sadece o değil, uykusu da nefes alıyordu artık, garip bir metafora dönüşmüş,
yeni bir yaşam formu kazanmıştı..


..

sıtması henüz geçmişti.
..

usulca araladığı kapıdan, şöyle bir sokağa baktı. ürktü ve içeri koştu.
minderin ucuna takıldı, sendeledi ve yere kapaklandı. takılmasaydı da kendini atacaktı zira, tansiyonu düşmüştü.

..
kendini orada öylece bıraktı birkaç saat. bilmem hastalıktan, bilmem yere kapaklanmaktan saatlerce öylece serili kaldı oracıkta.
halının izi yüzüne çıkmıştı. dededen kalma bir ısparta halısıydı, antikaydı. pahalıydı da. fakat umrunda değildi.
önemli de değildi şimdi.
şimdi önemli olan tek birşey vardı: o da, tansiyonunu düzene sokup, acilen kalkmaktı.

...
üşüyordu..
iliklerine kadar donmuştu..
bu kez serin bir rüyanın hatrına değildi katlandıkları....
- peki neydi? diye, iç bile geçirmedi. çünkü sıtması geri dönmüştü...

...
üzerini örtecek bir örtü aradı. ama gözleri, yeniden karardı.
bu soğuk, perdenin ardından kulaklarına doluyordu...

...
anladı, yerinden de kalkamayacaktı artık. uzanıp az evvel takıldığı mindere tutundu. yavaş yavaş onu, kendine çekti. çok ağırdı.. zorlandı biraz... ama en sonunda, çekip üzerine örtmeyi başardı..

en azından soğuk, kulaklarına fısıldamayacaktı artık.
omuzlarından bacaklarına doğru bir ılıma yayıldı.
derken uyku bastırdı ve o haliyle uykunun kollarına yeniden teslim oldu.

~
¶{buna bi'başlık bulmalı mıyım, bilmiyorum. devamını yazmalı mıyım, onu da bilmiyorum...
sadece uzun zaman sonra, yazma evrenime geri dönmeyi umuyorum, o kadar¶}
devamını gör...

t: sınava birkaç gün önceden çalışmaya başlamak ile sınava son saat çalışmak arasında kendine yer edinen ve en sık başvurulan eylem.

üçü arasından en masum olanıdır. kişiden kişiye değişmekle birlikte adrenalin ve kendine güven orta seviyelerde seyreder. "hallederiz ya, yaparız ya" gibi cümlelerle dosttur; o gün gelince çoğunlukla halledilemez, yapılamaz. istisnalar mevcuttur. genellikle tercihen yapılan bir eylemdir, zorlayıcı unsurlar pek nadirdir. çekici yanlarından biri de budur.
bünye alıştığında kurtulunamaz.
edit: mottomdur.
devamını gör...

elinize emeginize saglik, vatana millete bilhassa kafa sozluk'umuze hayirli olsun diyelim. ayrica isvicreli bilim adamlarinin arastirmalarina konu olacak kadar buyuduysek bu isin ustesinden de kalktik/kalkacagiz demektir. daha nice yeniliklere o zaman...
devamını gör...

canı istememiştir öğrenmemiştir. yıllardır erkeklerin bilmemesi sorun olmuyor da günümüzde bir kesim kadının bilmemesi mi sorun?
devamını gör...

kendimden çok kısa bahsedeyim yaklaşık 8 ay hastanede yatılı tedavi görmemi gerektiren bir hastalık süreci atlattım. 8 ay sıfır hareket sürekli gelen misafirler kekler poğaçalar. sonrası alınan 30 kilo ile beraber hastaneden çıkış okuldan uzak kalma sosyalleşememe korkusu, depresyon derken 160 kiloları gördüm. merak edenler için şu an baya sağlıklıyım 90 kiloya kadar düştüm. yurt dışına falan maraton koşmaya bile gidiyorum ama bir şeyler yazmak istedim bu gece.

gelin sizlere zayıf insanların bu konuda sırf sizden daha az kiloda olduğu için ne kadar kaba ve küstah olabileceğine dair kendi hayatımdan bir kaç şey anlatayım.

eğer kalabalık bir ortamda bulunuyorsanız hiç bir arkadaşınıza şaka yapma hakkınız yoktur mesela kes lan şişko diyerek bir anda masanın en komiği olma hakkına sahiptir. bütün gününüzü zehir edebilir.

hayatımda en korktuğum günler bayram günleri oldu benim hep yıllarca

+çok mu ekmek yiyorsun?
+ekmeği kolayı kessene.

mesela size bir tabak uzatılıyor diyelim eğer yerseniz zaten sıkıntı da bir de tersi durum var. kibarca reddettiniz ve uzatan kişi bir kez daha ısrar etti diyelim. mutlaka biri dayanamaz atlar;

+ne ısrar ediyorsun yiyeceğini yemiş zaten.

kilolu olduğunuz için artık aşık olma hakkınız yoktur mesela.

bir arkadaşım beni kız arkadaşın bir arkadaşı ile tanıştırmak için bir yere zorla götürmüştü kötü niyetli değildi belki ama o gün hayatımın en kötü gününü yaşamama sebep olmuştu

kızlar kalktıktan sonra arkadaşım telefonunu masada bırakarak tuvalete gittiğinde telefonuna gelen cevabi okudum malesef.

aşkım bu çocuğu getirdiğini inanamıyorum. bu çocuk bildiğin kilolu yerin dibine girdim. kızın yüzüne bakamıyorum.

mesela bizleri spor salonlarında plajlarda havuzlarda hiç ama hiç sevmezler herkes gözüyle rahatsiz etmek istedigi kadar rahatsız edebilir hatta bizi gördüğü için kendisiyle gurur duyabilir.

üstelik kilolu olduğumuz için duygularımız da yoktur aynı zamanda da komik olma zorunluluğumuz vardır ve tabii her şakayı kaldırmayı.

küçük kardeşinizi sinemaya götürdüğünüzde mısır satan görevli kardeşinize fazla mısır yeme abin gibi şişko olursun diyip küstahça gülebilir mesela.

neyse ben biraz hüzünlendim ağlamaya başladığım. demek istediğim bilmediğiniz acılar hakkında konuşurken biraz kibar olmak zorundasınız. insan olabilmenin en temel kurallarından biri bu.
devamını gör...

belki ailesine bakmak zorundadır ?
niye terk edip gitsin ki ?
devamını gör...

sağlam kış olmuştu her yer buz. eskişehir köprübaşında yürürken ayağım kaydı yere düştüm, ben düşersem en çok ben gülerim, kalktım iki adım atım yine düştüm. bu sefer biraz oturdum yerde kendimi toparladım. tamam dedim hadi, tutundum bir yere kalktım küçük adımlarla gidiyorum, sen nasıl bir ayakkabısın, üçüncü kez tekrar düştüm. bu sefer daha hızlı kalktım, yola ve ayakkabıya söverken o sinirle biraz hızlanmışım sanırım, bu sefer daha artistlik düştüm. kafamı bir kaldırdım bütün insanlık durmuş beni izliyor. birisi koluma girdi, beni güvenli bir yere götürdü. uzun bir süre hareket edemedim.
devamını gör...

neden okunduğuna bağlı bir bölümdür.

4 yıl şöyle böyle notlarla okuyım sonra aylak aylak iş arıyım diyorsanız işsizsiniz.

okuduktan sonra evde oturup napıcam ya diye düşünecekseniz işsizsiniz. (garanti)

minimum çabayla maksimum verim istiyorsanız işsizsiniz. (garanti)

çok keyif alıyorum ya, sanatı çok seviyorum diye okuyorsanız yine işsizsiniz.

sanat tarihi çok ciddiye alınması gereken, önemli faaliyetlerde bulunan, düşünce dünyasını ve bakış açısını genişleten, disiplin gerektiren bir bilimdir. sanat tarihini eğer bu yolda yürümek istiyorsanız okumalısınız. amacınız okuyup bırakmak olmamalı. yüksek lisans, doktora kesinlikle yapmalısınız. okurken bile sürekli makale yazmalısınız, çalışmalarda bulunmalısınız. sınavdan sonra batağa giden tiplerdenseniz bölümden değil de kendinizden bir şey beklememelisiniz zaten. okuduğunuz bölüm dünyanın en zırva bölümü de olsa, o alanda iyiyseniz veya iyi olma yolunda ilerleyebiliyorsanız paranızı da kazanırsınız keyfinizi de kazanırsınız.

önemli olan ne istediğini bilmek ve isteğe emin adımlarla yürümeyi becerebilmekte.
devamını gör...

yoldaş'ın dertlerini anlatacağı, bazı konularda yazarlarını bilgilendireceği başlıktır. 

efendim; bazılarımız anlamıyor ya da pek acımasız davranmak mı istiyor bilmiyorum ama kafa sözlük kurumsal bir oluşum değil.
maslak’ta bir plaza katımız yok. tanıtım için şirket hesabımızda yüzbinlerce liramız yok. 
esasen bir şirket hesabımız da yok *
buraya inanan yazarların, yöneticisinin, okuyucusunun mütevazı destekleri ile güncel tuttuğumuz bir fonumuz var. 

bize sağda solda bal porsuğu diyorlarmış, ağızlarını yerim onların, ne de güzel betimlemişler.  
zira böylesine community bir projeyi, kurtlar sofrasında bilhassa 2021 yılında ayakta tutmak, işletmek ve büyütmek için safi iyi niyetten fazlasına ihtiyacınız var.
çelik gibi sinirler, dipçik gibi zinde bir beden, kısıtlı bütçe ile doğru hamleler, “işte cesaret, işte feraset, işte fazilet, işte fedakarlık, işte mertlik, işte adam gibi adamlık“ gerekiyor.*

hepinizin malumu olan; kafa sözlük büyüyüp medyada ufak ufak kendine yer bulmaya başlayınca, belirli çevrelerde dikkat çekmeye başladı. 
bizlerle dirsek temasında bulunmak isteyen, bizleri dolaylı yollarla yoklayan; büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi saim beyler de belirmedi değil. bir yatırım alıp burayı ticari bir kuruma dönüştürmek ve paranın altında kukla görevi görme niyetimiz yok.
en baştaki motivasyonumuz ( beeen yaşar usta) neyse bunu korumak konusunda kararlıyız.

reklam ve devasa yatırım bütçeleri olmadan ayaklarının üzerinde durabilen, tamamen bağımsız kalabilmeyi başarmış bir start up ile; 5 metrekare odasında büyük hayaller kurup, endişeli düşüncelere gark olmuş küçük girişimci ali, osman, hüseyin, merve ve diğer bir çok genç dostlarımıza/yoldaşlarımıza rol model olmak istiyoruz. 

bunu başaracağız... 


gel gelelim dillere pelesenk olmuş, son trendimiz olan kalite konusuna. 
canlar; bunu sağlayacak olan sizlersiniz, kaliteden şikayet edip hiçbir şey yapmamak olmaz.
kaldı ki, kalite ile alakalı yapılan eleştirilerin birçoğuna katılamıyorum.
bir kıyas içine girmek daha doğru mu olur? emin değilim lakin faal olan diğer sözlükleri inceleyebilirseniz, (bizim sözlüğümüz diye söylemiyorum) kafa sözlük bu konuda bariz farklar taşıyor.
sokakta 10 tane insan çevirsek; bunların elbet birkaçı troll, birkaçı gayri ciddi olacaktır. 

burası da herkese açık bir platform, genel kültür seviyesi düşük olan kimselere, "sen burada yazma" diyemeyiz nihayetinde.
ek olarak; sözlük konseptinin özünde liste&anket başlıkları var, buna engel olamayız. 
akış; her türlü başlığın ayırt edilmeden yayımlandığı kategoridir.
rahatsızlık duyan kimseler için belirli kategoriler getirdik,  #bilgi ya da  #kültür-sanat gibi alanları kullanabilirsiniz.
ya da yalnızca #takip ettiğiniz başlıkları veya yazarların tanımlarını okuyabilirsiniz. 

kaliteyi korumak ve artırmak için çok ciddi bir çaba içerisinde olduğumuzu da bilmenizi isterim.
misal olarak, 10 gün kadar önce bu sözlükte 24 saat içerisinde 9.000'in biraz üzerinde tanım girildi. 
bu sayıyı daha net anlayabilmeniz için şöyle anlatayım: malum sözlükte çaylakların tanımını çıkarttığımız zaman, günlük 17.000 - 22.000 arası tanım girilmekte. 
biz bunun yarısını 2.5 ayda yakalamışken, müdahil olmasak bu sayı katlanarak büyüyecekken ve sözlük çok daha ciddi yerlere gelecekken; ertesi gün 10'larca troll hesabı sözlükten uzaklaştırıp, bütün fake hesap sahiplerinin de hesaplarını kapattık. çaylaklık sistemini devreye sokup, yazarlık şartı için 100 karma puan koşulu getirdik. 
yaptığımız bu müdahalelerle an itibarı ile 3.500-5.500 bandına geriledik ancak böylesi içimize daha çok sindi.*

kısacası derdimiz nitelik yerine nicelik olsaydı, bunu seçme şansı önümüze gelmişti.
nefsimiz sınandı ve sınavı da geçtik.*
hem bir anda büyüyüp ne yapacağız? böylesi daha doğal, daha hormonsuz.

an itibarı ile;
aktif yazar sayımız : 1923
aktif çaylak sayımız  : 4149

yani öyle canım yazarlarım. şimdi gel gelelim bu uzuuun ve “bana ne ulan” dedirten yazının en can alıcı yerine...

burası bal porsuklarının sözlüğü. büyümek ve kocaman olmak için trendyol reklamlarına ihtiyacımız yok. 
şimdi, bu hikayeyi beraber yazmak için her birinizi bal porsuğu olmaya davet ediyorum ! 

moderasyonu teker teker aranızdan seçtim, seçmeye de devam edeceğim.
halihazırda aranızda dolaşan arkadaşlarınızın; bazıları sözlüğün grafiklerini hallediyor, bazıları tanıtımlarımıza ön ayak oluyor, bazıları youtube için montaj ve ses konusunda, bazıları avukat bu alanda, bazıları güvenlik için, bazıları seo için, bazıları da bağlantıları ile yardımcı olmaya çalışıyor. 

"şunu şöyle yap yoldaş, şöyle bir bağlantım var yoldaş, şunu yaparak sözlüğe bir şeyler kazandırabiliriz yoldaş",  hatta  "seni merak ediyorum yoldaş gelip bi sesini duyayım" gibi istekleriniz için discord hesabım halihazırda birçoğunuzda var.
olmayanlar için, özelden hesabınızı yazabilirseniz sizi ekleyebilirim. (-kullanıcı #5262- gibi)

imece bir model ile bir şeyler başarmaya çalışmamız bizi iddiasız yapmaz. halihazırda interaktif sözlükler sıralamasında anlık aktif yazar sayısı ve üretilen içerik gibi konuları baz aldığımızda en büyük ikinci sözlük pozisyonundayız. 
çok ama çok iddialıyız ve bunu başaracağız. bunu hep beraber başaracağız... (motivasyon konusunda bir fatih terim değilim, idare edin)

bunu başarırken de yardım organizasyonlarını hiçbir zaman ihmal etmeyeceğiz.
mottomuz: her ay 1 tane sosyal sorumluluk projesinde bulunmak.
geçtiğimiz aylarda 2 adet çok güzel ve faydalı projeyi yoğun katılım ve başarılı bir organizasyon ile gerçekleştirdik.
ilerleyen günlerde sokak hayvanları için de bir projenin içerisinde yer alacağız. arka planda hazırlık içerisindeyiz. 

her birimizin yazmaktan, üyesi olmaktan gurur duyacağı, göğsümüzü kabartacak bir kafa sözlük platformunu el ele inşa edeceğiz. 

sizleri pek seviyorum.
devamını gör...

barbie evi ve akülü araba. barbie bebeği zor almıştık, evini nasıl isteyeyim. akülü araba zaten mümkün değildi.
devamını gör...

çünkü kötüler düzenin buglarını çok iyi biliyorlar.
devamını gör...

1987'de gup denk adıyla müziğe başlayan ikili, 90ların değişik soundlu şarkılarına ses vermişlerdir. sevme zamanı, saraylı, tasvir-i şikayet gibi şarkıları vardır.
devamını gör...

şahsen pek dönmek istemeyeceğim bir yıl.

o sene ablamı kuzenimi ve iki teyzemi aynı gün trafik kazasında kaybetmiştim..
devamını gör...

insanı üzülmekten daha çok yoran durumdur.
devamını gör...

benimdir. o kadar mutlu oluyorum ki bildirimi görünce. böyle gün içinde "saçın güzel olmuş" ya da "kıyafetin çok yakışmış" gibi bir şey değil sonuçta. biri benim düşüncemi okumuş, düşünmüş, hoşuna gitmiş ve beğenmiş. çok güzel bence.
devamını gör...

egzoz kokusu seven yok mu? benzin, tiner?
ne masum şeyler kokluyorsunuz siz ya.
devamını gör...

insanoğlunun maymundan geldiğinin kanıtıdır. insan içten içe bir oha diyor.

ccc lazer epilasyon ccc.
devamını gör...

planlı olmayan aniden yapılan yolculuklar güzeldir.
en güzeli ise bence en özgür olduğun zamanda yapılandır.
devamını gör...

tanzimat dönemi yazarlarından samipaşazade sezai'nin batılı anlamda ilk hikaye denemesi olan küçük şeyler kitabında yer alan ve herkesin ölmeden önce okuması gereken trajikomedinin çok iyi işlendiği kısa öykülerden birisidir.

özet geçmek gerekirse:
hiçbir kimsesi olmayan 33 yaşındaki şişman ve biraz çirkin paskal yaşlı bir rum kadının evinde kiracı olarak kalmaktadır. paskal hayatını sahnelerde çok başarılı olduğu pandomim sanatını icra etmesiyle idame ettirir. bir gün paskal yine sahnedeyken eftalya adlı bir genç kız paskal'a çiçek atar ve paskal bu çiçeği saklar, eftalya'ya aşık olur. paskal eftalya'ya olan aşkını uzun süreler boyunca içinde tutar. bir süre sonra eftalya'nın paskal'ın sahnelerine gelmemeye başlaması paskal'ın meraktan çıldırmasına neden olur. paskal eftalya'ya olan aşkını içinde gittikçe büyütmeye başlar ve bir gün eftalya paskal'ın sahnesine geldiğinde paskal şok olur. paskal gözlerine inanamaz, eftalya bir başkasıyla evlenmiştir.. paskal bunu kaldıramaz o gün sahne çıkışı evde sabaha kadar acıdan kıvranır ve sabah ise kendisini asar. asılı trajikomik olan şey ise mahalleli odasının kapısını kırıp içeri girdiğinde önce paskal’ın dilini çıkarıp komiklik yaptığını sanıp gülmesi. oysa paskal gerçekten ölmüştür. yaşamında insanları güldürmeyi başaran bu adam ölümüyle de insanları güldürmüştür..

tamamını okumak isteyenler için:**

haseki taraflarında bir çıkmaz sokağın içinde yalnız duran üç odalı bir ev, bir mezar gibi, sonsuz bir sessizlikle doluydu. bir eskimişlik ve unutulmuşluk içerisinde terk edilmiş halde bulunuyordu. çatısından kopan bir tahta, damından uçan bir kiremit, duvarlarından yuvarlanan bir taş senelerce düştüğü yerde kalırdı. ara sıra çirkin, ihtiyar bir rum karısı -cadılara mahsus dehşet ve sükunetle- dışarı çıkarak evinde ihtiyaç duyduğu malzemeleri satın alır ve alelacele eve girip kaybolurdu. evin küçük bahçesinde duvara yakın bir büyük ağaç, temmuzun o ateşli güneşi istanbul’un bu taraflarını takatsiz bir hararet içinde bıraktığı zaman yapraklarının arasına gizlenmiş serin bir rüzgar yaymaya başlayarak o evin, o mahallenin bir büyük yeşil yelpazesi gibi havayı tazeler ve ona bir ferahlık kazandırırdı...
yazın bir cuma günü, öğleüzeri, bu evden, koltuğunda bohçasıyla çıkan bir adam, kapısını itina ve dikkatle kapadıktan sonra yoluna devam etmeye başladı. arkadan bakılınca omuzlarıyla belinin genişliği aynı bulunacak kadar şişman olan otuz üç yaşındaki bu adamın enli, fakat pek kısa bacakları üzerindeki yükü istediği tarafa götürmek de zorluk çektiği görülüyordu... bu uzak mahallelerin tenha sokaklarında düşünceli, mahzun bir şekilde yoluna devam eden bu adam, halkı güldürmek için gidiyordu... ince tahtalarla inşa edilmiş ve yıkılmamak için etrafına destekler vurulmuş bir binanın önüne geldi. bu binanın kapısının üzerinde beyaz kağıda büyük siyah yazıyla şu levha asılmıştı:
“meşhur paskal’ın pandomiması. burada her cuma ve pazar günleri meşhur paskal çeşitli hünerler ve gülünç oyunlar icra eder. kıymetli müşterilerinin beğenisini kazanan paskal, her hafta yeni oyunlarını gösteri sahnesinde sergileyecektir!”
paskal, kendisiydi. tiyatrosunun kapısından girip bohçasını açarak, hiç değişmeyen oyununa mahsus şalvar biçiminde ki beyaz pantolonunu, başına sivri beyaz külahını giydikten ve bütün yüzünü unlara, kurbağa bakışlı siyah gözlerinin alt kısımlarını kırmızıya boyadıktan bir saat sonraydı ki -boş zihinlerle gailesiz gönüllerden çıkıp yükselen- kahkaha sedaları ve alkış sesleri arasında oyununu sergiliyordu.
oyunda bir kadına aşıkmış rolü yapan paskal’ın, ilan-ı muhabbet için dilini çıkarması ve onun sevgisini kazanmak için taklak atması oradaki halkı çok güldürüyordu. tiyatronun bezden tavanını başının üstünde tutan ortadaki hareketli direğe arkasını dayayarak, ağzındaki sigara ile oyunu seyreden bir seyirci:
‘paskal’ın dilini çıkarması yok mu? insan buna gülmekten bayılır!’ diyordu. zaten bunu orada küçük iskemlelerin üzerine oturanların ekserisi tasdik etmişti. oyuncuların yanındaki locada, o masum, o çocukça gülüşleri hayatın acılarına teselli olabilecek genç kızlardan biri, tam bir coşku ve sevinçle kanatlarını sallayarak uçuşan kuşlar gibi, o küçücük pembe dudaklarının üzerinde nurani bir tebessüm olduğu halde, ellerini birbirine çırparak paskal’ı alkışlıyordu. “eftalya” ismindeki, yirmi yaşında, bu genç kız ihtiyar validesiyle hemen her hafta bu locaya geliyordu. validesi: ‘kızım burada çok mu eğleniyorsun?’ diye sorduğu vakit; eftalya, paskal’ı ölen sevgili köpeğine benzettiğini ve bazen de onun hareketlerinin ve tavrının, bir kere görüp de pek hoşuna giden bir maymunu andırdığını söylerdi.
o gün ise beyaz ketenler, sihri tebessümler içinde bulunan bu genç kız, o gürültüler arasında, bir hayvan kadar sevimli bulduğu ve beğendiği oyuncuya, locadan çiçek atıyordu. attığı bu çiçekler, paskalın yüzüne göğsüne dokundukça eliyle kalbini tutarak en can alıcı yerinden vurulmuş yırtıcı bir hayvan gibi acı acı feryat ediyordu.
bir iki dakika sonra tiyatrosunun iç tarafındaki toprağın üzerine oturarak, hala güldürdüğü adamların kahkahaları devam ederken içini çeke çeke ağlıyordu. bu zavallı paskal, o güzel eftalya’yı seviyordu, bu kusurlu vücut, o kusursuz varlığa aşık olmuştu!
fakat gönlünün en gizli bir köşesinde gizlediği bu muhabbetini kimseye söylemeye, küçükten beri her derdini paylaştığı evdeki ihtiyar hizmetçisiyle bile hasbihal etmeye cesaret edemiyordu. ömründe hiçbir kadının beğenen bakışlarına, hiç kimsenin iltifatlı davranışlarına nail olamamıştı. kendisinden beklenen yalnız güldürmekti. bak, bu kırgın halinde, gözyaşları içinde bulunduğu şu kederli vaktinde bile herkes kahkahalarla ona gülüyordu.
akşamdan sonra oyun bittiğinde yine bohçasını koltuğuna alarak geldiği yoldan çekingen bir tavırla evine avdet ediyordu. odasının kapısını açarak, içinde kimse olmayan evinde, birisinin dolaşıp dolaşmadığını, penceresini kaldırıp, sokaktan kimsenin geçip geçmediğini anladıktan sonra güzel eftelya’sını düşünmeye başladı.
bugün oyunda kendisine niçin o kadar gülmüştü acaba? koynundaki çiçekleri çıkarıp incitmeden ve hürmetle öptükten sonra, odanın en yüksek yerine koydu. “bu çiçekler, ah bu çiçekler beni öldürecek.” diyordu.
kendisini bir kere kabul edecek olursa… bu odaları saksılarla donatacak, o güzel eftalya’sını şu köşeye oturtacak, ne kadar garip hikâyeler varsa anlatacak, bütün gece onu güldürecekti. gayet güzel bir rüyadan uyanır gibi başını kaldırdı. ah, pek de çirkindi, alemin maskarasıydı. ağlamaya başladı.
son gününde kötü bir haber getiren o ay ne kadar süratle gelip geçmişti. iki haftadan beri tiyatrosuna gelemeyen eftalya evleniyordu. zavallı paskal, bir cuma günü kocasıyla beraber gelen eftalya’yı güldürdükten sonra, yüreğini parçalayan üzüntüsünü fark ettirmemek için başını önüne eğerek evine gidip içine kapandığı odasının kapısını sürgüledi.
ertesi sabah öğleden sonra kapısını kıracak gibi vuran ihtiyar rum karısı hiçbir cevap alamayınca, tam bir korku ve telaş ile mahalleden topladığı adamlarla, kapısını kırıp odaya girdiler. odaya girer girmez herkes gülüşmeğe başladı. zira paskal asılmış bir adam taklidi yaparak o meşhur maharetiyle dilini çıkarmıştı.
hayatında herkesi güldürdüğü gibi, ölümünde de kimseyi ağlatamayan zavallı paskal’ın bu seferki hali taklit değil, ölüm gibi hakikatti.
devamını gör...

üst edit: "her güzel şey zaman alır," derler ancak "zaman her güzelliği alır," sözünden bahsetmez kimse. bu listeye dahil ettiğim ve üzerine asla gül koklamadığım birçok yazar ya banlandı ya da izne çıktı. zaman güzelliği aldı anlayacağınız. haziranın altısından güncelleme geliyor şimdi.

sözlükteki birçok yazarla az çok anım var. hepsini anlata anlata ve de öve öve bitiremem ancak bazı yazarlar var ki; onları görünce gözümden kalpler, dilimden sevgi sözcükleri fırlıyor. öyle yalakalık olsun diye de demiyorum. emekçiye hakkı her zaman en önce verilmeli.

meja: gözümde oldukça değerli, kültürlü ve bilgili bir yazardır. olduğu gibidir. açık sözlü, tarafsızdır. idolümdür, desem abartmış olmam.

mahlassızım: nasıl oldu da unuttum! başımıza taşlar yağacak! ilk günden itibaren asla çizgisinden çıkmayan kaliteli bir yazar. iyi ki buraya gelmiş.

zülal_kalender1: inşallah bana kızmamıştır. zira onu unutmak için deli olmak gerekir. kusuruma bakmayın efendim, aklım başımdan gitmiş!

freud purosu: ağırbaşlı, samimi ve dürüst biridir. bilgisi paylaşır, bencillik etmez. değerlidir.

armysuzy: sevgili dear'ım, yoldaş'cığımın yan çarı *, canım ciğerim.

zümrüd-ü anka: benim bir kopyam olsaydı kesinlikle o olurdu. başka bir şehirde yaşıyor ama sanki yan yanayız. fena seviyorum. umarım hayat ona en güzel yönünü gösterir. sevgiler, sarılmalar.

evernevergreen: çok geç bulduğum bir ruhu güzel. öğretmenim, canım benim, çiçeğim. sözlük dünyasının görüp görebileceği en çalışkan editör. * keşke, keşke daha erken görüşseydik.

karambol: zeki, minnoş ve dost gibi dosttur. bir ara ufak bir yanlış anlaşılma oldu aramızda, birbirimize girdik ama eski arkadaşın tartışması da güzel olur. dööööööööön artıııııııık.

ucemak: önce artı oylarıyla, şimdi de sözleriyle gönlümü fethetti. içtenliğine bayıldığım biri, iyi ki var.

tutankamonun laneti: yüzü güzele kırk günde doyulurmuş da, huyu güzele, espriliye, zekiye kırk yılda doyulmazmış.

ölmedim ama hafif sürünüyorum: nickine inat oldukça güçlü, samimi ve oldukça zeki bir kadındır. olmasaydı ne yapardım acaba?

yoldaş benjamin franklin: kendisini asla bir yönetici olarak görmüyorum. benim için her zaman çok iyi bir dost, yardımsever bir insan ve işini iyi yapan bir kgb ajanıdır. büyüyü bozdum ama olsun. *

eyluling: etipuf'umdur. beni karşılayan ve nickaltımı açarak hesaba aldığını, saydığını gösteren ilk kişidir. değerlidir.

uykusuzkahve: çikolatalı kekimdir, ruh ikizim, canımın içi dışıdır, kelebeğimdir. *

patagonyalı: mod oldu ama yazar kişiliğini, arkadaş kişiliğini hiç bırakmadı. teşekkür ediyor, sevgilerimi yolluyorum.

yırttık abicim yırttık: kendisine mars'tan vatandaşlık vermişimdir. evren'e onunla alakalı çok güzel mesajlar yollamışımdır, bir tanemdir.

bal yerine reçel yapan arı: sürüden ayrılıp sürü psikolojisini yıkan, bombus arısı kadar tatlış, minnoş, güzellik.

robins: umarım önerdiğim filmleri izler de, konuşacak bol bol ortak konumuz olur. zira kendisiyle sohbet etmek benim için bir şereftir.

trevor philips: dergi çıkarmadaki cesaretiyle etkilendiğim, ince mizahlı, enerjik yazar. umarım o enerjinin yarısı bana da geçer. yoksa o uçarken yerden izlemek zorunda kalacağım! *

ve daha nice insan gibi insan. eğer unuttuğum varsa affola. aklımda o kadar çok insan var ki!
klavyem düşüncelerime yetişemediğinden birçoğu eksik kaldı ama onlar benim için önemlerini biliyorlar. umarım küsmezler. *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim