yıldıztozu
'bilinçaltı' başlığına girdiği tanımını çok beğendiğim arkadaşımızdır.
umarım daha nice güzel tanımlar girer ve en kısa zamanda yazar statüsüne kavuşur.
nickaltını açmak da bana nasip olmuştur. hayırlı olsun.
umarım daha nice güzel tanımlar girer ve en kısa zamanda yazar statüsüne kavuşur.
nickaltını açmak da bana nasip olmuştur. hayırlı olsun.
devamını gör...
aristoteles
ünlü ressam rafaello sanzio’nun “atina okulu” adlı eserinde tam ortada üstte hocası platon’a diss atarken resmedilmiştir ayrıca. hocasının aksine maviler içindedir ve bir eliyle maddi evreni işaret ederken diğer elinde kendi kitaplarından olan nikomakhos’a etik’i tutmaktadır.
devamını gör...
can yayınları
her ne olursa olsun en sevdiğim yayınevlerinin biridir.

1981 yılında çok sevdiğim, okumaktan büyük keyif aldığım ve gülünün solduğu akşam kitabıyla beni derinden etkilemiş olan erdal öz tarafından kurulmuş olan yayınevi yanlış bilmiyorsam eğer şu sıralar erdal öz’ün oğlu olan ve yayınevine adını veren can öz tarafından yönetilmektedir.
yıllarca beyaz kapaklı kitaplar basan ve en çok satan yayınevlerinden biri olan can yayınları türk okurları için bir alışkanlıktı. can yayınları tarafından basılan bir kitap hemen diğerlerinden ayırt edilebilirdi. ideolojik bir kavgası da vardı bir zamanlar yayınevinin.
daha sonra siyah beyaz yayından renkli televizyon yıllarına geçişimiz gibi can yayınlarının kapakları da renklendi. aynen televizyon aleminde olduğu gibi nicelik arttıkça nitelik de darbe almaya başladı. seçenekler çoğaldı ama can yayınları erdal öz’ün bıraktığı halini aratır oldu.
yine de hala ilk paragrafta da söylediğim gibi her ne olursa olsun en sevdiğim yayınevlerinden biridir. hala kütüphanemde en çok kitap can yayınlarına aittir ve her kitap alışverişlerimde mutlaka can yayınlarına uğrar bir iki kitap alırım.

1981 yılında çok sevdiğim, okumaktan büyük keyif aldığım ve gülünün solduğu akşam kitabıyla beni derinden etkilemiş olan erdal öz tarafından kurulmuş olan yayınevi yanlış bilmiyorsam eğer şu sıralar erdal öz’ün oğlu olan ve yayınevine adını veren can öz tarafından yönetilmektedir.
yıllarca beyaz kapaklı kitaplar basan ve en çok satan yayınevlerinden biri olan can yayınları türk okurları için bir alışkanlıktı. can yayınları tarafından basılan bir kitap hemen diğerlerinden ayırt edilebilirdi. ideolojik bir kavgası da vardı bir zamanlar yayınevinin.
daha sonra siyah beyaz yayından renkli televizyon yıllarına geçişimiz gibi can yayınlarının kapakları da renklendi. aynen televizyon aleminde olduğu gibi nicelik arttıkça nitelik de darbe almaya başladı. seçenekler çoğaldı ama can yayınları erdal öz’ün bıraktığı halini aratır oldu.
yine de hala ilk paragrafta da söylediğim gibi her ne olursa olsun en sevdiğim yayınevlerinden biridir. hala kütüphanemde en çok kitap can yayınlarına aittir ve her kitap alışverişlerimde mutlaka can yayınlarına uğrar bir iki kitap alırım.
devamını gör...
tollund adamı
2400 yıl önce, danimarka'da bir bataklığa atılan ve bir ritüelde kurban edildiği düşünülen ceset.
ceset bunca yıldır bataklıkta olduğundan, doğal bir şekilde mumyalanarak korunmuş halde bulundu.
ayrıca (bkz: bataklık cesetleri)
görsel arkeofili. com'dan alıntıdır:
ceset bunca yıldır bataklıkta olduğundan, doğal bir şekilde mumyalanarak korunmuş halde bulundu.
ayrıca (bkz: bataklık cesetleri)
görsel arkeofili. com'dan alıntıdır:
devamını gör...
öz güveni zedeleyen öğretmen
kötü komşu ev sahibi, eski ev tamirci, kötü öğretmense iyi öğretmen yaparmış. evet serseriydim biraz kabul ediyorum ama sırf en önde oturup sessizce ders dinlemiyorum diye senden bir şey olmaz diyen öğretmenlerimden, hepiniz elbet bir yerlere geleceksiniz sadece bilinçlenenler ve zamanı olanlar dediğim öğrencilerim var.
t. nasıl yapmam gerektiğini değil, nasıl yapmamam gerektiğini öğreten öğretmenler.
t. nasıl yapmam gerektiğini değil, nasıl yapmamam gerektiğini öğreten öğretmenler.
devamını gör...
kibir
insanı içten içe yiyen bir hastalıktır. tek farkı, organlara değil de ruha sirayet etmesidir.
devamını gör...
sarılmaya ihtiyaç duymak
sevgiye, desteğe, korunmaya ve güven duymaya duyulan özlemin oluşturduğu bir hissiyattır. *
*
*
devamını gör...
ahlakın ölmesi
bir toplumun ahlakı dininden ve dini kurallarından çok gelişmislik düzeyi ile alakalı hakkaten. gelişmişlik düzeyinden kastım elbette salt ekonomik refah düzeyi değil. kültürünüz yeni ve farklı kuşakları ne kadar besleyebiliyor, barındırabiliyorsa o kadar zengin bir toplumsunuzdur. ve bu yüksek bir ahlaki seviyeniz olduğunu gösterir.
yoksa ellerine din kitabı alarak konuşan siyasetçilerin hitap ettiği toplumlar ortada.
yoksa ellerine din kitabı alarak konuşan siyasetçilerin hitap ettiği toplumlar ortada.
devamını gör...
george mclaurin
ırkçılık kelimesi içimizi öfkeyle doldurmakta, yapana da yaptırana da nefret duymamıza sebep olmaktadır.
yaşamadığımız halde ne kadar kötü olduğunu az çok tahmin edebiliyor, yaşayanlarla empati kurmaya çalışıyoruz.
peki, başarılı bir özgeçmişle, ismini duyurmuş bir üniversiteye girdiğinizi ve şöyle bir fotoğrafınız olduğunu düşünün;

(1948)
ari ırkın beyazlar olduğunu savunan aklı selim(!) kişilikler yüzünden, aralarındaki tek fark ten rengi olan arkadaşlarından ayrı oturmak zorunda kalan bu kişi oklahoma üniversitesi'ne kabul edilmiş ilk siyahi öğrenci olan george mclaurin'dir.
elli dördüncü yaşını kutladığı yıl yerleştiği okulda diğer öğrencilerden ayrı oturtuluyor ve dersleri o şekilde dinliyor.
yaşamadığımız halde ne kadar kötü olduğunu az çok tahmin edebiliyor, yaşayanlarla empati kurmaya çalışıyoruz.
peki, başarılı bir özgeçmişle, ismini duyurmuş bir üniversiteye girdiğinizi ve şöyle bir fotoğrafınız olduğunu düşünün;

(1948)
ari ırkın beyazlar olduğunu savunan aklı selim(!) kişilikler yüzünden, aralarındaki tek fark ten rengi olan arkadaşlarından ayrı oturmak zorunda kalan bu kişi oklahoma üniversitesi'ne kabul edilmiş ilk siyahi öğrenci olan george mclaurin'dir.
elli dördüncü yaşını kutladığı yıl yerleştiği okulda diğer öğrencilerden ayrı oturtuluyor ve dersleri o şekilde dinliyor.
devamını gör...
heybeliada
istanbulda gidip görülmesi gereken bir adadır. büyük adaya göre butik ve gezmesi kolay ve daha sakin olandır. plaj daha güzeldir. sahildeki krokanlı dondurmasını da yemeden geçmemenizi tavsiye ettiğim ada parçasıdır.
devamını gör...
yazıp yazıp sildiklerim
imkansızlık derin kuyu
bu delinin eski huyu
masal bizi anlatmıyor
uyu dedim sus ve uyu...
dilek kavraal şarkısı. bana emanetti de çaldım ben bunu. artık benim.
open.spotify.com/track/04Xg...
/annesiz bir bebek gibi
tutmamış bir dilek gibi
köksüz dalsız çiçek gibi
sızım sızım sızlanıyor
yarasını saklar hala
bir mucize bekler gibi
olmaz dedim anlamıyor
bu kalp beni dinlemiyor
ah söylenmez sözcüklerim
içimde gizlediklerim
gözlerinden dökülürdü
bir görseydin
yazıp yazıp sildiklerim
söylenemez bildiklerim
kalbime kitlediklerim
yüreğine dert olurdu
bir görseydin
yazıp yazıp sildiklerim
tabii ki her hikayeden
bir farkımız olmalıydı
duyanları ağlatacak
bir şarkımız olmalıydı
imkansızlık derin kuyu
bu delinin eski huyu
masal bizi anlatmıyor
uyu dedim sus ve uyu
ah söylenmez sözcüklerim
içimde gizlediklerim
gözlerinden dökülürdü
bir görseydin
yazıp yazıp sildiklerim
söylenemez bildiklerim
kalbime kitlediklerim
yüreğine dert olurdu
bir görseydin
yazıp yazıp sildiklerim/
bu delinin eski huyu
masal bizi anlatmıyor
uyu dedim sus ve uyu...
dilek kavraal şarkısı. bana emanetti de çaldım ben bunu. artık benim.
open.spotify.com/track/04Xg...
/annesiz bir bebek gibi
tutmamış bir dilek gibi
köksüz dalsız çiçek gibi
sızım sızım sızlanıyor
yarasını saklar hala
bir mucize bekler gibi
olmaz dedim anlamıyor
bu kalp beni dinlemiyor
ah söylenmez sözcüklerim
içimde gizlediklerim
gözlerinden dökülürdü
bir görseydin
yazıp yazıp sildiklerim
söylenemez bildiklerim
kalbime kitlediklerim
yüreğine dert olurdu
bir görseydin
yazıp yazıp sildiklerim
tabii ki her hikayeden
bir farkımız olmalıydı
duyanları ağlatacak
bir şarkımız olmalıydı
imkansızlık derin kuyu
bu delinin eski huyu
masal bizi anlatmıyor
uyu dedim sus ve uyu
ah söylenmez sözcüklerim
içimde gizlediklerim
gözlerinden dökülürdü
bir görseydin
yazıp yazıp sildiklerim
söylenemez bildiklerim
kalbime kitlediklerim
yüreğine dert olurdu
bir görseydin
yazıp yazıp sildiklerim/
devamını gör...
şarkı olmuş şiirler
"hani o bırakıp giderken seni
bu öksüz tavrını takmayacaktın?
alnına koyarken veda buseni
yüzüme bu türlü bakmayacaktın?"
şiir: veda busesi - orhan seyfi orhon
beste: yusuf nalkesen
eserin hikayesi ise oldukça hüzünlü. okumak isteyenler için buraya bırakıyorum.
bu öksüz tavrını takmayacaktın?
alnına koyarken veda buseni
yüzüme bu türlü bakmayacaktın?"
şiir: veda busesi - orhan seyfi orhon
beste: yusuf nalkesen
eserin hikayesi ise oldukça hüzünlü. okumak isteyenler için buraya bırakıyorum.
devamını gör...
berserk_gloria
#825705 yeni gördüm. nickaltına yazılmasını o kadar beklemiyordum. teşekkür ederim. duygulandım, gururlandım. bilmukabele efendim..
devamını gör...
üniversitede ilk tanışılan kişiler
önceden tanışıklığın olan biriyle üniversitenin ilk günü karşılaşmak sayılıyorsa eski kocam.
yine, yeniden bir anıyla karşınızdayım sevgili kafadaşlarım. hazır mıyız?
şimdi efendim, sanki ben, şu lise bitsin bir daha kapısından geçmeyeceğim bu okulun diyerek 4 yıl boyunca gün saymamışım, sanki öss sonuçları açıklandıktan sonra yaz tatilinin bitmesini sabırsızlıkla beklememişim, büyümeye aceleci, üniversiteli olmayı erişilebilecek en havalı makam addetmiş bir insan evladı değilmişimcesine okul 2 ekim 2006 pazartesi günü açılmış olmasına rağmen çarşamba günü okula "teşrif edecek" kadar coolluğu saçma kurgulamış bir insandım ergenken, evvela onu söyleyeyim. burnum beş karış havada, bahçede çömez olduğumu belli etmeyeceğim diye tripten tribe hunharca savrulacak tutum ve davranışlar içerisinde, güneşli bir çarşamba öğleden sonrası banka çöküzlemiş sigara içmekteyken ben, birinin size gözünü dikmiş bakarken yaşadığınız o garip hissiyat vardır ya hani, heh işte onun içimde büyüdüğünü fark ettim. okuduğum kitaptan kafamı kaldırdım, sağa sola bakındım ve göz göze geldik. yani, tamam yakışıklı adamdı. ama açıkçası o esnada odaklandığım "ohooo dakka bir gol bir" g.t kalkmasıydı, itiraf ediyorum. döndüm kitabıma, hiç renk vermediğimi düşünerek, ama nabız hızlandı bir kere. miko durur mu? tekrar baktım o yana asla anlamadığım 3-5 satır daha okuduktan sonra; hala bakıyor. tek başına oturuyor, sigara içiyor ve o da ne, şimdi de gülümsüyor! o esnada, iç sesimin "allahım yarappim yaa" nidasını mı, yoksa yüz kaslarımın bana oynadığı "oha lan ben de mi gülümsüyorum acaba şu an" oyununu mu daha çok dert ettim tam anımsayamıyorum ama ok yaydan çıkmıştı artık yani, orası çok net. elimi ayağımı nereye koyacağımı falan karıştırdım bir süre. 3. sınıf kantin kahvesini banktan yere düşürdüm gibi gibi şeyler. bir daha baktım ki artık gülümsemiyor bildiğin gülüyor herif. sinirlendim tabi bu defa. asla pas vermeyeceğime, o gülümsemeyle kahkaha arasında, pisliğe çok da yakışan gerçek gülücük esnasında karar verdim. dedim bu ilk gün bakışması ile sınırlı kalacak adama son bir kez dikkatli bakayım bakalım neye benziyormuş ve fark ettim ki o anda, tanıyorum ben bir yerden bunu. haa mevzu buymuş. o da beni bir yerden tanıyormuş da bakıyormuş. ohh içim rahatladı diye telkinler telkinler üstüne, kalktım banktan yürümeye başladım buna doğru. o bana bakıyor, ben ona. yürüyorum dimdik. dümdük? aramızda 3-5 mt kaldı, o oturduğu yerde bi' toparlandı, ben yürümeye devam ediyorum, yana döndü, profilden baktım bir daha alıcı gözle, cıks değil. en son en az 6-7 yıl önce paten kaydığım, bizim sitedeki çocuk değil bu. çok benziyor ama değil yani. iş attı, ben de oltaya geldim, şimdi de tanışmaya gidiyorum. vazgeç kızım miko dedim ve hiçbir şey olmamış gibi önünden geçtim gittim yanındaki allahtan boş olan banka oturdum. saçmalığın dik alası. döndü bana baktı ne yapıyorsun der gibi, ben de ona tabi, ya sen o musun diye sordum, hahah o'yum sen de miko'sun dedi, gülüştük, kalktı yanıma geldi.
2 gün sonra sevgili olduk. 7 yıl sonra evlendik. 6 yıl sonra da boşandık. 4 ekim 2006'da açılan çember 18 haziran 2020'de kapandı. büyükmüşse demek.
yine, yeniden bir anıyla karşınızdayım sevgili kafadaşlarım. hazır mıyız?
şimdi efendim, sanki ben, şu lise bitsin bir daha kapısından geçmeyeceğim bu okulun diyerek 4 yıl boyunca gün saymamışım, sanki öss sonuçları açıklandıktan sonra yaz tatilinin bitmesini sabırsızlıkla beklememişim, büyümeye aceleci, üniversiteli olmayı erişilebilecek en havalı makam addetmiş bir insan evladı değilmişimcesine okul 2 ekim 2006 pazartesi günü açılmış olmasına rağmen çarşamba günü okula "teşrif edecek" kadar coolluğu saçma kurgulamış bir insandım ergenken, evvela onu söyleyeyim. burnum beş karış havada, bahçede çömez olduğumu belli etmeyeceğim diye tripten tribe hunharca savrulacak tutum ve davranışlar içerisinde, güneşli bir çarşamba öğleden sonrası banka çöküzlemiş sigara içmekteyken ben, birinin size gözünü dikmiş bakarken yaşadığınız o garip hissiyat vardır ya hani, heh işte onun içimde büyüdüğünü fark ettim. okuduğum kitaptan kafamı kaldırdım, sağa sola bakındım ve göz göze geldik. yani, tamam yakışıklı adamdı. ama açıkçası o esnada odaklandığım "ohooo dakka bir gol bir" g.t kalkmasıydı, itiraf ediyorum. döndüm kitabıma, hiç renk vermediğimi düşünerek, ama nabız hızlandı bir kere. miko durur mu? tekrar baktım o yana asla anlamadığım 3-5 satır daha okuduktan sonra; hala bakıyor. tek başına oturuyor, sigara içiyor ve o da ne, şimdi de gülümsüyor! o esnada, iç sesimin "allahım yarappim yaa" nidasını mı, yoksa yüz kaslarımın bana oynadığı "oha lan ben de mi gülümsüyorum acaba şu an" oyununu mu daha çok dert ettim tam anımsayamıyorum ama ok yaydan çıkmıştı artık yani, orası çok net. elimi ayağımı nereye koyacağımı falan karıştırdım bir süre. 3. sınıf kantin kahvesini banktan yere düşürdüm gibi gibi şeyler. bir daha baktım ki artık gülümsemiyor bildiğin gülüyor herif. sinirlendim tabi bu defa. asla pas vermeyeceğime, o gülümsemeyle kahkaha arasında, pisliğe çok da yakışan gerçek gülücük esnasında karar verdim. dedim bu ilk gün bakışması ile sınırlı kalacak adama son bir kez dikkatli bakayım bakalım neye benziyormuş ve fark ettim ki o anda, tanıyorum ben bir yerden bunu. haa mevzu buymuş. o da beni bir yerden tanıyormuş da bakıyormuş. ohh içim rahatladı diye telkinler telkinler üstüne, kalktım banktan yürümeye başladım buna doğru. o bana bakıyor, ben ona. yürüyorum dimdik. dümdük? aramızda 3-5 mt kaldı, o oturduğu yerde bi' toparlandı, ben yürümeye devam ediyorum, yana döndü, profilden baktım bir daha alıcı gözle, cıks değil. en son en az 6-7 yıl önce paten kaydığım, bizim sitedeki çocuk değil bu. çok benziyor ama değil yani. iş attı, ben de oltaya geldim, şimdi de tanışmaya gidiyorum. vazgeç kızım miko dedim ve hiçbir şey olmamış gibi önünden geçtim gittim yanındaki allahtan boş olan banka oturdum. saçmalığın dik alası. döndü bana baktı ne yapıyorsun der gibi, ben de ona tabi, ya sen o musun diye sordum, hahah o'yum sen de miko'sun dedi, gülüştük, kalktı yanıma geldi.
2 gün sonra sevgili olduk. 7 yıl sonra evlendik. 6 yıl sonra da boşandık. 4 ekim 2006'da açılan çember 18 haziran 2020'de kapandı. büyükmüşse demek.
devamını gör...
fakirlik belirten detaylar
çalışma hayatına yeni başlamışım. amerikalı partneri ile birlikte gelecek bir adamla bir anlaşma yapılacak. patron dedi ki: "yavrum bu görüşme sende. herşey hazır, iki gırgır yap imza al gel. "
konuştuk maçka civarlarında lüks bir italyan restoranına gittik. açım çok. menüye baktım, hiç bir yemekle alakalı fikrim yok. trotelli frapolli arotti furutti.... gibi bir şey seçtim. ismi bu kadar uzunsa dolu doludur dedim.
adam elinde tencere gibi porselen bir tabakla geldi. yuh demeye kalmadan içine bir baktım ki tamamen suyun içinde dört adet makarna mı mantı tanesi mi belli olmayan şey yüzer halde. sadece çatal var ehehe suyunu da içemeyeceğiz yani.
iş bitti. dönerken ara bir yerde durdum. yarım tavuk döner, ardından da pislik sosisli. ohh dedim asıl zenginlik bu.
konuştuk maçka civarlarında lüks bir italyan restoranına gittik. açım çok. menüye baktım, hiç bir yemekle alakalı fikrim yok. trotelli frapolli arotti furutti.... gibi bir şey seçtim. ismi bu kadar uzunsa dolu doludur dedim.
adam elinde tencere gibi porselen bir tabakla geldi. yuh demeye kalmadan içine bir baktım ki tamamen suyun içinde dört adet makarna mı mantı tanesi mi belli olmayan şey yüzer halde. sadece çatal var ehehe suyunu da içemeyeceğiz yani.
iş bitti. dönerken ara bir yerde durdum. yarım tavuk döner, ardından da pislik sosisli. ohh dedim asıl zenginlik bu.
devamını gör...
cengiz aytmatov
beni kitaplarla tanıştıran yazar. okuduğum ilk kitabı kaleme alan kişidir kendisi. bir çeşit travma yaşamış olsam da güzel kitaptı.
beyaz gemi
beyaz gemi
devamını gör...



