur'da yaşamak
sadece parkta otururken bile terler akıtan nemli bir ülkedir. yemyeşil, çok temizdir. bazen bir yağmur yağar, sanırsınız gök delindi ama biraz sonra birşey kalmaz ve ortalığı bizim burası gibi sel götürmez. nüfusun çoğu çinli sonra malay, hintli ve tayland, endonezya... gibi ülkelerden gelen işçilerdir. kilise, cami, hindu ibadet evleri yanyana görülür. bol para ile gidin, pahalıdır.
devamını gör...
the message
bilim-kurgu/fantastik tür yapımdan ziyade biyografi özelliği olan tarihi bir filmdir ve bazı sözümona islam ülkelerinde yasaklanmıştır. türkiye'de yasaklanmamış olması hayret verici bir durum.
filmi izleyen herkes temelde peygamberin hayatının anlatıldığını pek tabii anlıyor. bilal bile anlar. fakat çoğumuz diğer çağrıları idrak etmemiş olmalıyız ki islam coğrafyasının yaşantısı film ile çelişmekte.
öncelikle filmde sık sık kadın erkek eşitliği, kız çocuklarına karşı insanlık dışı yaklaşımlar, kadının toplumsal hayattaki önemi gibi konulara değiniliyor. fakat günümüzde kadın erkeğin tahakkümüne maruz kalmakta, eşitlik dine ve fıtrata aykırı görülmektedir.
yine aynı filmde bir sahnede müşrikler müslümanlarla alay ederken "siz böyle giderse develerin de haklarını savunursunuz ki şimdiden onların sırtına çok yük koyulmaması gerektiğini savunuyorsunuz" minvalinde bir cümle kuralar. dönemin sahabelerinin hayvanlar konusundaki hassasiyet ile günümüzdeki müslüman toplumlarda hayvanlara yapılan zulüm, işkence hatta tecavüzler inancı anlama, yorumlama ve yaşama konusunda bir eksiklik olduğunu tekrar tekrar gösteriyor.
muhammed hem yaşamı boyunca hem de yoldaşlarına veda ederkenki hitaplarında ayrımcılığın, sınıf ayrımının, köleliğin, ırkçılığın kısacası bir insanın diğerinden üstünlüğünün islam'da yeri olmadığını ısrarla belirtmiştir. zaten bunun en güzel ifadesi de bizzat kendisinin de herkesle eşit olması, peygamber dahi olsa doğup, büyüyüp, ölmesidir. fakat maalesef kapitalizmin kıskacına hapsolmuş, sınıfsal ayrımların uçuruma dönüştüğü, modern köleliğin türediği, ırkçılığın revaçta olduğu bir dönemdeyiz. bu diğer coğrafyalarda olduğu gibi islam coğrafyasında da açıkça görülmektedir.
son olarak islam, müslüman, selam... bunlar hepsi aynı kökten türemiş kelimeler. hepsinin de anlam özü içinde barışı barındırmakta. hatta selamün aleykümün türkçe karşılığı "barış seninle olsun" demektir.
anlamı barış olan, mensupları karşılaştığında barış dileklerinde bulunan, mecbur kalınmadıkça asla savaşılmaması gerektiğini defalarca söyleyen bir din. fakat türkiye de dahil olmak üzere bu coğrafyada insanlar svaş çığırtkanlığı yapmayı marifet bilmekte, barışı savunanları hain ilan etmekten asla geri durmamaktadır.
filmi izleyen herkes temelde peygamberin hayatının anlatıldığını pek tabii anlıyor. bilal bile anlar. fakat çoğumuz diğer çağrıları idrak etmemiş olmalıyız ki islam coğrafyasının yaşantısı film ile çelişmekte.
öncelikle filmde sık sık kadın erkek eşitliği, kız çocuklarına karşı insanlık dışı yaklaşımlar, kadının toplumsal hayattaki önemi gibi konulara değiniliyor. fakat günümüzde kadın erkeğin tahakkümüne maruz kalmakta, eşitlik dine ve fıtrata aykırı görülmektedir.
yine aynı filmde bir sahnede müşrikler müslümanlarla alay ederken "siz böyle giderse develerin de haklarını savunursunuz ki şimdiden onların sırtına çok yük koyulmaması gerektiğini savunuyorsunuz" minvalinde bir cümle kuralar. dönemin sahabelerinin hayvanlar konusundaki hassasiyet ile günümüzdeki müslüman toplumlarda hayvanlara yapılan zulüm, işkence hatta tecavüzler inancı anlama, yorumlama ve yaşama konusunda bir eksiklik olduğunu tekrar tekrar gösteriyor.
muhammed hem yaşamı boyunca hem de yoldaşlarına veda ederkenki hitaplarında ayrımcılığın, sınıf ayrımının, köleliğin, ırkçılığın kısacası bir insanın diğerinden üstünlüğünün islam'da yeri olmadığını ısrarla belirtmiştir. zaten bunun en güzel ifadesi de bizzat kendisinin de herkesle eşit olması, peygamber dahi olsa doğup, büyüyüp, ölmesidir. fakat maalesef kapitalizmin kıskacına hapsolmuş, sınıfsal ayrımların uçuruma dönüştüğü, modern köleliğin türediği, ırkçılığın revaçta olduğu bir dönemdeyiz. bu diğer coğrafyalarda olduğu gibi islam coğrafyasında da açıkça görülmektedir.
son olarak islam, müslüman, selam... bunlar hepsi aynı kökten türemiş kelimeler. hepsinin de anlam özü içinde barışı barındırmakta. hatta selamün aleykümün türkçe karşılığı "barış seninle olsun" demektir.
anlamı barış olan, mensupları karşılaştığında barış dileklerinde bulunan, mecbur kalınmadıkça asla savaşılmaması gerektiğini defalarca söyleyen bir din. fakat türkiye de dahil olmak üzere bu coğrafyada insanlar svaş çığırtkanlığı yapmayı marifet bilmekte, barışı savunanları hain ilan etmekten asla geri durmamaktadır.
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
annemden özür diliyorum, daha iyi yerlere gelip daha fazla refah sağlamalıydım sana.
devamını gör...
ferdi özbeğen
bir başkadır dizisiyle tanıyan insanlar hakkında ne düşünüyor merak ettim . ayrık dişini güzel kalbini severim be adam. ayrıca ferdi özbeğen türk piyanist ve şarkıcıdır 17 ağustos 1941 de dünyaya gelmiştir.
devamını gör...
fakirlerin ufak şımarıklıkları
bazen hamburger yemeye gitmek
devamını gör...
yazarların üzülünce yaptıkları şeyler
rutin hayatıma devam ediyorum. bunu ancak üzüntüyle kardeş olmuş insanlar anlar. kanıksamıştır artık üzüntü varken bile yoktur yokken bile vardır öyle karışık işler işte.
devamını gör...
yazarların tam kapanmada yapacakları
kafayı sıyırmamak adına burada hunharca yazı yazacağım dediğim başlıktır.
ha bu arada.. ehe, selam, ben geldim. birkaç gün ayrı kalmak yeter dedim yahu. zaten ben de inanmamıştım buradan tamamen gideceğime. evet, yemedim, içmedim, düşündüm. bir şeyler iyiye gitmiyorsa iyiye gitmesi için çabalamak gerek. tüü kötü oldu burası, püü niteliksiz oldu demek yerine daha güzel tanımlarla gelmeli. kaçmamalı. hele ki yazmayı çook seviyorsak. hem amaç eğlenmek değil miydi yahu? biz ne ara birbirimizi üzer hale geldik.. hem orada kafa izninde yazması da hiç hoşuma gitmedi yahu. ne kafa izni, kafa izni ne?
etliye sütlüye de hiiiç karışmayacağım.* kimsenin ponçik kalbini de kırmak istemiyorum boş yere. sanal ortam olunca bazen kendimizde bazı haklar görüveriyoruz. sanki anonim diye herkese her şeyi söyleyebilirmişiz gibi geliyor ama yapmamak gerek. siber zorbalık bu sanki.*
like the legend of the phoenix, all ends with beginnings.
ha bu arada.. ehe, selam, ben geldim. birkaç gün ayrı kalmak yeter dedim yahu. zaten ben de inanmamıştım buradan tamamen gideceğime. evet, yemedim, içmedim, düşündüm. bir şeyler iyiye gitmiyorsa iyiye gitmesi için çabalamak gerek. tüü kötü oldu burası, püü niteliksiz oldu demek yerine daha güzel tanımlarla gelmeli. kaçmamalı. hele ki yazmayı çook seviyorsak. hem amaç eğlenmek değil miydi yahu? biz ne ara birbirimizi üzer hale geldik.. hem orada kafa izninde yazması da hiç hoşuma gitmedi yahu. ne kafa izni, kafa izni ne?
etliye sütlüye de hiiiç karışmayacağım.* kimsenin ponçik kalbini de kırmak istemiyorum boş yere. sanal ortam olunca bazen kendimizde bazı haklar görüveriyoruz. sanki anonim diye herkese her şeyi söyleyebilirmişiz gibi geliyor ama yapmamak gerek. siber zorbalık bu sanki.*
like the legend of the phoenix, all ends with beginnings.
devamını gör...
normal sözlük t-shirtleri
karma puanına kim karar verdi allah aşkına ? 20.000 ne lan ? onu biriktirene kadar kendim dikmeye başlasam daha çabuk biter.
devamını gör...

