buna mı kırıldın derler diye anlatılamayanlar
neye kırılacağımıza bile karar veriyorlar, hiç "karşımdaki hassastır belki, kırılması bana tuhaf gelse de en azından onun kendi düşüncesidir." deyip saygı gösteren yok. aslında birbirimize saygı göstersek bu gibi sorunları da yaşamayız belki.
devamını gör...
sevgisiz büyümüş insan
bizler tanrı'nın yetim çocuklarıyız...
devamını gör...
yazarların normal sözlük’te yazma nedenleri
çevreme söyleyemediklerimi içimde kalanları başka insanların sesimi duymasını sağlamak, beni iyi hissettiriyor.
devamını gör...
dumb waiter
nobel edebiyat ödülü sahibi dahi yazar harold pinter’ın tek perdelik muhteşem oyunudur.
dumb waiter, servis asansörü anlamına gelen ingilizce bir sözdür. otellerde yukarı aşağı gidip gelen ve yiyecek ve içecek siparişlerini odalara ulaştıran ilkel mekanik bir sistemdir.
oyun iki kişilik bir oyundur ve defalarca sahnelenmiştir. türkiye’de farklı zamanlarda farklı tiyatrolar tarafından sahneye koyulan oyun içinde gerçekçi öğeler barındırsa da absürd tiyatronun da en iyi örneklerinden biridir bence.
bir otelin bodrumdan bozma odasında aldıkları işi bitirmek için bekleyen iki tetikçi olan ben ve gus’ın hikayesidir anlatılan. bir de tabii ki servis asansörünün.
oyun boyunca ben çoğunlukla gazete okurken gus saçmalık dozu git gide artan sorular sorar ancak ikilinin asıl odak noktası öldürecekleri adam ve bunu yaparken uygulayacakları plandır. ikili planın üzerinden geçerken asansör de sürekli siparişler yazılı kağıtlar taşır ikiliye.
kafalarında dönüp duran öldürme planı, servis asansöründen elen karşılayamayacakları siparişler, öldürecekleri kişinin kimliğinin belirsizliği… her şey ikiliyi o beklenmedik sona götürürken kafa karışıklıklarına da neden olur.
okuduğum en iyi diyaloglara sahip tiyatro oyunlarından biri olabilir ve nedense bana her zaman godot’yu beklerken’i hatırlatır.
dumb waiter, servis asansörü anlamına gelen ingilizce bir sözdür. otellerde yukarı aşağı gidip gelen ve yiyecek ve içecek siparişlerini odalara ulaştıran ilkel mekanik bir sistemdir.
oyun iki kişilik bir oyundur ve defalarca sahnelenmiştir. türkiye’de farklı zamanlarda farklı tiyatrolar tarafından sahneye koyulan oyun içinde gerçekçi öğeler barındırsa da absürd tiyatronun da en iyi örneklerinden biridir bence.
bir otelin bodrumdan bozma odasında aldıkları işi bitirmek için bekleyen iki tetikçi olan ben ve gus’ın hikayesidir anlatılan. bir de tabii ki servis asansörünün.
oyun boyunca ben çoğunlukla gazete okurken gus saçmalık dozu git gide artan sorular sorar ancak ikilinin asıl odak noktası öldürecekleri adam ve bunu yaparken uygulayacakları plandır. ikili planın üzerinden geçerken asansör de sürekli siparişler yazılı kağıtlar taşır ikiliye.
kafalarında dönüp duran öldürme planı, servis asansöründen elen karşılayamayacakları siparişler, öldürecekleri kişinin kimliğinin belirsizliği… her şey ikiliyi o beklenmedik sona götürürken kafa karışıklıklarına da neden olur.
okuduğum en iyi diyaloglara sahip tiyatro oyunlarından biri olabilir ve nedense bana her zaman godot’yu beklerken’i hatırlatır.
devamını gör...
kanser olduğunu öğrenmek
13 yaşında onkolojinin dahi ne demek olduğunu bilmeyen benim, ameliyattan sonra bir kağıt parçasından öğrendiğim gerçekti. bu konuyla ilgili bir fikriniz olmayınca bir tepki veremiyorsunuz ancak sonunda yaşam olsa dahi bir daha eski gücünüze kavuşamıyorsunuz. kanser bitiyor iyileşiyorsunuz, psikolojik ve fiziksel yan etkileriyle olan savaşınız bitmiyor. bir kere o tanı konulduğunda bir daha o eskiden olduğunuz kişi olamıyorsunuz. ben mutluyum, hayatı daha iyi görmeme sebep oldu, perdelerin arkasındaki hayatlara tanık oldum, daha dün yanıma gelip konuşan arkadaşımın, ertesi gün gizlice odadan cansız bedeninin çıkartıldığını öğrendim, iyileşip çiğ köfte yemenin hayallerini kuran çocuklar gördüm, yüzleri hiç gülmeyen. radyoterapide beraber sıra beklediğimiz, tatlı amcayı bir gün orda bir daha göremediğimde içime sindiremediğim gerçeği öğrendim. sabah hastane önüne geldiğimizde araba camından okula giden üniformalı çocukları izleyen 13 yaşında bir çocuktum.
geçti evet, ben şanslıydım belki ama şanssız bir çok çocuk hala bunu ve daha fazlasını yaşıyor. demem o ki hayat çok kötü, ama korkmayın, kanser öldürmez, erken teşhis hayat kurtarır.
geçti evet, ben şanslıydım belki ama şanssız bir çok çocuk hala bunu ve daha fazlasını yaşıyor. demem o ki hayat çok kötü, ama korkmayın, kanser öldürmez, erken teşhis hayat kurtarır.
devamını gör...
kuşçu'dan alıntılar
az önce karşıma çıkan bir video sonrası aklıma düşen,deli yürek dizisinden bir karakterdir.bol bol çay içer ve çay içmeye teşvik eder.güzel hikayeleri ve sözleri vardır. bunlardan bazılarını paylaşmak istedim.


güzellik ve çirkinlik bir gün deniz kıyısında karşılaşmışlar. biri diğerine hadi denize girelim demiş. giysileri çıkarıp yüzmüşler. biraz sonra çirkinlik sudan çıkıp güzelliğin giysilerini giyip gitmiş. sonra güzellik kıyıya çıkmış kendi giysilerini bulamayınca çıplak kalmamak için çirkinin elbiselerini giymiş.o gün bugündür, erkek ve kadınlar güzellikle çirkinliği birbirine karıştırır olmuş. ama önceden güzelliği ve çirkinliği görmüş olanlar giysilere aldanmaz kimin hangisi olduğunu tanırlar.
nasreddin hoca çarşıda dolaşırken gevezenin biri:
- "efendi, az önce nar gibi kızarmış bir tepsi baklava götürdüler," demiş.
hoca aldırış etmeksizin ;
- "bana ne ?" demiş.
- "amma, baklava tepsisini sizin eve götürdüler" demiş geveze.
hoca terslemiş adamı;
- "o zaman sana ne
aşık insan aşkını zorlayıp durmaz,aşk o dur ki sevdiğin kişi senden nefret etse bile aşkın eksilmez. aşk dediğin can vermektir, can verilir değiş tokuş edilmez.
buradan
-ben bir dostumun güvenini kaybetsem var ya; kapısının dibinde, eşiğinde dururum köpek gibi, ta ki beni affedene kadar.
-hayatta üç en üstün erdem vardır yusuf’um, üç erdem; biri seninle bağını koparmış kişiyle yeniden bağ kurman, ikincisi, senden esirgeyen kişiye cömertlik etmen, üçüncüsü de sana kötülük edeni bağışlaman.
-aşkın yarısı bozgundur be yusuf’um, kara sevda kara dağları bile dağıtır.
-helada uyuyunca rüyada kendini krallık tahtında oturmuş görürsün, emme uyandığında yalnızca kendi pisliğinin değil başkalarının pisliğinde de durmuş kalmışsındır.
-sen başkalarının felaketlerinden ibret al ki başkaları senin felaketlerinden ibret almasın.
-hayat bedel ödemekten başka bir şey değil! hiç yokken, ortalarda sen diye biri yokken geliyon hayatta varolan biri oluyon, yoktan varoluyon. eee... bedava mı varolcan? varoldun mu, başın dertte demektir!
buradan
sen şaşıymışsın diyom şaşı, biri iki görüyon; ustanın biri çırağına demiş ki "evladım bana şu şişeyi ver","hangi şişeyi" demiş çırak.
usta "şu şişeyi" diye tekrar etmiş. çırak yine diretmiş(b:"ama burda iki şişe var hangisini istiyorsun").
usta demiş ki:(b:"evladım iki şişe varsa bir tanesini kır öbürünü getir")
çırakta şişenin birini kırmış birde bakmış ki öteki şişe de yok
gülü seviyorsan dikenine katlanacaksın.dikensiz gül olmaz ama illa dikensiz olsun diyorsan lale var,zambak var,sümbül var,karanfil var, varoğlu var ama dikensiz gül yok.
güzel adamdın kuşçu güzel.


güzellik ve çirkinlik bir gün deniz kıyısında karşılaşmışlar. biri diğerine hadi denize girelim demiş. giysileri çıkarıp yüzmüşler. biraz sonra çirkinlik sudan çıkıp güzelliğin giysilerini giyip gitmiş. sonra güzellik kıyıya çıkmış kendi giysilerini bulamayınca çıplak kalmamak için çirkinin elbiselerini giymiş.o gün bugündür, erkek ve kadınlar güzellikle çirkinliği birbirine karıştırır olmuş. ama önceden güzelliği ve çirkinliği görmüş olanlar giysilere aldanmaz kimin hangisi olduğunu tanırlar.
nasreddin hoca çarşıda dolaşırken gevezenin biri:
- "efendi, az önce nar gibi kızarmış bir tepsi baklava götürdüler," demiş.
hoca aldırış etmeksizin ;
- "bana ne ?" demiş.
- "amma, baklava tepsisini sizin eve götürdüler" demiş geveze.
hoca terslemiş adamı;
- "o zaman sana ne
aşık insan aşkını zorlayıp durmaz,aşk o dur ki sevdiğin kişi senden nefret etse bile aşkın eksilmez. aşk dediğin can vermektir, can verilir değiş tokuş edilmez.
buradan
-ben bir dostumun güvenini kaybetsem var ya; kapısının dibinde, eşiğinde dururum köpek gibi, ta ki beni affedene kadar.
-hayatta üç en üstün erdem vardır yusuf’um, üç erdem; biri seninle bağını koparmış kişiyle yeniden bağ kurman, ikincisi, senden esirgeyen kişiye cömertlik etmen, üçüncüsü de sana kötülük edeni bağışlaman.
-aşkın yarısı bozgundur be yusuf’um, kara sevda kara dağları bile dağıtır.
-helada uyuyunca rüyada kendini krallık tahtında oturmuş görürsün, emme uyandığında yalnızca kendi pisliğinin değil başkalarının pisliğinde de durmuş kalmışsındır.
-sen başkalarının felaketlerinden ibret al ki başkaları senin felaketlerinden ibret almasın.
-hayat bedel ödemekten başka bir şey değil! hiç yokken, ortalarda sen diye biri yokken geliyon hayatta varolan biri oluyon, yoktan varoluyon. eee... bedava mı varolcan? varoldun mu, başın dertte demektir!
buradan
sen şaşıymışsın diyom şaşı, biri iki görüyon; ustanın biri çırağına demiş ki "evladım bana şu şişeyi ver","hangi şişeyi" demiş çırak.
usta "şu şişeyi" diye tekrar etmiş. çırak yine diretmiş(b:"ama burda iki şişe var hangisini istiyorsun").
usta demiş ki:(b:"evladım iki şişe varsa bir tanesini kır öbürünü getir")
çırakta şişenin birini kırmış birde bakmış ki öteki şişe de yok
gülü seviyorsan dikenine katlanacaksın.dikensiz gül olmaz ama illa dikensiz olsun diyorsan lale var,zambak var,sümbül var,karanfil var, varoğlu var ama dikensiz gül yok.
güzel adamdın kuşçu güzel.
devamını gör...
nights in white satin
the moody blues tarafından days of future passed live albümünden muazzam şarkı. (2018) mi minör ile yazılmıştır ayrıca.
romantik zamanlarımda dinlerim. aksi zamanlarda çekilmiyor. bence siz de çekilmez diyeceksiniz sözleri okuduktan sonra. **
grup üyesi justin hayward, şarkıyı 19 yaşında yazmış ve bestelemiş. ve bir kız arkadaşının ona saten çarşaf hediye etmesinden sonra şarkıya bu ismi veriyor. bir aşk hikayesi işte... (ayrıca justin 24 yaşında evlenmiştir ve halen de evlidirler sevgili eşiyle.) sözleri ise şöyle şarkının:
nights in white satin
never reaching the end
letters i've written
never meaning to send
beauty i'd always missed
with these eyes before
just what the truth is
i can't say any more
'cause i love you
yes i love you
oh how i love you
gazing at people, some hand in hand
just what i'm going through they can't understand
some try to tell me, thoughts they cannot defend
just what you want to be, you will be in the end
and i love you
yes i love you
oh how i love you
oh how i love you
nights in white satin
never reaching the end
letters i've written
never meaning to send
beauty i've always missed
with these eyes before
just what the truth is
i can't say any more
'cause i love you
yes i love you
oh how i love you
oh how i love you
'cause i love you
yes i love you
oh how i love you
oh how i love you
romantik zamanlarımda dinlerim. aksi zamanlarda çekilmiyor. bence siz de çekilmez diyeceksiniz sözleri okuduktan sonra. **
grup üyesi justin hayward, şarkıyı 19 yaşında yazmış ve bestelemiş. ve bir kız arkadaşının ona saten çarşaf hediye etmesinden sonra şarkıya bu ismi veriyor. bir aşk hikayesi işte... (ayrıca justin 24 yaşında evlenmiştir ve halen de evlidirler sevgili eşiyle.) sözleri ise şöyle şarkının:
nights in white satin
never reaching the end
letters i've written
never meaning to send
beauty i'd always missed
with these eyes before
just what the truth is
i can't say any more
'cause i love you
yes i love you
oh how i love you
gazing at people, some hand in hand
just what i'm going through they can't understand
some try to tell me, thoughts they cannot defend
just what you want to be, you will be in the end
and i love you
yes i love you
oh how i love you
oh how i love you
nights in white satin
never reaching the end
letters i've written
never meaning to send
beauty i've always missed
with these eyes before
just what the truth is
i can't say any more
'cause i love you
yes i love you
oh how i love you
oh how i love you
'cause i love you
yes i love you
oh how i love you
oh how i love you
devamını gör...
kafamda deli sorular
dün yediğim hurmalar
bugün *ıçımı tırmalar
karantina diye diye
oldum tam bir canavar
nasıl zayıflarım diye
kafamda deli sorular.
şeklinde an itibarıyla yazdığım, şahane ötesi şiiri paylaştığım başlık.
bugün *ıçımı tırmalar
karantina diye diye
oldum tam bir canavar
nasıl zayıflarım diye
kafamda deli sorular.
şeklinde an itibarıyla yazdığım, şahane ötesi şiiri paylaştığım başlık.
devamını gör...
insan ilişkilerinin öğrettikleri
zor güvenmek ve temkinli olmak.
kendini hemen açık etmemek.
insanların göründükleri gibi olmadıkları.
her hareketin bir alt motivasyonu olduğu.
kısacası insan doğasının yozlaşmaya oldukça müsait olduğu ve kalıcı bağlar kurulmaması gerektiği.
kendini hemen açık etmemek.
insanların göründükleri gibi olmadıkları.
her hareketin bir alt motivasyonu olduğu.
kısacası insan doğasının yozlaşmaya oldukça müsait olduğu ve kalıcı bağlar kurulmaması gerektiği.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ingilizce seviyeleri
üzülerek söylüyorum
deniz seviyesinde.
deniz seviyesinde.
devamını gör...
beverly hills
brad pitt'i kanlı canlı gördüğüm, mağazaların önünde en az iki tane jilet korumaların beklediği los angeles bölgesidir.
devamını gör...
oğuz atay
"bana boş boş oturup duvar izlettiren herkese kırgınım." sözünün sahibi. *
devamını gör...
al pacino vs robert de niro
robert de niro için kurşun atar, kurşun yerim.
niye böyle bir şey yaparım bilmiyorum ama yapılır yani.
al pacino ise oyunculuğun vücut bulmuş halidir. kadın kokusu filmi için 6 ay boyunca görme engelli insanlarla beraber yaşadığını biliyor muydunuz?
bilmiyordunuz, nerden bileceksiniz.
seçim yapmak çok zor, o yüzden ben pas diyorum efenim.
niye böyle bir şey yaparım bilmiyorum ama yapılır yani.
al pacino ise oyunculuğun vücut bulmuş halidir. kadın kokusu filmi için 6 ay boyunca görme engelli insanlarla beraber yaşadığını biliyor muydunuz?
bilmiyordunuz, nerden bileceksiniz.
seçim yapmak çok zor, o yüzden ben pas diyorum efenim.
devamını gör...
hamama gider kurnaya düğüne gider zurnaya aşık olur
modern sistemde bu sözün anlamı (bkz: şıpsevdi)dir.
devamını gör...
malazgirt savaşı
1064 yılında ani kalesinin fethi ile selçuklu türkleri doğunun kapısını ele geçirmişlerdi. fakat bu kapı onları için yeterliydi, 1069-1070 yılında birkaç akın yapıldıysa da bizans ordusu bu akınları püskürtmüştür. bilinmelidir ki alparslan'ın amcası tuğrul bey abbasi halifesinin kızı ile evliydi. abbasiler de kendilerine rakip olan fatımiler'in tasfiye edilmesini istemişlerdi. bu yüzden sultan alparslan'ın hedefi de mısırdaki fatımileri yok etmekti. bu işe de halep şehrinin kuşatılması ile başlamıştı.
üstteki yazarın dediği doğrudur. malazgirt savaşı bir savunma savaşıydı. çünkü yapılan antlaşmada selçuklu devletinin tek toprak talebi dahi yoktu. ancak bizans imparatoru'nun serbest bırakıldıktan sonra geri dönüş yolunda gözlerine mil çekilerek sürgüne yollanmasıyla antlaşma bozulmuştu. imparator hem savaş sırasında hem de savaştan sonra da ihanete uğramıştı. büyük selçuklu devleti, antlaşma bozulduktan sonra da anadolu'ya doğrudan girmedi. savaştan sonra anadolu'yu savunabilecek bir ordu kalmamıştı. büyük selçuklu devleti kendisinden toprak isteyen diğer türk beyleri'ne "anadolu'ya gidin orada toprak var" dedi. işte bu artuklular ve danişmendliler anadoluyu fethettiler. selçuklu hanedanının diğer kolundan olan ve büyük selçuklu devleti ile iyi geçinemeyen kutalmışoğlu süleyman şah ise iznik şehrini fethetti ve burayı başkent yaptı. yani büyük selçuklu devleti rey ve ısfahan'da mutluydu. anadolu onlar için çok da önemli değildi. şam ve halep'in ele geçirilmesi ile daha çok ilgilenmekteydiler.
bizans üzerine çalışan tarihçiler malazgirt savaşı için "sonun başlangıcı" derler.
üstteki yazarın dediği doğrudur. malazgirt savaşı bir savunma savaşıydı. çünkü yapılan antlaşmada selçuklu devletinin tek toprak talebi dahi yoktu. ancak bizans imparatoru'nun serbest bırakıldıktan sonra geri dönüş yolunda gözlerine mil çekilerek sürgüne yollanmasıyla antlaşma bozulmuştu. imparator hem savaş sırasında hem de savaştan sonra da ihanete uğramıştı. büyük selçuklu devleti, antlaşma bozulduktan sonra da anadolu'ya doğrudan girmedi. savaştan sonra anadolu'yu savunabilecek bir ordu kalmamıştı. büyük selçuklu devleti kendisinden toprak isteyen diğer türk beyleri'ne "anadolu'ya gidin orada toprak var" dedi. işte bu artuklular ve danişmendliler anadoluyu fethettiler. selçuklu hanedanının diğer kolundan olan ve büyük selçuklu devleti ile iyi geçinemeyen kutalmışoğlu süleyman şah ise iznik şehrini fethetti ve burayı başkent yaptı. yani büyük selçuklu devleti rey ve ısfahan'da mutluydu. anadolu onlar için çok da önemli değildi. şam ve halep'in ele geçirilmesi ile daha çok ilgilenmekteydiler.
bizans üzerine çalışan tarihçiler malazgirt savaşı için "sonun başlangıcı" derler.
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
30 yaşındayım ve kafasını o kadar sevdim ki...!
vay be diyorum çoğu zaman; bu ülkede bir kadın olarak hayatta kalabilmiş ve ömrünün yarısını fena olmayacak şekilde bitirebilmişsin.
terk edilmeler, üzüntüler, sevinçler, kaybedişler de oldukça fazla heybemde. sırtımda değil, tekerlekli bir bavul içerisinde taşıyorum onları. şekillenmemdeki yardımlarından ayrı ayrı öpüyorum hepsini.
bir çınar gibi köklerimi daha derine; dallarımı sonsuz göğe açıyorum.
büyüyorum. yaşlanıyorum. aydınlanıyorum. anlıyorum. affediyorum.
hilkat garibesi gibi değil, aydınlık yüzlü bilgeler gibi...
vay be diyorum çoğu zaman; bu ülkede bir kadın olarak hayatta kalabilmiş ve ömrünün yarısını fena olmayacak şekilde bitirebilmişsin.
terk edilmeler, üzüntüler, sevinçler, kaybedişler de oldukça fazla heybemde. sırtımda değil, tekerlekli bir bavul içerisinde taşıyorum onları. şekillenmemdeki yardımlarından ayrı ayrı öpüyorum hepsini.
bir çınar gibi köklerimi daha derine; dallarımı sonsuz göğe açıyorum.
büyüyorum. yaşlanıyorum. aydınlanıyorum. anlıyorum. affediyorum.
hilkat garibesi gibi değil, aydınlık yüzlü bilgeler gibi...
devamını gör...
agora meyhanesi radyo yayını
gördüğüm en ilginç rüya deneyimini paylaşmaya geldim. 10 yıl kadar önce hayatımın en kötü rüyasını gördüm, bir mısır tarlasında tüm yüzü saçlarla kaplı karanlık, kötü bir adamı bulmaya çalıştığım uzun bir rüyaydı, yaşadığım korkuyu çok iyi hatırlıyorum. sonraki gün ailemden birisi bir kaza geçirip hastanelik oldu. rüyayla olayı birleştirmeye çalıştım doğal olarak ama açıklaması yok tabi. bu da böyle bir anım.
iyi yayınlar, yine ilginç bir konu, keyifle dinliyorum.
iyi yayınlar, yine ilginç bir konu, keyifle dinliyorum.
devamını gör...
yoğurt mayalamak
sağlıklı ve lezzetli yoğurt yemek için evde yaptığım zahmetsiz uygulama.
şok marketten aldığım yayla marka yoğurt mayasını (streptococcus thermophilus, lactobasillus aciddophilus, lactobasillus bulgaricus, bifidobacterium animalis spp. lactis) aktifleşmesi için bir bardak ılık süte karıştırıp yarım saat bekletiyorum. bu arada tencerede 3 litre uht veya pastörize sütü kaynatmadan 45 derece sıcaklığa kadar ısıtıyorum. aktifleşmiş mayayı içine karıştırıyorum. ısısını 6 saat muhafaza edebilmesi için ya fırın gibi izolasyonlu bir yere koyuyorum ( soğuk havalarda fırın önden ısıtılıp kapatılabilir) ya da örtüye sarıyorum. mayalanırken oluşacak buharı emmesi için kapağın altına kağıt havlu koyabilirsiniz, koymasanız da olur. tencere çok soğuduğu için yoğurt tutmadıysa tencereyle sıcak su içerisine oturtup tekrar ısısını yükseltebilirsiniz. mayalanınca hemen yemiyoruz, dolaba koyuyorum, bir gece bekletiyorum, sonra temiz bir kapaklı kap içerisine mayalık yoğurt ayırıyorum, ondan sonra kullanıyoruz. yoğurt ekşi olduysa yayla çorbası yapabilirsiniz, çok yakışır.
uht veya pastörize sütler homojenize edildiği için (yağlar yüksek basınçla parçalanıp küçük zerreler haline getiriliyor ve sütün yüzeyinde birikmiyor) çok içime sinmese de açık sütlerdeki patojen bakterilerden korktuğum ve uzun kaynatma sürecinde besin değeri azaldığı için tercih ediyorum.
şok marketten aldığım yayla marka yoğurt mayasını (streptococcus thermophilus, lactobasillus aciddophilus, lactobasillus bulgaricus, bifidobacterium animalis spp. lactis) aktifleşmesi için bir bardak ılık süte karıştırıp yarım saat bekletiyorum. bu arada tencerede 3 litre uht veya pastörize sütü kaynatmadan 45 derece sıcaklığa kadar ısıtıyorum. aktifleşmiş mayayı içine karıştırıyorum. ısısını 6 saat muhafaza edebilmesi için ya fırın gibi izolasyonlu bir yere koyuyorum ( soğuk havalarda fırın önden ısıtılıp kapatılabilir) ya da örtüye sarıyorum. mayalanırken oluşacak buharı emmesi için kapağın altına kağıt havlu koyabilirsiniz, koymasanız da olur. tencere çok soğuduğu için yoğurt tutmadıysa tencereyle sıcak su içerisine oturtup tekrar ısısını yükseltebilirsiniz. mayalanınca hemen yemiyoruz, dolaba koyuyorum, bir gece bekletiyorum, sonra temiz bir kapaklı kap içerisine mayalık yoğurt ayırıyorum, ondan sonra kullanıyoruz. yoğurt ekşi olduysa yayla çorbası yapabilirsiniz, çok yakışır.
uht veya pastörize sütler homojenize edildiği için (yağlar yüksek basınçla parçalanıp küçük zerreler haline getiriliyor ve sütün yüzeyinde birikmiyor) çok içime sinmese de açık sütlerdeki patojen bakterilerden korktuğum ve uzun kaynatma sürecinde besin değeri azaldığı için tercih ediyorum.
devamını gör...
