eve giren hırsızı öldürmek
kanada kanunlarina gore solugu hapishanede almaniza neden olacak bir suctur. isin daha da enteresan tarafi, evinizde hirsizin basina bir ev kazasi gelmesi durumunda aleyhinizde size dava acabilir...
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
mutluluğa bir adım kala yaşıyoruz… ama neden kala da mutlu değil ?
günler akıp gidiyor. zaman anlayamadığımız kadar hızlı. bu tempoya ayak uydurmak için elimizden geleni yapıyoruz. koşturma içerisinde gözden kaçırdığımız aslında fark etsek hayatımızı güzelleştirecek öyle güzel sırlar var ki. hepimiz biliyoruz bunları. yapıyor muyuz? muallak. bazen gözden kaçıyor, bazen önemsenmiyor, bazen hayatın ağır yükü altında aklımıza bile gelmiyor bunların bize katacakları.
gülümsemiyoruz mesela doyasıya… neden? o mucizevi tılsımı yaysak ya etrafımıza. sabah kalktığımızda yüzümüzü yıkarken tebessüm etsek ya aynaya, ev halkına, ekmek aldığımız bakkal amcaya, kedilere, köpeklere, kuşlara, bindiğimiz dolmuşun şoförüne, yanımıza oturan yaşlı teyzeye, mesai arkadaşlarımıza… bütün bir günü kurtarabilir o aynada gördüğünüz tebessüm ve işin ilginci sadece sizinkini değil. gülümsemek bulaşıcıdır unutmayın ve etkisi buzları eritebilir.
hoş görsek! bırakın çocuğunuz çocukluğunu yapsın, kızmayın hemen. yıkmayın o minnacık yüreğin sizin merhametinize olan inancını. arkadaşınız boşboğazlık mı yaptı, çatın kaşlarınızı belki ama uzatmayın. zedelemeyin arkadaşlığın görünmez bağlarını. eşiniz, sevgiliniz sizi üzecek bir davranışta mı bulundu alın karşınıza konuşun. atmayın içinize, büyütmeyin olayları, derin yaralara çevirmeyin. sevgiden daha yüksek çıkmasın o sorunun sesi. köprüleri atacak kıvama gelmeden bakın gözlerine ilk günkü kadar çok seviyorsunuz yine… insanlardan hoş görüyü esirgemeyin. gereksiz tatsızlıklar ilk önce sizin canınızı sıkar. sonra yine sizin… kin tutmayın. içinizde biriktirdiğiniz bu duygu sizi günden güne kemirir. insanlar için besleyeceğiniz güzel duyguların da önüne geçer. affedin, affetmenin verdiği o huzura erişin. gerektiğinde özür dileyin. korkmayın, küçültmez sizi. değer verdiğinizi gösterin onlara. özür dilemenin verdiği hazzı ilk siz yaşayın ,pişmanlığı karşıdakine bırakın. teşekkür edin. yanınızda oldukları için, sizi sevdikleri için, destek oldukları için… gösterin minnetinizi ,yeri geldiğinde taktir edin. taktir edilmenin verdiği duyguyla daha da sağlamlaşacaktır o dostluk, arkadaşlık ,sevgi ,saygı…
ön yargılarınızı saklayın sandıklara. bu bir erdem değil. sizin sandığınızdan çok başka çıkabilir her şey. her zaman bir örneğiyle karşılaşmışsınızdır. ‘işe yaramaz’ dediğiniz gelir en zor anınızda size destek olur. ‘vay be adam gibi adam’ dersinizde akşamına kalmaz soytarılığının ilanı. herkese bir şans verin. kimseden selamınızı esirgemeyin. selam muhabbetin başlangıcıdır. kalpteki sevgiyi ateşler. kalbinizde biriktirdiğiniz her sevgi kötü duyguların kalpten tasfiyesini sağlar. kalbi temizler.
yardım sevin! evet doğru anladınız. gerektiğinde yardım edilmesine izin verin. her şeyi bilmek zorunda değilsiniz, bilmeyin zaten. küçük dağları ben yarattım edasıyla, her şeyi ben bilirim moduyla konuşmayın insanlarla. insan yalnız bir varlık değil, bu doğasına uygun değil. bırakın size de yardım etsinler. hem emin olun bu sizi insanların gözünde daha da yüceltecektir. insanlarla konuşun, paylaşın, yardım isteyin, sorun, girmek isteyenleri hayatınıza buyur edin. duvarlar, ben biliyorumlar sizi çok daha yorar. eğer bir kabuğa ihtiyacımız olsaydı çekilmemiz gereken, bir ksmlumbağa gibi kabuklu doğardık. biz sosyal bir varlığız. paylaştıkça mutlu olur. yardım aldıkça yardım etmenin güzelliğine varırız. yardım ettikçe insanlığımızla gurur duyar iç huzura yavaş yavaş yaklaşırız.
kendiniz olun. birileri için eğilip bükülmeyin. ya da birilerine benzemeye çalışmayın, herkes kendi kabında güzeldir. kıyaslamayın kendinizi başkalarıyla. ailelerin, çevrenin başlattığı ‘şu şöyle oldu sen hala bir baltaya sap olamadın’ saplığından kurtarın kendinizi. bir kıyas yapacaksanız sizden daha zor durumda olanları düşünün. itilen kakılan en yakınları tarafından bile sevilmeyenleri getirin gözünüzün önüne. bir eviniz, bir aileniz, bir işiniz olduğunu sağlıklı bir ömre sahip olduğunuzu görün.
‘ne demek istedi?’, ‘neden öyle baktı?’ lardan kurtarın kendinizi. bırakın ne demek istediğini siz ne hissediyorsunuz nasıl mutlusunuz ona bakın. size iyi gelmeyen insanlarla ilişkinizi bir kez daha gözden geçirin. haset, kıskanç, çıkarcı, kendinden başka kimseye yararı olmayan ve her fırsatta laflarıyla karşısındakini iğneleyen insanlardan imkan buldukça uzak durun. selamdan öteye geçmemeye çalışın. kendi ruh sağlığınızı ruh sağlığı sağlam olmayan insanlar için bozmayın. hayır demeyi öğrenin. her şeye evet demek, her söyleneni kabul etmek sizi mutlu etmez aksine bir süre sonra mutsuzluğa kapılar açar. içinizde tarifi zor bir tatminsizlik oluşur. ortayı bulmaya çalışsanız da bunu kendinize zarar vermeden yapmaya çalışın.
açık arayıp sürekli hata kollayan insanlar bir süre sonra hiçbir şekilde memnun olmamaya başlar. bunu alışkanlık haline getiren insanlar iç huzurlarını kaybederler. psikiyatrist martin seligman’a göre örneğin vergi müfettişleri günlerini evrakların aralarında açık arayarak geçirdiklerinden evlerine dönünce de özel hayatlarında açık aramaya başlarlar. aynı durum avukatlarda da vardır. bazen bazı durumlarda açıkları görüp insanları eleştirebiliyoruz fakat zamanla bu durum alışkanlık halini alabilir ve insanlar tarafından sevilmeyen ve insanları sevemeyen bir insana dönüşürüz.
evet bir idealiniz olsun ama o ideal olmazsa olmazınız olmasın. gelecek kaygısıyla korkusuyla anı yaşamaktan alı koymasın bizleri. sahip olmak istediklerinize odaklanıp sahip olduklarınızı göz ardı etmeyin o ideal uğruna. sahip olduğunuz her neyse sarılın sıkı sıkı. kıymet bilin. ben içimden seviyorum demeyin, karşınızdakine de yansıtın bunu. durup dururken seni seviyorum, iyi ki varsın deyin ve yaşatın bunu hareketlerinizle. güçlendirin ilişkinizi. çevresindekilerle ilişkileri iyi olan insanlar daha çok mutludurlar. daha çok sevilirler. hayatının her anına her yerine yansır bu durum.
başka uğraşlar bulun kendinize. iş ev arasında mekik dokurken hayatın güzelliklerinden uzaklaşırsınız. negatif enerjinizi atamazsınız. örneğin evde olan bir olay işinize, işte olanda evinize yansır. sizi oyalayacak, kafanızı meşgul edecek, negatif enerjinizi atacak ,hayata daha pozitif bakmanızı sağlayacak bir hobi edinin kendinize. kitap okuyun, başka dünyaların kaplarını açın. yazı yazın, içinizdeki tüm duyguları buna yansıtın, dışarıya taşmasın. kurslara gidin. sosyal etkinliklere katılın. dünyanızı ve bakış açınızı küçültmeyin. hayatımız zaten çok fazla stresli ve sıkıntılı. bunun farkında olup daha eğlenceli tercihlerde bulunun. misal dram filmlerini bırakın bir kenara, entrikalı dizilerle meşgul etmeyin kafanızı, içinizi karartan müzikleri silin gitsin. keyif almak için yaptıklarınız içinizi bulandırmasın bari. mutlu bir yaşam sizi mutlu eden uğraşlardan geçer hüzünlendirenlerden değil.
dua edin. ya da iyi dilekler sunun inandığınız her neyse ona. içinize dolan huzuru o zaman görün işte. mutluluğun asıl kaynağına yönelin. kendinizi yalnız mı hissediyorsunuz açın ellerinizi silinsin o kimsesizlik duygusu. konuşun anlatın içimizi dökün.
baharın rehaveti mi sardı bilinmez herkeste bir huzursuzluk herkeste bir mutsuzluk. sağım solum solgun yüzler… mutlu olduğumuzu bilmediğimiz için mutsuzuz aslında çoğu zaman. hayat o kadar hızlı akıyor ki koşturmacada kendimizi unutuyoruz. sonrası ani bir patlama. ‘neden mutsuzum? , aslında hiçte mutsuz değildim, ne oldu birden?’ söylemleri. yol alırken yaptıklarımıza ya da yapmadıklarımıza dikkat etmeyip sonradan geldiğimiz noktaya şaşırıyoruz. geri dönüş ise bayağı meşakkatli ya kendimizden ya da çevremizden taviz veriyoruz eskiye dönebilmek için. tüm tabiat yenileniyor şimdilerde. ağaçlar filizleniyor, çiçekler tomurcuklanıyor, hayvanlar daha bir neşeli koşturuyor sanki biz neden yenilenmeyelim? neden atmayalım üzerimizde ki ölü toprağı? haydi sıvayın kolları! güzel düşünün, güzeli düşünün tüm mutluluklar sizin olsun… bu bahar yeni bir ‘mutluluk’ olsun…
05.04.2015
bir yerel gazetede yayınlanan köşe yazım.
sonra anlaşamam bazı nedenlerden iptal oldu ve tüm yazılarımı kaldırtmıştım. arvişde buldum az önce. aslında biraz sevindim ve güldüm halime. nasıl sevgi pıtırcığı bir kalple yazılmış ah canım kendim.
neysem zaten yeterince uzun okunacak mı o bile meçhul. daha fazla uzatmayalım.
günler akıp gidiyor. zaman anlayamadığımız kadar hızlı. bu tempoya ayak uydurmak için elimizden geleni yapıyoruz. koşturma içerisinde gözden kaçırdığımız aslında fark etsek hayatımızı güzelleştirecek öyle güzel sırlar var ki. hepimiz biliyoruz bunları. yapıyor muyuz? muallak. bazen gözden kaçıyor, bazen önemsenmiyor, bazen hayatın ağır yükü altında aklımıza bile gelmiyor bunların bize katacakları.
gülümsemiyoruz mesela doyasıya… neden? o mucizevi tılsımı yaysak ya etrafımıza. sabah kalktığımızda yüzümüzü yıkarken tebessüm etsek ya aynaya, ev halkına, ekmek aldığımız bakkal amcaya, kedilere, köpeklere, kuşlara, bindiğimiz dolmuşun şoförüne, yanımıza oturan yaşlı teyzeye, mesai arkadaşlarımıza… bütün bir günü kurtarabilir o aynada gördüğünüz tebessüm ve işin ilginci sadece sizinkini değil. gülümsemek bulaşıcıdır unutmayın ve etkisi buzları eritebilir.
hoş görsek! bırakın çocuğunuz çocukluğunu yapsın, kızmayın hemen. yıkmayın o minnacık yüreğin sizin merhametinize olan inancını. arkadaşınız boşboğazlık mı yaptı, çatın kaşlarınızı belki ama uzatmayın. zedelemeyin arkadaşlığın görünmez bağlarını. eşiniz, sevgiliniz sizi üzecek bir davranışta mı bulundu alın karşınıza konuşun. atmayın içinize, büyütmeyin olayları, derin yaralara çevirmeyin. sevgiden daha yüksek çıkmasın o sorunun sesi. köprüleri atacak kıvama gelmeden bakın gözlerine ilk günkü kadar çok seviyorsunuz yine… insanlardan hoş görüyü esirgemeyin. gereksiz tatsızlıklar ilk önce sizin canınızı sıkar. sonra yine sizin… kin tutmayın. içinizde biriktirdiğiniz bu duygu sizi günden güne kemirir. insanlar için besleyeceğiniz güzel duyguların da önüne geçer. affedin, affetmenin verdiği o huzura erişin. gerektiğinde özür dileyin. korkmayın, küçültmez sizi. değer verdiğinizi gösterin onlara. özür dilemenin verdiği hazzı ilk siz yaşayın ,pişmanlığı karşıdakine bırakın. teşekkür edin. yanınızda oldukları için, sizi sevdikleri için, destek oldukları için… gösterin minnetinizi ,yeri geldiğinde taktir edin. taktir edilmenin verdiği duyguyla daha da sağlamlaşacaktır o dostluk, arkadaşlık ,sevgi ,saygı…
ön yargılarınızı saklayın sandıklara. bu bir erdem değil. sizin sandığınızdan çok başka çıkabilir her şey. her zaman bir örneğiyle karşılaşmışsınızdır. ‘işe yaramaz’ dediğiniz gelir en zor anınızda size destek olur. ‘vay be adam gibi adam’ dersinizde akşamına kalmaz soytarılığının ilanı. herkese bir şans verin. kimseden selamınızı esirgemeyin. selam muhabbetin başlangıcıdır. kalpteki sevgiyi ateşler. kalbinizde biriktirdiğiniz her sevgi kötü duyguların kalpten tasfiyesini sağlar. kalbi temizler.
yardım sevin! evet doğru anladınız. gerektiğinde yardım edilmesine izin verin. her şeyi bilmek zorunda değilsiniz, bilmeyin zaten. küçük dağları ben yarattım edasıyla, her şeyi ben bilirim moduyla konuşmayın insanlarla. insan yalnız bir varlık değil, bu doğasına uygun değil. bırakın size de yardım etsinler. hem emin olun bu sizi insanların gözünde daha da yüceltecektir. insanlarla konuşun, paylaşın, yardım isteyin, sorun, girmek isteyenleri hayatınıza buyur edin. duvarlar, ben biliyorumlar sizi çok daha yorar. eğer bir kabuğa ihtiyacımız olsaydı çekilmemiz gereken, bir ksmlumbağa gibi kabuklu doğardık. biz sosyal bir varlığız. paylaştıkça mutlu olur. yardım aldıkça yardım etmenin güzelliğine varırız. yardım ettikçe insanlığımızla gurur duyar iç huzura yavaş yavaş yaklaşırız.
kendiniz olun. birileri için eğilip bükülmeyin. ya da birilerine benzemeye çalışmayın, herkes kendi kabında güzeldir. kıyaslamayın kendinizi başkalarıyla. ailelerin, çevrenin başlattığı ‘şu şöyle oldu sen hala bir baltaya sap olamadın’ saplığından kurtarın kendinizi. bir kıyas yapacaksanız sizden daha zor durumda olanları düşünün. itilen kakılan en yakınları tarafından bile sevilmeyenleri getirin gözünüzün önüne. bir eviniz, bir aileniz, bir işiniz olduğunu sağlıklı bir ömre sahip olduğunuzu görün.
‘ne demek istedi?’, ‘neden öyle baktı?’ lardan kurtarın kendinizi. bırakın ne demek istediğini siz ne hissediyorsunuz nasıl mutlusunuz ona bakın. size iyi gelmeyen insanlarla ilişkinizi bir kez daha gözden geçirin. haset, kıskanç, çıkarcı, kendinden başka kimseye yararı olmayan ve her fırsatta laflarıyla karşısındakini iğneleyen insanlardan imkan buldukça uzak durun. selamdan öteye geçmemeye çalışın. kendi ruh sağlığınızı ruh sağlığı sağlam olmayan insanlar için bozmayın. hayır demeyi öğrenin. her şeye evet demek, her söyleneni kabul etmek sizi mutlu etmez aksine bir süre sonra mutsuzluğa kapılar açar. içinizde tarifi zor bir tatminsizlik oluşur. ortayı bulmaya çalışsanız da bunu kendinize zarar vermeden yapmaya çalışın.
açık arayıp sürekli hata kollayan insanlar bir süre sonra hiçbir şekilde memnun olmamaya başlar. bunu alışkanlık haline getiren insanlar iç huzurlarını kaybederler. psikiyatrist martin seligman’a göre örneğin vergi müfettişleri günlerini evrakların aralarında açık arayarak geçirdiklerinden evlerine dönünce de özel hayatlarında açık aramaya başlarlar. aynı durum avukatlarda da vardır. bazen bazı durumlarda açıkları görüp insanları eleştirebiliyoruz fakat zamanla bu durum alışkanlık halini alabilir ve insanlar tarafından sevilmeyen ve insanları sevemeyen bir insana dönüşürüz.
evet bir idealiniz olsun ama o ideal olmazsa olmazınız olmasın. gelecek kaygısıyla korkusuyla anı yaşamaktan alı koymasın bizleri. sahip olmak istediklerinize odaklanıp sahip olduklarınızı göz ardı etmeyin o ideal uğruna. sahip olduğunuz her neyse sarılın sıkı sıkı. kıymet bilin. ben içimden seviyorum demeyin, karşınızdakine de yansıtın bunu. durup dururken seni seviyorum, iyi ki varsın deyin ve yaşatın bunu hareketlerinizle. güçlendirin ilişkinizi. çevresindekilerle ilişkileri iyi olan insanlar daha çok mutludurlar. daha çok sevilirler. hayatının her anına her yerine yansır bu durum.
başka uğraşlar bulun kendinize. iş ev arasında mekik dokurken hayatın güzelliklerinden uzaklaşırsınız. negatif enerjinizi atamazsınız. örneğin evde olan bir olay işinize, işte olanda evinize yansır. sizi oyalayacak, kafanızı meşgul edecek, negatif enerjinizi atacak ,hayata daha pozitif bakmanızı sağlayacak bir hobi edinin kendinize. kitap okuyun, başka dünyaların kaplarını açın. yazı yazın, içinizdeki tüm duyguları buna yansıtın, dışarıya taşmasın. kurslara gidin. sosyal etkinliklere katılın. dünyanızı ve bakış açınızı küçültmeyin. hayatımız zaten çok fazla stresli ve sıkıntılı. bunun farkında olup daha eğlenceli tercihlerde bulunun. misal dram filmlerini bırakın bir kenara, entrikalı dizilerle meşgul etmeyin kafanızı, içinizi karartan müzikleri silin gitsin. keyif almak için yaptıklarınız içinizi bulandırmasın bari. mutlu bir yaşam sizi mutlu eden uğraşlardan geçer hüzünlendirenlerden değil.
dua edin. ya da iyi dilekler sunun inandığınız her neyse ona. içinize dolan huzuru o zaman görün işte. mutluluğun asıl kaynağına yönelin. kendinizi yalnız mı hissediyorsunuz açın ellerinizi silinsin o kimsesizlik duygusu. konuşun anlatın içimizi dökün.
baharın rehaveti mi sardı bilinmez herkeste bir huzursuzluk herkeste bir mutsuzluk. sağım solum solgun yüzler… mutlu olduğumuzu bilmediğimiz için mutsuzuz aslında çoğu zaman. hayat o kadar hızlı akıyor ki koşturmacada kendimizi unutuyoruz. sonrası ani bir patlama. ‘neden mutsuzum? , aslında hiçte mutsuz değildim, ne oldu birden?’ söylemleri. yol alırken yaptıklarımıza ya da yapmadıklarımıza dikkat etmeyip sonradan geldiğimiz noktaya şaşırıyoruz. geri dönüş ise bayağı meşakkatli ya kendimizden ya da çevremizden taviz veriyoruz eskiye dönebilmek için. tüm tabiat yenileniyor şimdilerde. ağaçlar filizleniyor, çiçekler tomurcuklanıyor, hayvanlar daha bir neşeli koşturuyor sanki biz neden yenilenmeyelim? neden atmayalım üzerimizde ki ölü toprağı? haydi sıvayın kolları! güzel düşünün, güzeli düşünün tüm mutluluklar sizin olsun… bu bahar yeni bir ‘mutluluk’ olsun…
05.04.2015
bir yerel gazetede yayınlanan köşe yazım.
sonra anlaşamam bazı nedenlerden iptal oldu ve tüm yazılarımı kaldırtmıştım. arvişde buldum az önce. aslında biraz sevindim ve güldüm halime. nasıl sevgi pıtırcığı bir kalple yazılmış ah canım kendim.
neysem zaten yeterince uzun okunacak mı o bile meçhul. daha fazla uzatmayalım.
devamını gör...
medeniyetsizlik göstergesi küçük detaylar
bağırarak konuşmak.
kadınların sosyal baskıdan dolayı ( bakış, söz ile rahatsız edilmek gibi) istediği gibi giyinememesi
kadınların sosyal baskıdan dolayı ( bakış, söz ile rahatsız edilmek gibi) istediği gibi giyinememesi
devamını gör...
doğru bir evlilik için gereken şeyler
yolunun çok çok büyük bir yüzdesinin, "kötülükler/anti durumlar, saçmalıklar, hayat ile ilgili pis işler veya angaryaları rahatça paylaşabilmek" adlı kalemden geçtiği şeylerdir.
unutmamak lazım ki; iyi günde herkes kolayca sevgili, dost, arkadaş olabilir.
unutmamak lazım ki; iyi günde herkes kolayca sevgili, dost, arkadaş olabilir.
devamını gör...
islam dininin etkisini kaybetmesi
dünyada genel olarak din etkisini kaybediyor. sekülerizmin yükselişi, bilimin ilerleyişi ve özgür düşünce ortamı bunu besliyor.
devamını gör...
srpski film
orijinal adı srpski film'dir. tanım bu kadar. şimdi durduk yere atılmayalım sözlükten.
devamını gör...
ilişkide yapılan yanlışlar
birbirinizi tanımadan ilişkiye başlamak...ya da aşık olmadan...ne istediğini bilmen gerek önce
devamını gör...
kolonya
bi zamanlar dışlanan, hor görülen şimdi ise kutsanan, muhtaç olduğumuz, asil koku. ve bazen içecek. içenler var. ama ben değilim.
devamını gör...
nuri bilge ceylan vs zeki demirkubuz
- bazı filmlerden spoiler icerebilir-
aslında bu tür karşılaştırmalara karşıyım. ancak, başlığın tahrik edici bir yanı var* nbc maceram, "iklimler" adlı bir filmle başladı, çoğu kişinin beğendiği bu film bende, kötü bir etki bıraktı ve beğenmedim. tam da bu yıllarda, müptelası olduğum masumiyet filmi yillariydi. haliyle, demirkubuz bu yıllarda bana göre çok daha gerçekçi bir tarzda ihtiva ediyordu. ardından, nbc'yi hiç takip etmediğimi belirteyim. bu dönemde demirkubuz'dan "kıskanmak" adlı film geldi, birçok eleştiri aldı ancak ben beğenmiştim.
ardından "yeraltı" geldi ve demirkubuz'la ilk, anlamsal kopusum bu filmle başladı. inanılmaz derece zorlama bir filmdi. bunda, demirkubuz'un tam anlamıyla dostoyevski'nin etkisi altına girmesinin payı büyüktü. dostoyevski büyülü bir yazar olmasının yanında, özelikle görselliğin peşinde olan takipçisine ciddi dezavantaj sağlıyor. yaptığı psikolojik cozumlemelerin etkisi altında sinema filmi yapmak ve hatta tüm hayatınızı bunun üzerine kurmak, freud'tan esinlenmekten farksızdır. yeraltı, bilindiği üzere dostoyevski'nin "yeraltıdan notlar" ından bir uyarlamaydı. seçilen oyunculardan, filmin görsel problemleri bana göre damgasını vurmuştu. bu noktadan sonra, demirkubuz gerilemeye başladı diye düşünüyorum. - filmin kritigini burada yapmak istemiyorum-
ardından "kor" ve "bulantı" gibi, hakkında konuşmak dahi istemediğim iki garabet film geldi. sanırım burada bir sorun görmüş olacak ki, demirkubuz da geri çekildi. kendisi son derece yetenekli bir insan fakat 10 senedir, hicbirsey yapmıyor diyebilirim.
nbc'ye tekrar dönmem" bir zamanlar anadolu" filmiyle oldu. bu filmle birlikte, nbc sinemanın görsel anlatımını en güzel ve yaratıcı yönüyle kullanacağının mesajını vermişti. öyle de oldu, "kış uykusu" ve özelikle "ahlat ağacı" sinema filmi nedir, nasıl olmalıdır gibi soruların cevabıdır.
ahlat ağacı, bana göre türk sinemasının en müthiş eserlerinden biridir. saydığım son üç filmle, nbc sadece demirkubuz'a değil, sinemadaki yerli ve yabancı birçok insana önemli bir örnek sunmuştur.
nbc daha çok çehov endeksli bakan bir yönetmen, çehov görsel anlamda dostoyevski 'nın her daim ciddi anlamda önündedir. demirkubuz' un dostoyevski'den
etkilendiğini söylemiştik, ancak ne bu etkiyi sinemaya aktarabiliyor ne de anlatmak istediğini bir forma sokabiliyor. demirkubuz ya roman yazmalı ya da artık sinemayı rahat bırakmalı, çünkü ciddi anlamda son 10 yıldır anlatım sorunu var. hala masumiyet'in ekmeğini yiyor, kendisine neden diye sormalı.
aslında bu tür karşılaştırmalara karşıyım. ancak, başlığın tahrik edici bir yanı var* nbc maceram, "iklimler" adlı bir filmle başladı, çoğu kişinin beğendiği bu film bende, kötü bir etki bıraktı ve beğenmedim. tam da bu yıllarda, müptelası olduğum masumiyet filmi yillariydi. haliyle, demirkubuz bu yıllarda bana göre çok daha gerçekçi bir tarzda ihtiva ediyordu. ardından, nbc'yi hiç takip etmediğimi belirteyim. bu dönemde demirkubuz'dan "kıskanmak" adlı film geldi, birçok eleştiri aldı ancak ben beğenmiştim.
ardından "yeraltı" geldi ve demirkubuz'la ilk, anlamsal kopusum bu filmle başladı. inanılmaz derece zorlama bir filmdi. bunda, demirkubuz'un tam anlamıyla dostoyevski'nin etkisi altına girmesinin payı büyüktü. dostoyevski büyülü bir yazar olmasının yanında, özelikle görselliğin peşinde olan takipçisine ciddi dezavantaj sağlıyor. yaptığı psikolojik cozumlemelerin etkisi altında sinema filmi yapmak ve hatta tüm hayatınızı bunun üzerine kurmak, freud'tan esinlenmekten farksızdır. yeraltı, bilindiği üzere dostoyevski'nin "yeraltıdan notlar" ından bir uyarlamaydı. seçilen oyunculardan, filmin görsel problemleri bana göre damgasını vurmuştu. bu noktadan sonra, demirkubuz gerilemeye başladı diye düşünüyorum. - filmin kritigini burada yapmak istemiyorum-
ardından "kor" ve "bulantı" gibi, hakkında konuşmak dahi istemediğim iki garabet film geldi. sanırım burada bir sorun görmüş olacak ki, demirkubuz da geri çekildi. kendisi son derece yetenekli bir insan fakat 10 senedir, hicbirsey yapmıyor diyebilirim.
nbc'ye tekrar dönmem" bir zamanlar anadolu" filmiyle oldu. bu filmle birlikte, nbc sinemanın görsel anlatımını en güzel ve yaratıcı yönüyle kullanacağının mesajını vermişti. öyle de oldu, "kış uykusu" ve özelikle "ahlat ağacı" sinema filmi nedir, nasıl olmalıdır gibi soruların cevabıdır.
ahlat ağacı, bana göre türk sinemasının en müthiş eserlerinden biridir. saydığım son üç filmle, nbc sadece demirkubuz'a değil, sinemadaki yerli ve yabancı birçok insana önemli bir örnek sunmuştur.
nbc daha çok çehov endeksli bakan bir yönetmen, çehov görsel anlamda dostoyevski 'nın her daim ciddi anlamda önündedir. demirkubuz' un dostoyevski'den
etkilendiğini söylemiştik, ancak ne bu etkiyi sinemaya aktarabiliyor ne de anlatmak istediğini bir forma sokabiliyor. demirkubuz ya roman yazmalı ya da artık sinemayı rahat bırakmalı, çünkü ciddi anlamda son 10 yıldır anlatım sorunu var. hala masumiyet'in ekmeğini yiyor, kendisine neden diye sormalı.
devamını gör...
türkçe bilmeden nobel edebiyat ödülü kazanan türk yazar
orhan pumuk'un türkçesi ilber ortaylı'dan daha arı, daha sade, daha güzeldir. "türkçesi bozuk" demek nedir ya! hazımsızlık hissediyorum bunda. ilber hocayı da severim ama orhan pamuk'a bayılıyorum.
ilber hoca kullandığı bol farsça ve arapça kelimelerle çok güzel türkçe konuşuyor zaten(!).
ilber hoca kullandığı bol farsça ve arapça kelimelerle çok güzel türkçe konuşuyor zaten(!).
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
bir şeyler eksik kalır endişesiyle nickaltına yazmadığım birkaç yazardan birisi..
kendisini keşfettiğimden beridir her gün bir bal porsuğu dozu* almaya çalışırım. şüphesiz her bir günümü motive ve neşeli halde bitirmeme etki etmiş birisidir. ayrıca, geleceğimin şekillenmesinde göz ardı edilemez paya sahip iki kafa sözlük yazarından birisidir.. kendisine minnettarlığım gerçekten büyük..
okuyun kendisini sevgili yazarlar. en ilgi çekici gelmeyen konularda bile şans verin kendisine çünkü sizi asla boş yollamayacaktır.. ütopik bal porsuğumuz normalin aksine sizi kucaklar, gözlerinizden öper. okuyun.
kendisini keşfettiğimden beridir her gün bir bal porsuğu dozu* almaya çalışırım. şüphesiz her bir günümü motive ve neşeli halde bitirmeme etki etmiş birisidir. ayrıca, geleceğimin şekillenmesinde göz ardı edilemez paya sahip iki kafa sözlük yazarından birisidir.. kendisine minnettarlığım gerçekten büyük..
okuyun kendisini sevgili yazarlar. en ilgi çekici gelmeyen konularda bile şans verin kendisine çünkü sizi asla boş yollamayacaktır.. ütopik bal porsuğumuz normalin aksine sizi kucaklar, gözlerinizden öper. okuyun.
devamını gör...
günümüzde gereksiz olan ürünler
ev telefonu.
devamını gör...
mastürbasyon
kadınların sözde hiç yapmadığı eylem, hep erkekler
devamını gör...
sözlük yaş ortalamasının 13 olması
ooo sözlükte gözlemlerde yapılıyormuş ne hoş.bir çocuk gibi şen ve enerjiyiz..büyümeyen çocuklar harika kafalar..
(bkz: kutu kutu pense)
(bkz: gözleme)
(bkz: kutu kutu pense)
(bkz: gözleme)
devamını gör...
üç kelimeyle üniversite hayatı
hayaller, hüsran, kabulleniş
devamını gör...
ölmeyecek meslekler
devamını gör...
en sevdiğiniz şarkı en sevdiğiniz şarkı olmak için ne yaptı sorunsalı
hissettiklerime tercüman oldu.
devamını gör...
sürücüsü ölen tırı yağmalamak
antalya'da meydana gelen vahim olay. kötü ekonomi bile bu durumu açıklamaz. her ne olursa olsun, bir kaza olmuş, orada ölü yatan bir insan var. bunun tanımı akbabalıktır. ülkeyi ve insanları bu duruma getirenler utansın ne diyelim.
kaza, dün sabah saatlerinde akseki-manavgat karayolu geriş kavşağı yakınlarında meydana geldi. antalya’dan yüklediği sebze ve meyveleri bir market zincirinin konya’daki depolarına götüren adem gülsatar idaresindeki tır antalya – konya karayolu geriş kavşağı yakınlarında bölünmüş yol inşaat çalışması yapılan menfeze devrildi.
feci kazada araç sürücüsü adem gülsatar olay yerinde hayatını kaybetti. sürücünün cansız bedeni antalya büyükşehir belediyesi itfaiye ekiplerince uzun uğraşlar sonucu çıkarıldı. akseki cumhuriyet savcılığı tarafından olay yerinde inceleme yapılırken gülsatar’ın naaşı akseki devlet hastanesi morguna kaldırıldı.
yola saçılan sebze-meyveler kapışıldı
kaza sebebiyle yola saçılan tır'ın dorsesindeki tonlarca meyve ve sebze ise sağlık ekipleri ve itfaiyenin çalışması bittikten sonra yoldan geçen vatandaşlar tarafından kapışıldı. araçlarını yol kenarında durduran onlarca vatandaş, firma yöneticilerinin gelip inceleme yaptığı ve toplatmadığı muz, domates, avokado, salatalık, biber, mantar ve marulları kasalara doldurarak araçlarına yükleyip evlerine götürdü
link
kaza, dün sabah saatlerinde akseki-manavgat karayolu geriş kavşağı yakınlarında meydana geldi. antalya’dan yüklediği sebze ve meyveleri bir market zincirinin konya’daki depolarına götüren adem gülsatar idaresindeki tır antalya – konya karayolu geriş kavşağı yakınlarında bölünmüş yol inşaat çalışması yapılan menfeze devrildi.
feci kazada araç sürücüsü adem gülsatar olay yerinde hayatını kaybetti. sürücünün cansız bedeni antalya büyükşehir belediyesi itfaiye ekiplerince uzun uğraşlar sonucu çıkarıldı. akseki cumhuriyet savcılığı tarafından olay yerinde inceleme yapılırken gülsatar’ın naaşı akseki devlet hastanesi morguna kaldırıldı.
yola saçılan sebze-meyveler kapışıldı
kaza sebebiyle yola saçılan tır'ın dorsesindeki tonlarca meyve ve sebze ise sağlık ekipleri ve itfaiyenin çalışması bittikten sonra yoldan geçen vatandaşlar tarafından kapışıldı. araçlarını yol kenarında durduran onlarca vatandaş, firma yöneticilerinin gelip inceleme yaptığı ve toplatmadığı muz, domates, avokado, salatalık, biber, mantar ve marulları kasalara doldurarak araçlarına yükleyip evlerine götürdü
link
devamını gör...
köylülerin depresyona girmemesi
dünya sağlık örgütünün dünyanın farklı bölgelerinde yaptığı çalışma kırsal alanda depresyonun korkutucu boyutlarını ve nedenlerini ortaya koyuyor.
türkiye ile ilgili olarak ise şehir ve kırsal alanda cinsiyetlere bağlı olarak depresyonu kıyaslayan bir araştırma var. istanbul'da doğum büyümüş kişilerde depresyon oranı daha düşük ve kadın ve erkeklerde depresyon aynı seviyede. van'da yaşayanlar ve van'dan istanbul'a göçenlerde depresyon oranı daha yüksek ve erkeklerin depresyon oranı kadınlardan daha yüksek.

ekonomik durumu iyi, eğitimli kişiler depresyona girdiklerinde bunu depresyon olarak tanımlayabilmekte ve gerekli psikolojik yardımı alabilmekteler.
depresyona giren köylü ise genel olarak derdi olan köylüdür. derdinden, çilesinden çökmüştür. huysuz ve suratsız olan köylüdür, afra tafra yapan köylüdür. nazarlara gelmiştir, basmaması gereken yere basmıştır, cinler basmıştır, al basmıştır, bedduaya gelmiştir, hayırsız evlat olmuştur vb. tanımlamanın farklı olması ve bu kişilerin depresyona girdiklerinde gerekli desteği alamıyor olmaları depresyona girmedikleri anlamına gelmiyor.
şehir ve köy arasında yapılacak bir çalışmanın istanbul, van kapsamında yapılan çalışmaya benzer sonuçlar doğurması muhtemeldir. çalışmaların büyük bölümünde yoksulluk ve eğitim oranının düşüklüğü ile depresyon arasında direkt bağlantı görülmekte.
türkiye ile ilgili olarak ise şehir ve kırsal alanda cinsiyetlere bağlı olarak depresyonu kıyaslayan bir araştırma var. istanbul'da doğum büyümüş kişilerde depresyon oranı daha düşük ve kadın ve erkeklerde depresyon aynı seviyede. van'da yaşayanlar ve van'dan istanbul'a göçenlerde depresyon oranı daha yüksek ve erkeklerin depresyon oranı kadınlardan daha yüksek.

ekonomik durumu iyi, eğitimli kişiler depresyona girdiklerinde bunu depresyon olarak tanımlayabilmekte ve gerekli psikolojik yardımı alabilmekteler.
depresyona giren köylü ise genel olarak derdi olan köylüdür. derdinden, çilesinden çökmüştür. huysuz ve suratsız olan köylüdür, afra tafra yapan köylüdür. nazarlara gelmiştir, basmaması gereken yere basmıştır, cinler basmıştır, al basmıştır, bedduaya gelmiştir, hayırsız evlat olmuştur vb. tanımlamanın farklı olması ve bu kişilerin depresyona girdiklerinde gerekli desteği alamıyor olmaları depresyona girmedikleri anlamına gelmiyor.
şehir ve köy arasında yapılacak bir çalışmanın istanbul, van kapsamında yapılan çalışmaya benzer sonuçlar doğurması muhtemeldir. çalışmaların büyük bölümünde yoksulluk ve eğitim oranının düşüklüğü ile depresyon arasında direkt bağlantı görülmekte.
devamını gör...