komik ad soyad kombinasyonları
bizim orta okulda tesadüf silsilesi vardı. 3 hocamızın adı ve soyadı resmen kaderlerini belirlemişti. emine fidan , fidan erdal , erdal yayla. *
devamını gör...
sinemada sevgiliyle izlenen ilk film
delibal. şimdiki kafam olsaydı izlemezdim. delibal ortalamanın üstünde bir filmdi ve tahmin edeceğiniz üzere eski sevgilim filmin içine sansürledi.
edit: adamlar 2002'de sevgilisiyle sinemaya gitmiş. (bkz: kafa sözlük'ün 30 yaş üstü yazar kaynaması)
edit: adamlar 2002'de sevgilisiyle sinemaya gitmiş. (bkz: kafa sözlük'ün 30 yaş üstü yazar kaynaması)
devamını gör...
1.80 boyundaki türk erkeği
ortalamanın 174 olduğunu düşünürsek halâ uzun boydur.
ayrıca genelde 180 diyen 180 değildir ya 179 ya da 181’dir.
not: bu boyda erkek diye konuşan kadınların babaları sandalye bacağı kadar, kendileri de sandalye bacakları arasındaki kiriş kadar olurlar genelde. ondandır böyle konuşmaları.
ayrıca genelde 180 diyen 180 değildir ya 179 ya da 181’dir.
not: bu boyda erkek diye konuşan kadınların babaları sandalye bacağı kadar, kendileri de sandalye bacakları arasındaki kiriş kadar olurlar genelde. ondandır böyle konuşmaları.
devamını gör...
abdulseyidbincabbar
(bkz: support girl'ün abdulseyidbincabbar olması) yan çarı olarak geldiğim sözlük yazarı olur kendisi dolayısıyla benim yan çarım olan sözlük yazarını da kim nereye gönderdiyse hemen getirmesini rica ediyorum.
defalarca kez üzerine yazdık söyledik; "sözlükler tek tip yazarlardan oluşmaz. " tek tip yazarların olduğu yerler; wikipedia, forum ve bloglardır. yalnızca bilgi, eğlence, kişisel düşünce yazmak/ okumak istiyorsanız şiddetle tavsiye ederim diğerlerine de bir göz atın. sözlüğü güzel yapan ise; sevgilisinin yanında asansöre binen erkek tipi başlığını okuduktan sonra the doors başlığını sonra sororat başlığını okumak.
son olarak değinmek istediğim bir konu var o da sarkazm konusunu kafanıza vurarak mı öğretmeniz gerek? yıllarca mesleğim gereği istismara, tecavüze aklınıza gelecek her türlü insanlık dışı muameleye maruz kalmış yüzlerce belki binlerce çocukla çalıştım hepsinin hikayesini dün gibi hatırlıyorum yıllarımı verdim, bir o kadarda istismarla suçlanan masumken sırf ardı arkası yok diye çocuk ceza evinde mahkumiyet giyen ve o ceza evlerinde istismar edilen başka çocuklarda gördüm. özetle insanları burada yazdığı 3-5 entry ile yaftalamayı ve bu kadar can alıcı kavramları ele ayağa düşürmeyi acilen bırakmanız gerek.
bir satırda abdül için yazarım;
tülayyyy gerisi döön
defalarca kez üzerine yazdık söyledik; "sözlükler tek tip yazarlardan oluşmaz. " tek tip yazarların olduğu yerler; wikipedia, forum ve bloglardır. yalnızca bilgi, eğlence, kişisel düşünce yazmak/ okumak istiyorsanız şiddetle tavsiye ederim diğerlerine de bir göz atın. sözlüğü güzel yapan ise; sevgilisinin yanında asansöre binen erkek tipi başlığını okuduktan sonra the doors başlığını sonra sororat başlığını okumak.
son olarak değinmek istediğim bir konu var o da sarkazm konusunu kafanıza vurarak mı öğretmeniz gerek? yıllarca mesleğim gereği istismara, tecavüze aklınıza gelecek her türlü insanlık dışı muameleye maruz kalmış yüzlerce belki binlerce çocukla çalıştım hepsinin hikayesini dün gibi hatırlıyorum yıllarımı verdim, bir o kadarda istismarla suçlanan masumken sırf ardı arkası yok diye çocuk ceza evinde mahkumiyet giyen ve o ceza evlerinde istismar edilen başka çocuklarda gördüm. özetle insanları burada yazdığı 3-5 entry ile yaftalamayı ve bu kadar can alıcı kavramları ele ayağa düşürmeyi acilen bırakmanız gerek.
bir satırda abdül için yazarım;
tülayyyy gerisi döön
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
en sevilen dizi çifti
b99 jake ve amy.
devamını gör...
ermeni soykırımı iddiası
ermeni meselesi berlin antlaşması ile ortaya çıkmıştır yeşilköy antlaşması denilen antlaşmanın muadilidir. ruslar ermeniler konusunda reform yapılmasını osmanlıya kabul ettirmişlerdir. ermenilerin sorun olmaya başlamaları da böylece başlamıştır. neden sorun olmaya başladılar elbette bunda osmanlı'nın zayıflamış olması gücünün kalmaması en önemli faktör. ermeniler konusunda fransa, ingiltere, rusya, amerika ayrı ayrı çalışmış ruslar ve ingilizler daha çok doğuda açtıkları konsolosluklarla, fransız ve amerikalılar ise açtıkları kolejler vasıtası ile bir halkı osmanlı içinde osmanlı düşmanı yapmayı başarıp türklerden koparmıştır. anadolu'da her ilde azınlık olmalarına rağmen kendi bağımsız devletlerini burada kuracaklarına inanmışlardır. derken ermeniler örgütlenme ihtiyacı duymuş taşnak ve hınçak adlı iki örgüt ortaya çıkmıştır. 1. dünya savaşına giden süreçte bu örgütler anadolu'da o dönemin pkksı olmuşlardır. erzurum, kars, ağrı, muş, bitlis ve van'da çoğunluk olan kürt ve türkleri baskı altına almış osmanlı buna 2. abdülhamid döneminde tamamen kürt aşiretlerinden oluşan hamidiye alayları ile cevap vermiştir. 1. dünya savaşına girme arefesinde ermeniler ingilizleri satmış ruslarla anlaşmıştı. rus güdümünde anadolu'yu da kapsayan büyük ermenistan devleti için ruslarla birlikte hem doğuda bizzat cephede hemde gerilla savaşı ile daha içeri bölgelerde erkekleri askere gitmiş savunmasız kürt ve türk köylerini basmış binlerce sivili öldürmüşlerdir. ittihat ve terakki'nin önünde iki seçenek vardı ülke için ciddi tehdit olan ermenilerin ya katli ya da sürülmesi. almanya'nın teşviği, ingilizlerin de ermenilerin ihanetini cezalandırma ve rusya'nın daha fazla güçlenmesini istememesi nedeniyle sürgün kararı alınmıştır. bugünkü suriye ve lübnan'a sürgün kararı verilmiştir. tabi savaş şartlarında yolda hem gerekli tedbirlerin olmaması hem de intikam almak isteyen kürt aşiretlerinin baskını ile bir kısım ermeni ölmüştür. ancak bu soykırım mantığına uymayan bir durumdur. soykırım yapacak olan yapar zaten neden sürmeye uğraşsın. kısacası hedef büyük ermenistan'ı kurmaktı ruslara oynandı ve kaybedildi. ne yazık ki emperyalist devletlerin gazına gelmiş bir ermeni ulusu var. hala kardeş gibi yaşayabilecekken nefret tohumları eken hasta bir toplum haline gelmiştir ermeniler. türkiye'de düşman olarak kimi görürsün diye sorsalar 10 kişiden 1'i ermenistan der belki kimsenin umurunda bile değil bugün ermenistan. hala daha rusların oyununa gelen bir orduya ve yönetime sahiptir ayrıca.
devamını gör...
steroid
enerji verici olarak kullanılmayan yağlardır. vitamin ve hormon görevi yaparlar. içeriğinden de anlaşıldığı gibi sporcuların bolca tüketir.
devamını gör...
hala oruç tutup teravihe giderek cennete gideceğine inanan insanların olması
üzücü bir durumdur. eksik bir inanıştır.
yoksa kişinin kalbinde iman,
hiçbir ibadet onu cennet ehli yapamaz.
yoksa kişinin kalbinde iman,
hiçbir ibadet onu cennet ehli yapamaz.
devamını gör...
tamer karadağlı'dan nihal yalçın'a skandal davranış
hadsiz insanların çoğalmaması için bazen hadlerini bildirmek iyidir. bu kadın konuşma yaparken rakiplerini ve ödülü küçümser şekilde konuştu. ayrıca uzattı da uzattı. önce ödülü al sonra konuş. bu tamer karadağlı’nın her yaptığını doğru olarak nitelendirmez tabi ki. mimikleri ile ünlü bir adam kendisi. bence burada haklı olan tamer karadağlı.
devamını gör...
yazmak için yazmak vs okunmak için yazmak
böyle bir kıyas olmaz, ikisidir de. biri olmadan diğeri kupkurudur.
yazdıklarımız okunmayacaksa, birilerine dokunmayacaksa nereden temelleneceğiz ki ? hangi motivasyonla yazacağız ? yazmak için yazarsanız, söylemiş olmak için söylemiş olabilirsiniz. gereksizdir, laf kalabalığıdır. hayatın bir yönüne ışık tutmayan sözü kim ne yapsındır ki ? okunmaya değer bir şeyler karalarız ve geri dönüş alırız ki bu hem motivasyon sağlar hem yazdıklarımızı, kendimizi gözden geçiririz hem de hayatta tam olarak nerelerde konumlandığımızı biliriz. bu motivasyondan eksik bir yazma eylemi "benim gibi kasları olmayan kendine erkeğim demesin" seviyesine iner.
bukowski, fante'yi okudu ve "işte, işte budur anasını satayım. tam olarak böyle bir adam olmalıyım" dedi. sonra o da birilerine ön ayak oldu. schopenhauer, çoğunun önderi oldu. yalnızca yazmak için yazmış olsalar, birilerine dokunamazlardı. yazma eyleminden, özellikle nitelikli bir yazma eyleminden bahsediyorsak mutlaka okuyucusuyla buluşturmalıyız.
zaten yazma işini hakkıyla yapanların eğildiği meseleler, akademik olmadığı sürece genellikle insanlığa ya da bir kısmına hitap eder. ona anlatır: "bak, böyleyken böyle" der. kelimeleriyle kilometrelerce uzağa uzanır, oradan bir eli tutar, birini kucaklar. onda bir şeyleri canlandırır. belki çok yorgun birisi vardır, ona enerji verir. belki ateşi çok yüksek biri vardır, birileri yanacaktır. onun ateşini düşürür, yanacakları kurtarırsınız.
yazmak, hakkını vermeye gayret ederseniz çok güzel ve kutsal bir eylem. kolektif bir çaba, yaşamı en masrafsız deneyimleme yöntemi. ben bazı yazarlar sayesinde yörüngemi buldum. yaşamı okumayı 1800, 1900'lerde yaşayıp ölen abilerimden öğrendim. colorado'da bir kar küreyicisinin oğlu öğretti bana. los angeles'te gezinen bir süt hırsızından öğrendim insanlığı, sefaleti, aşkı, yoksulluğu. tom joad'dan öğrendim, hiçbir şeyden habersizken bir yıkımı doz doz hissetmeyi. rozaşarn'dan öğrendim, mutlu olmak isteyen bir garip kızın çilesini. şımarıklığa izin vermeyen yaşamın zulmünü onlarda gördüm.
hem yazmak, hem okunmak için yazarım. belki birilerine dokunurum diye. kendimi mutlu edemedim, belki birinin mutluluğuna sebep olurum ya da hüznüne engel olurum diye yazarım.
yazdıklarımız okunmayacaksa, birilerine dokunmayacaksa nereden temelleneceğiz ki ? hangi motivasyonla yazacağız ? yazmak için yazarsanız, söylemiş olmak için söylemiş olabilirsiniz. gereksizdir, laf kalabalığıdır. hayatın bir yönüne ışık tutmayan sözü kim ne yapsındır ki ? okunmaya değer bir şeyler karalarız ve geri dönüş alırız ki bu hem motivasyon sağlar hem yazdıklarımızı, kendimizi gözden geçiririz hem de hayatta tam olarak nerelerde konumlandığımızı biliriz. bu motivasyondan eksik bir yazma eylemi "benim gibi kasları olmayan kendine erkeğim demesin" seviyesine iner.
bukowski, fante'yi okudu ve "işte, işte budur anasını satayım. tam olarak böyle bir adam olmalıyım" dedi. sonra o da birilerine ön ayak oldu. schopenhauer, çoğunun önderi oldu. yalnızca yazmak için yazmış olsalar, birilerine dokunamazlardı. yazma eyleminden, özellikle nitelikli bir yazma eyleminden bahsediyorsak mutlaka okuyucusuyla buluşturmalıyız.
zaten yazma işini hakkıyla yapanların eğildiği meseleler, akademik olmadığı sürece genellikle insanlığa ya da bir kısmına hitap eder. ona anlatır: "bak, böyleyken böyle" der. kelimeleriyle kilometrelerce uzağa uzanır, oradan bir eli tutar, birini kucaklar. onda bir şeyleri canlandırır. belki çok yorgun birisi vardır, ona enerji verir. belki ateşi çok yüksek biri vardır, birileri yanacaktır. onun ateşini düşürür, yanacakları kurtarırsınız.
yazmak, hakkını vermeye gayret ederseniz çok güzel ve kutsal bir eylem. kolektif bir çaba, yaşamı en masrafsız deneyimleme yöntemi. ben bazı yazarlar sayesinde yörüngemi buldum. yaşamı okumayı 1800, 1900'lerde yaşayıp ölen abilerimden öğrendim. colorado'da bir kar küreyicisinin oğlu öğretti bana. los angeles'te gezinen bir süt hırsızından öğrendim insanlığı, sefaleti, aşkı, yoksulluğu. tom joad'dan öğrendim, hiçbir şeyden habersizken bir yıkımı doz doz hissetmeyi. rozaşarn'dan öğrendim, mutlu olmak isteyen bir garip kızın çilesini. şımarıklığa izin vermeyen yaşamın zulmünü onlarda gördüm.
hem yazmak, hem okunmak için yazarım. belki birilerine dokunurum diye. kendimi mutlu edemedim, belki birinin mutluluğuna sebep olurum ya da hüznüne engel olurum diye yazarım.
devamını gör...
bir insanı tanıma yöntemleri
her insan bir alem olduğu için genellemesi namevcut olan yöntemlerdir.
insan aslında her yeni insanda kendini yeniden tanır.
insan aslında her yeni insanda kendini yeniden tanır.
devamını gör...
marko paşa
marko paşa düşüncesinin ortaya çıkışını aziz nesin şöyle anlatıyor;
gerçek kapandıktan sonra işsiz kaldım. esat adil’ e haftalık bir mizah gazetesi çıkarmayı teklif ettim. parti bu parayı sağlayacak, ben emeğime karşılık ayda yüz lira alacaktım. karın üst tarafı da partiye kalacaktı. parti üyeleri, imkanları kadar beşer, onar lira vererek gazetenin sermayesine ortak olacaklardı. partili arkadaşlar zaten az gelirli işçiler olduklarından bu iki ayda ancak iki yüz altmış lira toplanabilmiştir. gazeteye, halk kitlesi tarafından benimsenmiş ve tutulmuş bir isim bulmak gerekiyordu. gerçek gazetesinde yazdığım fıkralardan birinin başlığı “markopaşa’ya şikayet” idi. işte bu fıkranın hatırasıyla “markopaşa” ismini teklif ettim. birçok isimler arasında partili arkadaşlar bu ismi uygun buldular. bu sıralarda partiden istifa ederek ayrılmak zorunda kaldım. gerek istifa edişim, gerek yedi yüz liranın bir araya getirilemeyişi yüzünden markopaşa’yı çıkaramadım …
rıfat ılgaz’ın anlattıkları da şöyle;
biz partinin [türkiye sosyalist partisi] lokaline gidip gelmeye başladık. kahveye, pastaneye gidecek paramız olmadığı için bu sefer sosyalist partinin lokaline gidip oturuyoruz. ne aziz nesin’de ne bende böyle kahve köşelerinde harcayacak para yok. parti lokaline gidip gelen işçi arkadaşlarımız da bizi habire sıkıştırıyorlar. “bir mizah gazetesi çıkarın” diyorlar. biz konuşmalar sırasında soruyoruz onlara: “ne çıkaralım?” “mizah dergisi çıkarın.” “adı ne olsun?” “markopaşa olsun.” zeki usta, rıza usta, hüsamettin özdoğu gibi işçi arkadaşlar. konuşuyorlar, teklif ediyorlar, “para da toplayalım” [diyorlar]. hatta duvara “marko paşa siyasi mizah gazetesi yakında çıkıyor” diye yazılar asıldı, duyuru şeklinde. o günkü koşullara göre iyi sayılan bir para da toparlandı …
esasen başlarına gelecekleri bildikleri içinde ''hakkınızı helal edin dostlar'' rutinine şakalar köşesinde yer verdiler.
sefere mi çıkıyorum böyle? hayır. savaşa mı böyle gidişim? hayır. azrail mi bekliyor baş ucumda? hayır. intihara mı karar verdim yoksa? hayır. ya ne? marko paşa nam bir ceride (gazete) çıkarmış bir fıkracık istediler abdi acizden. evvel allah sonra matbuat kanununa sığındım. ne olur ne olmaz! dostlar, komşular ve hanem halkı şişede durduğu gibi durmaz kafir; cepte durduğu gibi durmaz kalem. helal edin hakkınızı, sayei kanunu matbuatta fıkra yazmaya gidiyorum.
derginin dağıtımında pek çok zorlukla karşılaşırlar. fazıl ünverdi'nin bayisi ile anlaşmalarına rağmen, bayi dağıtımı yapmaz. hal böyle olunca daha sıradan bir bayi olan ''kambur hüseyin''in yolunu tutarlar. dergi peynir ekmek gibi satılır. 22 sayı çıktıktan sonra çeşitli engellemelerle karşılaşırlar. bunun üzerine merhum paşa olarak basarlar dergiyi ve kovuşturmayı yerler. bu sefer malum paşa çıkar. malumun ilanı olmuştur. tak soruşturmayı yerler. markopaşa'ya geri dönülür ama yine adliyenin yolunu tutarlar. en sonunda da soruşturmalara ve kapatmalara tepki olarak, ''marko paşa'nın fevkalade hıyar sayısı'' çıkar;
ne yazsak markopaşa’yı toplatıyorlar. onbeş sayı çıkabilen gazetemizin yedi sayısını toplattılar. biz de, zülf-i yare dokunmayalım, güneşe karşı su döküp de çarpılmayalım, evliya-i ümuru incitip fincancı katırlarını ürkütmeyelim diye suya sabuna dokunmadan, havadan sudan yazılar yazmaya karar verdik. bundan sonra gazetemizin her sayısını, meyva ve sebzelerin övgülerine ayıracağız. şimdiye dek gazetemizi, içişleri bakan!ığı ve adalet bakanlığı toplattırdı; bakalım, bu kez de tarım bakanlığı toplatacak mı? gazetemizin bu sayısı, hıyar özel sayıdır. baştan sona dek, hıyarın ve hıyarların övgüsünü bulacaksınız. memleketimizin hıyarlarını incitmemek için, onların bile aleyhinde bulunmayacağız.
hıyar ve hıyarların methiyesi
hıyarın demokratlar meyve, halk partililer de sebze olduğunu iddia ederek havayı bulandırıyorlar. hıyarın ne olduğunun anlaşılması için 4 kişilik bir heyet langa bostanı'na, 500 heyet de yabancı memleketlere inceleme için gönderilecektir. ancak milli eğitim bakanlığı'nın bir kısım bilginleri de hıyara, 'salatalık' denilmesini istemektedir. bu konuda ilmi bir komisyon çalışmalara başlamıştır. dış memleketten ithal edilen hıyarları, ticaret bakanlığı c. s. köküiçerde eğri olduğu için beğenmemiştir.’
aziz nesinin memleketimizin hıyarlarına yazdığı o ca(ğ)nım ''hıyara methiye'' şiiri
taze endamınla sen pek dilşikarsın ey hıyar!
lezzetin inkar olunmaz hüşikarsın ey hıyar!
eylemiş tetvic tabiat re’sini efsür ile,
bağ-ı sebztanda tahtın tacıdarsın ey hıyar!
öyle dimdik bir şekil vermiş tabiat cismine,
sanki zal-i-zi-şeöaar-ı sebzezarsın ey hıyar!
bendeler mümkün müdür olmazsa meclub didene.
çünkü sen hazm-ı teama bir medarsın ey hıyar!
kadrini takdir ederler cümle şaklaban bile,
bezm-i nüşanın demişler cilvekarsın ey hıyarl
her ne yazsam sen kızarsın her sözüm olmuş günah,
bilmeyenler zannederler iktidarsın ey hıyar!
ve şiirin yayımlanmasından hemen sonra dergi yine toplatılır.
markopaşa'nın tarihi kapatmaların ve toplatılmaların tarihidir. türkiye'de siyasi mizah denen nanenin ne kadar zor yapıldığının ispatıdır.
sabahattin ali, aziz nesin, rıfat ılgaz ve mim uykusuzu bu mücadelelerinden ötürü saygı ile yad etmek lazım.
gerçek kapandıktan sonra işsiz kaldım. esat adil’ e haftalık bir mizah gazetesi çıkarmayı teklif ettim. parti bu parayı sağlayacak, ben emeğime karşılık ayda yüz lira alacaktım. karın üst tarafı da partiye kalacaktı. parti üyeleri, imkanları kadar beşer, onar lira vererek gazetenin sermayesine ortak olacaklardı. partili arkadaşlar zaten az gelirli işçiler olduklarından bu iki ayda ancak iki yüz altmış lira toplanabilmiştir. gazeteye, halk kitlesi tarafından benimsenmiş ve tutulmuş bir isim bulmak gerekiyordu. gerçek gazetesinde yazdığım fıkralardan birinin başlığı “markopaşa’ya şikayet” idi. işte bu fıkranın hatırasıyla “markopaşa” ismini teklif ettim. birçok isimler arasında partili arkadaşlar bu ismi uygun buldular. bu sıralarda partiden istifa ederek ayrılmak zorunda kaldım. gerek istifa edişim, gerek yedi yüz liranın bir araya getirilemeyişi yüzünden markopaşa’yı çıkaramadım …
rıfat ılgaz’ın anlattıkları da şöyle;
biz partinin [türkiye sosyalist partisi] lokaline gidip gelmeye başladık. kahveye, pastaneye gidecek paramız olmadığı için bu sefer sosyalist partinin lokaline gidip oturuyoruz. ne aziz nesin’de ne bende böyle kahve köşelerinde harcayacak para yok. parti lokaline gidip gelen işçi arkadaşlarımız da bizi habire sıkıştırıyorlar. “bir mizah gazetesi çıkarın” diyorlar. biz konuşmalar sırasında soruyoruz onlara: “ne çıkaralım?” “mizah dergisi çıkarın.” “adı ne olsun?” “markopaşa olsun.” zeki usta, rıza usta, hüsamettin özdoğu gibi işçi arkadaşlar. konuşuyorlar, teklif ediyorlar, “para da toplayalım” [diyorlar]. hatta duvara “marko paşa siyasi mizah gazetesi yakında çıkıyor” diye yazılar asıldı, duyuru şeklinde. o günkü koşullara göre iyi sayılan bir para da toparlandı …
esasen başlarına gelecekleri bildikleri içinde ''hakkınızı helal edin dostlar'' rutinine şakalar köşesinde yer verdiler.
sefere mi çıkıyorum böyle? hayır. savaşa mı böyle gidişim? hayır. azrail mi bekliyor baş ucumda? hayır. intihara mı karar verdim yoksa? hayır. ya ne? marko paşa nam bir ceride (gazete) çıkarmış bir fıkracık istediler abdi acizden. evvel allah sonra matbuat kanununa sığındım. ne olur ne olmaz! dostlar, komşular ve hanem halkı şişede durduğu gibi durmaz kafir; cepte durduğu gibi durmaz kalem. helal edin hakkınızı, sayei kanunu matbuatta fıkra yazmaya gidiyorum.
derginin dağıtımında pek çok zorlukla karşılaşırlar. fazıl ünverdi'nin bayisi ile anlaşmalarına rağmen, bayi dağıtımı yapmaz. hal böyle olunca daha sıradan bir bayi olan ''kambur hüseyin''in yolunu tutarlar. dergi peynir ekmek gibi satılır. 22 sayı çıktıktan sonra çeşitli engellemelerle karşılaşırlar. bunun üzerine merhum paşa olarak basarlar dergiyi ve kovuşturmayı yerler. bu sefer malum paşa çıkar. malumun ilanı olmuştur. tak soruşturmayı yerler. markopaşa'ya geri dönülür ama yine adliyenin yolunu tutarlar. en sonunda da soruşturmalara ve kapatmalara tepki olarak, ''marko paşa'nın fevkalade hıyar sayısı'' çıkar;
ne yazsak markopaşa’yı toplatıyorlar. onbeş sayı çıkabilen gazetemizin yedi sayısını toplattılar. biz de, zülf-i yare dokunmayalım, güneşe karşı su döküp de çarpılmayalım, evliya-i ümuru incitip fincancı katırlarını ürkütmeyelim diye suya sabuna dokunmadan, havadan sudan yazılar yazmaya karar verdik. bundan sonra gazetemizin her sayısını, meyva ve sebzelerin övgülerine ayıracağız. şimdiye dek gazetemizi, içişleri bakan!ığı ve adalet bakanlığı toplattırdı; bakalım, bu kez de tarım bakanlığı toplatacak mı? gazetemizin bu sayısı, hıyar özel sayıdır. baştan sona dek, hıyarın ve hıyarların övgüsünü bulacaksınız. memleketimizin hıyarlarını incitmemek için, onların bile aleyhinde bulunmayacağız.
hıyar ve hıyarların methiyesi
hıyarın demokratlar meyve, halk partililer de sebze olduğunu iddia ederek havayı bulandırıyorlar. hıyarın ne olduğunun anlaşılması için 4 kişilik bir heyet langa bostanı'na, 500 heyet de yabancı memleketlere inceleme için gönderilecektir. ancak milli eğitim bakanlığı'nın bir kısım bilginleri de hıyara, 'salatalık' denilmesini istemektedir. bu konuda ilmi bir komisyon çalışmalara başlamıştır. dış memleketten ithal edilen hıyarları, ticaret bakanlığı c. s. köküiçerde eğri olduğu için beğenmemiştir.’
aziz nesinin memleketimizin hıyarlarına yazdığı o ca(ğ)nım ''hıyara methiye'' şiiri
taze endamınla sen pek dilşikarsın ey hıyar!
lezzetin inkar olunmaz hüşikarsın ey hıyar!
eylemiş tetvic tabiat re’sini efsür ile,
bağ-ı sebztanda tahtın tacıdarsın ey hıyar!
öyle dimdik bir şekil vermiş tabiat cismine,
sanki zal-i-zi-şeöaar-ı sebzezarsın ey hıyar!
bendeler mümkün müdür olmazsa meclub didene.
çünkü sen hazm-ı teama bir medarsın ey hıyar!
kadrini takdir ederler cümle şaklaban bile,
bezm-i nüşanın demişler cilvekarsın ey hıyarl
her ne yazsam sen kızarsın her sözüm olmuş günah,
bilmeyenler zannederler iktidarsın ey hıyar!
ve şiirin yayımlanmasından hemen sonra dergi yine toplatılır.
markopaşa'nın tarihi kapatmaların ve toplatılmaların tarihidir. türkiye'de siyasi mizah denen nanenin ne kadar zor yapıldığının ispatıdır.
sabahattin ali, aziz nesin, rıfat ılgaz ve mim uykusuzu bu mücadelelerinden ötürü saygı ile yad etmek lazım.
devamını gör...
the green mile
namı diğer yeşil yol. 1999 yapımı bir hollywood filmi. stephen king'in romanından uyarlanmıştır. yönetmeni ve senaristi frank darabont'tur. en iyi film akademi ödülü, en iyi yardımcı erkek oyuncu akademi ödülü, en iyi uyarlama senaryo akademi ödülü ve en iyi özgün müzik akademi ödülü'ne aday gösterilmiştir. başrollerini tom hanks ve micheal clarke duncan oynamıştır.
john coffey'nin "kahve gibi ama yazılışı farklı" diyerek kendini tanıtması unutulmayandır.
izleyin, izlettirin.
john coffey'nin "kahve gibi ama yazılışı farklı" diyerek kendini tanıtması unutulmayandır.
izleyin, izlettirin.
devamını gör...
yazarların doğduğu sene gerçekleşmiş önemli olaylar
sözlüğün dede, nine kaynadığını öğrendiğim başlık. siz diye veya nickiyle hitap ediyordum herkese ama dedecim, amcacım, teyzecim daha mantıklı artık.
devamını gör...
covid-19’u 30 saniyede tedavi eden ilacın müjdesi
ercüment ve oytun'u sahneye davet ediyoruz...
devamını gör...
kokusu yaşam sevincini artıran şeyler
egzoz kokusu seven yok mu? benzin, tiner?
ne masum şeyler kokluyorsunuz siz ya.
ne masum şeyler kokluyorsunuz siz ya.
devamını gör...
annenin evlilikle ilgili laf dokundurması
dokundurma değildir o, resmen sokmadır.
devamını gör...
beşiktaşlı sözlük yazarları
futbolla pek alakam yoktur ama çocukluğumdan beri beşiktaş gözüme hep ayrı bir güzel gelmiştir.
devamını gör...
kaldırımda karşıdan gelen insanla sağ sol oynamak
yüz yüze gelip kitlenme durumlarında başlayan ve çiftleşme danslarına benzeyen ritüel.
senkronize olup, aynı anda, aynı yönlere hamle yaparak iyice işin içinden çıkılmaz hale geldiği görülmüştür. rekorum, 4 kere aynı yöne hamle yapmaktır. en sonunda "sen bi sabit dur istersen" diyerek kurtulabilmiştim.
senkronize olup, aynı anda, aynı yönlere hamle yaparak iyice işin içinden çıkılmaz hale geldiği görülmüştür. rekorum, 4 kere aynı yöne hamle yapmaktır. en sonunda "sen bi sabit dur istersen" diyerek kurtulabilmiştim.
devamını gör...
