özdemir erdoğan'ın zeki müren'le ilgili açıklamaları
gereksiz bir söylemdir.
yaşananlar üzerine geriye dönüp konuşmak, tespitlerde bulunmak, özellikle de bireysel konuları ele almak ve bunu şu an yaşamayan birinin arkasından yapmak,
bence ahlaksızlığın en büyüğü budur.
bu inandığın ve savunduğun düşünceleri, zeki müren yaşarken neden dile getirmedin de şimdi konuşuyorsun derler adama.
yaşananlar üzerine geriye dönüp konuşmak, tespitlerde bulunmak, özellikle de bireysel konuları ele almak ve bunu şu an yaşamayan birinin arkasından yapmak,
bence ahlaksızlığın en büyüğü budur.
bu inandığın ve savunduğun düşünceleri, zeki müren yaşarken neden dile getirmedin de şimdi konuşuyorsun derler adama.
devamını gör...
sigmund freud alıntıları
kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren psikoanalitik kuram'ın kurucusu olan sigmund freud’un kitaplarından alıntılar…
kavga etmek yerine küfretmeyi seçen ilk insan uygarlığın kurucusuydu.
henüz yanıtlanamamış ve kadın ruhuyla ilgili otuz yıl süren araştırmalarıma karşın benim de yanıtlamayı başaramadığım çok önemli bir soru var: kadın ne ister?
erkek çocuklarda saçma veya aptalca şeyler yapma eğilimi doğrudan doğruya anlamsızlıktan alınan hazdan kaynaklanmaktadır.
bilgi hazinelerine ulaşabilen insanların sayısı ne kadar artarsa, dini inançlardan kopuş da o kadar yaygınlaşır.
mutluluk, pantolona işemek gibidir. ıslaklığı herkes görür ama sıcaklığı yalnız sen hissedersin.
bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun.
eğer öpecek bir şeyiniz yoksa, sigara içmeniz kaçınılmazdır.
tabu polenezya dilinde bir kelimedir. bizim için tercüme edilmesinin zorluğu, bu konseptin bizi artık etkileyemediğinden kaynaklanmaktadır.
hiçbir erkek birlikte olmak istemeyeceği bir kızla yakın arkadaş olmak istemez.
insanlar sizi eskisi gibi kullanamadığında, değiştiğinizi söylerler.
mutsuzluğu tatmadan, hep mutlu olmak istersin. oysa nelerin seni mutsuz ettiğini bilmeden, nelerle mutlu olacağını bilemezsin.
insanların çoğu özgürlüğü gerçekten istemezler; çünkü özgürlük sorumluluk gerektirir ve insanların çoğu da bundan korkar.
sinir hastalığı belirsizliğe tolerans gösterememektir.
bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz.
elde ettiğimiz başarıların peygamber veya tanrıların başarılarıyla boy ölçüşebileceğini zannetmiyorum. nitekim meryem ana'nın mucizelerine inanan insan sayısı, bilinçdışının varlığına inanan insan sayısından çok çok daha fazla.
yetişkin bir kadının cinsel hayatı, psikoloji bilimi için “karanlık bir kıta”dır.
insan mutlu olmak ister; bu yüzden berbat haldedir.
birine duyduğunuz sevgi ve sinir doğru orantılıdır. en çok sevdiğiniz insana herkesten çok sinirlenirsiniz.
aşk yoktur libido vardır.
din, toplumsal obsesyonlarımız; obsesyonlarımız ise bireysel dinimizdir.
erkek sevdiği zaman arzu yoktur; arzuladığı zaman ise, aşk yoktur.
kendini öldürme arzusu, daha derinde; başkalarını öldürme arzusunun projeksiyonudur.
dinler, kendilerini sevgi ve merhamet dini olarak tanımlasalar dahi, onlara inanmayan insanlara karşı sert ve acımasızdırlar.
sanat, çocukluk tecrübelerinin büyüklüğe aktarılmasıdır.
ismini unuttuğunuz kişi hakkında muhakkak olumsuz bir düşünceniz vardır.
eğer bir adam herhangi bir dini öğretinin öne sürdüğü tüm saçmalıkları sorgulamaksızın kabul ediyor ve hatta bunlar arasındaki çelişkileri görmezden geliyorsa, o zaman bu adamın zekasından şüphe edebiliriz.
her insan gördüğü rüyanın tabiridir.
hem psikolojik hem de biyolojik anlamda, insanlarda ne saf bir erkeksilik ne de saf bir kadınsılık vardır.
özgürlük medeniyetin insana bir armağanı değildir. hiç medeniyet yokken insanoğlu çok daha özgürdü.
dinlerin son zemini, insanın çocuksu çaresizliğidir.
kadınları çözmeye çalışmak, bir labirenti düz yola çevirmek gibidir.
zayıf noktalarınızdan güçlü taraflarınız doğacaktır.
bir puro, bazen sadece bir purodur. (gay olmakla alakası yoktur).
istediğin şeyi elde edemiyorsan, elde ettiğin şeyi isteyeceksin.
siz cevaplar bulmaya çalışıyorsunuz, biz ise daha çok soru sormak niyetindeyiz.
tüm kalbimle şuna inanmaktan kendimi alamıyorum: birkaç istisna dışında, sevgili insan kardeşlerim beş para etmez, değersiz varlıklardır.
insanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. insanların “tecrübe” dediği şey budur. kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana “tecrübeli” denir.
evrendeki en büyük gösteri, sen aklını keşfettiğin an başlar.
köpekler arkadaşlarını sever, düşmanlarını ısırırlar. insanlar ise tamamen farklıdır: saf ve karşılıksız sevgiyi beceremezler. kişisel ilişkilerindeyse sevgi ve nefreti karıştırıp dururlar.
mutluluk dediğimiz şey, yoğun bir şekilde bastırılmış ve engellenmiş olan ihtiyaçların kısa süreliğine tatmin edilmesinden başka bir şey değildir.
ruhunun derinliklerine in ve ilk önce kendini tanımayı öğren. bunu yaptıktan sonra, bu hastalığa neden yakalandığını anlayacak ve belki de bir daha hastalanmayacaksın.
bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır. bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.
vicdan dediğimiz şey, içimizde alevlenen belli bir arzunun, dış dünya tarafından reddedildiğinin iç dünyamız tarafından algılanmasıdır.
“söz” ile “sihir” başlangıçta aynı şeylerdi. kelimelerin sihirli güçleri vardı.
beklemesini bilen bir insanın hiç bir şeyden taviz vermesine gerek yoktur.
sevildiğinden emin olunca, insan ne kadar da cüretkar oluyor.
özür dilemek, sizin haksız olduğunuz manasına gelmez. karşınızdaki insana verdiğiniz değerin, egonuzdan yüksek olduğunu gösterir.
kavga etmek yerine küfretmeyi seçen ilk insan uygarlığın kurucusuydu.
henüz yanıtlanamamış ve kadın ruhuyla ilgili otuz yıl süren araştırmalarıma karşın benim de yanıtlamayı başaramadığım çok önemli bir soru var: kadın ne ister?
erkek çocuklarda saçma veya aptalca şeyler yapma eğilimi doğrudan doğruya anlamsızlıktan alınan hazdan kaynaklanmaktadır.
bilgi hazinelerine ulaşabilen insanların sayısı ne kadar artarsa, dini inançlardan kopuş da o kadar yaygınlaşır.
mutluluk, pantolona işemek gibidir. ıslaklığı herkes görür ama sıcaklığı yalnız sen hissedersin.
bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun.
eğer öpecek bir şeyiniz yoksa, sigara içmeniz kaçınılmazdır.
tabu polenezya dilinde bir kelimedir. bizim için tercüme edilmesinin zorluğu, bu konseptin bizi artık etkileyemediğinden kaynaklanmaktadır.
hiçbir erkek birlikte olmak istemeyeceği bir kızla yakın arkadaş olmak istemez.
insanlar sizi eskisi gibi kullanamadığında, değiştiğinizi söylerler.
mutsuzluğu tatmadan, hep mutlu olmak istersin. oysa nelerin seni mutsuz ettiğini bilmeden, nelerle mutlu olacağını bilemezsin.
insanların çoğu özgürlüğü gerçekten istemezler; çünkü özgürlük sorumluluk gerektirir ve insanların çoğu da bundan korkar.
sinir hastalığı belirsizliğe tolerans gösterememektir.
bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz.
elde ettiğimiz başarıların peygamber veya tanrıların başarılarıyla boy ölçüşebileceğini zannetmiyorum. nitekim meryem ana'nın mucizelerine inanan insan sayısı, bilinçdışının varlığına inanan insan sayısından çok çok daha fazla.
yetişkin bir kadının cinsel hayatı, psikoloji bilimi için “karanlık bir kıta”dır.
insan mutlu olmak ister; bu yüzden berbat haldedir.
birine duyduğunuz sevgi ve sinir doğru orantılıdır. en çok sevdiğiniz insana herkesten çok sinirlenirsiniz.
aşk yoktur libido vardır.
din, toplumsal obsesyonlarımız; obsesyonlarımız ise bireysel dinimizdir.
erkek sevdiği zaman arzu yoktur; arzuladığı zaman ise, aşk yoktur.
kendini öldürme arzusu, daha derinde; başkalarını öldürme arzusunun projeksiyonudur.
dinler, kendilerini sevgi ve merhamet dini olarak tanımlasalar dahi, onlara inanmayan insanlara karşı sert ve acımasızdırlar.
sanat, çocukluk tecrübelerinin büyüklüğe aktarılmasıdır.
ismini unuttuğunuz kişi hakkında muhakkak olumsuz bir düşünceniz vardır.
eğer bir adam herhangi bir dini öğretinin öne sürdüğü tüm saçmalıkları sorgulamaksızın kabul ediyor ve hatta bunlar arasındaki çelişkileri görmezden geliyorsa, o zaman bu adamın zekasından şüphe edebiliriz.
her insan gördüğü rüyanın tabiridir.
hem psikolojik hem de biyolojik anlamda, insanlarda ne saf bir erkeksilik ne de saf bir kadınsılık vardır.
özgürlük medeniyetin insana bir armağanı değildir. hiç medeniyet yokken insanoğlu çok daha özgürdü.
dinlerin son zemini, insanın çocuksu çaresizliğidir.
kadınları çözmeye çalışmak, bir labirenti düz yola çevirmek gibidir.
zayıf noktalarınızdan güçlü taraflarınız doğacaktır.
bir puro, bazen sadece bir purodur. (gay olmakla alakası yoktur).
istediğin şeyi elde edemiyorsan, elde ettiğin şeyi isteyeceksin.
siz cevaplar bulmaya çalışıyorsunuz, biz ise daha çok soru sormak niyetindeyiz.
tüm kalbimle şuna inanmaktan kendimi alamıyorum: birkaç istisna dışında, sevgili insan kardeşlerim beş para etmez, değersiz varlıklardır.
insanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. insanların “tecrübe” dediği şey budur. kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana “tecrübeli” denir.
evrendeki en büyük gösteri, sen aklını keşfettiğin an başlar.
köpekler arkadaşlarını sever, düşmanlarını ısırırlar. insanlar ise tamamen farklıdır: saf ve karşılıksız sevgiyi beceremezler. kişisel ilişkilerindeyse sevgi ve nefreti karıştırıp dururlar.
mutluluk dediğimiz şey, yoğun bir şekilde bastırılmış ve engellenmiş olan ihtiyaçların kısa süreliğine tatmin edilmesinden başka bir şey değildir.
ruhunun derinliklerine in ve ilk önce kendini tanımayı öğren. bunu yaptıktan sonra, bu hastalığa neden yakalandığını anlayacak ve belki de bir daha hastalanmayacaksın.
bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır. bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.
vicdan dediğimiz şey, içimizde alevlenen belli bir arzunun, dış dünya tarafından reddedildiğinin iç dünyamız tarafından algılanmasıdır.
“söz” ile “sihir” başlangıçta aynı şeylerdi. kelimelerin sihirli güçleri vardı.
beklemesini bilen bir insanın hiç bir şeyden taviz vermesine gerek yoktur.
sevildiğinden emin olunca, insan ne kadar da cüretkar oluyor.
özür dilemek, sizin haksız olduğunuz manasına gelmez. karşınızdaki insana verdiğiniz değerin, egonuzdan yüksek olduğunu gösterir.
devamını gör...
yazarların hatırladığı en eski anıları
anı sayılmaz ama bir fotoğraf karesi gibi zihnimde canlanan bir an var ve bence hatırlayabildiğim en eski anı. şu anki bilgilerimle 3-4 yaşlarında olduğumu tahmin ediyorum. yayladayız. ahşap, küçük bir evimiz vardı o zaman. sanırım sabahın erken saatleri bahçeye çıkmışız. hava biraz kapalı ve serin. üzerimde mavi, uzun kollu, araba desenli bir erkek sweatshirtü var. araba kırmızı. ellerimle çekiştirip desenine bakıyorum ve ağlıyorum. muhtemelen hava serinleyince abimin eski kıyafetlerinden birini giydirmişti annem.
devamını gör...
yoldaş'ın beş vakit namaz kılan müslüman olması
medine'ye varamadım,
gül kokusu alamadım,
ben resule doyamadım,
yoldaşım, yoldaşım,yoldaşım.
dizelerinin sahibi, beşinci boyut dizisinin senaristidir. tek rakibi nihat hatipoğlu'dur.
gül kokusu alamadım,
ben resule doyamadım,
yoldaşım, yoldaşım,yoldaşım.
dizelerinin sahibi, beşinci boyut dizisinin senaristidir. tek rakibi nihat hatipoğlu'dur.
devamını gör...
uzayın sonu varsa ondan sonra ne var sorunsalı
dönerci var.
devamını gör...
30 yaşından sonra enstrüman çalmayı öğrenmek
imkânsız gelmesin. ben de öyle zannederdim. doktora tezi+pandemi+iş yoğunluğumda çıldırmak üzereyken evde duran klasik gitarımı tek bir nota bilgim olmadan internet üzerinden öğrenmeye başladım. mükemmel mi çalacağım elbette hayır. ama kendimi harika hissediyorum. şimdiden çav bellayı bile çalabiliyorum ezbere. bu mutluluk bana yeter.
devamını gör...
hayatınızın arka planında çalan şarkı
hayatimin arka fonunda/planında bu iki şarkı döngüler halinde çalıyor.
emre aydın- güllerim soldu
gripin- böyle kahpedir dünya
emre aydın- güllerim soldu
gripin- böyle kahpedir dünya
devamını gör...
normal sözlük'ün üç beş geveze arasında dönmesi
büyük ihtimalle bundan 1 sene sonra burada olursak yine işiteceğimiz şikâyet.
doğrudur; sözlüğü genelde birkaç kişi yönlendirir. birkaç dediysem aslında yaklaşık bir 20 kişi vardır bu sayı sanırım. arada kısa süreli olarak dahil olan birkaç kişiyle beraber genelde 25-30 kişi arasında döner olay. peki sorun ne?
normalde 25-30 kişilik bir arkadaş toplantısı olsa mesela, böyle sıkıcı olur mu? genellikle hayır. bunda arkadaş ortamlarında insanların daha normal bir şekilde sohbet etmesinin payı var belki de. o ortamlarda kimse trollüğe soyunmaz mesela. esprili biri olabilirsiniz ama trollük başka bir şey. durduk yere masa altına girip bacak aranızdan çıkan arkadaşınız var mı mesela? bu da onun gibi işte... maksadım trollüğü eleştirmek değil ama bir noktaya dikkat çekmeye çalışıyorum sadece. kimin ne yazdığına karışacak ya da kimseyi değiştirmeye çalışacak değilim.
yani işin özeti trollük sohbet ilerletmez genelde. anlık yapılır ve genelde birilerini kızdırır, birkaç kişiyi de güldürür, o kadar. uzun soluklu sohbetleri ancak insanların kendileriyle ilgili dertlerini ve heyecanlarını anlattıkları, anılarından bahsettikleri, birlikte oyun falan oynadıkları ortamlarda görürsünüz. bu yüzdendir ki karşılıklı atışmaların olduğu nick altı başlıkları, siyaset/din/futbol başlıkları ya da normal sözlük aşık atışması gibi başlıklar genelde en çok etkileşimi alanlar oluyor. yani öyle "kurallara uyduğum sürece canım ne isterse yazarım" mottomuz, bunu yaparak sözlüğü canlandırabileceğimiz anlamına gelmiyor*. öyle olmayınca da ortaya çıkan manzara, birkaç kişinin kendi arasında top çevirmesinden öteye gitmiyor.
discord grupları kuruldu katılım olsun, renk artsın diye. ona da "ben anonim olcam*", "ben gruplaşma sevmem*", "discord hesabım yok*" diye itiraz edenler yüzünden işlevsiz hâle geliyor gruplar.
neyse... bu kafalarla gidersek yakında o 3-5 gevezeyi de bulamayız zaten.
doğrudur; sözlüğü genelde birkaç kişi yönlendirir. birkaç dediysem aslında yaklaşık bir 20 kişi vardır bu sayı sanırım. arada kısa süreli olarak dahil olan birkaç kişiyle beraber genelde 25-30 kişi arasında döner olay. peki sorun ne?
normalde 25-30 kişilik bir arkadaş toplantısı olsa mesela, böyle sıkıcı olur mu? genellikle hayır. bunda arkadaş ortamlarında insanların daha normal bir şekilde sohbet etmesinin payı var belki de. o ortamlarda kimse trollüğe soyunmaz mesela. esprili biri olabilirsiniz ama trollük başka bir şey. durduk yere masa altına girip bacak aranızdan çıkan arkadaşınız var mı mesela? bu da onun gibi işte... maksadım trollüğü eleştirmek değil ama bir noktaya dikkat çekmeye çalışıyorum sadece. kimin ne yazdığına karışacak ya da kimseyi değiştirmeye çalışacak değilim.
yani işin özeti trollük sohbet ilerletmez genelde. anlık yapılır ve genelde birilerini kızdırır, birkaç kişiyi de güldürür, o kadar. uzun soluklu sohbetleri ancak insanların kendileriyle ilgili dertlerini ve heyecanlarını anlattıkları, anılarından bahsettikleri, birlikte oyun falan oynadıkları ortamlarda görürsünüz. bu yüzdendir ki karşılıklı atışmaların olduğu nick altı başlıkları, siyaset/din/futbol başlıkları ya da normal sözlük aşık atışması gibi başlıklar genelde en çok etkileşimi alanlar oluyor. yani öyle "kurallara uyduğum sürece canım ne isterse yazarım" mottomuz, bunu yaparak sözlüğü canlandırabileceğimiz anlamına gelmiyor*. öyle olmayınca da ortaya çıkan manzara, birkaç kişinin kendi arasında top çevirmesinden öteye gitmiyor.
discord grupları kuruldu katılım olsun, renk artsın diye. ona da "ben anonim olcam*", "ben gruplaşma sevmem*", "discord hesabım yok*" diye itiraz edenler yüzünden işlevsiz hâle geliyor gruplar.
neyse... bu kafalarla gidersek yakında o 3-5 gevezeyi de bulamayız zaten.
devamını gör...
aşka inanmamak
"...ama aşksız da kalmamak" şeklinde tamamlanası eylem, durum, düşünce.
aşkın kendisi de saman alevi/sabun köpüğü/pamuk şeker gibi kısa ömürlü olduğundan, varlığına inanmak zorlaşabilir.
ne var ki bir gün bir mucize olur, işte o zaman insan bütün bildiklerini unutur.
aşkın kendisi de saman alevi/sabun köpüğü/pamuk şeker gibi kısa ömürlü olduğundan, varlığına inanmak zorlaşabilir.
ne var ki bir gün bir mucize olur, işte o zaman insan bütün bildiklerini unutur.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
fazlasiyla degisik ama olabildigince guzel...
devamını gör...
rahatsız (yazar)
sen kendini rahatsız mı zannediyorsun?
gün içinde nokta atışı yaptığın tanımlara denk geldim. daha doğrusu son zamanlar da epey denk geliyorum tam isabet atışlarına. o profil de memati falan yazmışlar buna da şaşırdım. sen de gizli aklı başındalık var. bence git baktır değerlerine. ilerde sıkıntı yaratmasın.*
gün içinde nokta atışı yaptığın tanımlara denk geldim. daha doğrusu son zamanlar da epey denk geliyorum tam isabet atışlarına. o profil de memati falan yazmışlar buna da şaşırdım. sen de gizli aklı başındalık var. bence git baktır değerlerine. ilerde sıkıntı yaratmasın.*
devamını gör...
piyanist (yazar)
keşfedilmemişi keşfetmeyi sever gibi geldi. yaratıcı bir tarafı var, ezber bozmadan duramıyor. entry'leri bunları hissettirdi.
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
tanrım, beni dostlarımdan koru, düşmanlarımla kendim baş edebilirim.
beyaz zambaklar ülkesinde, grigory petrov.
beyaz zambaklar ülkesinde, grigory petrov.
devamını gör...
lgbt
cinsel tercih değil yönelim olduğunu anlayabildiğimiz zaman hastalık vs gibi safsatalardan ve yanlış bilgilerden kurtulacak, türkiye'de lgbti+ bireylerin yaşadığı zorlukları ve hala herhangi bir yasal haklarının olmadığı ( çocuk sahibi olma, evlenme ,evlat edinme vs.) yaşadığımız bir 21. yüzyıl türkiye'si
lgbt+ bireyler her zaman vardır, var olacaktır. bu yüzden empati herkese gerek...
lgbt+ bireyler her zaman vardır, var olacaktır. bu yüzden empati herkese gerek...
devamını gör...
yeni tanışılan kişide aranan kriterler
konuşan,dinleyen, özgün, düşünen,farklı fikir sahibi, aykırı.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi
bugün beklemekten vazgeçtim. sevmekten vazgeçmek istemiyorum hala o tek başına da çok güzel ama beklemekten vazgeçmek zorundayım. çünkü artık uyuyunca da geçmiyo, uyumayınca vakit de geçmiyo... mecbur beklemeyi bırakcaz...
(buraya da yazayım da beynime iyice kazınsın)
(buraya da yazayım da beynime iyice kazınsın)
devamını gör...
istifçilik
kompulsif biriktirme hastalığıdır.
dispozofobi de denir. pınar dündar'ın da dediği gibi bir nevi eşyanın kölesi olmak şeklinde adlandırabiliriz. evet, hepimiz bir şeyleri hatıra olsun ya da zamanı gelir lazım olur diye saklarız, biriktiririz. ama o gerekli zaman asla gelmez.*
ee bu durumu bazı insanlar abartmışlar.. biriktirmişler de biriktirmişler ve olay içinden çıkılamaz bir hale gelmiş. hastalık derecesinde bir biriktirme takıntısı oluşmuş bu insanlarda. ve asla bunun kötü bir şey olduğunu kabul etmezler, tedavi olmak da istemezler kompulsif biriktirme hastalığına sahip insanlar.

bu hastalık 1990'lı yıllara kadar akıl sağlığı literatüründe çalışılmamış bir konu.* son yıllara kadar da obsesif kompulsif bozukluk* olarak görülen istifleme bağımlılığı artık tek başına ele alınmaya karar verilmiş.
*
bu istifçi kardeşler bize istifçi demeyelim deee toplayıcı veyahut koleksiyoncu diyelim diyorlar imiş.*
ayrıca istifleme bağımlılığı ve okb kalıtsal olarak da farklı yapıda hastalıklar. bulgulara göre istifleme bağımlılığı çekinik bir kalıtsal özellik olarak aktarılırken okb'ler arasında en yaygın görülen kontrol etme ve planlama takıntılarının baskın kalıtsal özellik olarak aktarıldığı biliniyor.
ha bu aradaa istifçiler demek değildir ki asosyal ve tembeller. değiller fakat insan ilişkileri hastalıkları dolayısıyla hayli karışık bir hale gelebiliyor.*
öyle şeyler istifliyorlar ki aklınız hayaliniz durur. giysiler, kalemler, faturalar, kalemler, tebrik kartları.. hadi bunlar normal.. bazıları isee kestikleri tırnak parçaları, saçları.. durun durun. buna şok olacaksınız. ölmüş kedileri dondurucuya atıp yaşayan birisi var! 100'den fazla canlı kedisi ve 67 ölü kedisi varmış 50 yaşında new york'ta yaşayan irene vandyke'nin.

bu hastalıkla baş etmenin diğer yolu da hastaların, bir şeyi elde etme isteğine karşı durma konusunda dirençlerin artmasını sağlamak.
tedavi yöntemlerinden biri de bilişsel davranışçı terapi. hastalar evlerdeki yığınlarına bir şey eklemek istedikleri anda kendilerine birtakım sorular sormaları gerekir. istifçilerden "bütçem bunu almaya uygun mu?", "evde bunu koyabileceğim uygun bir yer var mı?", "buna gerçekten ihtiyacım var mı?" gibi sorulardan oluşan bir liste hazırlayıp her zaman yanlarında taşımaları gerekiyor ve ne zaman elleri bir şey uzansa bu listeyi çıkarıp mantıklı bir karar vermelerine yardımcı olmak için dürüstçe soruları yanıtlamaları gerekiyor. böylece tedavi adım adım gerçekleşiyor.
uzmanlar istifçileri bu tedavi sürecini hızlı değil adım adım yaşaması gerektiğini özellikle vurguluyor. örneğin gereksiz nesnelerden birer birer kurtulmanın evin önüne bir kamyon çekip her şeyi tek seferde dışarı atmaktan çok daha etkin ve doğru bir çözüm olacağını öne sürüyorlar. çünkü sahip oldukları her şeyi aniden kaybetmenin istifçileri ağır bir depresyon sokabileceğin ya da kaybettiklerini yerine koymak için çok daha fazla eşya almaya yöneltebileceğini söylüyorlar.
istifçiler için bu alışkanlıktan kurtulmak oldukça zor olsa gerek. siz de biriktirme huyunuzun hastalığa dönüşmemesini istiyorsanız biriktirmekten vazgeçiniz sevgili okuyucular.. kim bilir? aramızda vardır belki de istifçiler.. bugün ki yazımızın da sonuna geldik. sevgiyle kalın, esen kalın..
kaynak: tübitak bilim ve teknik dergisi 2016 eylül* sayısı pınar dündar syf. 58-65.
dispozofobi de denir. pınar dündar'ın da dediği gibi bir nevi eşyanın kölesi olmak şeklinde adlandırabiliriz. evet, hepimiz bir şeyleri hatıra olsun ya da zamanı gelir lazım olur diye saklarız, biriktiririz. ama o gerekli zaman asla gelmez.*
ee bu durumu bazı insanlar abartmışlar.. biriktirmişler de biriktirmişler ve olay içinden çıkılamaz bir hale gelmiş. hastalık derecesinde bir biriktirme takıntısı oluşmuş bu insanlarda. ve asla bunun kötü bir şey olduğunu kabul etmezler, tedavi olmak da istemezler kompulsif biriktirme hastalığına sahip insanlar.

bu hastalık 1990'lı yıllara kadar akıl sağlığı literatüründe çalışılmamış bir konu.* son yıllara kadar da obsesif kompulsif bozukluk* olarak görülen istifleme bağımlılığı artık tek başına ele alınmaya karar verilmiş.
*
bu istifçi kardeşler bize istifçi demeyelim deee toplayıcı veyahut koleksiyoncu diyelim diyorlar imiş.*
ayrıca istifleme bağımlılığı ve okb kalıtsal olarak da farklı yapıda hastalıklar. bulgulara göre istifleme bağımlılığı çekinik bir kalıtsal özellik olarak aktarılırken okb'ler arasında en yaygın görülen kontrol etme ve planlama takıntılarının baskın kalıtsal özellik olarak aktarıldığı biliniyor.
ha bu aradaa istifçiler demek değildir ki asosyal ve tembeller. değiller fakat insan ilişkileri hastalıkları dolayısıyla hayli karışık bir hale gelebiliyor.*
öyle şeyler istifliyorlar ki aklınız hayaliniz durur. giysiler, kalemler, faturalar, kalemler, tebrik kartları.. hadi bunlar normal.. bazıları isee kestikleri tırnak parçaları, saçları.. durun durun. buna şok olacaksınız. ölmüş kedileri dondurucuya atıp yaşayan birisi var! 100'den fazla canlı kedisi ve 67 ölü kedisi varmış 50 yaşında new york'ta yaşayan irene vandyke'nin.

bu hastalıkla baş etmenin diğer yolu da hastaların, bir şeyi elde etme isteğine karşı durma konusunda dirençlerin artmasını sağlamak.
tedavi yöntemlerinden biri de bilişsel davranışçı terapi. hastalar evlerdeki yığınlarına bir şey eklemek istedikleri anda kendilerine birtakım sorular sormaları gerekir. istifçilerden "bütçem bunu almaya uygun mu?", "evde bunu koyabileceğim uygun bir yer var mı?", "buna gerçekten ihtiyacım var mı?" gibi sorulardan oluşan bir liste hazırlayıp her zaman yanlarında taşımaları gerekiyor ve ne zaman elleri bir şey uzansa bu listeyi çıkarıp mantıklı bir karar vermelerine yardımcı olmak için dürüstçe soruları yanıtlamaları gerekiyor. böylece tedavi adım adım gerçekleşiyor.
uzmanlar istifçileri bu tedavi sürecini hızlı değil adım adım yaşaması gerektiğini özellikle vurguluyor. örneğin gereksiz nesnelerden birer birer kurtulmanın evin önüne bir kamyon çekip her şeyi tek seferde dışarı atmaktan çok daha etkin ve doğru bir çözüm olacağını öne sürüyorlar. çünkü sahip oldukları her şeyi aniden kaybetmenin istifçileri ağır bir depresyon sokabileceğin ya da kaybettiklerini yerine koymak için çok daha fazla eşya almaya yöneltebileceğini söylüyorlar.
istifçiler için bu alışkanlıktan kurtulmak oldukça zor olsa gerek. siz de biriktirme huyunuzun hastalığa dönüşmemesini istiyorsanız biriktirmekten vazgeçiniz sevgili okuyucular.. kim bilir? aramızda vardır belki de istifçiler.. bugün ki yazımızın da sonuna geldik. sevgiyle kalın, esen kalın..
kaynak: tübitak bilim ve teknik dergisi 2016 eylül* sayısı pınar dündar syf. 58-65.
devamını gör...


