asıl ismi the haines shoe house olan bu ev,abd'li milyoner albay mahlon haines tarafından 1948 yılında inşa edilmiştir. 'york ayakkabı sihirbazı" olarak bilinen haines, bu evle ününe ün katmış ve adeta kendi reklamını yapmıştır. 45 metre uzunluğunda, 25 metre yüksekliğinde ve 17 metre genişliğinde olan bu ev günümüzde haines'ın anısına bir müze olarak faaliyet gösteriyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

en doğal haklarından biridir. ne sebeple olursa olsun, insanlara zorla bir şey yaptırmak barbarlıktır.
devamını gör...

ya hak!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bugün kendilerini komünist addeden dersimci tayfa bilmez ki dönemin bütün komünist aydınları dersim isyanı'nı gerici ve feodal bir isyan olarak görmüş ve türkiye cumhuriyeti'ni haklı bulmuştur.

katliam değil bölücü ve gerici bir isyanın bastırılmasıdır.
devamını gör...

bu teori, yüz ifadelerimizin yalnızca yaşadığımız duyguları temsil etmediğini, ayrıca bu duygular üzerinde büyük bir etkisi olduğu iddia eder. yaygın olarak belirli yüz kaslarının hareketinin ilişkili duyguların üzerinde etkisi olduğu düşünülür. basitçe, ne kadar çok gülümsersen o kadar çok mutlu olduğunu hissedebilirsin. ya da tam tersi örnekler.

bu teorinin birçok kaynağı olsa da muhtemelen en çok charles darwin'in ortaya attığı "duyguların özgürce ifadelere yansıtılması yaşanan duyguları yoğunlaştırır, ifadelerin maskelenmesi duyguların gücünü azaltır" fikrine dayanır. bu teorileri okurken gerçekten kendimi garip gurup yüz ifadeleri içinde "gerçekten doğru mu ya?" falan diye düşünürken bulmuştum. neyse.

bu konuda yapılmış birçok araştırma var. bunlarda biri, bir grup katılımcıya bir karikatür gösterip bunun ne kadar komik olduğuyla ilgili bir derecelendirme yapmaları isteniyor. tabi katılımcılara karikatürlere bakarken sanki kızıyormuş ya da gülüyormuş gibi yapmaları isteniyor. gülümsemeyi taklit edenlerin karikatürleri diğerlerinden daha komik bulduğu sonucuna ulaşıyorlar. garip cidden.

bu konuda ortaya atılan fikirlerden bir diğeri ise yapılan botoksların duyguların yoğunluğunu azalttığı yönünde. botoksun fiziksel olarak daha sınırlı bir yüz ifadesine sebebiyet verdiğini zaten biliyoruz, kaslar hareket edemiyor çünkü. hah işte, bazı araştırmacılar da kaslar hareket edemiyor, duyguların ifadesi yok, beyine geri bildirim az, bu yüzden de duygular daha az yoğunlukta yaşanıyor deniyor. tabi bunun da bir kesinliği yok. zaten yüz geri bildirim teorisinin de tam olarak nasıl çalıştığını bilemiyoruz.
devamını gör...

bir düzlem üzerinde ya da uzayda herhangi bir noktanın konumunu ikili ya da üçlü sayılarla belirlemeye yarayan sistem. bu sistemdeki her nokta bir sıralı ikiliye (3 boyutluysa sıralı üçlüye) karşılık gelir. örneğin aşağıda x değeri 3'e, y değeri 4'e karşılık gelen bir nokta görülüyor:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı

bu da 3 boyutlu bir kartezyen sistemindeki noktalardan biri:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

x değeri 3, y değeri 4, z değeri ise 5'e karşılık geliyor.
görselin kaynağı
devamını gör...

radyonun sesi azaltılır ve gözler hafif kısılarak etraf süzülür.
devamını gör...

sacma bulup erkeklerle futbol oynayan ben...okulda gol kralı olmam... en acısı karantinada winx izlmeye başlamam...
devamını gör...

leonardo dicaprio’nun oyunculuğuna tekrardan aşık olduğum filmdir.
devamını gör...

bir kişiyi, çeşitli psikolojik baskılarla yönlendirmek.
peki neden gaslighting? bu isimle olayın ne alakası var diyenler için, bir yerde şöyle okumuştum:
aydınlatma için gaz lambasının kullanıldığı dönemlerde evli bir çift varmış. adam her gün gaz lambasını azar azar kısıyor, kadın ''gaz lambasının ışığı azalıyor'' dedikçe hayır azalmıyor, yanlış görüyorsun diye diretiyormuş. sonunda kadını delirtmiş.
devamını gör...

1969 yapımı memduh ün'ün yönettiği duygu sağıroğlu'nun senaryosunu yazdığı türk sinamasının az bilinen sert filmlerinden bir tanesidir.
başrollerde cüneyt arkın, fatma girik, firuzan * ve bilal inci oynamaktadır. filmin konusuna gelecek olursak:
ahmet (cüneyt arkın), komşusu hamza(behçet nacar) tarafından öldürülür. karısı ıraz (fatma girik) cinayeti ihbar etse de ispatlayamaz. ahmet’in geride bıraktığı oğlu alide (cüneyt arkın) hamza’yı öldürerek hapse girer. hapishaneden çıkan ali, bu kan davasını bitirmek ister ama nafile...
bu filmde türk sinemasında gelip geçmiş en sert, en istismarcı, en kestirilemeyen sahnelerden birisi vardır . ali'nin kanlısının(bilal inci), onun annesi rolündeki yaşlı, başörtülü ıraz'a (fatma girik), intikam olsun diye tecavüz ettiği an ve sonrasında ıraz'ın intiharı ile senaryonun yol değiştirip farklı yollara sapması ve çok değişik intikam yöntemleri ile az bilinen şahane türk filmleri klasmanına girmeyi sonuna kadar hakediyor.
ayşe'nin(firuzan)'ın en başta erkek gibi silah kullanıp biraz daha olan küçük abisinden daha çok intikam hırsı ile yanması ali ile tanıştıktan sonra ona aşık olması çok klişe gelsede bu filmde bu kadarcıkta olsundur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: yenilmezler)
devamını gör...

bana göre; şimdiye dek tasarlanmış en işlevsel mobil klavyedir. kaydırarak yazmaya bir kez alışıldı mı diğer türlü yazmak o kadar zor geliyor ki anlatamam...
devamını gör...

o az gelir tc kimlik numarası verelim bence.
devamını gör...

sabahattin ali'nin o kısa ömrüne sığdırdığı güzel eserlerden sadece birisi.

geçmiş, güven verir. gittiğimiz mekanlara tekrar gidip izlediğimiz filmleri tekrar tekrar izlememiz ya da okuduğumuz kitabı bir daha okumayı düşünmemiz bundandır belki de.

içimizdeki şeytan, ya da olduğunu düşündüğümüz şeytan, çok şey düşündürdü bana. sabahattin ali öyle bir yazar ki, sıradan gözüken olayları bile büyük bir titizlikle işleyip bize farklı pencerelerden baktırabiliyor. belki de böylesi daha değerlidir. sıradan ve basit gözüken şeylerin özenle yapılması her zaman daha özeldir. çünkü kimse basit olaylara dikkat etmez, sıradan şeyleri özenle yapmaya gayret göstermez.

karakterlerin ruh tahlilleri çok başarılı, hepsiyle yakın hissedeceğimiz bir yön muhakkak buluyoruz, yani ana karakterlerin dışında yan karakterlerden de öğrenecek çok şey var. ayrıca, kitapta toplum eleştirisi bulunuyor ama ana karakter ömer kendini de eleştirmeyi ihmal etmiyor, ya da kendiyle yüzleşmeyi.. ilk basım yılı 1940 olmasına rağmen hiçbir şey değişmemiş, düşe kalka yine aynı duyguları hissediyor, topluma veya kendimize karşı aynı eleştirilerde bulunuyoruz, ve sabahattin ali bunu bize hissettiren çok önemli bir yazar oluyor.

--- alıntı ---
kalabalık beni sahiden sıktı. ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. bu nefret falan değil... insanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile. sadece bir yalnızlık ihtiyacı.
devamını gör...

#730503 daha da bir şey demiyorum.
devamını gör...

(bkz: ne mutlu türküm diyene)
devamını gör...

günaydın güzel ülkemin guzel insanları. guzel bir gün dışarda hava biraz serin ama tatli bir soğuk var. mis gibi bir cay ile bu soğuğu hissediyor ve anın keyfini çıkarıyorum. siz de oyle yapin bir cay alın teninize değen güneşin sıcaklığını, havanın serinliğini sonbaharı hissedin. cayın lezzetini.. dertleri bir anlığına bırakın. ne gelecek telaşı ne gecmiss hiçbir şey. sadece varsa güneş varsa cigara varsa hayat. umut varız. guzel gunlere..
devamını gör...

kimisi gecenin karanlığından çok korkarken kimisi çok sever. ben çok seviyorum, gece olmasaydı yıldızları göremezdim.
devamını gör...

zeval olmaması yazılı olmayan bir kural haline gelmiş kimse. (bkz: elçiye zeval olmaz)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim