bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
bu gece olacak yayında ben de varım dostlar. sesimi duyup bana meftun olacağınıza eminim (!). şimdiden keyifli dinlemeler, bekleyin beniii. *
ayrıca yayına daha saatler var ama 23 nisanda şiir okuyacak ilkokul çocukları gibi heyecanlıyım.
ayrıca yayına daha saatler var ama 23 nisanda şiir okuyacak ilkokul çocukları gibi heyecanlıyım.
devamını gör...
bir abinizin normal sözlük gözlemleri
42' lik bir ağabeyiniz olarak sonuna kadar katıldığım gözlemlerdir.
şimdi diyeceksiniz ki, ulan 42 yaşına gelmişsin, burada ne işin var? ne yapayım, bir çok akranım gibi yanlarım ağrıyarak survivor mı izleyeyim, eşim kahvaltı bıçağının ucunda soyulmuş elma, portakal dilimleri verirken bana ? evden çalışıyorum, bilgisayar hayatımın parçası. arada sırada da açıp bakıyorum, ne olmuş ne bitmiş diye. sonra bakıyorum ki tanımdan ziyade , 5. sınıf durum komedisi başlıklıarı falan... geldik, sevdik, beğendik. sonu benzemez umarım diğer sözlüklere...
şimdi diyeceksiniz ki, ulan 42 yaşına gelmişsin, burada ne işin var? ne yapayım, bir çok akranım gibi yanlarım ağrıyarak survivor mı izleyeyim, eşim kahvaltı bıçağının ucunda soyulmuş elma, portakal dilimleri verirken bana ? evden çalışıyorum, bilgisayar hayatımın parçası. arada sırada da açıp bakıyorum, ne olmuş ne bitmiş diye. sonra bakıyorum ki tanımdan ziyade , 5. sınıf durum komedisi başlıklıarı falan... geldik, sevdik, beğendik. sonu benzemez umarım diğer sözlüklere...
devamını gör...
optik
şimdi efenim david hockney diye bir ressam var ..bu adam pop-art resimlere önemli katkıları olmuş bir adamdır.... 20. yy'ın en etkin ressamlarındandır ..
bu ressam arkadaşımız california'da ki evinde güneşlenmeyi ve yüzmeyi çok sever...bu nedenle özellikle havuz temalı, su altında süzülen nesneler, optik etkileri resmetmeye bayılır... özellikle havuz temalılara dikkat etmeniz açısından ''
''
bu arkadaş ışığı, yarattığı kırınım ve efektleri o kadar iyi gözlemlemiş ki; 15 yy dan beri bazı ünlü ressamların eserlerini yaratırken merceklerden yararlanmış olduğunu ileri sürüyor...
bazı basit optik aletlerle bir manzara, tuval üzerine düşürülebiliniyor, ressamda üstünden geçebiliyordu. hockney'e göre; ingres ve caravaggio gibi bazı büyük ressamların dahil olduğu grup, bu optik hilelere başvurmuştu...
geride bazı geometrik izler bırakmışlardı.
bu izlerle ilgili bilgi optikte uzman olan charles falco ile birlikte çalışarak temellendirdiği 'secret knowledge: rediscovering the lost techniques of the old masters' adlı kitapta bu izlere değiniyor ve önemli ressamların 'sanatsal teknik ve becerinin' gelişiminden ziyade , camera obscura , camera lucida ve kavisli aynalar gibi optik aletlerden destek alarak bu resimleri yaptığını ileri sürüyordu
efenim bu olay büyük tartışmalara sebep oldu...
detaylı kaynak bilgi için: en.wikipedia.org/wiki/Hockn...
bu ressam arkadaşımız california'da ki evinde güneşlenmeyi ve yüzmeyi çok sever...bu nedenle özellikle havuz temalı, su altında süzülen nesneler, optik etkileri resmetmeye bayılır... özellikle havuz temalılara dikkat etmeniz açısından ''
''bu arkadaş ışığı, yarattığı kırınım ve efektleri o kadar iyi gözlemlemiş ki; 15 yy dan beri bazı ünlü ressamların eserlerini yaratırken merceklerden yararlanmış olduğunu ileri sürüyor...
bazı basit optik aletlerle bir manzara, tuval üzerine düşürülebiliniyor, ressamda üstünden geçebiliyordu. hockney'e göre; ingres ve caravaggio gibi bazı büyük ressamların dahil olduğu grup, bu optik hilelere başvurmuştu...
geride bazı geometrik izler bırakmışlardı.
bu izlerle ilgili bilgi optikte uzman olan charles falco ile birlikte çalışarak temellendirdiği 'secret knowledge: rediscovering the lost techniques of the old masters' adlı kitapta bu izlere değiniyor ve önemli ressamların 'sanatsal teknik ve becerinin' gelişiminden ziyade , camera obscura , camera lucida ve kavisli aynalar gibi optik aletlerden destek alarak bu resimleri yaptığını ileri sürüyordu
efenim bu olay büyük tartışmalara sebep oldu...
detaylı kaynak bilgi için: en.wikipedia.org/wiki/Hockn...
devamını gör...
sistemik lupus eritematozus
jakstat ukdesidir.
deri, bağ doku ve bir çok organı tutan, nedeni henüz bilinmeyen sistemik, kronik, otoimmün, inflamatuar bir bağ dokusu hastalığıdır. sle’de temel patolojinin otoantikorlar, immünkompleksler ve t lenfositler tarafından oluşturulan doku hasarı olduğu düşünülmektedir. b lenfositlerde hiperaktivasyon, t lenfositlerde sayıca azalma, alt grup oranlarında değişme (cd4/cd8) ve fonksiyonlarında bozulma söz konusudur. sle’de yapılan genetik çalışmalar, bu hastalığın kalıtımsal bir hastalık olduğunu ve en az 3-4 genin kalıtımda rol oynadığını göstermiştir. hastalık monozigot ikizlerde ve kardeşler arasında benzer sıklıkta görülmektedir. uv ışınları, besinler, ilaçlar ve enfeksiyonel ajanlar (virüsler) gibi çevresel faktörlerin ise hastalık patogenezinde otoantikor gelişmesi ve hücre ölümüne yol açarak katkıda bulundukları düşünülmektedir. östrojenin, antikor yanıtını arttırdığı, testosteronun ise azalttığı bilinmektedir. bu da hastalığın kadınlarda daha sık görülmesinin bir sebebi olarak düşünülebilir.
tedavi klinik bulgulara göre yapılır. klinik bulgular da ciddi organ tutulumlu ve ılımlı seyreden hastalık olarak iki gruba ayrılır. ağır ve multiorgan tutulumlu vakalarda birden çok ilaç ve agresif tedavi rejimi uygulanır. hastalığın kendisi ve tedavide kullanılan nsaii, antimalaryal, steroid, sitotoksikilaçlar ve diğer ilaçlar besin ögesi gereksinimini, metabolizmasını ve atımını etkilemektedir.
diyet tedavisi: günümüzde sle’ye yönelik özel bir beslenme tedavisi bulunmamaktadır. diyetin özelliği, bireysel gereksinimlere göre belirlenmesidir. tedavide öncelikli olarak hastalığın sekelleri ve kullanılan ilaçların oluşturduğu organ disfonksiyonları ile besin ögesi metabolizmasının dikkate alınması gerekir.
deri, bağ doku ve bir çok organı tutan, nedeni henüz bilinmeyen sistemik, kronik, otoimmün, inflamatuar bir bağ dokusu hastalığıdır. sle’de temel patolojinin otoantikorlar, immünkompleksler ve t lenfositler tarafından oluşturulan doku hasarı olduğu düşünülmektedir. b lenfositlerde hiperaktivasyon, t lenfositlerde sayıca azalma, alt grup oranlarında değişme (cd4/cd8) ve fonksiyonlarında bozulma söz konusudur. sle’de yapılan genetik çalışmalar, bu hastalığın kalıtımsal bir hastalık olduğunu ve en az 3-4 genin kalıtımda rol oynadığını göstermiştir. hastalık monozigot ikizlerde ve kardeşler arasında benzer sıklıkta görülmektedir. uv ışınları, besinler, ilaçlar ve enfeksiyonel ajanlar (virüsler) gibi çevresel faktörlerin ise hastalık patogenezinde otoantikor gelişmesi ve hücre ölümüne yol açarak katkıda bulundukları düşünülmektedir. östrojenin, antikor yanıtını arttırdığı, testosteronun ise azalttığı bilinmektedir. bu da hastalığın kadınlarda daha sık görülmesinin bir sebebi olarak düşünülebilir.
tedavi klinik bulgulara göre yapılır. klinik bulgular da ciddi organ tutulumlu ve ılımlı seyreden hastalık olarak iki gruba ayrılır. ağır ve multiorgan tutulumlu vakalarda birden çok ilaç ve agresif tedavi rejimi uygulanır. hastalığın kendisi ve tedavide kullanılan nsaii, antimalaryal, steroid, sitotoksikilaçlar ve diğer ilaçlar besin ögesi gereksinimini, metabolizmasını ve atımını etkilemektedir.
diyet tedavisi: günümüzde sle’ye yönelik özel bir beslenme tedavisi bulunmamaktadır. diyetin özelliği, bireysel gereksinimlere göre belirlenmesidir. tedavide öncelikli olarak hastalığın sekelleri ve kullanılan ilaçların oluşturduğu organ disfonksiyonları ile besin ögesi metabolizmasının dikkate alınması gerekir.
devamını gör...
ferdinand
cesur olmak neyi gerektirir?
cesur olmak neydi?
cesur olmak korkusuzca öne atılmayı gerektirirken büyük fedakarlıklar yapmayı da gerektirir.
cesur olmak dövüşmek değildi.
cesur olmak birine zarar vermek değildi, yıkıp parçalamak da değildi.
çünkü cesur olmak; daha önce yapılmasından korkulduğu veya yapılmayan ama yapılması gereken bir şeyi zor da olsa üstesinden gelerek pes etmeyip yapmaktı.
öyle değil mi ferdinand
...
t:ferdinand 2017 amerikan yapımı bir animasyon filmidir.
filmi izlemeyip bilgi sahibi olmak isteyenler için kısa özet;
boğa ferdinand bir çiftlikte yetişmekteydi .dövüş benzeri şeyler kendisine pek güzel gelmeyen türdendi.
küçükken çiftlikten kaçar ve kendisi gibi küçük bir dost edinir . küçük dostuyla beraber tarlada yaşar büyür ve gelişir.
esasında vahşi ve saldırgan olmayan ferdinand ,dışardan pek de görüldüğü gibi biri değildi. aksine yumuşak ruhlu ,duygusal ve çok sevimli biriydi. ferdinandın yaptığı yanlış bir hareketten dolayı onu küçük dostundan uzaklaştırılarak eski çiftliğine gönderilir. orada onu boğa güreşleri için geliştirmeleri gerekiyordu fakat ferdinand bunu yapmak istemiyor ve tarlada çiçek koklamak istiyordu.
ferdinand bu duruma uygunluk sağlamayınca arkadaşları ile beraber kaçar. arkadaşları çiftliğe tekrardan gönderilmesin diye-geri dönen er yada geç ölecektir- kendini feda eder ve yapmak istemediği bir şey -arenaya çıkar-dövüş başlar ancak ferdinand dövüşmez sevimliliği ve masumiyetiyle seyircilerin kalplerine dokunur. seyircilerin desteğiyle beraber ferdinand kurtulur.
-cesur olun yoksa esaretliğe mahkum olursunuz-
cesur olmak neydi?
cesur olmak korkusuzca öne atılmayı gerektirirken büyük fedakarlıklar yapmayı da gerektirir.
cesur olmak dövüşmek değildi.
cesur olmak birine zarar vermek değildi, yıkıp parçalamak da değildi.
çünkü cesur olmak; daha önce yapılmasından korkulduğu veya yapılmayan ama yapılması gereken bir şeyi zor da olsa üstesinden gelerek pes etmeyip yapmaktı.
öyle değil mi ferdinand
...
t:ferdinand 2017 amerikan yapımı bir animasyon filmidir.
filmi izlemeyip bilgi sahibi olmak isteyenler için kısa özet;
boğa ferdinand bir çiftlikte yetişmekteydi .dövüş benzeri şeyler kendisine pek güzel gelmeyen türdendi.
küçükken çiftlikten kaçar ve kendisi gibi küçük bir dost edinir . küçük dostuyla beraber tarlada yaşar büyür ve gelişir.
esasında vahşi ve saldırgan olmayan ferdinand ,dışardan pek de görüldüğü gibi biri değildi. aksine yumuşak ruhlu ,duygusal ve çok sevimli biriydi. ferdinandın yaptığı yanlış bir hareketten dolayı onu küçük dostundan uzaklaştırılarak eski çiftliğine gönderilir. orada onu boğa güreşleri için geliştirmeleri gerekiyordu fakat ferdinand bunu yapmak istemiyor ve tarlada çiçek koklamak istiyordu.
ferdinand bu duruma uygunluk sağlamayınca arkadaşları ile beraber kaçar. arkadaşları çiftliğe tekrardan gönderilmesin diye-geri dönen er yada geç ölecektir- kendini feda eder ve yapmak istemediği bir şey -arenaya çıkar-dövüş başlar ancak ferdinand dövüşmez sevimliliği ve masumiyetiyle seyircilerin kalplerine dokunur. seyircilerin desteğiyle beraber ferdinand kurtulur.
-cesur olun yoksa esaretliğe mahkum olursunuz-
devamını gör...
sınav haftası
sınav haftası yoktur. sınavdan bir gün öncesi vardır. benim gibi ögrenciler daha iyi bilir.
(bkz: tembel)
(bkz: tembel)
devamını gör...
kahvaltıda portakal suyu içmek
çaya ağız kıvıran sonradan görme eylemi. anası babası anneannesi babannesi de portakal suyu mu içiyormuş kahvaltıda diye sormak lazım. eğer öyle ise neyse diyecek bir şey yok, içsin afiyet olsun.
devamını gör...
sözlüğün ekşimeye başlaması
yaklaşık 1,5 aylık kafa sözlük geçmişime dayanarak ben de birkaç şey söylemek isterim bu konuda her ne kadar üzerime vazife olmasa da.
öncelikle sözlüğün eski halini bilmiyorum, eski yazarlar nasıldı, neler yazarlardı, nasıl katkı sunarlardı bir fikrim yok. geldiğim günden bu güne kadar gördüğüm kısma sözlüğün ekşimeye başlaması diyorsak eğer ben şikayetçi değilim.
neden değilim?
kendi adıma konuşmam gerekirse kafa sözlük formatı ve kuralları başlığını okuduğumda başlıkta yazan kuralları çiğneyerek herhangi bir tanım yazmadım. görsel ve karikatür kullanarak tanım yazıyor olmam eğer formata aykırıysa, bunu da yapmam çok sorun değil. ancak; derdimin karma puanı kasmak, takipçi sayımı artırmak, tüm bunlarla başımın göğe ermesi gibi bir durumun söz konusu olmadığının bilinmesini isterim.
hayatı sözlük üzerine kurulu insanlar değiliz hiçbirimiz, hepimizin sosyal hayatları, kendisini mutlu eden aktiviteleri eminim vardır. sadece pandeminin etkilerini uzun soluklu hissettiğimiz şu günlerde vaktimizin çoğunu geçirdiğimiz bir yer burası, hepsi bu. hal böyle olunca da buradan gelen bildirimler, takipçiler, karmalar sosyal statümüzü artırmıyor, bizi en mükemmel yazar vs yapmıyor. ben kendimi 3-5 karikatürle ifade ederim, başka biri kaynak göstererek yaptığı bilgi içerikli tanımla, başka biri de trollük yaparak. hiçbirini yadırgamıyorum hepsine sonsuz saygım var. ha bir de, sırf ben karikatür paylaşıyorum diye görünmez olduğunu düşünerek sözlüğü bırakıp giden yazarlarımız varsa da hepinizin huzurunda özür diliyorum kendilerinden.
bu tanımdan sonra karikatür paylaşmayı bırakmayı düşünmüyorum açıkçası. olur da yönetimden biri çıkıp sözlük hesabımı siler ya da kendini bu şekilde ifade etmen formata aykırı der o zaman bırakırım, hem karikatürleri hem de yazmayı. kendimi ifade ediş şeklimin kabul görmediği bir yerde benim de yazıyor olmamın bir anlamı olmaz zira.
tüm bunların sonucunda söylemek istediğim tek şey, yazdığım, paylaştığım tanımlar rahatsızlık veriyorsa rica ediyorum engelleyin ki ne ekşimeye başlayan sözlüğe katkıda bulunan yazarları görün ne de ben rahatsız ettiğimi düşüneyim.
herkesin herkesi kabul ettiği, bol tanımlı, çok yazarlı, güzel günlerde güzel şeyler yazdığımız nice kafa sözlüklü günlere!

ps: paylaştığım karikatürler için dönüş yapıp yüzünün gülümsediğini söyleyen herkes, iyi ki varsınız!
öncelikle sözlüğün eski halini bilmiyorum, eski yazarlar nasıldı, neler yazarlardı, nasıl katkı sunarlardı bir fikrim yok. geldiğim günden bu güne kadar gördüğüm kısma sözlüğün ekşimeye başlaması diyorsak eğer ben şikayetçi değilim.
neden değilim?
kendi adıma konuşmam gerekirse kafa sözlük formatı ve kuralları başlığını okuduğumda başlıkta yazan kuralları çiğneyerek herhangi bir tanım yazmadım. görsel ve karikatür kullanarak tanım yazıyor olmam eğer formata aykırıysa, bunu da yapmam çok sorun değil. ancak; derdimin karma puanı kasmak, takipçi sayımı artırmak, tüm bunlarla başımın göğe ermesi gibi bir durumun söz konusu olmadığının bilinmesini isterim.
hayatı sözlük üzerine kurulu insanlar değiliz hiçbirimiz, hepimizin sosyal hayatları, kendisini mutlu eden aktiviteleri eminim vardır. sadece pandeminin etkilerini uzun soluklu hissettiğimiz şu günlerde vaktimizin çoğunu geçirdiğimiz bir yer burası, hepsi bu. hal böyle olunca da buradan gelen bildirimler, takipçiler, karmalar sosyal statümüzü artırmıyor, bizi en mükemmel yazar vs yapmıyor. ben kendimi 3-5 karikatürle ifade ederim, başka biri kaynak göstererek yaptığı bilgi içerikli tanımla, başka biri de trollük yaparak. hiçbirini yadırgamıyorum hepsine sonsuz saygım var. ha bir de, sırf ben karikatür paylaşıyorum diye görünmez olduğunu düşünerek sözlüğü bırakıp giden yazarlarımız varsa da hepinizin huzurunda özür diliyorum kendilerinden.
bu tanımdan sonra karikatür paylaşmayı bırakmayı düşünmüyorum açıkçası. olur da yönetimden biri çıkıp sözlük hesabımı siler ya da kendini bu şekilde ifade etmen formata aykırı der o zaman bırakırım, hem karikatürleri hem de yazmayı. kendimi ifade ediş şeklimin kabul görmediği bir yerde benim de yazıyor olmamın bir anlamı olmaz zira.
tüm bunların sonucunda söylemek istediğim tek şey, yazdığım, paylaştığım tanımlar rahatsızlık veriyorsa rica ediyorum engelleyin ki ne ekşimeye başlayan sözlüğe katkıda bulunan yazarları görün ne de ben rahatsız ettiğimi düşüneyim.
herkesin herkesi kabul ettiği, bol tanımlı, çok yazarlı, güzel günlerde güzel şeyler yazdığımız nice kafa sözlüklü günlere!

ps: paylaştığım karikatürler için dönüş yapıp yüzünün gülümsediğini söyleyen herkes, iyi ki varsınız!
devamını gör...
eleştiriyi saygı sınırları çerçevesinde yapma gereği
maalesef ülkemizde bunun ortası yok. ya hiç söylemezler söyledilermi de anasını ağlatırlar bişey kalmaz ortada. liselerin litaritüre eleştiri ile alakalı bir ders koymaları gerekiyor.
devamını gör...
sürü psikolojisi
çok tehlikeli bir durumdur.
bir şeyin popülaritesi arttıkça ona olan ilginin de artması olarak tanımlanabilir.
bir şeyin popülaritesi arttıkça ona olan ilginin de artması olarak tanımlanabilir.
devamını gör...
eurovision saati radyo yayını
merhaba sözlük ahalisi,
bir hafta ara verdiğimiz eurovision saati programımıza bu akşam 20.30'da benimle birlikte tekrar merhaba diyelim mi? bu hafta güzel ülkemiz türkiye'yi konuşacağız. yarışma geçmişimizi inceleyeceğiz, ilginç olaylar ve skandallar duyacağız. cevabınız "evet" ise bu akşam 20.30'da radyomuzda buluşalım. gülseren'in de dediği gibi "haydi go!"
program görseli (gif)
bir hafta ara verdiğimiz eurovision saati programımıza bu akşam 20.30'da benimle birlikte tekrar merhaba diyelim mi? bu hafta güzel ülkemiz türkiye'yi konuşacağız. yarışma geçmişimizi inceleyeceğiz, ilginç olaylar ve skandallar duyacağız. cevabınız "evet" ise bu akşam 20.30'da radyomuzda buluşalım. gülseren'in de dediği gibi "haydi go!"
program görseli (gif)
devamını gör...
şiir
kıyısından köşesinden şiire bulaşmış bir insan olarak hakkında yalnız benim için bağlayıcı olacak birkaç cümleyle...
2018 dünya kupasında arjantin fransa’ya 4-3 mağlup olduğunda fransız benjamin pavard sonradan 2018 dünya kupasının en iyi golü seçilecek golü attığında twitterda fransız bir gazeteci golü içeren videoyu alıntılayarak tek bir kelime yazdı: poeme*. bu paylaşım o gün bu gole dair yazılanların içinde beni en çok etkileyen ve dahası insanlar tarafından da en çok beğenilen birkaç twitten biri olmuştu. bu tek cümleyi okuduğumda ben artık şiirin ne olduğuna dair sahici ve mantıklı bir fikre de sahiptim. şiir, bizim anlatmakta güçlük çektiklerimizin karşılığıydı. ne kadar çırpınırsak çırpınalım izahında eksik kaldığımız meseleleri tanımlamakta kullandığımız kaçış yolumuzdu. söz gelimi bizi sahiden etkisi altına alarak içimizde benzersiz hisler uyandıran bir tablonun karşısında dakikalarca durduktan sonra gördüğümüz/hissettiğimiz şeyi açıklamakta zorlanmış, sonra yutkunmuş ve şöyle demiştik: şiir gibi.
örnekleri uzatmanın söze katacağı çok bir şey olmadığı için ben başka bir misal vermeyeceğim. ama hayatımda ne zaman mükemmel, eksiksiz, kusursuz, övgüye değer bir şey gördümse gördüğümü izah etmekte zorlanıp kendimi “şiir gibi” derken buldum. üstelik daima büyüleyici bir güzellik için kullandım bu benzetmeyi. şiirin hakkını vermek için belki de lüzumluydu bu.
ve bana kalırsa şiirin binlerce yıldır durdurak bilmeyen varlığının sebebi de bu. insanoğlu varoldukça hissettiklerini anlatmakta aciz kalacak, aciz kaldıkça şiire başvurmaktan vazgeçmeyecek. şiir en çok aşkı odağına almasıyla aslında bu konuda bir ipucu da veriyor bana kalırsa. anlatmakta en çok güçlük çektiğimiz duygumuz hiç şüphesiz aşk. en çok boyun eğdiğimiz, en çok savunmasız kaldığımız, en çok hataya sürüklendiğimiz hissimiz. şiire en çok konu olan şeyin bizi kıskıvrak yakalayan bu his olması bence tesadüfle açıklanamaz. anlatamadığımız o yüce hissi anlatma çabasıyla daima şiire sığındık. en çok şiire. böylece şiir bütün anlatamadıklarımız içindeki en büyük hissimizin de mihmandarı oldu.
velhasılı o golden* sonra şiir benim için anlatamadıklarımın karşılığı olarak göründü. şiiri bir anlatma çabası olarak kullanmamız ise çok muhtemel insan olmanın içinde barındırdığı binlerce tezatın en cilvelilerinden biri olsa gerek. iyi ki şiir var. hasbelkader anlatabildiklerimiz ve asla anlatamayacaklarımız için.
2018 dünya kupasında arjantin fransa’ya 4-3 mağlup olduğunda fransız benjamin pavard sonradan 2018 dünya kupasının en iyi golü seçilecek golü attığında twitterda fransız bir gazeteci golü içeren videoyu alıntılayarak tek bir kelime yazdı: poeme*. bu paylaşım o gün bu gole dair yazılanların içinde beni en çok etkileyen ve dahası insanlar tarafından da en çok beğenilen birkaç twitten biri olmuştu. bu tek cümleyi okuduğumda ben artık şiirin ne olduğuna dair sahici ve mantıklı bir fikre de sahiptim. şiir, bizim anlatmakta güçlük çektiklerimizin karşılığıydı. ne kadar çırpınırsak çırpınalım izahında eksik kaldığımız meseleleri tanımlamakta kullandığımız kaçış yolumuzdu. söz gelimi bizi sahiden etkisi altına alarak içimizde benzersiz hisler uyandıran bir tablonun karşısında dakikalarca durduktan sonra gördüğümüz/hissettiğimiz şeyi açıklamakta zorlanmış, sonra yutkunmuş ve şöyle demiştik: şiir gibi.
örnekleri uzatmanın söze katacağı çok bir şey olmadığı için ben başka bir misal vermeyeceğim. ama hayatımda ne zaman mükemmel, eksiksiz, kusursuz, övgüye değer bir şey gördümse gördüğümü izah etmekte zorlanıp kendimi “şiir gibi” derken buldum. üstelik daima büyüleyici bir güzellik için kullandım bu benzetmeyi. şiirin hakkını vermek için belki de lüzumluydu bu.
ve bana kalırsa şiirin binlerce yıldır durdurak bilmeyen varlığının sebebi de bu. insanoğlu varoldukça hissettiklerini anlatmakta aciz kalacak, aciz kaldıkça şiire başvurmaktan vazgeçmeyecek. şiir en çok aşkı odağına almasıyla aslında bu konuda bir ipucu da veriyor bana kalırsa. anlatmakta en çok güçlük çektiğimiz duygumuz hiç şüphesiz aşk. en çok boyun eğdiğimiz, en çok savunmasız kaldığımız, en çok hataya sürüklendiğimiz hissimiz. şiire en çok konu olan şeyin bizi kıskıvrak yakalayan bu his olması bence tesadüfle açıklanamaz. anlatamadığımız o yüce hissi anlatma çabasıyla daima şiire sığındık. en çok şiire. böylece şiir bütün anlatamadıklarımız içindeki en büyük hissimizin de mihmandarı oldu.
velhasılı o golden* sonra şiir benim için anlatamadıklarımın karşılığı olarak göründü. şiiri bir anlatma çabası olarak kullanmamız ise çok muhtemel insan olmanın içinde barındırdığı binlerce tezatın en cilvelilerinden biri olsa gerek. iyi ki şiir var. hasbelkader anlatabildiklerimiz ve asla anlatamayacaklarımız için.
devamını gör...
iadeiziyaret
bitişik yazılmasının alametifarikası (bak gene!); farsça ve arapça dil kurallarıyla oluşturulmuş, yani dilimize osmanlıca'dan miras kalmış bütün tamlamaların bitişik yazılmasıdır. mesela gayrimenkul*, kuvayımilliye*, şeyhülislam* vs.
hatta inanır mısınız, selamünaleyküm ve aleykümselam bile bitişik yazılır.
hatta inanır mısınız, selamünaleyküm ve aleykümselam bile bitişik yazılır.
devamını gör...
clytie (yazar)
özlediğim yazar.
bana henüz tarot bakmamış yazar.
beni yiyeceğini söyleyip hala varlığımı sürdürmeme sebep olan yazar.
diyeceğimi dediğim, karşılık beklemediğim, gözlerinde kaybolduğum yazar...
bana henüz tarot bakmamış yazar.
beni yiyeceğini söyleyip hala varlığımı sürdürmeme sebep olan yazar.
diyeceğimi dediğim, karşılık beklemediğim, gözlerinde kaybolduğum yazar...
devamını gör...
geceye ilginç bir bilgi bırak
adolf hitler, lev troçki, tito, sigmund freud ve josef stalin birbirlerinden habersiz bir şekilde 1913 yılında viyana'da bulunmuşlardır.
devamını gör...
muhabbet kuşunun ölmesi
o çaresiz miniği koruyamamış olmanın vicdani yükü hiç gitmiyor omuzlardan. ah hayyam, ah.
devamını gör...
yazarların okuduğu bölümler
lise bitti, hedef istanbul siyasal bilgiler fakültesi diyerek katıldığım başlık.
devamını gör...
sedat peker vs akp'nin imdb'de 1. sıraya yükselmesi
devamını gör...


