nick altı sorunlarını çözmek için kendisini klonlayan yazar.
devamını gör...

yeni gitar çalmaya başlayanların çok sevdiği, herkese çalmak istediği metallica parçası.

1992 wembley performansları ayrı bir lezizdir
devamını gör...

ivan alexsandroviç gonçarov'un kaleme aldığı oblomov adlı eserde geçen mektuptur. oblomov bu mektubu biricik aşkı olga'ya yazmıştır. oblomov mektupta içinden geçenleri olga'ya cesurca anlatmıştır. ancak bu mektup bir aşkın değil bir vazgeçişin başlangıcıdır. işte o mektup:

bu kadar sık görüşürken benim yerime mektubumun gelmesi seni her halde şaşırtacak, fakat sonuna kadar okuyunca göreceksin ki başka türlü yapamazdım.
bu mektubu çok daha önce yazmış olmalıydım; o zaman ikimiz de sonradan duyacağımız birçok vicdan azaplarından kurtulmuş olurduk.
ama gene de geç kalmış değilim, birbirimizi o kadar çabuk, o kadar umulmadık bir şekilde sevdik ki ansızın hastalanmış gibi olduk.
bu yüzden kendime daha erken gelemedim.
daha ileri gitmeyeceğim artık, olduğum yerde duracağım; bunu yapmak benim elimde. ama gene de sürükleniyorum… şimdi ise öyle bir savaş içindeyim ki senin yardımına muhtacım.
ne kadar derine sürüklendiğimi ancak bu gece anladım; içine düştüğüm uçurumun derinliğini gördüm ve durmaya karar verdim…
oyun bitti artık; aşk benim için bir hastalık oldu; kendimde bir tutkunluğun başladığını hissettim; sen daha düşünceli, daha ciddi oldun; bütün boş zamanlarını bana verdin; sinirlerin gerginleşti, huzurun kayboldu. şimdi korkuyorum ve anlıyorum ki bu gidişi durdurmak, kendimizi toparlamak için harekete geçmek benim görevim.
evet, seni sevdiğimi söyledim. sen de beni sevdiğini söyledin. ancak aradaki ahenksizliği fark edemedin mi? etmedin değil mi? o halde sonra edeceksin; ben uçuruma düştüğüm zaman. bak benim halime, düşün benim kim olduğumu.
beni sevmen mümkün mü? beni seviyor musun? dün ‘seviyorum, seviyorum, seviyorum’ dedin; bende kesin olarak söylüyorum: hayır, hayır, hayır.
beni sevmiyorsun, ama şunu hemen belirteyim ki yalan da söylemiyorsun.
beni aldatmıyorsun. hayır denecek yerde evet diyecek insan değilsin.
benim sana anlatmak istediğim, duyduğun şeyin gerçek aşk değil, sadece bir aşk umudu olmasıdır…
ben baştan sana bunu açıkça söylemeliydim sen yanlış bir yoldasın; karşındaki adam, rüyalarında gördüğün adam değil. göreceksin, bir gün o kişi karşına çıkacak; bana kızacaksın; ben de bunun azabını duyacağım. daha keskin bir zekâm, daha iyi bir kalbim olsaydı, daha samimi olsaydım sana bunları daha önce söylerdim…
şimdi başka türlü düşünüyorum. kendi kendime şunu soruyorum:
ona iyice bağlandığım zaman, yanımda olması benim için bir zevk değil bir zorunluluk olduğu zaman, aşk yüreğime iyice yerleştiği zaman ne olacak?
bu acıya dayanabilecek miyim? işin sonu kötüye varacak. daha şimdiden bunu düşünmek beni ürpertiyor.
başka birisi olsa şunu da eklerdi ‘bu satırları gözyaşları içinde yazıyorum?’
ama ben sana yalan söylemiyorum, acımın bir gösteriş olmasını istemiyorum, çünkü dertleri, pişmanlıkları artırmak neye yarar? bu çeşit yalanlarda sevgiyi daha fazla kökleştirmek umudu saklıdır. bense bu duyguyu sende ve bende kökünden kazımak istiyorum.
zaten gözyaşları ya boş hayallere ya da bir kadını baştan çıkartmak isteyenlere yaraşır. ben sana bunları uzun bir yolculuğa çıkan iyi bir dostla vedalaşır gibi söylüyorum: iki üç hafta daha beklesem çok geç olurdu.
aşk bir ruh kangreni; o kadar çabuk ilerliyor ki. daha şimdiden ne haldeyim. zamanı saatleri, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, seninle ölçüyorum: onu gördüm, göremedim, göreceğim, göremeyeceğim, gelecek, gelmeyecek…
hayatımızın bu kısa dönemi belleğimde her zaman temiz ve ışıklı bir hatıra olarak kalacak ve beni tekrar eski ruh uyuşukluğuna düşürmekten koruyacak.
bu hatıra sana da hiçbir zaman zarar vermeyecek ve gelecekte gerçek aşkı bulmana yardım edecek…
umarım hayat dilediğin gibi olur.
geceler bitti…
yolculuklar da…
yeni yerler yeni sabahlar da bitti…
hoşçakal meleğim…
devamını gör...

herkes için farklı nedenler olabilir. benim nedenim, butik projelerle yazarlarına dokunmayı bilen, bilgi alışverişi olan, interaktif yapılan, sosyal projeler çıkaran, toplumsal fayda sağlayan, besleyici, doyurucu bir sözlükte, toplumda yer almak, parçası olmak.
devamını gör...

ingiliz dilindeki (bkz: oxymoron) sözcüğünden türkçeye geçmiş kavramdır. birbirinin tezatı olan iki kavramın bir arada, iki sözcüğün yan yana kullanılması ve bu şekilde oluşturulmuş sıfat tamlamaları, söz öbekleri ve ikilemelerdir. aynı zamanda edebi sanatlardan `tezat`ı kapsar.
devamını gör...

beni olduğum gibi kabul etmiyorsa hayatımda da yeri olduğunu düşünmüyorum. mutlu olmam için hayatımda olmasına gerek yok. zaten beni olduğum gibi kabul etmeyen insan hayatımda sadece sorun çıkarır.
devamını gör...

25 ağustos 1989 yılında pakistan hava yolları adına gilgit şehrinden islamabad'a 54 yolcusu 4 mürettabatı ile 07:36 da havalanan fokker f-27 model uçak ile 08:50 civarlarında kule ile son iletişim gerçekleştirilmiş olup bir daha uçakdan asla haber alınamadı.

günümüze kadar halen hiç bir parçasına ulaşılamayan uçak himalayalara düştüğü var sayılmakta.

şimdi diyceksiniz bu konu ile ne alaka!

internet adres çubuğuna gitmek istediğimiz web sitesini yazınca ve sayfa ortada yok ise "404 not found" yani sayfa bulunamadı diye bir hata mesajı görürüz.

pakistan hava yollarına ait uçağın kalkış numarası 404 dür.
bu hata mesajı olan "404 not found" uyarısının isim babasının bu kaybolan uçak olmasıdır.
devamını gör...

başlığı görünce bir arkadaşımın bana anlattığı olayı hatırladım:
okulun bahçesinde ağaca sarılmış bir adam hüngür hüngür ağlamaktadır.çocuklar merakla etrafını çevirir. anlarlar ki çok seneler önce bulgaristan’a göç eden (ya da buna zorlanan,bilemiyorum) adamcağız, oraya o ağacı diken kişidir.vatanına özlemini ağaca sarılarak gidermektedir.
*****
ağaçlara sarılmayı seviyorum, ailem beni tuhaf karşılasa da. onların muhteşem varlıklar olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...

steven spielberg'in yapımcılığını üstlenip, joe dante'nin yönetmenlik koltuğuna oturduğu mizahi gerilim filmi. ya da absürt gerilim mi desek, bilemedim şimdi. ilk filmi herhalde 10 kere falan izlemişimdir. gizmo, alf'ten sonra en sevdiğim ikinci tüylü yaratık olabilir. garibimin suçu günahı yok zaten. hassas bir yaratık. kaldı ki, ihtiyar size kuralları söylemişti. kurallara uymadığınız için evladım ne işkencelerden geçti. oysa mevzu basit. o tüy yumağı suyla temas etmeyecekti. gece yarısından sonra da hiç bir halt yemeyecekti. ve ışığa maruz bırakılmayacaktı. bu kadar yani. yok arkadaş insanların uyarılara kulak asmamak gibi ciddi bir sıkıntısı var. neyse ben başka bir mevzudan bahsedecektim;

aslında mogwai'lerin ortaya çıkış hikâyesi biraz enteresan. gremlinler, spielberg'in ya da dante'nin ürettiği bir fikir değil. geçmişi 2. dünya savaşı yıllarına kadar gidiyor. o dönemlerde ingiliz pilotlar, uçaklarında ortaya çıkan mekanik sıkıntıları, bir takım yaratıklara bağlarlarmış. eğer uçaklar arızalanır ve sebebi bulunamazsa, ihaleyi gremlinlerin üzerine yıkarlarmış. yani mogwailer esasen minik uçak katilleri olarak literatüre girmiş. hatta sonrasında, ingiliz savaş pilotu roald dahl onlar hakkında bir hikâye kaleme almış, öncelikle bunu senaryo olarak yazmış zira bu minik uçak katillerinin çocukların ilgisini çekeceğini düşünen walt disney kendisinden böyle bir talepte bulunmuş. tabi spielberg ve dante dahl'in, karakterlerini geliştirmiş ve karşımıza bu kült yapım çıkmış.

ilk filmin ve gizmo'nun bende yeri ayrıdır. ha ikinciyi de severim ama ben takıntılı adamım, ikincisini gömecek bir sürü şey yazabilirim. ha göndermeleri güzeldir orası ayrı. gizmo'nun temsil ettiği şey benim için önemli. o tüy yumağı neyi temsil edecek diye sormayın sakın? gizmo işin temeli, kökeni ve onunla ilgili uyulması gereken bir takım kurallar var. orayı kazıdığınızda altından beyin fırtınası yapabileceğiniz yığınla mevzu çıkıyor. ama bu çıkarımları gizmocuğumun başlığında yazayım ben. evrim geçirmiş diğer tiynetsiz mogwailerden bahsedilmesi kuvvetle muhtemel olan bir başlıkta gizmo can arada kaynamasın.
devamını gör...

kırk yılda bir, bir şey sormak için kapısını tıklıyorum, bana ulaşmak kolay değil sıraya geç diyor.*

geçen şaşırttı, göz yaşları içinde mesaj kutusunda kendi belirdi, ne oldu diyorum, 14 dakika 40 saniyedir kimse madalya verilebilecek tanım girmedi diye sinir krizi geçiriyormuş meğersem. tek tek girilen tanımları inceliyor oturmuş... sonra tutturdu sen gireceksin diye.

velhasıl, anlaşma yaptık. her madalyalı tanım başına iki soru hakkı elde ettim, teşekkürlerimi sunuyorum.
devamını gör...

2013'ün hiti tom odell parçasıymış. arkadaş ben mi yaşlanıyorum ne oluyorsa ben yeni keşfettim bu parçayı lanetler gelsin. çok başarılıymış.

zwette editi'nin cıstak cıstak bir altyapısı var ancak piyasa yeaa demeye dilim varmıyor, hem eğlenceli hem dinlendirici. albüm versiyonunu daha slow daha epik şekillendirilmiş; o da güzel, o da tatlış.

millet şarkının cılkını çıkarmış dinlemeklerden, ben yeni rastladım; ne güzel oldu.

''and i wanna kiss you, make you feel alright
i'm just so tired to share my nights''

oaaah
devamını gör...

yıldız tilbe.sevdanın tadı.
devamını gör...

bir yandan yoldaşla rusya'ya, support girl ile istanbul'a, digitale ve kankası ile boşlukta, sonra paris'e gidip şimdi başka tınılar. babacım n'oluyor? lunaparka dönecek program, o kadar renkli ve enteresan.
devamını gör...

emre aydın-unut gittiğin bir yerde
devamını gör...

altan erkekli’nin yalnızlık tiradını hafızalara kazımış tiyatro oyunudur.

devamını gör...

hücre ölüm mekanizmalarından biridir.kromatinin nükleus kenarında kümelenmesi apoptozun en tipik mikroskopik özelliğidir. apoptoz hücrede kaspaz aktivasyonu ile sonuçlanır. intrensek ve ekstrensek olmak üzere iki yol bulunur ve ortak yolda kaspaz-3 bulunur.
apoptozda inflamasyon yoktur,aktif atp kullanılır,fizyolojik veya patolojik olabilir,jel elektroforezinde merdiven paterni görülür ve membran son ana kadar intaktır.
devamını gör...

90'larda okan bayülgen zaga adında bir program yapıyordu ve gerçekten keyifli bir programdı. programın en önemli bölümü de "klip arkası" olarak adlandırdığı, her hafta seçtiği bir klip üzerinden yaptıkları eleştirileri içeren bölümdü. eleştiri derken, aslında epey ağır bir şekilde dalga geçiliyordu. o dönem toplum olarak ahlakımız da gayet yerinde olduğu için saçma sapan rtük kurallarını falan görmüyorduk.

cem yılmaz'ın konuk olduğu bölümde ise ayna grubunun bir klibini canlandırmışlardı. gece gece aklıma geldi. youtube'da 2 parça halinde buldum. tost makinesi ile çekilmiş ama izlemek gerek. gerçekten çok keyifli.



devamını gör...

söyleyecek laf bulamayınca, söylenmesi uygun düşen lafı söyleyen kişidir.

ne desin?:
‘senden daha güzelini/yakışıklısını buldum’
‘artık seni sevmiyorum’
‘senden soğudum’.

itiraf edin , kimse ayrılık konuşması yapmayı sevmez. çoğu zaten kaçar bu konuşmadan. kaçamayanlar ise o konuşmanın daha hafif ve daha az vicdan azabı duyacak şekilde bitmesini isterler. bu söz klişedir ama kötünün iyisidir işte. belki karşımızdaki de ayrılığın asıl nedeni yerine bunu duymak istiyordur? gerçekler acıdır, kalp kırmak ise daha acı.
devamını gör...

ekşi sözlükte çaylaklık baydı. seviyeli ortam ve güzel arayüzü beni bağladı.
devamını gör...

tanım: hak etmeyen birini ya çok sevmek, ya da ondan nefret etmek. tabii sevmek çoğu zaman direkt gözünde büyütmek manasına geliyor fakat korkunun da buna sebebiyet verebileceğini unutmayalım. kişi korktuğu bireyi de gözünde büyütebilir.

tanrı'nın işimize yaramayacak bir şeyi dünyaya indirmeyeceğini düşünerekten ölçülü olalım diyorum efendim. zira eğer ki "ölçü" kelimesi bize bir yarar sağlamayacak olsaydı dillerimize pelesenk olmazdı. birini tanımadan ona fazlaca değer vermeyin veyahut nasıl biri olduğunu çözmeden korkmayın/nefret etmeyin. aksi halde beklentileriniz tuzla buz olacaktır.

"ne bal edip yutun, ne de zehir edip atın"
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim