çevresinde ki insana kimseyi hayatının merkezine koyma, kimseyi çok ciddiye alma demek için icat edilmiş kamu spotudur.
oldu canım ben mesajı aldım, de geç öteye.
devamını gör...

meclis.

divan edebiyatı şairlerinin şiirlerini topladığı kitap.
insan bir divan dolusu şiir kadar hüzün duyabilir.

sedir, oturma yeri.
oturup da camdan yokuşu izlediği şu divan bile özledi anneannemi.
devamını gör...

sağlam,öz, güzel, latif, ince anlamlı, kolayca hatırlanan, yapısı sağlam dize , sözler bütünü.
devamını gör...

kaskatı kesilip sağa sola dönememek, kışın mis gibi ısınmak, yazın gır gır sesleriyle huzur bulmak, özel alanın ihlali gibi anlamlara gelen eylem.

benim kız bacaklarımın arasında yatardı. dönemezdim sağa sola. sabah olunca da göğsüme yatardı bu kez, suratımı yalayarak. resmen taciz...

keşke yaşasaydı da tacizlerini sürdürseydi.
devamını gör...

tanımı birilerinin okuması için cc kısmı nerde sorusu kafanızı kurcalar. sorunun çözümü için feedback umulur. tanım beğeni alır, sorun çözülür.
devamını gör...

kullanmaktan ve kullanılmasından nefret ettiğim saçma sapan bir kelimedir.

ne olur kullanmayın şu saçma sapan kelimeleri.
devamını gör...

sürekli makam peşinde koşup sıradan bir okulda müdür, müdür yardımcılıklarını korumak için deli gibi yalakalık yapan ve bir yalaka takımı şeklinde dolaşarak birbirlerine her şey normalmiş havası veren tipler için de kullanılabilir ifadedir.
devamını gör...

çoğunluğun aklına eskiden yayınlanan dizi gelse de benim aklıma ilk gelen ilkokulda gördüğümüz dersti. en sevdiğim ders olduğunu söyleyemem ama güzel bir dersti.
devamını gör...

yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947

diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948

bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...
nazım hikmet
devamını gör...

psikanalizde aktarım olgusu üstteki yazarın dediği gibi bir şey maalesef değildir.
aslında aktarım terimi freud'la birlikte başlamıştır, karşı-aktarım hakkında da ferenczi'nin yazıları, çalışmaları vardır.
aktarımı kabaca şöyle tanımlarız, bir kişinin geçmişteki bir figürüyle, nesnesiyle bu annesi olabilir, bakım veren kişilerden biri olabilir sahnelediği yaşadığı bir olayı, şimdi ve bu zamanda terapistiyle veya çevresindeki diğer kişilerle de yaşıyor olması demektir.
misal geçmişte annesi tarafından yeterli bakımı alamamış, evde dinlenmemiş, sözü yok sayılmış biri terapistinin bu minvaldeki yaptığı en ufak bir hareketi "terapistim beni dinlemiyor, beni yeterince sahiplenmiyor" olarak algılayabilir ancak o düşüncesi aslında geçmiştek annesiyle kurduğu ilişkideki davranışın tekrarlanmasıdır, yani aktarımdır. "transferans" da denir.
biz bunu yorumlarken şöyle düşünürüz, hasta bir şey söyledi, acaba bu durum geçmişinde nereye dayanıyor, bu olguda onun geçmişindeki hangi anı tekrar sahneleniyor?
psikanalizde gel zaman git zaman aktarım olgusu terapinin ana konusu haline gelmiş, aktarımda terapist aldığı rolle birlikte eski meseleleri gündeme alıp bilinçdışı süreçleri bilince aktarmayı ve burada çözmeyi hedeflemiştir.
uzun lafın kısası umarım herkes kendi aktarımını bulup çözümleyebilir ve iyi hisseder.
sağlıklı günler, saygılarımla.
devamını gör...

ben senin yanındayım..
devamını gör...

2002 yılında gösterime girmiş roman polanski filmidir.

film yahudi soykırımı sırasında yahudi bir piyanistin hayatta kalma mücadelesin anlatıyor.
öncelikle izlerken tüylerim diken diken oldu ve çok etkilendim. insan denen canlının bu kadar iğrenç olması canımı çok yaktı.
filmde her şey abartılmadan gerçek bir şekilde anlatılmış. müzikler çok güzel kullanılmış bazı sahnelerde gerilim müzikleri gerçekten hayran bıraktı.
dönemin atmosferi çok güzel yansıtılmış bazı sahnelerde "nasıl çektiniz lan bu sahneyi" deyip durdum.
filmin alt metni çok başarılı ve seyirciye çok güzel aktarılıyor.

ayrıca gerçek bir hikaye gerçek bir piyanistin başından geçenleri izliyoruz.
kesinlikle herkesin izlemesi dersler çıkarması gereken son derece başarılı bir film.
not: bazı sahneler gerçekten insanın canını çok yakıyor ve midesini bulandırıyor film artı 18 ona göre.


filmde anlatılmak istenen mevzu esasen insan. ayrımcılığın saçma bir hareket olması savaşların gereksiz ve vahim olması anlatılıyor. bir yahudi piyano çalabiliyor. bir alman nazi subayı iyi kalpli olabiliyor.
savaşın ortasında kalmış bir yahudi sürekli bir koşuşturma halinde bir sürü olay yaşıyor ama sürekli yaşamaya çalışıyor umutla devam ediyor. hastalanıyor aç kalıyor ama ölmüyor.
insanlar birbirlerini savaşta öldürüyor milletler değişiyor ama zulüm hep aynı kalıyor sürekli yahudi piyanist zulüm görüyor.
filmin bir sahnesinde yere düşen yemeği yiyen bir adam vardı gerçekten o kadar kötü hissettim ki kendimi tarifi yok. yahudi soykırımı bir çok filmde kitapta anlatılmıştır ama bence en gerçeği bu filmdi.
bence insanlığımızın kıymetini bilmemiz için kesinlikle izlenmesi gereken bir film.
mesela bir sahnede karakterimiz küvete giriyor ve duş alıyor işte orada seyirci bir an olsun huzurlu hissediyor. karakterimiz yemek yiyor mutlu oluyorum film boyunca sürekli özgürlüğe kavuşmasının hayalini kuruyor seyirci.
son sahnede alman subayla piyanist arasında olan olaylar gerçekten tebessüm ettirdi güzel bir sahneydi.
bir başka dikkat edilmesi gereken sahne ise piyanistin sokakta ölü taklidi yapmasıydı.


hiç bir canlı bir diğer canlıyı yok etmemeli buna hakkı yok olmamalı.
izleyip üzerine bol bol düşünülmesi gereken büyük bir eser. tavsiye edilir.

resimag.com/p1/00e3e7a10e26.jpeg
devamını gör...

kafa sözlük gibi "butik" sözlüklerden keyif almanın iki farklı yolu vardır.
7/24 takılıp, herkes tarafından bilinen, tanınan bir yazar olarak alınan keyif vardır en başta ve ben, "müdavim" derim onlara.
kapıyı açıp içeri girdikleri an, herkesle bi selamlaşırlar... masaya oturdukları an, sipariş vermeden gelir içecekleri önlerine. diğer masalarla istedikleri gibi iletişim kurabilme lükslerinin yanında, mekan sahibiyle de sınırsızca şakalaşabilirler, maskot gibidirler adeta.
öyle ki, tanımadıkları biri mekana girdiğinde, istedikleri kadar manalı manalı bakabilirler...
mekan sahibi gibi ahkam kesip, ona buna salça bile olabilirler.

boş zamanlarının çoğunu bu mekanda geçirdiklerinden, yapacakları muhabbetler biraz sığ olabilir ve belki de tek eksikleri budur.
sürekli aynı şeyleri tekrarlayıp durduklarından, bir süre sonra kabak tadı vermeye başlayabilirler.

bu disiplinle mekandan keyif alanlar, hemen kendilerini gösterirler.

bir de diğerleri vardır.
onlar, öyle pek sık teşrif etmezler.
fakat istikrarlıdırlar, bir gün mutlaka gelirler.
geldikleri zaman da, mutlaka mekanı şenlendirirler.

müdavimler kadar ilgi görmeseler de, her defasında güzel para bırakırlar ve mekan sahibini mutlu ederler.
"serbest radikal" derim ben onlara, her zaman ilgi çekicidirler.

sözlükten uzak kaldıkları dönemde o kadar çok şey biriktirmişlerdir ki, anlatmak için en ufak bir sinyal yeterlidir onlar için.
bazen gelmez ama o sinyal hatta aksine, tüm farlarını kapatman istenir.
kapatırsın sen de, iki bira içer kalkarsın... belki başka sefere...
devamını gör...

tamirat, onarım; tadilat, değişim; tesisat, döşem/donanım olarak geçiyor tdk'de. evet az önce hepsine tek tek baktım, burada kast edilen ve zihnimden geçen aynı şey mi, diye.
babası bir fabrikada makine bakım ustası olan bir emekçinin kızı olarak tamirat işleri hep hayatımda oldu sanırım. çünkü koca makineleri tamir eden babama hayranlık duyardım,düşünsenize pıt pıt iki civata sök, biraz yağla ve her şey yoluna girsin. resmen makineyi yenmek gibi geliyordu. ve de çok havalı.
pratik olduğu kadar tembel bir adamdı da babam bir de kimseye muhtaç yetişmemizi de istemiyordu sanırım. bu yüzden ilk kez bisikletimin lastiği patladığı zaman gittik bir tamir seti aldık. babam yaptı ama şu şekilde : hadi bakalım, dedi. bunlar yama, bir leğene su dolduruyorsun lastiği şişirip içinde gezdiriyorsun. hava kaçıran yeri tespit edip kuruladıktan sonra şu yapışkan* ile yapıştırıp 30 sn kadar sonra yamayı yapıştırıyorsun, şamreli lastiğe takıp şişirdin mi senin olayın tamam.
gerçekten de tamamdı. bir daha hiç yarı yolda kalmadım.
geçenlerde eve gittiğimde yeğenim anlatıyor: teyze dikenlerden geçiyorum lastik hemen patlıyor, dedem bıktı tamire götürmekten.
döndüm babama nasıl ya dedim, ben onun yaşındayken yama takımım vardı. şimdi küçük kurbağanın niye yok. düşündü babam, gülümsedi. sahi sana hepsini öğretmiştim değil mi? minicik ellerinle zincirini falan hep kendin yağlardın, dedi.

sonra geçenlerde çamaşır makinesine bakıyorum, su alırken inliyor resmen. evde çoğu şeyi tamir eden, etmiyorsa tembellikten yanına yaklaşmayan bir adam. hadi şuna bak bozulmasın iyice dedim birkaç kez. tamam, dedi. hep tamam, der. ama kayınpeder toprağındandır kendisi birazcık tembel. dedim ki en son, sen bunu daha minicikken öğrendin, yapabiliyorsan tamah etme. çeşmeden çıkardım hortumu - kireç sökücü falan hazır- oysaki sadece biraz kum varmış orada, basınçlı su ile mis gibi oldu iki dakikada. tesadüf bu ya o gün babam bizdeydi. eşime anlatıyorum makinede hiçbir şey yokmuş bak hemen hallettim, kaç zamandır seni boşuna beklemişim, diye. işte o anda babamın sesini duydum. yüzünde bir gülümseme; çocukken de böyleydin sen, hiç kimseye ihtiyacın olmazdı, dedi. işte o an dünyalar benim oldu. makineleri yenen o adamın kızı oluverdim birden, gören de çamaşır makinesini icat ettim sanar. yüzümde öyle bir gülümseme...
devamını gör...

ulusal mangal günü.
güney afrika cumhuriyeti'nde 24 eylül'de kutlanan resmi tatildir. et bol ve ucuz olduğundan ülkeyi duman kaplar.
eğer resmi tatil günü hafta sonuna denk gelirse, hafta sonu zaten sizin tatil hakkınız derler ve o resmi tatil hakkını vermek için pazartesiyide tatil yaparlar.
devamını gör...

ece ayhan galata kantosu şiirinde geçen bir çiçekçidir ıvan milinski.
benimde çin’de ablam yoktu bende ıvan milinski olmak istedim.
devamını gör...

bazı durumlara geç reaksiyon verebiliyoruz. kiminize ayıp gelen şey, aslında normal dünya düzenine ait olabiliyor. orta yolu bulmak için birkaç tartışmaya giriyoruz kendi içerimizde ister istemez. o yüzden palazlananları görmekte gecikebiliyoruz. yazılan her girdiyi okuyup, değerlendirmeye çalışıyoruz. sol framede ister istemez gözden kaçmalar yaşanabiliyor.
--! spoiler !--

art arda açılan şarkı başlıkları

--! spoiler !--
o yüzden siz kıymetli yazarlarımızdan bunlara prim vermemenizi, şahısları parlatarak sözlükte göz önüne çekmemenizi dileriz. eksik, hatalı, aşırı gördüğünüz şeyleri başlık açmak yerine şikayet ederseniz trollerimiz ön plana gelip aradığı ilgiyi bulamamış olur.
saygılarımla, gece kartalı hate.
devamını gör...

uykumun erkenden gelmesidir. sabahları da daha çok seviyorum. emekli hayatına birazcık erken geçiş yapmış olabilirim.
devamını gör...

o olmadan var olamadığımız, o var oldukça da bizim yok olduğumuz gerçeklik. gerçeklik? bunu tartışmaya gelmedim, iki kelam edip kalkıcam.

insanoğlu şu ana kadar onun olmayan her şeye sahip olmak istedi. bunun için kurallar yarattı, kurallar çiğnedi, savaşlar çıkarttı. ve sahip oldu da. vahşice diğer canlılardan doğayı aldık, daha ciğerlerine hava alamamış bebeklerin ölümüne sebep olduk. evet, olduk. biz olduk. sadece bir insanın, bir ülkenin veya bir ideolojinin suçu değil bu. benim, komşumun, sabahın gri saatlerinde koluna çarpıp kahvesini döktüğüm adamın, sizin, ailenizin, tek bir istisna olmadan hepimizin suçu. dünyaya geldikten sonra, bu havayı soluduğumuz andan sonra, insanlığın ağır yükü omzumuza binmiş oldu. insanlığın, insan olmanın.
ama.
dünyanın en bencil ve amacı uğruna her türlü yola başvurabilen bu varlığın sahip olamadığı bir şey var. zaman.
bir türlü yakalayamadığı, sürekli ondan bir adım önde olan, her şeye geç kalmasını sağlayan zaman.

peki ya zamana sahip olabilseydik? onu yönetebilseydik? var olur muyduk? var olan herşeyin bir sonu da olmalı. sonu ortadan kaldırabilseydik? bunun altından kalkabilir miydik? sonsuz olmanın. sınırın olmaması. böylesine iğrenç varlığa verilmesi gereken son özellik. belki tanrı olurduk. kendimizin tanrısı. kendimize inanmamız, tek umut kaynağımızın biz olması için ölümden kaçmış olmak mı gerekir? ölümden kaçmak. neden? hepimizin sonu aynı değil mi? ilk insanların da sonu aynıydı, şuan da aynı.
tarihin ilk yıllarından beri değiştiremediğimiz, sürekli yenik düştüğümüz tek şey. belki de böyle olması gerekiyordur. yenik düşülmesi gerekiyordur. sizi bilemem ama, ben zamana hükmedebilen bir insan ırkını tahmin dahi edemiyorum, etmek de istemiyorum. zaman, bizden üstün olmayı hak ediyor.

neden yıllardır aynı? neden yıllardır insanlar aynı şeyden korkuyor? tanrı olgusuyla beraber aşılmış olması gerekmez miydi ölümün? bir son olduğunu kabul edip ondan kaçmak yerine onunla barışsaydık?
saçma.
tüm süslü laflara, laflardan katlarca ağır yaşananlara rağmen, yaşamak güzel. bunu ne bir filozof, ne bir yazar ne de bir bilim adamı değiştirebilir. her şeyiyle, olanıyla, olmayanıyla; seveniyle, sevmeyeniyle; tanrısı olanıyla, olmayanıyla, dünya her şekilde yaşamaya değer. her saniyeyi zirvesine kadar yaşamaya, hafızaya kazımaya, ardından kazılanları zevkle veya dehşetle hatırlamaya, kalbinizde bir sızı oluşturmaya veya yüzünüzde bir tebessüm kırıntısına değer.
zaman.
değer.

“akıştan ziyade, bir bütünlük olarak tanımlamak daha evla sanki.

zaman ve katmanları arasındaki hareket, ve zamanın dilemması çoğu zaman insanların gözlerini karartır, düşünmek dahi yormaya başlar şahsı. haliyle, kestirmeden giderek “mefhum”, “bilinmez”, “akış” deyip çıkıverir insan.

halbuki, daha geçerli bakış açısına göre zaman başlangıcı ve sonu belli olan bir bütündür. burada yeni bir şey söylemiyorum, evet; ancak yeni şeyleri az sonra söyleyeceğim, sabır.

evreni -öncelikle dünyadan başlamak üzere- matematiksel bir biçimde ifade etmek ekseriyetle bilim adamlarının rüyasıdır. bilim birikiminin ışığı ile, yani ayağa düşen kuantum ve göreliliğin, kara delik teorilerinin birleşimi ile şeklen matematiksel bir bütünlük olmasa dahi, ayrı ayrı kabuller alındığında matematiksel tutarlılık rahatça görülebilmektedir.

ground zero olan kara delikler ve de karşıt olduğuna inanılan “ak delikler” başlangıçta fizik ve matematik kurallarının tamamen iptal olmuş versiyonları gibi görünse de, sonraları kendi içlerinde bir hayli tutarlı oldukları görülmüş, yalnız yine de tam olarak ifadeleri sağlanamamıştır.

işin özüne girersek; evren, bir matematik denklemleri bütünüdür. bu denklemler bütünü, tüm “an"ların ifadelerini tüm "değişkenler” ile birlikte tutar. sonsuza yakın büyüklükte bir kağıt parçamız olsa örneğin, bu kağıt üzerinde yazan denklemler bütünü ile tüm evren bütün olarak ifade edilmiş olarak yazılabilir.

elbette, bu yaklaşımın kuantum ile örtüştüğü düşünülebilir; ancak kuantum kendi sorunları içerisinde boğulmuşken, böylesine deterministik bir tahayyüle cevaz veremez.

devam edelim; tüm insanların, hayvanların, bitkilerin, eşyaların, (hatta esasen kuark düzeyindeki madde/dalga formatlarının) birer değişkeni olduğunu varsayalım. bu varsayımın akabinde, mezkur değişkenlerin polinomlar ve dizi/seriler katmanında denklemler oluşturduğunu, bu denklemlerin baştan sona değin, tüm “an"ları ifade ettiğini söyleyelim. evrensel doğrunun dili olan matematiğin şaşmazlığından yola çıkarak oluşturduğumuz bu denklemler bütünü, evrenin tamamını "an"lar bazında anlattığı için, bütünlüğün korunması adına, "an"ların birbirini sıralı bir şekilde takip etmesi de esas hale gelir. elbette, burada akıllara gelebilecek sorulardan bir tanesi, yeni değişkenlerin nasıl türediği üzerine olabilir; bu türeyiş denklemin "organik” oluşundan ve kendi içerisindeki zekasından kaynaklanmaktadır. kısır seviyedeki kuantum dahi insanların aslında enerji dalgaları olduğunu kanıtlayabildiyse, tutarlı bir organizma şeklindeki üretken matematiksel denklemlerden bahsetmek hiç zor değildir.

işte biz bu takibe zaman diyoruz.

oluşturulan denklemlerde kara deliklerin “denklemin kritik noktaları” olduğunun söylenmesi sıradan bir tespittir, ama yine de bir yerde egzantrik olduğu için es geçemiyoruz.
şimdi, eğer bu takip, salt olarak değişkenlerin birbirleriyle ilintilerinden meydana geliyorsa, zamanı bir arada tutan zamk çok kuvvetlidir. işbu yüzden, zaman içinde normal doğrultudan aykırı herhangi bir yolculuk yapabilmek mümkün değildir. zira, bir değişkenler bütününün diğer tüm değişkenleri etkilemesine rağmen, organik bağlara ve denklemlerin içersindeki sonuçlara rağmen bir “an"da denklemden komple çıkarıp almak (ölüm) rasyonel olsa da, o değişkenler bütününü başka bir "an"a bir şekilde "implement” (monte-ama tam karşılamıyor) etmek “an"ların tüm akışını bozabilme riskini taşımaktadır. zira, eklenecek yeni değişkenler kanserli hücreler gibi olmaması gereken sonuçları ortaya çıkarabilecek, tüm bütünlüğü bir anda silip atabilecektir. normal şartlar altında, değişkenlerin denklem içinde ilerleyip çözüme ulaşması için geçecek takip süresi (x=0=yok oluş) "an"lar arasındaki bütünlüğün değişken bazındaki "sıkılığına” bağlıdır. (ki einstein buna görelilik demiştir)
bunu ontik perspektifte incelersek, yaratıcı için bu denklemlerin hepsinin oluşturulup işleyişine bırakılması, bu işleyişin sürdürülmesi ve bitirilmesi de “an"dır, sadece. haliyle, eğer ki bir yaratıcıdan bahsedersek onun için öncesi, sonrası ve tartışmalı pozisyonlarının sorgulanması eblehlikten öte değildir.

zira denklem sadece değişkenleri için geçerlidir.”
devamını gör...

etik ahlakı enlerde olan birisi olması.olaylara bakış açısı,insanlara karşı değer yargısının kuvvetli olması ve tabi ki en başta mükemmel donanımlı bir ebeveyn olarak benim tüm ruh hallerime sabırla yaklaşıp her zaman yol gösterici olması.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim