genellikle rol yapan, olmadığı halde olduğu gibi gösteren,duygusal ve olumlu izlenimler bırakmaya çalışan hastalarda görülen psikiyatrik hastalıktır.
bu hastalar süslü ve alımlı olmaya çalışır, baştan çıkarıcı tavırlar sergilerler.
ilgiden hoşlanırlar.
devamını gör...

merak edilen yerde durulup her sapaktan sapılabilinecek kadar keyfekeder bir yolculuksa, katılımcılar kafa dengiyse müzik zevkleri birbirleriyle uyuşuyor, benzeşik hevesleri varsa tadından yenmeyecek etkinliktir.
bittikten sonra sağ camdaki sol, sol camdaki de sağdakine gördüklerini aktarır. öyle bir hali, ruhu vardır. yol sırasında peynir ekmek bile yense, o sıkıntılı yolda, sohbetle taçlanıp bal olur, akar. yol da akar. haliyle sonra sonra tekrarının hayali kurulur.

bu arada en uzun yolculuğum, 27 saat sürmüştü. yolda elbetteki molalar verdik ve gezilecek yerleri gezdik. sanırım hayatımın en macera dolu yolculuğuydu...
vardığımda hiç uyumamaışlığın verdiği hal diliyle dedim ki odada banyo olması ne güzel. şaşkınca baktılar, sonra hepimiz uyuduk. sabah olup uyanınca banyo da yok olmuştu... elimde havlu ve peeling jelimle kaldım.
teşekkürler. uyku. teşekkürler uzun yol.

her neyse işte.. tanım da girelim de tanım girmedi
demesinler.
eskaza tanım: insanda tarifsiz duygular uyandıran kişisel araba yahut toplu olarak çıkılabilen yolculuk türü.
devamını gör...

bunu okuyorsanız büyük ihtimalle bir intj'sın. yalnız değilsin, birbirimizi bulup aptal kalabalıktan kurtulmamız gerek
devamını gör...

güzel bir eylemdir. beğen butonu çökene kadar yüklenebilirsiniz.
devamını gör...

bazı yazarların tanımlarını bahane ederek yaptığım eylemdir. bir amaç için yakınca daha güzel oluyor.

kamu spotu: sigara içmemek sağlığa yararlıdır.
devamını gör...

türkçeye (bkz: sıkı kontrol edilen trenler (kitap)) adıyla çevirisi yapılmış kitabın yazarı bohumil hrabal'dır. eseri beyaz perdeye jiri menzel uyarlamış olup, film çek sinemasının ürünüdür. filmin yakından izlenen trenler, sıkı denetlenen trenler ismiyle de türkçe çevirileri yapılmıştır.

spoiler!

bir sahne var ki, bir karakterin repliği tüylerimi diken diken etti:

--- alıntı ---

kanatlı olan her şey uçar.

kuzgun uçar.

çocuk uçar.

zaman uçar.

tren uçar.

asker uçar.

saniyeler uçar.

ölüm uçar.

her şey uçar.

--- alıntı ---

filmin baş kahramanı milos, cinsellikle henüz tanışmamış ve bunun sıkıntısıyla boğuşan çekingen bir genç. bu problemi çözmek için farklı insanlara başvuruyor, gözlemler yapıyor. filmde milos'un bakışlarını o kadar çok gördüm ki bir süre sonra onunla empati yaparak, onun gözlerinden, tutuk ve dahil olmakta çektiği güçlüklerden bakarak izlemeye başladım filmi. milos'un yaşadığı ya da yaşayamadığı cinsellikle birlikte diğer karakterlerin cinselliği yaşama biçimleri dikkat çekici.

trajik sahneler dikkat çekici bir sadelikte, filmin bütünü bir tren istasyonunda seyrediyor. rütbeler, savaş etkileri, milos'un çekingen ama istekli dünyası, filmin şaşırtıcı sonuyla birleşince hayli etkileyiciydi.
devamını gör...

bize koymadığı müddetçe bizleri ilgilendirmeyen yazar.
devamını gör...

bahçeden izler.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

- internet
- eğitim
- küreselleşme
devamını gör...

cevabı evet olan sorunsal. alman arkadaşım andreas aradı geçtiğimiz gün. dedi ki "2 dünya savaşını da başlatıp kaybetmemize rağmen dünyanın en güçlü 2-3 ekonomisi arasında olsak da sizi deli gibi kıskanıyorum" andreas are you sure? dedim. hemen yazdı: "ya o yollarınızda arabayla gezmenin tadını burda hiç alamıyoruz, türk olmak istiyorum" dedi.

işte görüyorsunuz nasıl da kıskanıyorlar bizi. bay kemal bilmez tabi.
devamını gör...

olmayan yaştır toplumun size böyle ampır ampır şeyler dayatmasına izin vermeyin.
devamını gör...

hiç şaşırtmamıştır. bu medya maymunlarından aksini beklemek safdillik olurdu. bunlar ruhlarını birkaç reklama satmışlar.
devamını gör...

düşünün; almanya'da yaşayan bir türksünüz ve her sabah bu metni okumak zorundasınız. negzel dimi?
devamını gör...

"karşı- devrimin ve savaşın kurbanları, popüler romanlarda ya da hatta charles dickens'in iki şehrin hikayesi'nde pazarladığı korku öykulerinde yer almaz. çünkü bu yazarlar için saygıdeğer bir beyefendinin ya da hanımefendinin ölümü trajedidir, cumhuriyetçi bir zanaatkârın ya da bir kadın terzinin ki ilgiye değmez. "

chris harman.

zaman zaman aklıma gelen, zihnimin içinden dönen bu sözü, birkac kez, alıntılama ihtiyacı gereği duyduktan sonra bu romanı okumak benim için namus borcu olmuştu. alıntı yaptığım söz ingiliz marksist chris harman'ın dünya tarihi kitabında geçiyor. yordam yayınları tarafından türkçeye çevrildi bu kitap.

romanın çevirisi hakkında bir şey söylemek istemiyorum çünkü ingilizcesi 19 yüzyıla ait olduğu için, ahkam kesme hakkını kendimde görmüyorum.

şahsi görüşüm bu kitap hakkında bir yanılgı söz konusu. hem batı marsistleri açısından, hem de diğer cenahtan yaklaşım olarak bir haksızlık söz konusu. bir kere, harman'ın söylediği cumhuriyetçi bir terzinin ölümünü trajik olarak vermek ya da vermemek üzerine bir kurgu soz konusu değil. harman ve diğer marksistleri burada sinirlendiren şey, fransız devrimciletirinin döktüğü kanın mevzu bahis edilmesi ki, kendisi trockist neden böyle bir yaklaşım sergiliyor anlamak zor. trockistler dökülen kanın hesabını sormak konusunda epey mahirdir yanlış diye söylemiyorum yapılan bu.

dickens romanı iki şekilde ortaya koyuyor. birincisi devrimden önce, fransa da olanlar ki lucie'nin babasının yaşadıkları cumhuriyetciletrin trajedisini son derece iyi bir şekilde ortaya koyuyor. dr mannette'nin ölmesi mi daha trajik yoksa, diri diri mezara gömülmesi mi?

devrim öncesi, fransız halkının yoksulluğu son derece net bir şekilde ortaya koyuluyor. aristokrasinin insanlık onurunu ezip geçmesi, fransız alt sınıfların köpek yerine koyulması, gayet iyi bir şekilde veriliyor. aristokrasiye ait at arabasının cogugu ezmesi ve adamın davranışları bunların göstergesi.

dickens, böyle bir trajedinin devrim esnasında ve sonrasında yaşanan şiddet dalgasının altyapısını ortaya koyuyor. dediğim gibi marsistler, fransız devrimcilerinin haksız yere döktükleri kanın hesabının sorulmasına kızgınlar. elbette tüm komunist cenahı mahkum etmek gibi bir niyetim yok fakat bu romana kyüklemenin de anlamını pek çözemiyorum.

belki şu olabilir, şiddetin dalga dalga yayıldığı bir dönemde, şiddete indirgenen bir eleştirinin ne denli doğru olduğu konusunda eleştiriler olabilir. fakat dickens'in taraf tuttuğu konusuna kesinlikle katılmadığım gibi, ne aristokrasiyi aklıyor ne de yukarıda söylendiği gibi bir ingiltere övgüsü söz konusu.

kitabın eksik yanı, daha doğrusu daha derine inmesi gereken yanı, fransa'da devrim öncesi ezilenlerin yaşadığı şiddete dayalı trajedeyi daha net ve derin ortaya koyması yönünde olabilir. çünkü dickens'in eleştirildiği nokta, devrimcilerin gösterdiği şiddeti ortaya koyması. bu açıdan bir ölçüde kabul edilebilir eleştiri. aksi halde, fransa'da devrimden sonra, devrimcilerin kafayı yediği sır degil çünkü.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


deklanşöre 71 adet basım sonrası kadraj//
devamını gör...

'ben ona dedim ki
suyun üç hali var
dördüncüsü sensin.

taşların saltanatında
bir gönül iklimiyim
ağzımda esensin.

rüzgârla yaprağın aşkı
neyse dört mevsim
öyle süreceksin.

eşiğinde duracağım
yıpranmış ve kirli
kirpiğinle sileceksin.

insan adım atmazsa
gidemez ki iyiliğe
hüznümü düzeltensin

benim geldiğim geçmiş
çok açık bir yazıdır
parmağınla okuyansın.

zamanı saymayı
yeniden öğreniyorum
ibresin çekisin yelkovansın.

kalbim
uzun menzilim benim
yolumu karşılayansın.

ben ona dedim ki
bütün kuşlar tünedi
göğsümdeki tek kanatsın.'
devamını gör...

yanlış önerme.*
okuyanla okumayan bir olur mu hiç. anlıyorum, okunmasın demek istenmemiş ama bir insan, akademik ya da mesleki anlada kendisini geliştirecek kitaplar okumuyorsa "hiç mi okumasın?" diye sordurtuyor.
bunu da alalade, sırf okumuş olmak için okuyanlar için demiyorum. ancak romanlardan bile öğreneceğimiz bir şeyler oluyor illa.
ayrıca kim sadece planlı programlı kitap okudu diye bir yere gelmiş. bir yerlere gelmek için başka emekleri vardır, yanında da işine yarayacak kitapları okuduysa gelişiminde faydası olmuştur.
hem bu kadar kitap okuyan az kişinin bulunduğu bir ülkede, yapıcı olmakta fayda var.
okuyun da ister gelişigüzel ister planlı.
devamını gör...

çay bahçesinde oturdum, körfeze karşı çayımı yudumluyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ufak bir çocukken dördüncü katında yaşadığımız apartmanın ışık düğmelerine yetişemediğimden ışığın sönmesi ile korkudan hareketsiz kalıp ağlamaya başlıyordum. o yaşta ışık yanar yanmaz kaç saniyede söneceğini, sönene kadar giriş kapısına ulaşmam için ne kadar hızlı inmem gerektiğini hesaplanmıştım. keşke o zaman da olsaydı.

tanım: hareketleri algılayan sensörler sayesinde herhangi bir düğmeye basmayı gerektirmeden aydınlatan lambadır.
devamını gör...

1 şubat'da yer alan baharın gelişi kutlamalarına verilen ad. neopaganlar için olan dini anlam ve önemine ve yaygın olan çeşitli ritüellere değineceğim.

imbolc adını irlanda bölgesinin kelt dilindeki oimelc kelimesinden alır, bu da koyun sütü demektir. bağlantılı olarak, kış sonunda yeni doğan koyunların beslendiği zamanlardan hemen önce gelir bu.

en basitinden, imbolc'un en temel noktası: şubat geldiğinde, çoğumuz karlı, soğuk mevsimden bıkmış oluruz. imbolc bize baharın geldiğini, kışın kısa bir süre sonra ortadan kaybolacağını hatırlatır. güneş biraz daha açık olur, etrafımızdaki dünya biraz daha sıcaklaşır ve toprağın altında hayat parlamaya başlar. yani bu öncelikli olarak da doğurganlığın kutlanışıdır. imbolc arınma, ilham bulma ve iyileşme vaktidir.

(bkz: paganizm) yalnızca şemsiye bir terim olduğundan, bu gün farklı pagan geleneklerinde farklı şekillerde kutlanabilir, bazı insanlar brighid'e, onun ateş ve doğurganlık tanrıçası olması gibi yönlerine odaklanırlar. diğerleri ritüellerini daha çok mevsim döngülerine ve tarımsal öğelere adarlar.

altar. geleneksel olarak ve yaygın olarak, bir imbolc altarında kırmızı, beyaz ve yeşil renklerde öğeler bulunur. beyaz ve kırmızı brighid ile bağdaştırılır, beyaz karın, kırmızı da yükselen güneşin rengidir. ayrıca bazı gelenekler için kırmızı hayatın kaynağı olarak görülen kan ile bağlantılıdır. yeşil ise brighid'in yeşil örtüsünü ya da toprağın altında büyüyen hayatı simgeleyebilir. genellikle beyaz bir altar örtüsü kullanılır, üzerine bir parça kırmızı örtü uzatılır, mumlar da yeşil olur. mevsime uygun çiçekler de altarda yer alabilir, isteğe bağlı olarak bir pentacle, bir brighid biblosu ve tütsüler eşliğinde.

ritüeller. öncelikle ve en çok ilham alınan ritüellerden birisi, yedi mum ritüelidir. mumlardan birisi aile ocaklarının saflaştırıcı sıcaklığını, başka birisi hayatındaki negatif ve pozitif şeyler arasında bulunan bariyeri simgeler. bir diğeri bilgeliğin ve ilhamın büyüsünü, aşk hayatımıza girdiğinde kalbimizde yanan ışığı temsil eder. geri kalanlar kış gittiğinde hayatımıza giren ışık ve sıcaklığı simgeler. ritüele başlamadan önce, ritüele odaklanarak saflaştırıcı bir duş alınır, duş sırasında saflaşma konsepti üzerinde meditasyon yapılır. bunun ardından eğer kişinin geleneği bunu gerektiriyorsa uygun ritüel kıyafetleri giyilir ve ritüele başlanır. tekrardan kişinin geleneği gerektiriyorsa koruyucu ve arındırıcı çember uygulanır ve altarın üzerindeki yedi mumdan ilki yakılır. ilk mum yandığı gibi, bu veya benzeri bir söz söylenir: "şimdi karanlık olsa da, ben ışığı aramaya geldim. kışın soğukluğunda, ben hayatı aramaya geldim." ikinci mum yakılır ve bu sözler söylenir: "karı eriten ve aile ocağını ısıtan ateşi çağırıyorum. ışığı getiren ve yeni hayat yaratan ateşi çağırıyorum. beni saflaştırması için ateşi çağırıyorum." üçüncü mum yakılır: "ışık, negatif ve pozitif arasındaki bir sınırdır. dışarıda olan, dışarıda kalmalıdır. içeride olan, içeride kalmalıdır." dördüncü mum yakılır ve ilk mumda söylenenler tekrarlanır. beşinci mum yakılır: "ateş gibi, aşk ve ışık daima büyüyecektir. ateş gibi, ilham ve bilgelik daima büyüyecektir." altıncı mum yakılır ve birincide söylenen şeyler tekrarlanır. final olarak, yedinci mum yakılır. yedinci mum yakılırken, yedi mumun bir olmak üzere birleştiği gözde canlandırılır. bir araya gelen ışıklar büyüdükçe, onlardan çıkan temizleyici parlama görülür. "aile ocağının ateşi, güneşin yangını, beni parlayan ışığında koru. senin parlaklığında yıkandım ve bu gece temizlenip saflaştırıldım." bir süre beklenilir ve mumların ışığına odaklı meditasyon yapılır. arınma, ilham bulma ve iyileşme olarak günün önemi hakkında düşünülür. bir şeyden zarar gördüğümü mü düşünüyorsun? hayatında eksiklik, isteksizlik mi var? hayatının belirli yönlerinden rahatsız mısın? bu noktada ışığı büyüyen ve seni saran bir enerji olarak canlandır, zarar görmüş bulunan her yanını arındırıyor ve sana yaratıcılık kıvılcımlarını veriyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim