gelir azaldıkça ekmek tüketimi artar ve ekmek fiyatındaki değişime karşı hassasiyet de artar. ibb nispeten daha düşük fiyata ekmek sattığı ve fiyat rekabeti yarattığı için ekmek fiyatları kontrol altındaydı. ibb’nin ekmek satmaması en çok düşük gelirli vatandaşı etkileyecektir. ve soru şu ki; vatandaş bunun faturasını kime kesecek?
devamını gör...

ah, tanıyorum bu sancıyı dediğim başlık!

ama ben ne yaptım, şikayet edeceğime o hayal edilen mükemmel başlığı kendim açtım, sen de benim gibi yap?

(bkz: çamurlarda yuvarlanan küçük bir domuzcuk gibi mutlu uyanmak)
devamını gör...

bugün doğum günüsü olan yazar!
iyi ki doğmuş, doğal seleksiyondan sıyrılıp kafa sözlüğe gelmiş, yazmaya devam etmekte!!!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çok fazla değer verdiğiniz insanın sesini yavaş yavaş unutmaya başladığınız ya da toprağına sarıldığınız an.
devamını gör...

fransız şair jacques prévert tarafından brest şehrinin bombalanması üzerine yazılmış; savaşın yalnızca şehirleri tahribata uğratmayacağını hüzünlü bir tesadüf ile kemiklerimize kazıyan şiir. barbara; yağmurun altındaki bilinmeyen kadın. sevgilisi ile sıkıca sarılıyor, savaş henüz sıyırıp geçmemiş şakaklarından ve uzak düşmemişler birbirlerinden. şiiri okurken orada öylece bu manzarayı izleyen kişiye dönüşüyor insan; bu mutlu manzaranın etkisinde kalmış ve bu tanımadığı iki insanın savaştan sağ çıkıp çıkmadığı hakkında merak ve hüzün duyan o şaire. savaş bizden pek çok şey götürür; doğduğumuz evler yıkılır, caddelerinde yürüdüğümüz şehirler yanar ve kimliksiz cesetlerin kokusu onlarca yıl havada asılı kalır fakat bir de küçük ölümler vardır, ayrı düşmüş insanlar ve brest'te ona ne olduğunu bilmediğimiz kadın; barbara. yunanlılar için barbara ismi 'yabancı' anlamına geliyor, tanışılmamış bir kadın için güzel bir isim seçmiş prévert. şiir, şairin paroles isimli derlemesinde bulunuyor ve çeviri sırasında şiirin ismi değişikliğe uğramamış.

teoman aktürel çevirisi:


anımsa barbara
yağmur yağıyordu o gün brest'te durmadan
yürüyordun gülümseyerek yağmur altında
şaşkın hayran sırılsıklam
anımsa barbara
siam sokağında rastladım sana
yağmur yağıyordu brest'te durmadan
gülümsüyordun
gülümsüyordum
tanımıyordum seni
sen de beni tanımıyordun

anımsa gene de anımsa o günü
unutma
saçağın altına sığınmış bir adam
adını ünledi
barbara
seğirttin ona doğru yağmur altında
şaşkın hayran sırılsıklam
atıldın kollarına
anımsa bunu barbara
sen diyorum diye de bana kızma
sen diyorum bütün sevdiklerime
ancak bir kez görmüşsem bile
sen diyorum bütün sevişenlere
tanımasam bile

anımsa barbara
unutma
o yumuşak mutlu yağmuru
mutlu yüzüne yağan
o mutlu kente yağan
denize yağan
tersaneye yağan
quessant gemisine yağan yağmuru

ah barbara
ne hırboluktur savaş
n'oldun şimdi sen
o demir o çelik o kan yağmuru altında
ya o adam n'oldu seni yürekten
kucaklayan
öldü mü kaldı mı n'oldu

ah barbara
yağmur yağıyor brest'te durmadan
eskiden nasıl yağıyorsa öyle
ama artık bildiğin gibi değil bura yok oldu her şey
yıkık bitik bir yas yağmuru şimdi yağan
demir çelik kan fırtınası bile değil
itler gibi kuyruğunu titreten
bulutlar yalnız bulutlar

brest'te sular boyunca yitip giden itler
çürümek için gidiyor uzaklara
hiçbir şey kalmayan brest'ten
çoook uzaklara



barbara

rappelle-toi barbara
ıl pleuvait sans cesse sur brest ce jour-là
et tu marchais souriante
é panouie ravie ruisselante
sous la pluie
rappelle-toi barbara
ıl pleuvait sans cesse sur brest
et je t'ai croisée rue de siam
tu souriais
et moi je souriais de même
rappelle-toi barbara
toi que je ne connaissais pas
toi qui ne me connaissais pas
rappelle-toi
rappelle-toi quand même ce jour-là
n'oublie pas
un homme sous un porche s'abritait
et il a crié ton nom
barbara
et tu as couru vers lui sous la pluie
ruisselante ravie épanouie
et tu t'es jetée dans ses bras
rappelle-toi cela barbara
et ne m'en veux pas si je te tutoie
je dis tu à tous ceux que j'aime
même si je ne les ai vus qu'une seule fois
je dis tu à tous ceux qui s'aiment
même si je ne les connais pas
rappelle-toi barbara
n'oublie pas
cette pluie sage et heureuse
sur ton visage heureux
sur cette ville heureuse
cette pluie sur la mer
sur l'arsenal
sur le bateau d'ouessant
oh barbara
quelle connerie la guerre
qu'es-tu devenue maintenant
sous cette pluie de fer
de feu d'acier de sang
et celui qui te serrait dans ses bras
amoureusement
est-il mort disparu ou bien encore vivant
oh barbara
ıl pleut sans cesse sur brest
comme il pleuvait avant
mais ce n'est plus pareil et tout est abimé
c'est une pluie de deuil terrible et désolée
ce n'est même plus l'orage
de fer d'acier de sang
tout simplement des nuages
qui crèvent comme des chiens
des chiens qui disparaissent
au fil de l'eau sur brest
et vont pourrir au loin
au loin très loin de brest
dont il ne reste rien.
devamını gör...

türkiye'de (bkz: deneysel müzik) anlamında başarılı işler icra eden ve iki kadın kişisinden oluşan zehir gibi grup.

kendilerine özgü yorumları, ifade şekilleri ve müzikleri var. babylon ve bronx pi'de epey sahne almışlıkları vardır. henüz yakalayamadım ancak bir gün mutlaka.

ilk kez dinleyecekseniz, gece düştü adlı parçayı şiddet ve sevgi ile öneririm.
devamını gör...

benim bu insanlardan biri.

teyzem çocuk gelin denilebilecek yaşta amcamla evlenmiş aralarında 10 yaş varken. sonrasında babamla annem evlenmiş. ben bu durumdan ötürü çok şanslı olduğumu düşünürüm. çünkü biz tek bir aile gibi büyüdük. diğer amcamın eşi ve çocukları kendilerini biz dışlamasak da bize uyum sağlayamadığı için böyle hissettiler.

akraba evliliği değil arkadaşlar annemle babam arasında bir akrabalık yok. bizim ailede kuzen evlilikleri hoş görülmez.
devamını gör...

türkiyenin en kötü ihtimal olduğunu biliyordum. **
devamını gör...

"gelecek için hazırlanan vatan evlatlarına, hiçbir güçlük karşısında yılmayarak tam bir sabır ve metanetle çalışmalarını ve öğrenim gören çocuklarımızın ana ve babalarına da yavrularının öğreniminin tamamlanması için hiçbir fedakarlıktan çekinmemelerini tavsiye ederim."

bayramımız kutlu olsun! <3
devamını gör...

2 temmuz 2009 yılında bir zamanlar sevdiğim ve takip ettiğim mizah dergilerinden biri olan uykusuz’un kapağında geçen bir cümledir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
25 haziran 2009 yılında dünyada pop müziğin zirvelerinden biri sayılan, moonwalk yapmak için kendimizi paralamamıza neden olan, ne dediğini anlamadığımız ama uydurmaktan da geri durmadığımız michael jackson ölür. ve uykusuz dergi de bir hafta sonraki kapağında michael’ın ölümünden bahseder.

bu kapağı gördüğüm anda içimde tuhaf bir rahatlama hissettim. on yaşından beri ingilizce konuşan ve hayatını bu dili öğreterek kazanan biri olarak içimde derin bir yaraydı bu. çünkü yıllarca smooth criminal şarkısının nakarat kısmını “ eni eci vokke” diye söyleyerek bir dil devrimi yapmıştık kardeşimle.

yalnız olmadığımı öğrenmek, benim gibi insanların olduğunu anlamak beni sonsuz bir mutluluğa gark ederken bir yandan da mesleğimle ilgli hissettiğim o vicdan azabına bir son verdi.

siz de eğer yıllarca şarkıları yanlış söylediyseniz ve bu hala içinizde kanayan bir yara ise bunu açıklamaktan korkmayın yalnız değilsiniz. ben her zaman size destek olmaya hazırım. o yüzden önce ben başlıyorum:

- merhaba, ben insanolunbiraz. yıllarca, doğrusu annie are you okay? olan bir sözü eni eci vokke olarak söyledim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

öyle çaylaklara denk geliyorum ki, senden benden iyi yazıyorlar. o yüzden kampanyayı değiştiriyorum :

(bkz: her çaylak bir yazar sahipleniyor)
devamını gör...

nazım hikmet ran'ın vasiyet'i üzerine mezarının başına dikilen ağaç türü.

vasiyet
yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
anadolu'da bi köy mezarlığına gömün beni,

hasan beyin vurdurduğu
ırgat osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit ayşe öbür yanımda.

traktörle türküler geçsin alt başından mezarlığın
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar ortamalı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.
biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.
ama bu türküleri söylemişim ben,
daha onlar düzülmeden
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.

komşulara gelince,
şehit ayşe'yle ırgat osman,
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki farkında bile olmadan.

yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
öylece gibi de görünüyor
anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani.



kaynak
devamını gör...

her an
bir an
şu an
bu an
(bkz: ayan beyan)
devamını gör...

atla gel şaban, yönetmenliğini natuk baytan'ın yaptığı, 1984 yapımı türk komedi filmidir. filmin başrollerini kemal sunal ve nevra serezli paylaşmıştır. filmin adında kullanılan şaban ismi, aslında karakterler arasında yoktur...
devamını gör...

hayallerinin çöpe atılması gerektiğini, umutsuzluğun ve karamsarlığın sinsice ruhunu ele geçirdiğini, bir şeyleri değiştirmeye gücünün, imkanının ve zamanının artık yetmeyeceğini ; anladığın ve kendine bunları açıkca itiraf etme dürüstlüğünü gösterebildiğin farkındalık anlarıdır.
devamını gör...

t: akıldan çıkmayan aksiyon veya korku dolu anımızı merak eden başlık. toplanın dostlarımm. büyük bir zevkle anlatmaya başlıyorum:

lise son'dayız. temel lise olduğu için okul küçük, o gün üniversite sınavındaki bir değişiklikle ilgili haber alıyoruz. zaten her gün 9 saat ders, 2 saat soru çözümü derken 11 saat ders çalışmaktan gına gelmiş. müdüre ailemizi aramasını ve eve gitmek istediğimizi söylüyoruz bir türlü izin vermiyor. bilendik ama o gün illa o okuldan çıkacağız. bir de sigara içenler için bir teneffüs belirlenirdi ve o saatte içmeye çıkarlardı. onlar geri okula dönerken bir kalabalık oldu, biz o kalabalıktan faydalanarak okulun çıkış kapısına kadar geldik fakat müdür var ve çıkmamızın imkanı yok. girişte de bir masa var, 3 arkadaş masanın altına saklandık, müdür yardımcısının gitmesini bekliyoruz* bir de lise lise değil hapishane resmen, müdür kapıdan ayrılsa, müdür yardımcısı var, hizmetliler var, güvenlik de cabası.

neyse, bomba kısma geliyorum. hoca masanın önünde duruyor biz de arkasında saklanıyoruz. sağ olsun hizmetliler bizi gizledi, ispiyonlamadılar. bir de birisi diyor ki ''müdür yardımcısı geliyor sakın ses çıkarmayın.'' o dakikalar nasıl geçti ve hoca bizi nasıl yakalamadı cidden bilmiyorum. en son hoca ayrılırken hemen haber verdi ve olduğumuz yerden pıt pıt çıkarak okuldan ayrılmıştık. eh hocam, düzgünce izin isterken vermezseniz kendi çapımızda böyle aksiyon yaşar ve yaşatırız biz de.
devamını gör...

karartma geceleri ,rıfat ılgaz'ın karatılmış yıllarının güncesi niteliğinde otobiyografik bir roman.
devamını gör...

buradan
devamını gör...

daha yaygın tabiriyle siber zorbalık.

insanlar, anonim olmanın verdiği rahatlıkla her şeyi söyleme cüretini kendine layık görüyor. kişiliğinizden tutun da yüzünüzün şekline, sakallarınıza, makyajınıza, işinize, ailenize, etek boyunuza, pantolon paçanıza, kısacası hayatınıza dil uzatma hakkını kendisi için bir hak zannediyor. günümüz dünyasında bir kere olsun eleştirilmemiş, hakarete uğramamış insan var mıdır? sadece ailenizle bir fotoğraf paylaşın, canım eşim/ailem deyin, bunda dahi buluttan nem kapacak tipler çıkacaktır.

sosyal medya bize umursamamayı öğretti. umursamadığın kadar varsın çünkü sosyal medyada. birilerinin hakkınızda söyledikleri karakterinizden, kişiliğinizden pek de bir şey kaybettirmeyecek.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim