#1376674 zeki faik izer'in yaptığı 'inkilap yolunda tablosu kendi döneminden bugüne değin uzanan bir tartışmanın konusu olmuştur. delacroix'in 'halka yol gösteren özgürlük' tablosu üzerinden sanatta taklit ve kopyacılık tartışması yaratmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
zeki faik kendi sanatında birçok defa cezanne, ingres, delacroix ve matisse'den etkilendiğini söylesede bu suçlamaları durduramaz. bunun üzerine izer: delacroix'e mülhem olmuştum. aslında bu fikri bana heykeltıraş ali hada vermişti. açıktı, oysaki durumumuz der.
izer' i zan altında bırakan bırakan bu tablo daha sonra birçok sanatcı tarafında farklı teknik ve kompozisyonlarda tekrar yorumlanmıştı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ludwig meidner, devrim-barikatlarda çarpışma
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gérard rancinan, metamorfoz ıı – açığa çıkan özgürlük
devamını gör...

buradan
kendini bir mühendis sanan kızımızın beyanı. şu ara da bu moda oldu. yok bu ülke mühendis kaybetti yok şu ülke temizlikçi kazandı, oğlum kimse iplemiyor lan sizi bir anlayın.

edit: 60bin beğeniye kimse iplemiyor demiş birisi, arkadaşlar ben twitter'dan vs bahsetmiyorum. genel olarak mühendis olmuşsunuz olmamışsınız hükümetin pek iplediğini düşünmüyorum.
edit 2: sosyal medya zaten sabah akşam bu ülkeden kaçmanın yollarını konuşuyor. kusura bakmayın ama biz bu kafayla daha çook kötüye gideriz.

azeri kardeşimizden gelen bir yorum. kahkaha attırdı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

doğduğum ülkeyi.
devamını gör...

yatırım danışmanlığı diye bir hizmetten haberi olmayan 188 yıldır ayakta kalan ancak kepenk kapatan tarihi bir gıda işletmesi. batı'da olsa şimdi starbucks gibi bir zincirdi. bizim millet neden vizyonsuz ya?

haktanır pide salonu fotoğraflarına baktığımda 188 yıldır ayakta kalmasının allahın bir mucizesi olduğunu düşünüyorum:
- müşterilere pide servisini paket kağıdı üzerinde yapıyorlar ve yanına ahşap saplı ekmek bıçağı veriyorlar. ahşap saplı mutfak ürünlerine böyle her gelen müşteri dokunmamalı. biye bütün gıda işletmelerinde paslanmaz çelik bıçaklar kullanılıyor? limon suyu ise plastik ambalajında masada duruyor. tuzluk ve şekerlik dandik şeffaf plastikten.
- işletmede gıda güvenliği diye bişey yok. pide iç harçları üstü açık şekilde gişedeki rafta duruyor. yumurtalar ise yine direk güneş ışığına maruz bırakılmış. çalışanlar bone ve eldiven takmıyor. bir gıdaya lezzetini veren şey el kiri ve alın teri değildir herhalde.
- işletmede iş güvenliği diye bişey de yok. fırın çalışanını hapsetmişler hem gişeye hem fırına bakıyor. üstelik rahatça oturabileceği bir sandalye de yok. bunu üç harfli marketler de yapıyor. kasiyerlerini gün boyunca ayakta tutuyorlar.
- işletme 188 yıldır para akışı sağlıyor ama tuvaletine milyoncudan alınan dandik plastik çöp kutusu koyulmuş. vitrifiye rezalet. izmir gibi sanatın yüceltildiği bir kentte bu kadar rezil bir işletme ayakta kalmasın zaten.
- işletmenin sokağa bakan 'gişesi' sokağın siluetine uymuyor. çünkü dış mekan fayans kaplanmış. depozitolu şişeler kapının önünde biriktiriliyor. hem kaldırımı işgal ediyorlar, hem o iğrenç kırmızı plastik kasalar (kola şişeleri için) sokağın siluetini bozuyorlar. depozitolu şişelerim çalınır mı diye korkuları da yok. muhtemelen işletme sırf bu depozitolu şişelerden çok para kaybetmiştir.
- işletmenin yanında iğrenç plastik ürünler satan (muhtemelen hepsi sağlıksız plastik) milyoncu var. bir gıda işletmesinin yanında kanserojen plastik ürünler satan bir başka işletme olmamalıdır.
platik konusuna neden bu kadar takıntılıyım; bisfenol a (bpa) ve ftalat

neyse ya çok sinirlendim bu cehalet karşısında. en iyisi ben size italya'da tarihi napoli pizzacısını ve türkiye'de tarihi haktanır pidecisini direk gösteriyim:

tarihi haktanır pide 1
tarihi haktanır pide 2

tarihi napoliten pizza

karşılaştırma:
1. işletmeye tarihi statü kazandıran fırına bakın. çevresi akdeniz sanatını yansıtacak şekilde mavi-beyaz seramik karolarla süslenmiş. fırının üzerindeki kabartmada işletmenin marka adı yazıyor. eminim fırını yapan ustanın da adına sahip çıkılmıştır. fırının girişi oldukça dar. bu ısı kaybını önlemek için akıllıca düşünülmüş. oysa tarihi haktanır pide işletmesinde fırın girişi çok geniş. sırf bu yüzden pide ve ekmek pişirmek için daha fazla enerji tüketmeleri gerekiyor.
2. mutfakta mermer tezgah kullanılmış. bu daha sağlıklı. tarihi haktanır pide işletmesinde oldukça eski ve rengini kaybetmiş cilasız ahşap platform mutfak olarak kullanılıyordu. iç harçları oda sıcaklığında üstü açı kve sağlıksız şekilde muhafaza ediliyordu. tarihi napoliten pizza işletmesinde fırın küreği bile çelikten. nostalji olsun diye ahşap tekne ve kürek kullanılmamış. çünkü avrupa'da halk sağlığı önce gelir.
3. tarihi napoliten pizza işletmesinde servis akdeniz havasında mavi beyaz seramik tabaklarda yapılıyor. müşterilere cam bardakta kola, bira, meyve suyu ggibi içecekler sunuluyor ve paslanmaz çelik servis takımı kullanılıyor. tarihi haktanır pide işletmesi bunların hiçbirini yapmıyor. müşterilerine insan gibi davranmıyor. satın alın, yiyin ve defolun gidin diyor. burada zaman geçirmeyin, buraya bağlanmayın sadece satın alın ve gidin diyor.
4. tarihi napoliten pizza işletmesinin yemek salonu aydınlık, havadar ve akdeniz mimarisine uygun. tarihi haktanır pide işletmesinin yemek salonu basık, aydınlatma floresan lambalarla sağlıksız beyaz ışıkla yapılıyor. hiç bir mimari estetik unsuru yok.
5. tarihi napoliten pizza işletmesinin bir marka yüzü var. işletme sahibi şık giyimli ve müşterilerle bağ kuruyor. tarihi haktanır pide işletmesinin marka yüzü yok. röportaj yaptıkları adam genç ve dinamik değil. giyim tarzı yok. tipik islamcı işte.
6. tarihi napoliten pizza işletmesi galiba 8-10 kişiyi istihdam ediyor. tarihi haktanır pide işletmesi ise 3-5 kişiyi istihdam edebiliyor. yani mesleği gelecek nesillere aktarma şansı çok düşük. nasıl 188 yıl ayakta kalmış diye şaşırmayın, ortada bir kültür birikimi yok sadece bir isim var.
7. tarihi napoliten pizza işletmesi nostaljik havayı yemek salonunda ve sunduğu üründe korumaya çalışıyor, mutfakta değil. bu yüzden daha teknolojik bir fırın kullanıyor. haktanır pide işletmesinin böyle bir gayesi yoık. fırın çatlayana kadar o fırını kullanacaklardı.
8. tarihi napoliten pizza işletmesinin bir mutfak şefi ve ekibi var. tarihi haktanır pide işletmesinde fırından sorumlu amca aynı zamanda gişede satış yapıyor. hem ekmeklere-pidelere dokunuyor hem paralara.
9. off sıkıldım. daha çok şey sayabilirim ama biraz da siz bulun. kendi ülkemin insanını yargılamaya bayılmıyorum ama rezilliğiniz ortada. eleştirince mağdur oluyorsunuz oy topluyorsunuz.

özeleştiri: sokağın siluetinden bahsetmişim ama mekan izmir kemeraltı'nda yer alıyor. siluet miluet yok bam bam bam
devamını gör...

elizabeth noelle neumann'ın 1974 yılında oluşturduğu, toplumun baskın görüş karşısında susma ve tepkisizleşme durumunu açıklayan kitle iletişim modelidir.

bir toplumda ya da herhangi bir grupta farklı düşünen insanlar, aynı görüşe sahip çoğunluğa karşı ötekileştirilme, dışlanma ve baskı görme korkusu ile susar ve tepkisizleşir.

insanın bu doğası kitle iletişim araçları ile manüpile edilebilmektedir. empoze edilmeye çalışılan görüş çoğunluğun hakim görüşü olmasa bile kitle iletişim araçları kullanılarak yapılan algı yönetimi ile genel kanıymış gibi dayatıldığında toplumda suskunluk sarmalı yaratılabilir. nazi almanyasına giden süreç bu duruma sıkça örnek olarak verilse de başka örnekler de verilebilir. düşünün bakalım uzağımızda da değil.
kaynak
devamını gör...

hadi sevgili yazarlar boş geçmeyelim.*
devamını gör...

acı yeşil biber ile yapılan patates salatasının ardından revani yemektir. tabi yanında çay.
çay demiş miydim, çay önemli.
devamını gör...

bilim olmadığını idda edenlerin psikolojileri merak edilir
devamını gör...

lisedeyken çok sıkıcı bir yaşantım olduğunu düşünürdüm, aslında hiç de sıkıcı değilmiş, hatta hayatımın en güzel yıllarıymış.
nöbetçi olmak çok zevkliydi mesela, en yakın arkadaşımla nöbetçi masasında sabahtan akşama kadar muhabbet etmek muhteşem bi şeydi. tabi müdür yardımcısı şeref hoca bizi hamal gibi kullanırdı o ayrı, sonra gönlümüzü almak için nescafe ve caramio ısmarlardı.

sürekli okuldan kaçmak gibi bi çaba içerisindeydim, aklım fikrim eve gitmekti. diyorum ya çok sıkıcı bulurdum her şeyi. bir keresinde bu girişimimiz müdür yardımcısının bizi kıstırması nedeniyle başarısız oldu, tüm okul pencereye çıkıp haaaa nasıl da kaçamadı salaklar diye bizimle dalga geçiyordu.

babam okuldaki çoğu hoca ile kankaydı, hatta fizikçimiz babamın askerlik arkadaşıydı. köyden gelen meyveleri götürürdüm onlara. arkadaşlarım bi gün beni kocaman bir karpuzla servisten inerken görmüşler, ufak tefek de bir tipim, suratım gözükmüyormuş karpuzdan. çok komik görünüyor olsam gerek, bunu anlatırken çok gülüyorlar.

en yakın arkadaşım kitap çıkarmıştı, imza günü düzenlemiştik. o millete imza dağıtırken biz de arkada menajerlik yapıyorduk tripli tripli. kendimizi aşırı bi sorumluluk sahibi hissediyorduk, keşke o hallerimizi uzaktan izleyebilsem. ne gülerim..

ha bir de kantinci bir teyze vardı, her teneffüs ürünlerin fiyatını değiştirirdi. unuttukça sallıyordu, ben de onunla hep kavga ederdim teyze uyduruyorsun hep daha demin şu fiyattı derdim, beni onu kandırmakla suçlardı garibim.

aaa en güzelini unuttum. bir doğum günümü dışarıdaki çardaklarda kutlamıştık. bizim dönemden 20-30 kız toplanmış bana sürpriz yapmıştı. hatta fındık kıran şarkısını bana göre uyarlamışlardı, biri gitar çalarken diğer ezberleyenler ise şarkıyı söylüyordu. şaşkın şaşkın bakakalmıştım sürprize.

güzel anılardı, hatırladığımda her biri yüzümde kocaman bir tebessüm oluştuyor.
devamını gör...

adı, tiger ve lion kelimelerinden türetilmiştir, türkçesi aklandır.
erkek kaplan ve dişi aslanın çiftleştirilmesiyle dünyaya gelen melez yırtıcı hayvandır. ters melezi olan ligerlere göre daha küçük yapılıdırlar. bunun sebebi kedigillerde büyüklük faktörlerinin anneye bağlı olmasıdır. aslanlar kaplanlardan biraz daha ufak yapıda oldukları için bu melezlerden liger tigona göre daha iridir. dişi aslanların cinsel çekici olarak algıladıkları yele, erkek kaplanlarda olmadığı için dişi aslanlar, erkek kaplanlara karşı cinsel çekim duymazlar, bundan dolayı tigonlara daha az rastlanmaktadır.
devamını gör...

çöp kutusu çevresinde dedikodu yapmayı sevenler fan kılap.
devamını gör...

(...)heeeey!
ne duruyorsun be, at kendini denize.
geride bekleyenin varmış, aldırma;
görmüyor musun, her yanda hürriyet;
yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
git gidebildiğin yere.
orhan veli- hürriyet
devamını gör...

paltosunun cebinde hep bir şeylerin üstünden kalma bozuk paralarıyla bilinen, fakirliğiyle yürekleri dağlayan dostoyevski romanı karakteri.
devamını gör...

evlenen kişilerin birbirini sevmesidir. gerisi pek de önemli değildir efenim.
devamını gör...

+ hocam biz arkadaşlarla eylem yapacağız, izin almak istiyoruz.
- ne eylemi bu? haklı taraf mısınız siz?
+ evet hocam.
- eyleme sizin gibi haklı olmayanlar da katılacak mı?
+ nasıl yani?
- lgbt, hdp filan.
+ hayır hocam.
- iyi o zama yarın sabah arka bahçede yarım saat yapın, dağılın. yerlere de çöp atmayın. sessiz olun.
+ sağolun hocam.
devamını gör...

rehin alınan görevliyi tutuklamasalar iyi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
rehin alan, il binasını yakan silahlı saldırgana gösterilen şefkat
edit: saldırgan, rehin aldığı partinin üyesi deniz poyraz’ı öldürmüş.
edit: ayrıca bu hdp binasının önüne polis çadır kurmuş. binaya girenleri tespit etmek, takip etmek için. ama ne hikmetse saldırgan elini kolunu sallaya sallaya girmiş. hiç şaşırtmadılar. katilsiniz
devamını gör...

rainbow isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

zeminden daha yüksekte kalan yerler için kullanılan bir kelimedir. daha çok konser, tiyatro salonları gibi yerlerde kullanılır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
acaba niye gidemiyoruz?
yolların alt yazısı olsa keşke.
devamını gör...

son sezonunu an itibarıyla bitirdiğim dizidir.

çok güzeldi ya, çiçek gibi dizi. gerçekten ilk sezonundan itibaren severek, üzülerek, duygulanarak, tebessüm ederek izliyorum. ricky gervais gerçekten büyük bir iş çıkarıyor. hem komedi hem dram bir iş yapmak hem de bu seviyelerde başarılı bir iş yapmak saygıyı hak ediyor.

bu diziyi başarılı yapan bir kaç sebep var bunlara değinmek istiyorum. gerçekten ricky gervais bu diziyi hissetmemiz için yazmış ve tabii yapımcılığını üstlenmiş.

dizide herkes hayatından parçalar bulabiliyor. sen, ben, o fark etmez bu olayları yaşıyor. hislerimize ortak olan bir iş after life. yeri geliyor üzüyor yeri geliyor güldürüyor aynı hayat gibi. umut aşılıyor ve yaşamamız için sebepler gösteriyor. bunu tony karakteri üzerinden nefis şekilde aktarıyor.
dizide her karakter ayrı ayrı işleniyor, hepsi birbirinden farklı ve ortak dertler taşıyorlar. toplumda gördüğümüz insanlar onlar, onların iç dünyasını görüyoruz. kimisi kendini çirkin hissediyor kimisi kendini yalnız hissediyor.
müzikler, sahneler, diyaloglar zekice aktarılıyor. özellikle geniş açı çekimleri ve müzikleri 3.sezonda çok başarılı buldum. *

yine harika ve usul usul yürüyen bir sezondu. * özellikle son bölüm çok duygulandırdı. izlemeyen herkese şiddetle tavsiye ederim.


dizide geçen bir şiiri eklemek istiyorum, spoiler olur mu bilemedim o yüzden spoiler kısmına koyuyorum. ayrıca arkadaşı üstüne resim çizilmiş limonu kesince tony'nin suratında oluşan o ifade. işte oyunculuk budur lan.

sakın gelip mezarımın başında ağlama
orada yokum ben, değilim uykuda
benim o esen şiddetli rüzgar
elmas tanesi gibi parlayan kar
başak tanesine vuran güneşim ben
o sakin yağmurum, sonbaharı süsleyen
uyandığında sabahın sessizliğinde
benim, o gücü veren bedenine
benim o sessizce çember çizen kuşlar
geceleri şefkatle parlayan yıldızlar
gelme mezarımın başına ağlamaya
orada değilim ben
hayattayım, hayatta


devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim