araştırmanı öneririm
genelde twitterda karşımıza çıkan, hiçbir baltaya sap olamamış, sıfır bilgili insanların spesifik bir konu hakkında profesör olup makaleler yazan dünyanın her yerinde konferanslar veren insanlara kurduğu cümledir.
inanmıyorsanız araştırmanızı öneririm. ironi*
inanmıyorsanız araştırmanızı öneririm. ironi*
devamını gör...
yeni nesildeki ateizm dalgası
bizim mahallenin çocukları komple atayist valla geçen cuma namazına çağıran hocayı kovalıyorlardı.
devamını gör...
televizyonda savcı alkışlamak
müge anlı'da şüpheliyi mahkemeye sevk etti diye savcıyı çılgınca alkışlama eylemi. evet kısa bir tatil ile memleketime geldim ve canım anamın vakit öldürmek için izlediği müge anlı ile arka sokaklara, pardon işte adı neyse ona bir süre maruz kaldım. tamam amaçlar güzel ama bir an kendimi blutv'de saygı dizisi izler gibi hissettim. genç bir kız kayıp, bir akraba şüpheli. avukat savcıya gitti canlı bağlantı falan. savcı da adamı haliyle mahkemeye sevk etti. akabinde stüdyoda savcıya alkış talep edildi ve çılgınca alkışlar!(bkz: lol) yani savcı ne diye maaş alıyor vatandaşlarım! günde yüz kere yaptığı bir rutin için nedir bu tantana ki devletin savcısının canlı yayına meze yapılması nedir? şimdi de uyuşturucu köpekleri minnoş cookie ler ve 4 polisimiz yayında müthiş.(bkz: swh)
devamını gör...
renkli mahlasın yazarları tahrik etmesi
proleterin yüzü gülür mü?
devamını gör...
babaların garip huyları
hunharca halk tv izlemek.
sanırsın televizyonu halk tv icat etmiş ve vefa borcunu ödüyor.
sanırsın televizyonu halk tv icat etmiş ve vefa borcunu ödüyor.
devamını gör...
koyunların sorunu
siyasete alet edilmektir. düşünsene bir koyunsun, adamlar sana seçmen muamelesi yapıyor.hakaret ediyor.düz gidiyor, giydiriyor.
salın arkadaş şu ponçikleri
salın arkadaş şu ponçikleri
devamını gör...
kadınları çekici yapan detaylar
zekayla karışık bir manyaklığa sahip olmasıdır.
devamını gör...
türkiye'de yaşama nedenleri
ailevi sebepler.
devamını gör...
sait faik abasıyanık
adapazarı doğumlu gezgin-düşünür hikaye yazarı. lise eğitimi için istanbul'a gelen abasıyanık burgazada ve nişantaşı'ında yaşamaktaydı. çağdaş türkiye hikayeciliğine neredeyse tek başına yön verdiği söylenebilir. aylak karakteriyle toplumun alt sınıfına ait bireyler üzerine yaptığı gözlemler, hikayelerine de yansımıştır. her yıl adına hikaye dalında ödül verildiği yazar, en önemli hikayelerini hastalık döneminde yazmıştır. benim için sığınmayı ifade eder; hem hikayeleri hem de sayesinde tanıyıp sevmiş olduğum burgazada benim için sığınılacak birer limandır. şu an müze olarak faaliyet gösteren adadaki evinde sergilenmekte olan pasaportunda "meslek" ibaresinin karşısına "yok" yazdırdığını görmemle birlikte kendisine duyduğum saygı katlanmıştır.
devamını gör...
the sea salt
banı kaldırılmış olan yazar.
tekrar aramıza hoş geldi o halde.
tekrar aramıza hoş geldi o halde.
devamını gör...
yaşadığın hayattan mutlu musun sorunsalı
internetten izlediğim dizileri bile ne zaman izleyeceğimi belirlediğim, sabah alarmın sesiyle uyandığım ve neredeyse kimseye güvenemiyor olduğum hayatımdan henüz mutlu değilim. ama her şeyin çok başındayım, en azından sonunda olmadığımı umuyorum. yapacak, görecek, hissedecek çok şeyim var. umutluyum yani. bugün mutlu değildim ama neden yarın kahkaha atamayayım ki?
devamını gör...
hiçliğe giden penguen
penguenlerin nietzsche'si.
devamını gör...
tarafsız aydınlar
şiirlerinde ülkesinin acılarından, isyan ruhundan ve ülkesindeki insanların bitmeyen umudundan beslenen guatemala asıllı aktivist şair otto rené castillo'nun kaleminden dökülen şiir. şiirin yazıldığı orijinal dilinde* ismi ıntelectuales apolíticos ve castillo'nun yine meşhur bir şirinden ismini almış olan vámonos patria a caminar şiir derlemesinde bulunuyor. tam ismi vámonos patria a caminar, yo te acompaño olan eser şair ölmeden iki yıl önce 1965 yılında basılmıştır. dilimize tarafsız aydınlar olarak ülkü tamer tarafından çevrilen şiir ismi dahil oldukça iyi bir çeviriye sahip.
ülkü tamer çevirisi ile:
1
tarafsız aydınları
yurdumun
sorguya çekilecek
günün birinde
en basit insanları
tarafından
halkımızın.
un día,
los intelectuales
apolíticos
de mi país
serán interrogados
por el hombre
sencillo
de nuestro pueblo.
soracaklar onlara
ne yaptılar diye
ağır ağır ölürken
ulusları,
tatlı bir ateş gibi
ufacık, bir başına.
se les preguntará
sobre lo que hicieron
cuando
la patria se apagaba
lentamente,
como una hoguera dulce,
pequeña y sola.
kimse sormayacak onlara
giysilerini,
uzun öğle uykularını
yemek sonrasında,
bilmek istemeyecek kimse
anlamsız uğraşlarını,
hiçlik konusunda görüşlerini,
nasıl para kazandıklarını
felsefe yaparak.
sorguya çekilmeyecekler
yunan mitolojisi konusunda,
nasıl iğrendikleri konusunda
kendi kendilerinden,
korkuyla ölürken içlerinde bir şeyler.
no serán interrogados
sobre sus trajes,
ni sobre sus largas
siestas
después de la merienda,
tampoco sobre sus estériles
combates con la nada,
ni sobre su ontológica
manera
de llegar a las monedas.
no se les interrogará
sobre la mitología griega,
ni sobre el asco
que sintieron de sí,
cuando alguien, en su fondo,
se disponía a morir cobardemente.
sormayacaklar
nasıl vardıklarını
doğrulara
yalanın gölgesinde.
nada se les preguntará
sobre sus justificaciones
absurdas,
crecidas a la sombra
de una mentira rotunda.
2
o gün
basit insanlar,
tarafsız aydınların
kitaplarında, şiirlerinde
yer almayanlar,
her gün ekmek getirenler onlara,
süt getirenler,
çörek ve yumurta getirenler,
giysilerini dikenler,
arabalarını sürenler,
köpeklerine, bahçelerine bakanlar,
onlar için çalışanlar,
gelip soracaklar:
"ne yaptınız
acı çekerken yoksullar
içlerindeki sevgi
ve yaşam sönüp giderken?"
ese día vendrán
los hombres sencillos.
los que nunca cupieron
en los libros y versos
de los intelectuales apolíticos,
pero que llegaban todos los días
a dejarles la leche y el pan,
los huevos y las tortillas,
los que les cosían la ropa,
los que le manejaban los carros,
les cuidaban sus perros y jardines,
y trabajaban para ellos,
y preguntarán,
“¿qué hicisteis cuando los pobres
sufrían, y se quemaba en ellos,
gravemente, la ternura y la vida?”
3
tarafsız aydınları
güzel yurdumun,
cevap veremeyeceksiniz.
ıntelectuales apolíticos
de mi dulce país,
no podréis responder nada.
yiyip bitirecek sizi
bir sessizlik kuzgunu.
yüreğinizi kemirecek
zavallılığınız.
susup kalacaksınız
kendi utancınızla.
os devorará un buitre de silencio
las entrañas.
os roerá el alma
vuestra propia miseria.
y callaréis,
avergonzados de vosotros.
ülkü tamer çevirisi ile:
1
tarafsız aydınları
yurdumun
sorguya çekilecek
günün birinde
en basit insanları
tarafından
halkımızın.
un día,
los intelectuales
apolíticos
de mi país
serán interrogados
por el hombre
sencillo
de nuestro pueblo.
soracaklar onlara
ne yaptılar diye
ağır ağır ölürken
ulusları,
tatlı bir ateş gibi
ufacık, bir başına.
se les preguntará
sobre lo que hicieron
cuando
la patria se apagaba
lentamente,
como una hoguera dulce,
pequeña y sola.
kimse sormayacak onlara
giysilerini,
uzun öğle uykularını
yemek sonrasında,
bilmek istemeyecek kimse
anlamsız uğraşlarını,
hiçlik konusunda görüşlerini,
nasıl para kazandıklarını
felsefe yaparak.
sorguya çekilmeyecekler
yunan mitolojisi konusunda,
nasıl iğrendikleri konusunda
kendi kendilerinden,
korkuyla ölürken içlerinde bir şeyler.
no serán interrogados
sobre sus trajes,
ni sobre sus largas
siestas
después de la merienda,
tampoco sobre sus estériles
combates con la nada,
ni sobre su ontológica
manera
de llegar a las monedas.
no se les interrogará
sobre la mitología griega,
ni sobre el asco
que sintieron de sí,
cuando alguien, en su fondo,
se disponía a morir cobardemente.
sormayacaklar
nasıl vardıklarını
doğrulara
yalanın gölgesinde.
nada se les preguntará
sobre sus justificaciones
absurdas,
crecidas a la sombra
de una mentira rotunda.
2
o gün
basit insanlar,
tarafsız aydınların
kitaplarında, şiirlerinde
yer almayanlar,
her gün ekmek getirenler onlara,
süt getirenler,
çörek ve yumurta getirenler,
giysilerini dikenler,
arabalarını sürenler,
köpeklerine, bahçelerine bakanlar,
onlar için çalışanlar,
gelip soracaklar:
"ne yaptınız
acı çekerken yoksullar
içlerindeki sevgi
ve yaşam sönüp giderken?"
ese día vendrán
los hombres sencillos.
los que nunca cupieron
en los libros y versos
de los intelectuales apolíticos,
pero que llegaban todos los días
a dejarles la leche y el pan,
los huevos y las tortillas,
los que les cosían la ropa,
los que le manejaban los carros,
les cuidaban sus perros y jardines,
y trabajaban para ellos,
y preguntarán,
“¿qué hicisteis cuando los pobres
sufrían, y se quemaba en ellos,
gravemente, la ternura y la vida?”
3
tarafsız aydınları
güzel yurdumun,
cevap veremeyeceksiniz.
ıntelectuales apolíticos
de mi dulce país,
no podréis responder nada.
yiyip bitirecek sizi
bir sessizlik kuzgunu.
yüreğinizi kemirecek
zavallılığınız.
susup kalacaksınız
kendi utancınızla.
os devorará un buitre de silencio
las entrañas.
os roerá el alma
vuestra propia miseria.
y callaréis,
avergonzados de vosotros.
devamını gör...
ari barokas
uzun bir süre duman'ın bas giratistliğini yapmış müzisyen, epey uzun boyludur bak bak bitmez.
yahudi kökenlidir.
istanbul üniversitesi devlet konservatuarı çıkışlıdır.
son yıllarda kendi bestelediği parçaları hayata geçirmektedir.
bunlardan birisi olan egotango müthiştir.
yahudi kökenlidir.
istanbul üniversitesi devlet konservatuarı çıkışlıdır.
son yıllarda kendi bestelediği parçaları hayata geçirmektedir.
bunlardan birisi olan egotango müthiştir.
devamını gör...
alzheimer
şu anki verilere göre ülkemizde altı yüz bin alzheimer vakası varmış ve bunların da üçte ikisi de kadınmış.
bu hastalardan birini de eypio’nun klibinde görüyoruz. #974797
veriler için şurdan
bu hastalardan birini de eypio’nun klibinde görüyoruz. #974797
veriler için şurdan
devamını gör...
geceyisevenbiri
yeni takip ettiğim pek tatlı yazar. muhabbetinin çok keyifli olduğunu belirtmemde de yarar var. nickaltı'nı açmış bulunmaktan da büyük keyif duyduğum yazardır.* hoş geldin, iyi ki geldin!
devamını gör...
november 1916
bilinen diğer ismi ile -takvim farklılığından ötürü- october 1916; mevcut rejime karşı tüm devrimci muhalefetin ve 1917 yılında ön plana çıkacak olan ayrılıkların irdelendiği kısmen sakin bir dönemi ele alan aleksandr soljenitsin eseri. 75 ayrı bölümden oluşan bu uzun tarihi roman, yazarın august 1914 romanının devamı niteliğinde. bu kadar uzun ve detaylı bir anlatımın en kötü yanlarından birine de sahip esasında bu eser; haritanın büyük bir bölümüne yayılan geniş çaplı bir hikaye -ki bu mekan tasvirlerini ve okuyucu için odaklanmayı epey zor hale getiren bir husus- ve hikayedeki karakter fazlalığı. her ne kadar soljenistsin bunun altından oldukça iyi bir biçimde kalksa bile okurken oldukça kafa karıştırıcı bir duruma geliyor yine de soljenitsin buna bir çare bularak karakterlerin ayrıntılı bir biçimde aktarıldığı bir liste ve haritayı kitaba iliştirmiş. eser bütünü ile - ve hatta buna august 1914'ü de eklersek- savaş ve savaş sonrası psikolojisini, savaşın gerekliliğinin ne ile ölçülebileceğini, yönetimin yeterliliğinin tartışmaya ne denli açık olduğunu ve bu dönemde rus halkının yönetime karşı bulunduğu konumu, devrimin ayak izlerini ve dönemin şartlarını anlamak için ideal bir noktada. soljenitsin'in aktardığı fikirlere veya durduğu tarafa bakılmaksızın objektif bir biçimde okunup değerlendirilmesi gereken bir roman çünkü kurguyu bağlama şekli ile ve yarattığı orijinal karakterler ile gerçek bir başyapıt. profesör olda andozerskaya ve pierre obodovski okunması aşırı keyifli karakterlerdi.
“war is not the vilest form of evil, not the most evil of evils. an unjust trial, for instance, that scalds the outraged heart, is viler. or murder for gain, when the solitary murderer fully understands the implications of what he means to do and all that the victim will suffer at the moment of the crime. or the ordeal at the hands of a torturer. when you can neither cry out nor fight back nor attempt to defend yourself. or treachery on the part of someone you trusted. or mistreatment of widows or orphans. all these things are spiritually dirtier and more terrible than war.”
“war is not the vilest form of evil, not the most evil of evils. an unjust trial, for instance, that scalds the outraged heart, is viler. or murder for gain, when the solitary murderer fully understands the implications of what he means to do and all that the victim will suffer at the moment of the crime. or the ordeal at the hands of a torturer. when you can neither cry out nor fight back nor attempt to defend yourself. or treachery on the part of someone you trusted. or mistreatment of widows or orphans. all these things are spiritually dirtier and more terrible than war.”
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
her gecen yıl birer birer masadan eksiliyor dostlar..
devamını gör...

