göze çay sürmek
dinlenmiş siyah çay, antiseptik özellik göstermektedir. bu yönüyle pamuğa dökülerek göz üzerine pansuman yapıldığında gözü dinlendirir ve mikropların iltihabın çözülerek kaybolmasına yardımcı olur.denendi ve onaylandı.
devamını gör...
birdenbire ani fren yapan otobüste düşmemek için direğe dille tutunmak
maalesef bugün başıma gelmiş olan durumdur. bu tatsız, elim hadiseyi siz kafa sözlük yazarları ile paylaşıyorum.
virüs kapma ihtimaline mi endişelenmeliyim yoksa insanlara bu denli rezil oluşuma mı öfkelenmeliyim bilemiyorum. aslında bakarsanız dostlarım, insanların ne hissettiğini umursamıyorum sadece bu olayı anonimliğin verdiği özgürlük ile birlikte sizlerle paylaşmak istiyorum.
saat 17 gibi işten çıktım. bilen bilir çağlayan adliyesinde çalışan bir avukatım. birçok yazar da bana özelden soruyor bazı hukuki konuları onlara mümkün olduğunca yardımcı olmaya çalışıyorum bu arada. neyse ne diyordum efenim? heh, işten çıktım metrobüse bindim şirinevler'de ineceğim fakat iş çıkış saati ve kısıtlama esnetilmesi dolayısıyla vasıta hınca hınç dolmuş durumda. üstümde takım elbise, bir elimde evrak çantası, diğerinde de hediye paketi iki elim de dolu ve direğe kolumu striptiz kulübünde çalışan emekçi bir hanımefendi gibi sıkıca kenetlenmişim öylece bekliyorum. içerisi o kadar bunaltıcı ki, havalandırma sistemi de yok. o anda "keşke bayılsam da, hastanede gözümü açsam" diye düşündüm. dayanılmayacak kadar hararet vardı içeride. bir yandan kulaklığıma iron maiden dinliyorum bir yandan esra'ya aldığım bu hediyenin onu ne kadar mutlu edeceğini düşünerek mutlu oluyorum. bir keresinde kendisine bir bukle çiçek aldığımda "yiaaa ne gerek vardı korhan <3" demişti. sonradan laf arasında birkaç kez ben çiçek değil sevgi istiyorum dediği için, bu sefer daha romantik olarak sarımsak ezici aldım. buna bayılacaktı hiç şüphesiz.
hizliresim.com/0PVMuJ
züccaciyeci abiye "abi bunu paket yapar mısın?" dediğimde neye uğradığını şaşırdı. tezgahın altından uzun zamandır kullanılmadığına yemin edebileceğim hediye paketi ambalajlarından birini çıkarıp hazırladı.
tam da o anda telefona baktığımda bir miktar para yatırdığım 6'lı yarıştan elvanbey'in son ayakta sonuncu geldiği için yatan online kuponumu görünce donuna kadar soyulmuş kurnaz anadolu esnafı gibi s*çmık bir gülümseme peydah oldu suratımda. alnımdan şıpıdık şıpıdık soğuk terler aktı. yapacak bir şey yok artık. iki huyumdan vazgeçemiyorum. bir şiir okumak, iki güzel atlara 6'lı kupon hazırlamak. o güzel atlar güzel kuponları son ayakta yatırdı maalesef dostlarım...
sanıyorum topkapı durağındaydı. otobüs ani bir fren yaptı. beynim saliselik hesaplamalar yaptı. matrix'in kodları gibi döküldü gözlerimin önünden.
ihtimal 1- sol elim dolu evrak çantası ağır olduğum için saliselik hamle ile yere koyup direğe tutunamam.
ihtimal 2- sağ elimde de hediye paketi var. kırılır mırılır şimdi nereden bulacağım ben sarımsak eziciyi?
ihtimal 3- ayağımla tutunma mesafesinde de değil maalesef.
ihtimal 4- acaba boylu boyunca arkaya doğru uçsam, tam arkamdaki teyze beni yere düşmeden yakalayabilir mi?
beynimin kuantum işlemciyle çalıştığı bu saliselik anda, bütün ihtimallerin mutlak sıfır (0) olduğunu hesaplayarak son çare olarak kendimce "imdat çekicim" olarak gördüğüm dilimi kullanma kararı aldım. hızlıca ağzımla maskeyi hafifçe aralayarak dilimi tıpkı ineğin boynuna kement atan kovboy gibi havada birkaç tur atıp direğe fırlattım. tam isabet! düşmek üzereyken dilimin esnekliğinden dolayı esneyerek düşmeye ramak kala tekrar dik hale geldim. bu manzarayı gören teyzeler kendi aralarında konuşmaya başladılar.
teyze 1: gız nurten gördün mü oğlanı?
teyze 2: anaam gız bildiğin kemer gibi çıkarıvedi garii kihkihkih"
her durakta karşıma çıkan simsiyah giyinen kulaklıklı gotik kız: n'oldu teyze bi şey mi dedin yea?
sözcü gazetesi okuyan emekli yazlıkçı amca: iyi atıştı evlat.
şoför: maskeyi takar mısın kardeşim!
merve boluğur: biliyor musunuz arkadaşlar böyle her olayın üstesinden gelen erkeklere ba-yı-lı-yo-rummm..
sevgilisinden azar yiyip kedi gibi konuşan erkek: aşkım vallahi bak adamın dili yüzünden metrobüs aksadı diyorum inanmıyor musun?
ben: blı blenım dlımı blemlbı bloblun bla (biri benim dilimi yerine soksun ya)
orada bu durumu gören sağlıkçı olduğunu tahmin ettiğim bir kadın, çantasından sentetik eldivenleri çıkararak direğe kör düğüm olmuş halde duran dilimi çözdü ve bir miktar dezenfektan sıkıp rulo haline getirerek ağzımın içine soktu. iğrenç bir paslı demir tadı aldım maalesef, bir de virüs kapma korkum var. o anda düşüp keşke daha az rezil olsaydım. bazen basit hamlelerin başınıza açtığı dertler daha kötü olabiliyor. esra da verdiğim hediyeyi beğenmedi zaten. teşekkür etti iki kemküm etti ama sevmedi abi işte anlarım ben onu kaç yıllık sevgilim. dilim de sızlıyor zaten bu satırları yazarken. iğrenç bir gün oldu açıkçası.
virüs kapma ihtimaline mi endişelenmeliyim yoksa insanlara bu denli rezil oluşuma mı öfkelenmeliyim bilemiyorum. aslında bakarsanız dostlarım, insanların ne hissettiğini umursamıyorum sadece bu olayı anonimliğin verdiği özgürlük ile birlikte sizlerle paylaşmak istiyorum.
saat 17 gibi işten çıktım. bilen bilir çağlayan adliyesinde çalışan bir avukatım. birçok yazar da bana özelden soruyor bazı hukuki konuları onlara mümkün olduğunca yardımcı olmaya çalışıyorum bu arada. neyse ne diyordum efenim? heh, işten çıktım metrobüse bindim şirinevler'de ineceğim fakat iş çıkış saati ve kısıtlama esnetilmesi dolayısıyla vasıta hınca hınç dolmuş durumda. üstümde takım elbise, bir elimde evrak çantası, diğerinde de hediye paketi iki elim de dolu ve direğe kolumu striptiz kulübünde çalışan emekçi bir hanımefendi gibi sıkıca kenetlenmişim öylece bekliyorum. içerisi o kadar bunaltıcı ki, havalandırma sistemi de yok. o anda "keşke bayılsam da, hastanede gözümü açsam" diye düşündüm. dayanılmayacak kadar hararet vardı içeride. bir yandan kulaklığıma iron maiden dinliyorum bir yandan esra'ya aldığım bu hediyenin onu ne kadar mutlu edeceğini düşünerek mutlu oluyorum. bir keresinde kendisine bir bukle çiçek aldığımda "yiaaa ne gerek vardı korhan <3" demişti. sonradan laf arasında birkaç kez ben çiçek değil sevgi istiyorum dediği için, bu sefer daha romantik olarak sarımsak ezici aldım. buna bayılacaktı hiç şüphesiz.
hizliresim.com/0PVMuJ
züccaciyeci abiye "abi bunu paket yapar mısın?" dediğimde neye uğradığını şaşırdı. tezgahın altından uzun zamandır kullanılmadığına yemin edebileceğim hediye paketi ambalajlarından birini çıkarıp hazırladı.
tam da o anda telefona baktığımda bir miktar para yatırdığım 6'lı yarıştan elvanbey'in son ayakta sonuncu geldiği için yatan online kuponumu görünce donuna kadar soyulmuş kurnaz anadolu esnafı gibi s*çmık bir gülümseme peydah oldu suratımda. alnımdan şıpıdık şıpıdık soğuk terler aktı. yapacak bir şey yok artık. iki huyumdan vazgeçemiyorum. bir şiir okumak, iki güzel atlara 6'lı kupon hazırlamak. o güzel atlar güzel kuponları son ayakta yatırdı maalesef dostlarım...
sanıyorum topkapı durağındaydı. otobüs ani bir fren yaptı. beynim saliselik hesaplamalar yaptı. matrix'in kodları gibi döküldü gözlerimin önünden.
ihtimal 1- sol elim dolu evrak çantası ağır olduğum için saliselik hamle ile yere koyup direğe tutunamam.
ihtimal 2- sağ elimde de hediye paketi var. kırılır mırılır şimdi nereden bulacağım ben sarımsak eziciyi?
ihtimal 3- ayağımla tutunma mesafesinde de değil maalesef.
ihtimal 4- acaba boylu boyunca arkaya doğru uçsam, tam arkamdaki teyze beni yere düşmeden yakalayabilir mi?
beynimin kuantum işlemciyle çalıştığı bu saliselik anda, bütün ihtimallerin mutlak sıfır (0) olduğunu hesaplayarak son çare olarak kendimce "imdat çekicim" olarak gördüğüm dilimi kullanma kararı aldım. hızlıca ağzımla maskeyi hafifçe aralayarak dilimi tıpkı ineğin boynuna kement atan kovboy gibi havada birkaç tur atıp direğe fırlattım. tam isabet! düşmek üzereyken dilimin esnekliğinden dolayı esneyerek düşmeye ramak kala tekrar dik hale geldim. bu manzarayı gören teyzeler kendi aralarında konuşmaya başladılar.
teyze 1: gız nurten gördün mü oğlanı?
teyze 2: anaam gız bildiğin kemer gibi çıkarıvedi garii kihkihkih"
her durakta karşıma çıkan simsiyah giyinen kulaklıklı gotik kız: n'oldu teyze bi şey mi dedin yea?
sözcü gazetesi okuyan emekli yazlıkçı amca: iyi atıştı evlat.
şoför: maskeyi takar mısın kardeşim!
merve boluğur: biliyor musunuz arkadaşlar böyle her olayın üstesinden gelen erkeklere ba-yı-lı-yo-rummm..
sevgilisinden azar yiyip kedi gibi konuşan erkek: aşkım vallahi bak adamın dili yüzünden metrobüs aksadı diyorum inanmıyor musun?
ben: blı blenım dlımı blemlbı bloblun bla (biri benim dilimi yerine soksun ya)
orada bu durumu gören sağlıkçı olduğunu tahmin ettiğim bir kadın, çantasından sentetik eldivenleri çıkararak direğe kör düğüm olmuş halde duran dilimi çözdü ve bir miktar dezenfektan sıkıp rulo haline getirerek ağzımın içine soktu. iğrenç bir paslı demir tadı aldım maalesef, bir de virüs kapma korkum var. o anda düşüp keşke daha az rezil olsaydım. bazen basit hamlelerin başınıza açtığı dertler daha kötü olabiliyor. esra da verdiğim hediyeyi beğenmedi zaten. teşekkür etti iki kemküm etti ama sevmedi abi işte anlarım ben onu kaç yıllık sevgilim. dilim de sızlıyor zaten bu satırları yazarken. iğrenç bir gün oldu açıkçası.
devamını gör...
geceye bir siyasetçi sözü bırak
“bakın çok ilginç bir şey yapacağız. üçgen biçiminde birbirimize takacağız. ben haydar bey'e takacağım, haydar bey mehmet bey'e takacak, mehmet bey de bana takacak ve gazeteler için haber niteliğinde olan bir şey çıkacak".
devamını gör...
irving fisher
1929 ekonomik buhranı'ndan önce bir öngörüsü vardı:
“hisse senetleri hep yüksek kalacak bir düzeye ulaşmış gibi görünüyor” peki noldu tuttu mu o dönemde? borsalar güm oldu tabii ki.
“hisse senetleri hep yüksek kalacak bir düzeye ulaşmış gibi görünüyor” peki noldu tuttu mu o dönemde? borsalar güm oldu tabii ki.
devamını gör...
nazım hikmet ran
devamını gör...
çocukken yapılan salaklıklar
imza atmasını bilmiyorum ben evlenemicem diye salya sümük ağlamıştım. geçenlerde annem hatırlattı run'cım artık bol bol imza atabiliyorken ... gerisini dinlemedim *
devamını gör...
kendin gibi davranmak
dünyanın en güzel şeyi.. özgürsünüz, kendinize değer veriyorsunuz. bir insan kendisi olmayarak ne büyük acılar çektirir ruhuna. kabul görmek için ne büyük zahmetler çekilir oysa kendin gibi davranmak o zahmetleri baştan reddedip ben buyum böyle mutluyum diyebilmektir.
devamını gör...
31 aralık 2020 bakanlıktan cuma namazı açıklaması
bu karar bile salgınla alakalı alınan önlemlerin göstermelik olduğunun kanıtı.
devamını gör...
asaf halet çelebi
1907 istanbul doğumlu türk şair. sekiz yıl galatasaray sultanisi'nde okuduktan sonra sanayi-i nefise mektebi'ne kaydoldu. burada kısa bir süre öğrenim gördükten sonra adliye meslek mektebi'ne girdi ve buradan mezun oldu. hem klasik türk edebiyatına hem fars edebiyatına hakim olan şair, 18 yaşına kadar gazel ve rubai yazdı. 1937'de yazmaya başladığı serbest ölçülü şiirlerinde asıl sesini kavradı. bu şiirlerde tasavvufun ve çoğunlukla doğu medeniyetinin mistik ögeleri ve anlatılarını sezgisel bir duyuşla kaleme alan şair, bu ögeleri büyüsel bir tavırla aktardı ve türk şiirinin gizemli şairlerinden biri oldu. şiirlerini (bkz: he), (bkz: lamelif) ve (bkz: om mani padme hum) adlı kitaplarında topladı. (bkz: divan şiirinde istanbul) adlı bir antoloji kitabı yayımladı. (bkz: mevlana), (bkz: molla cami) ve (bkz: ömer hayyam) üzerine kitaplar da kaleme alan şair, 1958 yılında hayata gözlerini yumdu.
tahtadan yaptığım adam
tahtadan yaptığım adam
ne yemek yiyor
ne konuşmak biliyor
kaskatı gözlerle
görünmez yerlere bakıyor
tahtadan yaptığım adam
hatırlıyor ki
bir zaman
nefes alan
ince ince yaprakları vardı
toprağı iştiha ile yiyen
liften
ince ince ağızları vardı
tahtadan yaptığım adam
ağaçtan uzaklaştı
ve insana yaklaştı
yazık ki
ne insan oldu
ne ağaç
tahtadan yaptığım adam
tahtadan yaptığım adam
ne yemek yiyor
ne konuşmak biliyor
kaskatı gözlerle
görünmez yerlere bakıyor
tahtadan yaptığım adam
hatırlıyor ki
bir zaman
nefes alan
ince ince yaprakları vardı
toprağı iştiha ile yiyen
liften
ince ince ağızları vardı
tahtadan yaptığım adam
ağaçtan uzaklaştı
ve insana yaklaştı
yazık ki
ne insan oldu
ne ağaç
devamını gör...
vasiyet
bir nazım hikmet şiiri. tepesine bir çınar dikemedik adamın.
yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.
hasan beyin vurdurduğu
ırgat osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit ayşe öbür yanımda.
traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.
biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.
ama bu türküleri söylemişim ben
daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.
benim sessiz komşulara gelince,
şehit ayşe'yle ırgat osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.
yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor -
anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...
1953, 27 nisan
barviha sanatoryumu
yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.
hasan beyin vurdurduğu
ırgat osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit ayşe öbür yanımda.
traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.
biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.
ama bu türküleri söylemişim ben
daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.
benim sessiz komşulara gelince,
şehit ayşe'yle ırgat osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.
yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor -
anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...
1953, 27 nisan
barviha sanatoryumu
devamını gör...
ölümüne en çok üzüldüğünüz yazar
didem madak.annesinin kaderini yaşamış,kanser yüzünden vefat etmiştir.
“erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
bu acımasız ölü anne sesini.”
“canım kızım, cehaletimden şair oldum...
annesizlikten.
sen sakın şair olma!" kızına böyle seslenmişti güzel didem..
“erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
bu acımasız ölü anne sesini.”
“canım kızım, cehaletimden şair oldum...
annesizlikten.
sen sakın şair olma!" kızına böyle seslenmişti güzel didem..
devamını gör...
kinetik sanat
1900'lerin başlarından günümüze kadar uzanan kinetik sanat akımı, eserlerde hareketi yakalamayı, zamana ve mekana yayılıp belki de bunlardan üstün bir eser yaratmayı amaçlar.
bazı kaynaklar ilk kinetik eserleri seurat gibi post-izlenimcilerin verdiğini söylese de, modern anlamda ilk kinetik sanat eseri olarak marcel duchamp'ın bicycle wheel adlı eseri kabul edilir.
kinetik sanatın temelleri bu kadar erken atılmış olsa da 1955'e kadar tam anlamıyla bir akım olarak tanınmadı. 1955'te paris'teki denise rené galerisi'nde bir grup sergisi düzenlenmişti. bu sergideki odak noktası manifeste jaune* yayınıyla macar sanatçı victor vasarely olmuştu. bu manifesto le movement sergisi için özel olarak yayınlanmıştı ve günümüzde kinetik sanat akımının başlangıcı olarak görülür.
sanat eserine bakanı etkilemek için hareketin sunumuna dayanan resimler ve heykeller yaratırken, kinetik sanat akımı, hem zamana hem de mekana yayılan sanat eserleri sunan ilk hareketti. kinetik sanatçılar devrimci bir akımın öncüsü olmuştu. sadece sanatseverlerin yaşadığı deneyime tamamen yeni bir boyut kattığı için değil, aynı zamanda 1930'lardan bu yana modern entelektüel kültürü tanımlayan zaman ve mekânın ilişkisine duyulan yeni hayranlığı çok etkili bir şekilde ifade ettiği için de devrimciydi.
just as one can compose colors, or forms, so one can compose motions.
-alexander calder
kinetic construction (standing wave) by naum gabo

vega iii by victor vasarely

cysp 1 by nicolas schöffer
bazı kaynaklar ilk kinetik eserleri seurat gibi post-izlenimcilerin verdiğini söylese de, modern anlamda ilk kinetik sanat eseri olarak marcel duchamp'ın bicycle wheel adlı eseri kabul edilir.
kinetik sanatın temelleri bu kadar erken atılmış olsa da 1955'e kadar tam anlamıyla bir akım olarak tanınmadı. 1955'te paris'teki denise rené galerisi'nde bir grup sergisi düzenlenmişti. bu sergideki odak noktası manifeste jaune* yayınıyla macar sanatçı victor vasarely olmuştu. bu manifesto le movement sergisi için özel olarak yayınlanmıştı ve günümüzde kinetik sanat akımının başlangıcı olarak görülür.
sanat eserine bakanı etkilemek için hareketin sunumuna dayanan resimler ve heykeller yaratırken, kinetik sanat akımı, hem zamana hem de mekana yayılan sanat eserleri sunan ilk hareketti. kinetik sanatçılar devrimci bir akımın öncüsü olmuştu. sadece sanatseverlerin yaşadığı deneyime tamamen yeni bir boyut kattığı için değil, aynı zamanda 1930'lardan bu yana modern entelektüel kültürü tanımlayan zaman ve mekânın ilişkisine duyulan yeni hayranlığı çok etkili bir şekilde ifade ettiği için de devrimciydi.
just as one can compose colors, or forms, so one can compose motions.
-alexander calder
kinetic construction (standing wave) by naum gabo

vega iii by victor vasarely

cysp 1 by nicolas schöffer
devamını gör...
sevgilisi olmayan bireylerin yaptıkları
sevgilisi olan bireylerin yaptıkları ile aynıdır.
1 yıldır sevgilisi olmayan biri olarak mutsuzluk dışında pek bir numarasını görmedim. sadece mutsuzluk ve umutsuzluk var içimde.
güzellik algım sevgi gibi olaylar yok içimde.
eski sevgilimi özlüyorum o kadar.
yeni biri istemiyorum eski biri istemiyorum. rahatım ama arada hüzünleniyorum.
ve ayran sallamayı çok seviyorum. sevgilisi olan sallayamaz pek.
1 yıldır sevgilisi olmayan biri olarak mutsuzluk dışında pek bir numarasını görmedim. sadece mutsuzluk ve umutsuzluk var içimde.
güzellik algım sevgi gibi olaylar yok içimde.
eski sevgilimi özlüyorum o kadar.
yeni biri istemiyorum eski biri istemiyorum. rahatım ama arada hüzünleniyorum.
ve ayran sallamayı çok seviyorum. sevgilisi olan sallayamaz pek.
devamını gör...
dergipark
evrim ağacı ile dergipark her zaman başvurduğum, mükemmel makaleler bulabildiğim kaynaklardır.
devamını gör...
sözlük yazarlarının yetenekli olduğu konular
su damacanasından bardağın son damlasına kadar taşırmadan su doldurabiliyorum. *
devamını gör...
akp'ye beddua edip intihar eden genç
psikolojik sorunlar var diyerek hafifletme çabasına girişilmiş. öyle zannedildiği gibi ciddi bir psikolojik sorunu olmadığını hepimiz biliyoruz. demek istediğim sorun ne o arkadaşta ne de bizde. bu kadar ciddiye almasaydı keşke. suçlu ve yetersiz olan o değildi. kendimizi kapana kısılmış hissetmemek lazım. bin eksi varsa bir tane de artı vardır. ayrıca dediğim gibi eksilerin sorumlusu da biz değil. pek çoğunun sorumlusu değiliz. böyle gitmemeli bir insan. alacaklıyız. haklıyız. ne kadar eksiltseler de kıyıda köşede hala bir şeyler var, hala kaybedecek şeylerimiz var. belki çok değersiz gözüküyordur ama yine de var. sırf bunun için bu değersizlik hissi için bile savaşılır. üstelik intihara dair hiç bir gerekçe hayattan üstün değil.
hayat her zaman kötüye gitmez. inişleri ve çıkışları vardır. inişler çok uzun sürdü diye hiç bitmeyecekmiş gibi gözüküyor olabilir. daimi değil işte. bunun farkında olmak lazım.
hayat her zaman kötüye gitmez. inişleri ve çıkışları vardır. inişler çok uzun sürdü diye hiç bitmeyecekmiş gibi gözüküyor olabilir. daimi değil işte. bunun farkında olmak lazım.
devamını gör...
tavaf
islam dininde, hac esnasında kabe'nin çevresini yedi kez dönmeye verilen isimdir.
devamını gör...
neden şort giyiyorsun diyen yobaz
adam kendi g*v*t in teki ama videodaki öteki adamlarda canımı sıktı .tacize uğrayan hanımefendiyi takma falan diyip uzaklaştırmaya çalışıyorla ama adamın sözlerine hiç bir tepki yok . hanımefendi kadar cesaretleri yok sanane aliminyum uzaklaş diyememişler adama . hanımefendiye çok geçmiş olsun ...
devamını gör...
çocuk pornosu
sol tarafta başlık olarak gördüğümde bile tüylerimi diken diken eden, midemi bulandıran tanımsız hede. bu iki kelimenin yan yana gelmesi bile korkunç!
devamını gör...
