neyzen tevfik
katranı kaynatsan olur mu şeker..... diyerek genetiğin önemini farklı bir anlatımla ortaya koymuş bir şairimiz
devamını gör...
anne kız diyalogları
anne, arabayla çok sevgili gün arkadaşının evine bırakılacaktır.
yola çıkılır, yol tarifi şahane olan anne "şimdi sola dönücez" der, sola dönülür. anne bir anda panikler ve bombayı patlatır, "ben o sola demedim diğer sola dedim."
yola çıkılır, yol tarifi şahane olan anne "şimdi sola dönücez" der, sola dönülür. anne bir anda panikler ve bombayı patlatır, "ben o sola demedim diğer sola dedim."
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme. başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.
sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı? hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.
çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru. çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.
ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için... bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.
ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.
sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan. ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.
bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan. gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.
aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer;
aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.
ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi,
bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.
şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
o zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.
bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle. huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.
harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.
isyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil. aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.
mevlana celaleddin rumi- etme
devamını gör...
9 eylül 1922
ingiliz maşası yunan’ın megali idea hayalleriyle anadolu’dan türkleri atmak için 15 mayıs 1919’da işgal ettiği ve ardından kadın çocuk demeden türlü cinayetlerle yakarak ve yıkarak yollarına devam ettiği anadolu’dan ve nihayet izmir’den 9 eylül 1922’de mustafa kemal önderliğindeki kuvayi milliye tarafından denize dökülerek rüyalarından uyandığı tarih.
yunan ordusu 1919’da pasaport’tan karaya çıkarken, izmir metropoliti hrisostomos, "evlatlarım, ne kadar türk kanı içerseniz, o kadar sevaba girersiniz" diyerek, yere kapanmış, ilk ayak basan yunan albayının çizmelerini öpüyordu. 9 eylül’de yüzmeyi öğrendiler.
işgal edildiği gün bir ulusun kurtuluş savaşını başlatan, işgali sona erdiği gün o ulusun kurtuluş savaşı sonlandıran, dünyada bu özelliğe sahip ilk ve tek şehirdir izmir. dağlarında çiçekler açar.
kutlu olsun!
yunan ordusu 1919’da pasaport’tan karaya çıkarken, izmir metropoliti hrisostomos, "evlatlarım, ne kadar türk kanı içerseniz, o kadar sevaba girersiniz" diyerek, yere kapanmış, ilk ayak basan yunan albayının çizmelerini öpüyordu. 9 eylül’de yüzmeyi öğrendiler.
işgal edildiği gün bir ulusun kurtuluş savaşını başlatan, işgali sona erdiği gün o ulusun kurtuluş savaşı sonlandıran, dünyada bu özelliğe sahip ilk ve tek şehirdir izmir. dağlarında çiçekler açar.
kutlu olsun!
devamını gör...
görmemen gereken bir şeyi gördüğün için utanmak
ben bunu küçüklüğümden beri yaşıyorum.. çocukken belli bir süre annemle babamın odasında uyudum, sabahları annemle babamın o aşk dolu hallerine istemsizce tanık oldum.. hâlâ aklıma geldikçe utanıyorum. ara ara yine tanık oluyorum, yine utanıyorum.. bir dakika ya ben niye utanıyorum? öpüşmeselerdi o zaman benim yanımda. aşkınızı başka yerde yaşayın.. *
devamını gör...
en hafif sigara
börekten yapılanı.
t: sigara böreği.
t: sigara böreği.
devamını gör...
kımız
orta asya'da, biz türklerin atalarının içtiği içki.
ziraat yapmaya çok elverişli olmayan topraklarda yaşam süren ecdadımızın, at sütünü mayalayarak elde ettikleri bu alkollü içki, o dönemden beri ulusal içecekleri oluyor.
çocuklar ve kadınlar da bu içkiden içerlermiş. ama yediden yetmişe herkesin içtiğine işaret etmiyor.
türkler, ulusal içkileri olan kımızı sütten yapmaktalar. kımız yaparken de tek bir süt kullanırlar. o da atın dişisi olan kısrağın sütü. kısraktan sağılan taze süt önce bir tuluma dolduruluyor. tulum dolunca da sütün içine kımız mayası ile az bir miktar da kımız içkisi ilave ediliyor. sonra da içine hiç hava girmeyecek şekilde ağzı sımsıkı bağlanan tulum, çadır direğine asılıyor ve arada sırada da çalkalanıyordu. bu çalkalanma sonucunda da süt ve maya 15 ile 20 gün arasında kımız haline gelerek içilecek kıvama geliyordu.
kımız, insanın diline uyuşukluk verecek kadar sert bir içkidir. kefir gibi ekşimtrak bir ayran tadı verir. vücut direncine ve mideye olumlu etkisi vardır. besleyici özelliği bulunduğundan da orta asya'da türkler tarafından bolca içilir ve misafirlere de ikram edilir.
ziraat yapmaya çok elverişli olmayan topraklarda yaşam süren ecdadımızın, at sütünü mayalayarak elde ettikleri bu alkollü içki, o dönemden beri ulusal içecekleri oluyor.
çocuklar ve kadınlar da bu içkiden içerlermiş. ama yediden yetmişe herkesin içtiğine işaret etmiyor.
türkler, ulusal içkileri olan kımızı sütten yapmaktalar. kımız yaparken de tek bir süt kullanırlar. o da atın dişisi olan kısrağın sütü. kısraktan sağılan taze süt önce bir tuluma dolduruluyor. tulum dolunca da sütün içine kımız mayası ile az bir miktar da kımız içkisi ilave ediliyor. sonra da içine hiç hava girmeyecek şekilde ağzı sımsıkı bağlanan tulum, çadır direğine asılıyor ve arada sırada da çalkalanıyordu. bu çalkalanma sonucunda da süt ve maya 15 ile 20 gün arasında kımız haline gelerek içilecek kıvama geliyordu.
kımız, insanın diline uyuşukluk verecek kadar sert bir içkidir. kefir gibi ekşimtrak bir ayran tadı verir. vücut direncine ve mideye olumlu etkisi vardır. besleyici özelliği bulunduğundan da orta asya'da türkler tarafından bolca içilir ve misafirlere de ikram edilir.
devamını gör...
birinden vazgeçme eşiği
sınırını bir türlü belirleyemediğim nokta.
hayatıma az insan alıp sonra da onlara yüklediğim anlamlardan vazgeçemiyorum ben. elbetteki burada sistematik bir kırma ya da kötü davranma durumundan bahsetmiyorum ama hata yapıp pişman olanı ya da düzeltmek için çaba göstereni affetmek için hep bir nedenim oluyor. kolay kazanılmayan, kolay harcanmıyor sanırım.
hayatıma az insan alıp sonra da onlara yüklediğim anlamlardan vazgeçemiyorum ben. elbetteki burada sistematik bir kırma ya da kötü davranma durumundan bahsetmiyorum ama hata yapıp pişman olanı ya da düzeltmek için çaba göstereni affetmek için hep bir nedenim oluyor. kolay kazanılmayan, kolay harcanmıyor sanırım.
devamını gör...
covid-19 ikinci dalga
ne güzel iş değil mi bütün yaz tatillere gidin gezin eğlenin sorun yok. kış geldi tıkın herkesi eve. hayat eve sığar bilmem ne... ben marttan beri evdeyim neredeyse. maskesiz sokağa adım atmadım. toplu ortamlara girmemeye dikkat ettim. yine de kısıtlanmaya devam ediyoruz. en başından beri bu kadar salmamalıydık olacaklar belliydi. şaşırmıyoruz.
devamını gör...
sana bir sivrisinek masalı anlatayım mı
çocukluğumda abimle olan muhabbetlerimin çoğunluğunu oluşturan sorunsal. tam güzel bir uyku çekeceksindir, ranzanın üst katından gelir bir soru... bir kere "anlat" ya da "anlatma" dediyseniz eyvah her şekilde yanlış yaptınız demektir. ipin ucu kaçar. gece parlayan, fosforlu dinozor kafalarının aşağıya iple sarkıtıldığı, "sana bir dinazor masalı anlatayım mı? " sorusuna evrilmişliği vardır bu sorunsalın.
günümüzdeki bir çok sorunsala karşı duyarlılık kazanmamı sağlayan ilk sorunsalımdır.
günümüzdeki bir çok sorunsala karşı duyarlılık kazanmamı sağlayan ilk sorunsalımdır.
devamını gör...
gülseren budayıcıoğlu
doktor hasta gizliliğini hiçe sayarak tüm hastalarının problemlerini hikayeleştirerek kitaba dökmüş olan yazar.
hipokrat'ın kemikleri sızlıyor.
hipokrat'ın kemikleri sızlıyor.
devamını gör...
aksi ve nalet
#1574151 beni bu tanımdaki ‘mor’ auro ile epey şaşırtmış yazar; çünkü en sevdiğim renktir ve ‘5 kuruş fazla olsun,mor olsun’ düsturuyla hareket ediyorum*.
başlıklarda , nicklere bakmadan okuduğum tanımlarda, beğendiğim tanımların yazarı olarak sıkça karşıma çıkıyor. doğal.. o kadar doğal ki yan yanaymışız gibi hissediyorum okurken. müthiş bir anlatım tarzı var ve inanıyorum ki bu daha icebergin görünen kısmı.
nicki değişse de yine tanırım kendisini*. sevgiler.
başlıklarda , nicklere bakmadan okuduğum tanımlarda, beğendiğim tanımların yazarı olarak sıkça karşıma çıkıyor. doğal.. o kadar doğal ki yan yanaymışız gibi hissediyorum okurken. müthiş bir anlatım tarzı var ve inanıyorum ki bu daha icebergin görünen kısmı.
nicki değişse de yine tanırım kendisini*. sevgiler.
devamını gör...
damak kaldırmak
buyuk buyuk buyuk dedelerden/ninelerden miras birakilan, korkunca -genellikle bas- parmakla kafayi yukari itme hareketi.
bir diger deyisle, refleks adi altinda öğrenilmiş çaresizlik.*
oyle yerlesmis ki icimize; en olmadik anda, en beklenilmeyen kisi bile bu klise hareketi yapabilir, dumurdan dumura surukleyebilir, kirlarda kosailglksjdgls
asiri mantiksiz olmakla beraber; korku aninda olasi bir ters harekette, dilin bogaza kacmasini engelledigi de one surulen fikirler arasinda.
dusununce; bebekken ciddili ise yariyor olabilir lan bu, minicik insan taneleri sonucta. ama genclik ve hatta yetiskinlik donemlerinde* acilinden birakilmasi gereken bir sey bencesi. orta cagda miyiz, kulagimiza kus kani da damlatalim isterseniz???
yargi dagitimi, completed %100.
ukdeydim, doldum.
bir diger deyisle, refleks adi altinda öğrenilmiş çaresizlik.*
oyle yerlesmis ki icimize; en olmadik anda, en beklenilmeyen kisi bile bu klise hareketi yapabilir, dumurdan dumura surukleyebilir, kirlarda kosailglksjdgls
asiri mantiksiz olmakla beraber; korku aninda olasi bir ters harekette, dilin bogaza kacmasini engelledigi de one surulen fikirler arasinda.
dusununce; bebekken ciddili ise yariyor olabilir lan bu, minicik insan taneleri sonucta. ama genclik ve hatta yetiskinlik donemlerinde* acilinden birakilmasi gereken bir sey bencesi. orta cagda miyiz, kulagimiza kus kani da damlatalim isterseniz???
yargi dagitimi, completed %100.
ukdeydim, doldum.
devamını gör...
bilgi içerikli tanım giren yazar çekiciliği
çekicilik dediysem yanlış anlaşılmasın takdir ettiğim insanlardır. like ve beğeniyi hak ederler. *
devamını gör...
it happened one night
1934 yapımı romantik komedi tarzında bir frank capra filmi.
başrolde clark gable adeta kadın izleyicileri kendine aşık etmek için oynamış filmde. *
aradan 87 yıl geçmesine rağmen romantik filmlerin bir çoğu bu filmin ekmeğini yemiştir diyerek baya iddialı konuşacağım. hatta yeşilçamdaki bazı romantik komedi filmlerinde bile bu filmden esintiler görebiliriz.
en iyi kadın oyuncu, en iyi erkek oyuncu, en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo oskarlarını aynı yıl alan ilk film olarak sinema tarihine geçti.
başrolde clark gable adeta kadın izleyicileri kendine aşık etmek için oynamış filmde. *
aradan 87 yıl geçmesine rağmen romantik filmlerin bir çoğu bu filmin ekmeğini yemiştir diyerek baya iddialı konuşacağım. hatta yeşilçamdaki bazı romantik komedi filmlerinde bile bu filmden esintiler görebiliriz.
en iyi kadın oyuncu, en iyi erkek oyuncu, en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo oskarlarını aynı yıl alan ilk film olarak sinema tarihine geçti.
devamını gör...
aileden gizli piercing
aileden gizli değildi ancak lisede yasak olduğu için gizlemek zorunda kalmıştım, o günler geldi aklıma.
şimdi efendim en rahat gizlenebilir piercing smileydir, yeri itibariyle zaten insanlara gösterilebilir bir piercing sayılmaz pek.
ha eğer benim gibi dişlek iseniz bir miktar kendini gösteren bir piercingtir buyrun:

ben bunu okulda topları yukarı gelecek şekilde ters çevirerek saklardım, biraz rahatsız ediyordu yönünü yukarı çevirince ancak tamamen dudağın altında kalıyordu piercing.
ayrıca anlatmışken smiley piercingin o ete zarar verdiğini belirteyim, özendirmek olmasın. ömürlük bir piercing değildir, oradaki et bir zaman sonra kopuyor ve piercing düşüyor.
benim etim kopmadan piercingi çıkartıp vedalaştım çünkü sarktığını ve yakında kopacağını seziyordum.
bunlarda böyle anılarım.
şimdi efendim en rahat gizlenebilir piercing smileydir, yeri itibariyle zaten insanlara gösterilebilir bir piercing sayılmaz pek.
ha eğer benim gibi dişlek iseniz bir miktar kendini gösteren bir piercingtir buyrun:

ben bunu okulda topları yukarı gelecek şekilde ters çevirerek saklardım, biraz rahatsız ediyordu yönünü yukarı çevirince ancak tamamen dudağın altında kalıyordu piercing.
ayrıca anlatmışken smiley piercingin o ete zarar verdiğini belirteyim, özendirmek olmasın. ömürlük bir piercing değildir, oradaki et bir zaman sonra kopuyor ve piercing düşüyor.
benim etim kopmadan piercingi çıkartıp vedalaştım çünkü sarktığını ve yakında kopacağını seziyordum.
bunlarda böyle anılarım.
devamını gör...
güne bir söz bırak
insanların yüzüne iyi bakın, acısı çok olanın gülüşü çok güzel olur..
•~fyodor dostoyevski
•~fyodor dostoyevski
devamını gör...
seversin diye
baharda kuşlar gibi
geldin kondun gönlüme
susamıştım sevgiye
çiçekler sundum sana
seversin diye
seversin diye**
bazen sadece sevilmek için neler yapıyoruz. sadece sevilmek. maslow hiyerarşisinde su, cinsellik, yemek yanına eklenmesi gereken duygu sevilme ihtiyacı.
geldin kondun gönlüme
susamıştım sevgiye
çiçekler sundum sana
seversin diye
seversin diye**
bazen sadece sevilmek için neler yapıyoruz. sadece sevilmek. maslow hiyerarşisinde su, cinsellik, yemek yanına eklenmesi gereken duygu sevilme ihtiyacı.
devamını gör...
lanetlenmiş ağustosböcekleri
bir ahmet cemal kitabıdır.
alman edebiyatının en büyük eserlerini, binbir zahmetle, belki de yıllarca süren çalışmalarla türk okuruna kazandıran büyük bir çevirmendir ahmet cemal. aynı zamanda şiirler, romanlar ve öykü kitapları yazmıştır. ve elbette makale ve denemeler. bu kitap da yazarın sedat simavi edebiyat ödülünü kazandığı bir deneme kitabıdır. edebiyat severler olarak ahmet cemal’e ne kadar minnettar olsak azdır.
bu kitabında yazar bir yazarak olarak deneyimlerini aktarmıyor sadece bir çevirmen olarak yaşadıklarına da değiniyor. öyle ufak tefek bir kitap da değil ayrıca. oldukça hacimli. ama insanı korkutmuyor çünkü ahmet cemal o kadar güzel kullanıyor ki dili bir oturuşta okuyası geliyor insanın.
deneme yazmayı çok seven biri olarak bu kitap sayesinde denemenin ne kadar etkili bir edebi tür olduğuna bir kez daha kanaat getirdim. okuduğum andan itibaren anlatacaklarımı anlatmanın başka yolları olabileceğini de anladım. hala ara ara açar bir iki deneme okurum içinden. ahmet cemal ve ağustosböceklerini kurtarmanın yolu belki de sadece bu kitabı okumaktan geçer.
alman edebiyatının en büyük eserlerini, binbir zahmetle, belki de yıllarca süren çalışmalarla türk okuruna kazandıran büyük bir çevirmendir ahmet cemal. aynı zamanda şiirler, romanlar ve öykü kitapları yazmıştır. ve elbette makale ve denemeler. bu kitap da yazarın sedat simavi edebiyat ödülünü kazandığı bir deneme kitabıdır. edebiyat severler olarak ahmet cemal’e ne kadar minnettar olsak azdır.
bu kitabında yazar bir yazarak olarak deneyimlerini aktarmıyor sadece bir çevirmen olarak yaşadıklarına da değiniyor. öyle ufak tefek bir kitap da değil ayrıca. oldukça hacimli. ama insanı korkutmuyor çünkü ahmet cemal o kadar güzel kullanıyor ki dili bir oturuşta okuyası geliyor insanın.
deneme yazmayı çok seven biri olarak bu kitap sayesinde denemenin ne kadar etkili bir edebi tür olduğuna bir kez daha kanaat getirdim. okuduğum andan itibaren anlatacaklarımı anlatmanın başka yolları olabileceğini de anladım. hala ara ara açar bir iki deneme okurum içinden. ahmet cemal ve ağustosböceklerini kurtarmanın yolu belki de sadece bu kitabı okumaktan geçer.
devamını gör...
türkiye
ekonomik olarak çökmekte olan, yaşadığımız ülke. orta sınıf denilen işçi ve memur kesimi ise neredeyse bitmek üzere. borçsuz, kredisiz yaşayan bir tek aile bulmanız neredeyse imkansız.
o aileler bundan 30 sene evvel, küçük çocukları için "acaba ilerde evlendirirken ona bir ev verebilir miyiz?" diye düşünürdü. bundan 20 sene evvel ebeveynler çocukları için "acaba üniversite çağına geldiğinde özel üniversiteye gönderebilir miyiz?" diye düşünürdü. bundan sadece ve sadece 10 sene evvel orta sınıf bir çekirde aile "acaba ilerde evlendirebilecek miyiz?" diye düşünüyordu...
günümüzde ise orta sınıf bir aile küçük çocuğu için "acaba düzgün besleyebiliyor muyum?" diye düşünüyor. ne kadar acı, ne kadar vahim, ne kadar gariban haldeyiz... çocuk yeteri kadar et, balık, tavuk, sebze, meyve yiyebiliyor mu diye düşünüyoruz. bu çok çok kötü birşey. daha kötüsü ise dur durak bilmeden sürekli daha kötüye gidiyor olmak. bunu kötüye götüren insanlara derdinizi anlatamıyorsunuz, karşıdaki tüm cahilliğiyle sana "a101-bim" kataloglarından indirimli et broşürü gösteriyor. hemen cebindeki telefon ne muhabbeti yapıyor. insanın tüm umudunu bitiren de bu tipler. karşında bu işten sorumlu olanları veya sorumlu olanları destekleyen insanlardan birilerini görüp adam akıllı derdini anlatıp konuşamıyorsun. görsen umut besleyeceksin gelecek nesiller için, o da yok...
tek bir örnekle konuyu bitireyim. 2006 yılında emekli olup 130-140 bin tl civarında emekli ikramiyesi alan bir vatandaş o dönemde kaba hesapla yaklaşık 400 civarı cumhuriyet altını alabiliyordu. sene olmuş 2021, emekli olan bir vatandaş 200 bin tl ikramiye alıyor, ama alabildiği cumhuriyet altını kaba hesapla dahi 70 olmuyor. varın gerisini siz düşünün...
saygılarımla.
o aileler bundan 30 sene evvel, küçük çocukları için "acaba ilerde evlendirirken ona bir ev verebilir miyiz?" diye düşünürdü. bundan 20 sene evvel ebeveynler çocukları için "acaba üniversite çağına geldiğinde özel üniversiteye gönderebilir miyiz?" diye düşünürdü. bundan sadece ve sadece 10 sene evvel orta sınıf bir çekirde aile "acaba ilerde evlendirebilecek miyiz?" diye düşünüyordu...
günümüzde ise orta sınıf bir aile küçük çocuğu için "acaba düzgün besleyebiliyor muyum?" diye düşünüyor. ne kadar acı, ne kadar vahim, ne kadar gariban haldeyiz... çocuk yeteri kadar et, balık, tavuk, sebze, meyve yiyebiliyor mu diye düşünüyoruz. bu çok çok kötü birşey. daha kötüsü ise dur durak bilmeden sürekli daha kötüye gidiyor olmak. bunu kötüye götüren insanlara derdinizi anlatamıyorsunuz, karşıdaki tüm cahilliğiyle sana "a101-bim" kataloglarından indirimli et broşürü gösteriyor. hemen cebindeki telefon ne muhabbeti yapıyor. insanın tüm umudunu bitiren de bu tipler. karşında bu işten sorumlu olanları veya sorumlu olanları destekleyen insanlardan birilerini görüp adam akıllı derdini anlatıp konuşamıyorsun. görsen umut besleyeceksin gelecek nesiller için, o da yok...
tek bir örnekle konuyu bitireyim. 2006 yılında emekli olup 130-140 bin tl civarında emekli ikramiyesi alan bir vatandaş o dönemde kaba hesapla yaklaşık 400 civarı cumhuriyet altını alabiliyordu. sene olmuş 2021, emekli olan bir vatandaş 200 bin tl ikramiye alıyor, ama alabildiği cumhuriyet altını kaba hesapla dahi 70 olmuyor. varın gerisini siz düşünün...
saygılarımla.
devamını gör...