eş cinselliğe karşı çıkanları aşağılamaya kalkmak
(bkz: eşcinselliğe karşı çıkmak)
bu ne şimdi? faşizme, kominizme, sağcılığa, solculuğa, liberalizme, kapitalizme, dinciliğe, ateizme falan karşı çıkabilirsin dr eşcinselliğe nasıl karşı çıkılıyor anlamıyorum. bu şey gibi; sarışınlığa karşıyım! karşıysan karşısın kardeşim. kimse senden destek falan beklemiyor ki zaten? sanki bütün heterolar, bütün homoseksüeller senin eşcinselliğe olan bakış açını merak ediyor.
hadi eşcinselliğe karşısın(?) ne yapak aga? eşcinselleri toplayıp yakalım mı? neden eşcinsellerden haz etmiyorsun? yoksa eşcinsel bir hemcinsini görünce etkileniyor musun? eğer etkileniyorsan sana kötü bir haberim var. *
valla ben de kanca burunlara karşıyım. kanca burunlar toplumda olmasın arkadaş! beni rahatsız ediyorlar.
bu ne şimdi? faşizme, kominizme, sağcılığa, solculuğa, liberalizme, kapitalizme, dinciliğe, ateizme falan karşı çıkabilirsin dr eşcinselliğe nasıl karşı çıkılıyor anlamıyorum. bu şey gibi; sarışınlığa karşıyım! karşıysan karşısın kardeşim. kimse senden destek falan beklemiyor ki zaten? sanki bütün heterolar, bütün homoseksüeller senin eşcinselliğe olan bakış açını merak ediyor.
hadi eşcinselliğe karşısın(?) ne yapak aga? eşcinselleri toplayıp yakalım mı? neden eşcinsellerden haz etmiyorsun? yoksa eşcinsel bir hemcinsini görünce etkileniyor musun? eğer etkileniyorsan sana kötü bir haberim var. *
valla ben de kanca burunlara karşıyım. kanca burunlar toplumda olmasın arkadaş! beni rahatsız ediyorlar.
devamını gör...
necronomicon
ölülerin çağrı kitabı. amerikan korku yazarı h. p. lovecraft'ın yarattığı cthulhu mitosu'nu desteklemek ve gerçekçi kılmak adına öykülerinde referans gösterdiği kurmaca kitap.
lovecraft doğmadan önce de böyle bir kitaptan bahsedildiği söylenir. ne kadar doğrudur bilemiyorum. kurmaca olan kitabı gerçekçi kılmak amacıyla söylenmiş bir şey sanırım.
lovecraft doğmadan önce de böyle bir kitaptan bahsedildiği söylenir. ne kadar doğrudur bilemiyorum. kurmaca olan kitabı gerçekçi kılmak amacıyla söylenmiş bir şey sanırım.
devamını gör...
spawn (karakter)
--- alıntı ---
spawn, amerikan çizgi roman şirketi ımage comics tarafından yayınlanan aynı addaki çizgi romanda yer alan kurgusal bir süper kahramandır. todd mcfarlane tarafından yaratılan karakter
--- alıntı ---
spawn;iyilik ve kötülük arasında sıkışmış,adaleti kendine göre sağlayan lanetli,karizmatik bir çizgi roman karakteri.geceleri starda yayınlanan bu animeyi izlemek için çoğu kez uykumdan feragat ettiğim olmuştu. keşke yenisi çekilse de izlesek .görseli ise şu şekilde:
spawn, amerikan çizgi roman şirketi ımage comics tarafından yayınlanan aynı addaki çizgi romanda yer alan kurgusal bir süper kahramandır. todd mcfarlane tarafından yaratılan karakter
--- alıntı ---
spawn;iyilik ve kötülük arasında sıkışmış,adaleti kendine göre sağlayan lanetli,karizmatik bir çizgi roman karakteri.geceleri starda yayınlanan bu animeyi izlemek için çoğu kez uykumdan feragat ettiğim olmuştu. keşke yenisi çekilse de izlesek .görseli ise şu şekilde:
devamını gör...
annelerin en güçlü silahı
"ben seni 9 ay karnımda taşıdım"
bunu kullanarak yaptıramayacakları şey yoktur.
bunu kullanarak yaptıramayacakları şey yoktur.
devamını gör...
bir abinizin normal sözlük gözlemleri
42' lik bir ağabeyiniz olarak sonuna kadar katıldığım gözlemlerdir.
şimdi diyeceksiniz ki, ulan 42 yaşına gelmişsin, burada ne işin var? ne yapayım, bir çok akranım gibi yanlarım ağrıyarak survivor mı izleyeyim, eşim kahvaltı bıçağının ucunda soyulmuş elma, portakal dilimleri verirken bana ? evden çalışıyorum, bilgisayar hayatımın parçası. arada sırada da açıp bakıyorum, ne olmuş ne bitmiş diye. sonra bakıyorum ki tanımdan ziyade , 5. sınıf durum komedisi başlıklıarı falan... geldik, sevdik, beğendik. sonu benzemez umarım diğer sözlüklere...
şimdi diyeceksiniz ki, ulan 42 yaşına gelmişsin, burada ne işin var? ne yapayım, bir çok akranım gibi yanlarım ağrıyarak survivor mı izleyeyim, eşim kahvaltı bıçağının ucunda soyulmuş elma, portakal dilimleri verirken bana ? evden çalışıyorum, bilgisayar hayatımın parçası. arada sırada da açıp bakıyorum, ne olmuş ne bitmiş diye. sonra bakıyorum ki tanımdan ziyade , 5. sınıf durum komedisi başlıklıarı falan... geldik, sevdik, beğendik. sonu benzemez umarım diğer sözlüklere...
devamını gör...
uğur mumcu
keşke her gazeteci senin gibi gerçekleri söyleyecek bir karakterde olsa yiğidim.
devamını gör...
10 sene sonra ülkeyi nerede görüyorsunuz sorusu
önce 10 sene sonra ülkeyi görüyor musunuz başlığına ihtiyacım var
devamını gör...
babalarını taciz iftirasıyla hapse attıran kızlar
koca koca harflerle yazmak isterim arkadaşlar ama maalesef sözlükte olmuyor. şimdi hep birlikte tekrarlayalım:
cinsiyet farketmeksizin her şikayette önce mağdurun beyanı esas alınır. beyanı veren kişi çocuk/yetişkin fark etmeksizin mağdurun beyanı her zaman önceliklidir. bunu aklımıza kazıyalım.
öncelikle geri zekalıyla anlatır gibi anlatırsak eğer feminizm sosyal hak bağlamında kadın ve erkek eşitliğidir ve sizi yemeyecektir. feminist değilim diyen kadın arkadaşları teessüf ederim, türkiyede yaşayıp da hayatında bir kere istismar edilmemiş bir kadın yoktur. kendi yaşam hakkınızı ve kişisel alanınızı siz savunmazsanız sizi anlamayanlar hiç savunmaz.
kadınların iftirasına gelirsek eğer, her yerde belli durumları istismar eden insanlar vardır ve olacaktır. bu ülkede hiçbir şey yapmadığı hâlde kırk yıl hapis yatan insan var. onların geri zekalılığı, yaptıkları tek şey temel insan haklarını savunmak olan bir topluluğa mâl edilemez.
aklı havada iki insan bu mağduriyeti sömürdü diye o mağduriyet yok olmuyor. öldürülen kadınlar dirilmiyor. sistematik kadın cinayetlerini engellemek adına hazırlanan istanbul sözleşmesini bir çırpıda silip atanların da açıp okumasını tavsiye ederim erkekliğinize zeval gelmez. feminizm hakkında açıp vikipedi bile bakmamış insanların feminizmi bir kanser gibi görüp "feminist değilim ama... feminizmi desteklemiyorum ama..." demeleri de beni deli ediyor. temel insan hakkı olan yaşamı savunmak ayıp bir şey değil. bunu da tekrar tekrar kendimize ayna karşısında söyleyelim lütfen.
cinayeti küçük bir çocuğun dahi saptayabileceği davalarda katilin serbest bırakıldığı mahkeme kapılarında adalet dilenmek zorunda kalmak pek güzel bir şey değil. o yüzden rica ederim hiçbir şey yapmıyorsanız bile bu olay üzerinden feminizm boklamadan önce "ben niye yaşam hakkını savunan insanlara iki kadının salaklığını mâl ediyorum ya" diye düşünün.
cinsiyet farketmeksizin her şikayette önce mağdurun beyanı esas alınır. beyanı veren kişi çocuk/yetişkin fark etmeksizin mağdurun beyanı her zaman önceliklidir. bunu aklımıza kazıyalım.
öncelikle geri zekalıyla anlatır gibi anlatırsak eğer feminizm sosyal hak bağlamında kadın ve erkek eşitliğidir ve sizi yemeyecektir. feminist değilim diyen kadın arkadaşları teessüf ederim, türkiyede yaşayıp da hayatında bir kere istismar edilmemiş bir kadın yoktur. kendi yaşam hakkınızı ve kişisel alanınızı siz savunmazsanız sizi anlamayanlar hiç savunmaz.
kadınların iftirasına gelirsek eğer, her yerde belli durumları istismar eden insanlar vardır ve olacaktır. bu ülkede hiçbir şey yapmadığı hâlde kırk yıl hapis yatan insan var. onların geri zekalılığı, yaptıkları tek şey temel insan haklarını savunmak olan bir topluluğa mâl edilemez.
aklı havada iki insan bu mağduriyeti sömürdü diye o mağduriyet yok olmuyor. öldürülen kadınlar dirilmiyor. sistematik kadın cinayetlerini engellemek adına hazırlanan istanbul sözleşmesini bir çırpıda silip atanların da açıp okumasını tavsiye ederim erkekliğinize zeval gelmez. feminizm hakkında açıp vikipedi bile bakmamış insanların feminizmi bir kanser gibi görüp "feminist değilim ama... feminizmi desteklemiyorum ama..." demeleri de beni deli ediyor. temel insan hakkı olan yaşamı savunmak ayıp bir şey değil. bunu da tekrar tekrar kendimize ayna karşısında söyleyelim lütfen.
cinayeti küçük bir çocuğun dahi saptayabileceği davalarda katilin serbest bırakıldığı mahkeme kapılarında adalet dilenmek zorunda kalmak pek güzel bir şey değil. o yüzden rica ederim hiçbir şey yapmıyorsanız bile bu olay üzerinden feminizm boklamadan önce "ben niye yaşam hakkını savunan insanlara iki kadının salaklığını mâl ediyorum ya" diye düşünün.
devamını gör...
normal sözlük'ün ekşi sözlük’ten farkı
ekşi sözlükte 2013 ten beri yazan bir yazarım. çoğu haberi ilk orda görmüşümdür. darbenin ayrıntılarını ordan takip etmişimdir. haberlerde daha darbenin d si konuşulmazken ekşide askeri mudahalenin nerelerde olduğu haberini almıştım. bu anlamda ekşi çok güzel bir yer. lakin gelelim kötü kısma.
herhangi bir konuda bir fikir belirt direkt biri küfürlü bir mesajla yeşillendirir.
kitaplardan alıntı yapıp kaynak belirtirsin yine küfür yersin. ekşi öyle bir hale geldi ne yazık ki.
kafa sözlük daha bir bebek. ve biz bu bebeğin en tatlı hallerine tanıklık ediyoruz. burasının kullanıcı sayısı artınca yavaş yavaş ekşiye donecektir. bunun sebebi toplun böyle olması.
herhangi bir konuda bir fikir belirt direkt biri küfürlü bir mesajla yeşillendirir.
kitaplardan alıntı yapıp kaynak belirtirsin yine küfür yersin. ekşi öyle bir hale geldi ne yazık ki.
kafa sözlük daha bir bebek. ve biz bu bebeğin en tatlı hallerine tanıklık ediyoruz. burasının kullanıcı sayısı artınca yavaş yavaş ekşiye donecektir. bunun sebebi toplun böyle olması.
devamını gör...
benden bana
pek sevdiğim müzik grubunun* sevilen ve benim de en sevdiğim şarkılarından biridir.
devamını gör...
türkiye anksiyete ve depresyonda avrupa birincisi oldu
en son seçim vaatleri arasında 'her sağlık ocağına bir psikiyatri' sloganı atılacak. ben depresyona girmeyene anlam veremiyorum o derece.
devamını gör...
rezonans frekansı
rezonans,
fizik
parçacık fiziği
kimya
ve elektrikte oldukça önemli bir yere sahiptir.
rezonans ilk olarak 1600 'ün başlarında galileo galilei tarafından müzik aletleri üzerinde çalışırken keşfedilmiştir.
rezonans teorikte genliğin sonsuza gitmesi olarak açıklanır.
fizikte, bir sistemin bazı frekanslarda daha büyük genlikte salınması eğilimidir.
konuya ilişkin bir yıllar öncesi okulda hocamızın verdiği basit bir örneği anlatmak gerekirse; askeri birlikler normal yolda uygun adım yürürken köprü geçişlerinde "adi adım" yürürler.
sebebi rezonanstır. doğrusal bir sistemde periyodik salınımlar doğrusal sistemin rezonans frekansını yakaladığı anda genliğin sonsuza gitmesi sonucu köprünün yıkılmasına sebep olabilir.
rezonans, elektrikte 'de çok önemlidir. alternatif akımda kullanılan bobin (endüktif reaktif ) ve kondansatör (kapasitif reaktif) devre elamanları, rezonanstan en çok etkilenen devre elemanlarıdır.
burada bir bilgi aktarmak istiyorum.
endüktif reaktansın kapasitif reaktansa eşit olduğu frekans rezonans frekansıdır.
alternatif akım şebeke frekansının harmonikleri en çok kondansatörleri etkilemektedir. frekans arttıkça kondansatörün kapasitif direnci azalır. etkisi, düşük bir harmonik gerilim ve yüksek kondansatör akımına sebep olur. ısınma ve dielektrik kayıplarına yol açar. kondansatörün patlamasıyla sonuçlanır.
bahsi geçen kondansatörler elektronik cihaz içindekiler değil elektrik santralleri ve şalt tesislerinde kullanılan yüksek voltaj altında çalışan devre elemanlarıdır.
genel olarak rezonansla ilgili basit olarak anlatabileceklerim bu kadar.
parçacık fiziği ve kimya konularında geçen rezonans ile ilgili bir bilgim olmadığından o konuyu pas geçiyorum.
fizik
parçacık fiziği
kimya
ve elektrikte oldukça önemli bir yere sahiptir.
rezonans ilk olarak 1600 'ün başlarında galileo galilei tarafından müzik aletleri üzerinde çalışırken keşfedilmiştir.
rezonans teorikte genliğin sonsuza gitmesi olarak açıklanır.
fizikte, bir sistemin bazı frekanslarda daha büyük genlikte salınması eğilimidir.
konuya ilişkin bir yıllar öncesi okulda hocamızın verdiği basit bir örneği anlatmak gerekirse; askeri birlikler normal yolda uygun adım yürürken köprü geçişlerinde "adi adım" yürürler.
sebebi rezonanstır. doğrusal bir sistemde periyodik salınımlar doğrusal sistemin rezonans frekansını yakaladığı anda genliğin sonsuza gitmesi sonucu köprünün yıkılmasına sebep olabilir.
rezonans, elektrikte 'de çok önemlidir. alternatif akımda kullanılan bobin (endüktif reaktif ) ve kondansatör (kapasitif reaktif) devre elamanları, rezonanstan en çok etkilenen devre elemanlarıdır.
burada bir bilgi aktarmak istiyorum.
endüktif reaktansın kapasitif reaktansa eşit olduğu frekans rezonans frekansıdır.
alternatif akım şebeke frekansının harmonikleri en çok kondansatörleri etkilemektedir. frekans arttıkça kondansatörün kapasitif direnci azalır. etkisi, düşük bir harmonik gerilim ve yüksek kondansatör akımına sebep olur. ısınma ve dielektrik kayıplarına yol açar. kondansatörün patlamasıyla sonuçlanır.
bahsi geçen kondansatörler elektronik cihaz içindekiler değil elektrik santralleri ve şalt tesislerinde kullanılan yüksek voltaj altında çalışan devre elemanlarıdır.
genel olarak rezonansla ilgili basit olarak anlatabileceklerim bu kadar.
parçacık fiziği ve kimya konularında geçen rezonans ile ilgili bir bilgim olmadığından o konuyu pas geçiyorum.
devamını gör...
agliophobia
yunanca kökenli bir sözcüktür. yaşadığımız herhangi bir durumdan sonra acı çekmekten, güven duymaktan, fiziksel veya duygusal olarak herhangi bir acı çekmekten korkmaktır.
devamını gör...
eski türk filmlerinin huzur verici olması
sebebi, eski türkiye'nin daha huzurlu olmasıdır.
devamını gör...
balkon evin bir parçası mıdır sorunsalı
şimdiki evlerde balkon kalmadı ki hepsi içerde.
devamını gör...
ağrı kesici içmeyen insan
benimdir. çok ağır durum olmadığı sürece içmem.
ancak diş ağrısı gibi durumlarda içerim.
ancak diş ağrısı gibi durumlarda içerim.
devamını gör...
otobüste karşı cinsin yanına oturmamak
bir gün işten çıkıp arkadaşlarla dolmuşla merkeze geçecektik. 4 arkadaş arkayı dörtleyerek bana da arkanın bir önü ikili koltuğu bırakmıştı. velhasıl yerleştik, hareket ettik. bir durak sonra bir kadın yolcu dolmuşa iştirak etti. dolmuşta da tek benim yanım boş olduğu için yanıma oturabilir diye pencere kısmına doğru yanaştım. ama gel gör ki ; bacımız " ben bu malın yanına mı oturacağım ." edasıyla bir bakış atarak oturmamayı tercih etti. dolmuş hareket etti ve tabi bu bacımız her kasiste sallanmaya falan başladı . şoför beyin gözünden kaçmayan bu denge kaybı , " hanımefendi arkada boş yer var . oturabilirsiniz. " diye gayet kibar bir dille söylendi. ancak bacımız halinden memnun gibi davranarak ve yine " bu malın yanına mı oturacağım hıh ." diyerek oturmadı. bu duruma karşılıksız kalamayan ben hemen yerimden kalkarak , "hanım efendi siz oturun ben az ileride ineceğim." diye centilmenlik hamlemi kullandım. ama yok yine oturmadı. bu sefer de ikimiz ayakta denge kaybı yaşayan iki şuursuz gibi her kasiste sallanmaya başladık. bu işe yıllarını veren soför bey bu sefer de " arkadaşlar polis çevirmesi var lütfen ayakta kalmayın ." diye topa girerek ortamı germeyi başardı . ve yine oturmadı. velhasıl kelam zorla güzellik olmaz efendim. ben hala benim tipim yüzünden oturmadığını düşünsem de arkadaşlarım koltukla ilgili bir sorunu olduğunu düşünmekteler. ama cidden bir insanı tanımadan sırf tipi bozuk diye de böyle gerginliğe gerek yok. tipsizler olarak bizde insanız yahu...
not: tipsizler dayanışma derneği -şişli / istanbul.
not: tipsizler dayanışma derneği -şişli / istanbul.
devamını gör...
kendisinden olmayanı aşağılamak
hiçbirimiz doğduğumuz şehri, aileyi hatta bir ömür bize hitap edilen ismimizi bile kendimiz seçmedik. dini inançlarımızı bilinçli olarak seçmedik, yalnızca müslüman bir ailemiz var diye müslüman olduk bir çoğumuz. ten rengimizi, saçlarımızı, boyumuzu biz belirlemedik.
kendi tercihimiz olmayan hiçbir şey yüzünden yargılanmayı hak etmiyoruz. bu nedenle de kendisi gibi olmayanları aşağılayan, asıl kendisi aşağılıktır. kendin seçmediğin, hiçbir emeğin olmayan tamamen doğuştan sahip olduğun özelliklerin için başkalarına üstünlük taslayamazsın.
kendi tercihimiz olmayan hiçbir şey yüzünden yargılanmayı hak etmiyoruz. bu nedenle de kendisi gibi olmayanları aşağılayan, asıl kendisi aşağılıktır. kendin seçmediğin, hiçbir emeğin olmayan tamamen doğuştan sahip olduğun özelliklerin için başkalarına üstünlük taslayamazsın.
devamını gör...
ateşin insan evrimine etkileri
konuya ilgisi olanların okuması gerekendir.
ateş, insanın evriminde çok büyük bir öneme sahiptir. öncelikle sizlerle ateşin geçmişine bir göz atalım:
şimdiye kadar keşfedilmiş olan en eski ateş kalıntısı günümüzden 476 milyon yıl önce, karaları işgal eden bitkilerin yandığı orta ordovisyen dönem'e aittir. bu tarih önemlidir, çünkü bu zamanlardan önce atmosferdeki oksijen oranı oldukça düşüktü ve yanmaya kolay kolay izin vermiyordu. zaten karalarda da yoğun bir yanıcı madde birikintisi olmadığından, alevli yanma tepkimesine pek rastlanmıyordu. ancak ne zaman ki karalar bitkiler tarafından işgal edilmeye başladı ve oksijen oranları %13 ve üzerine ulaştı, işte o zaman bildiğimiz anlamıyla alevli tepkimeler ve hatta geniş alanlara yayılan yangınların izlerine rastlamaya başladık. keşfedilen ilk geniş çapta yangın kalıntısı, günümüzden 420 milyon yıl öncesine, geç silüryen devre aittir. bu zamanlardan sonra ise her dönemde yanma tepkimesi görülebilmiştir.
tarih sahnesine oldukça geç evrimleşmiş bir tür olarak çıkan insanlar ise, ateşi bilinçli olarak kontrol altına alabilmiş tek türdür. bu da ateşi bizler için daha anlamlı yapmaktadır. diğer türlerde ateşle birlikte evrimleşme söz konusu olabilse de, ateşi bilinçli kontrol edebilen başka bir hayvan türü tespit edilememiştir. örneğin avusturalyalı ateş şahini, yangın kavramının bilincindedir ve özellikle yangın olan bölgelerde, alevlerden kaçan hayvanları avlayarak beslenir. abd'de bolca bulunan uzun yapraklı çam gibi bitkiler, tohumları alev almaksızın çimlenemez. dolayısıyla yangınlar, bir yandan birçok canlıyı yok ederken, bir diğer yandan evrimsel süreçte sıklıkla gördüğümüz yangınla paralel bir evrim geçirmiş canlıları hayata bağlamaktadır. ancak hiçbir tür, yemek hazırlamadan tarıma, avcılardan korunmaktan avlanmaya, maddeleri işlemekten sağlığa, kimyasal çalışmalardan ısınmaya, dini kavramlardan mağara resimlerine, sanata, felsefeye ve daha nice konuya dahil ettiğimiz ateşi, biz insanlar kadar kapsamlı olarak algılayamaz ve kullanamaz. bu da, beynimizin evriminin önemli sonuçlarından biridir.
burada anlattığımız gibi, ateşi birçok farklı iş için kullanmaktayız. bunlara burada girerek sizleri sıkmak istemiyoruz, zaten ne amaçlarla kullanıldığını gayet iyi bilmektesinizdir. ancak burada bahsetmek istediğimiz, insan türlerinin evrimlerinin hangi noktasında ateşi kontrol altına alabildiğidir.
ne yazık ki bu konuda kesin bir yargı bulunmamaktadır. en net bulgularla konuşacak olursak, ateş günümüzden 400.000 yıl kadar önce homo erectus tarafından kontrol altına alınmıştır. 125.000 yıl kadar önce ise, birçok farklı insan türünün net bir şekilde ateşi kontrol edebildiğini biliyoruz. ancak bazı bilim insanları, ateşin kontrolünün 1.7 milyon yıl kadar öncesine gittiğini iddia etmektedirler. açıkçası bu iddialar çoğunlukla çürütülmüş veya yalanlanmıştır, çünkü bu dönemlere ait ateşin kontrolüne dair bulgular ya aşırı belirsizdir ya da düzmecedir. dolayısıyla bilim camiası bu konuda oldukça hassas ve titiz çalışmaktadır. küçük çapta bile olsa yangınlar çok yaygın ve aşırı sık olan olaylar olarak araştırmacıların kafalarını karıştırabilecek birçok iz arkada bırakabilmektedirler. önemli olan bu izlerden hangilerinin gerçekten kontrollü bir ateşe ait olduğunu tespit edebilmektir.
ateşin kontrolüne dair bulgular kesin olmadığı için, bu konudaki tartışmalara burada pek fazla girmeyeceğiz. ancak kabaca 400.000 yıl kadar önce, daha ortada homo sapiens türüne, yani bize ait hiçbir iz yokken atalarımızın ateşi kontrol altına aldığını söyleyebiliriz. peki bu bizim evrimimizi nasıl etkiledi? ateşi kontrol etmenin evrimimiz ile alakası nedir?
ateşin kontrolünün ilk etkilerinin davranışsal olduğu düşünülmektedir. çünkü kontrollü bir ateş, insanların diledikleri zaman ışık yaratabilmeleri anlamına gelmektedir. böylece gündüzcül (gündüz avlanan) bir hayvan türü olan insan, aktivitelerini gün ışığı ile sınırlandırmak zorunda kalmamaya başlamıştır. üstelik eskiden korktuğu avcılarının (yırtıcı kediler gibi) ve rahatsız edici misafirlerin (birçok böcek ve omurgasız türü) ateşten korkarak uzak durduğunun keşfi, insana çok ciddi bir evrimsel avantaj sağlamaya başlamıştır.
tüm bunlar bir yana ateş, insanın giderek etçilleştiği (baskın meyvecil diyetten, etçile kayan hepçil bir diyete geçtiği) ve bu sebeple beyin evrininin hızlandığı bir dönemde, sindirimi zor olan besinlerini pişirmesine yaramıştır. beslenme tipinin değişmesi, bir türün evrimsel değişimine etki eden en önemli özelliklerden biridir. hele ateşte pişen bir yemekte özellikle nişastaya dayalı karbonhidratlar bulunuyorsa, ateşin etkisiyle bu kimyasallar parçalanır ve insanlar bu ürünleri çok daha kolay sindirebilirler. bu sayede çok daha verimli ve yüksek bir enerji kaynağı elde etmiş olurlar. işte bu sebeple de evrimsel ekonomilerine ciddi katkılar sağlamış olurlar. yani evrimsel patikaları, hiç beklenmedik bir şekilde değişmeye başlar.
burada yanlış bir anlaşılma da sıklıkla yapılmaktadır: sanki ateşin kontrolü ve yemeklerimizi pişirmemiz, sadece et ürünleri ile alakalı bir durummuş gibi lanse edilmektedir. bu, ciddi bir hatadır. az önce belirttiğimiz yazımızda da sıklıkla vurguladığımız gibi insan türleri, evrimsel süreç içerisinde meyvecil bir diyetten ete ağırlık veren omnivor (hepçil) bir diyete geçmiş olsalar bile bu, yeşil beslenmeden uzak durdukları veya bu tip beslenmenin sona erdiği anlamına gelmemektedir. tam tersine, ateşin kontrolü sayesinde yüz binlerce ve milyonlarca yıldır sindiremedikleri bazı bitkisel ürünleri tüketebilmeye başlamışlardır. çünkü daha basit şekerler ve karbonhidratlardan oluşan çiçekleri, tohumları ve etli meyveleri sindirebilsek de; özellikle ham selüloz içeren bitki gövdeleri, yetişkin yapraklar, genişlemiş kökler ve bitki tüberlerini apandiksimiz evrimsel süreçte köreldiği için sindirememekteydik. ancak ateş sayesinde bu bitki kısımlarını pişirerek selülozu kısmen de olsa parçalayabilmeye ve bir miktar sindirebilmeye başladık (halen de ateş olmadan sindiremeyiz). üstelik ham haliyle zehirli olan bazı tohumlar ve bitki kısımları, ateşte pişirme sayesinde zehirsiz hale getirilebilmeye başladı. bu da diyetimize ciddi anlamda etki etti ve evrimsel sürecimize adeta yön verdi.
bazı bilim insanları ateşin insan beyninin evrimine etki etmediğini iddia etseler de, evrimsel biyologların ezici bir çoğunluğu bunun doğru olmadığını, ateşin beslenmemizi doğrudan etkilediğini, beslenmemizin de evrimsel değişimimizi doğrudan etkilediğini, bu yüzden de ateşin evrimimizde çok önemli bir rolü olduğunu belirtmektedirler. öyle ki, beslenme tipimizin değişmesi sebebiyle sadece beynimiz irileşmekle kalmadı (tabii ki bundaki tek sebep beslenme etkisi deği), aynı zamanda yüz ve çene yapımız da değişmeye başladı. vücudumuzdaki en belirgin körelmiş organlar olan 20 yaş dişlerimizin varlığı bile , bu durumu göstermeye yetmektedir.
tüm hatlarıyla baktığımızda, ateşin insan evrimi için oldukça önemli olduğunu görmek mümkündür. diyetimizi etkilemediğini varsaysak bile, davranışsal olarak çok ciddi etkileri olduğunu, dolayısıyla evrimsel avantajlarımıza doğrudan etki ettiğini söylememiz hiç hatalı olmayacaktır.
kaynak
ateş, insanın evriminde çok büyük bir öneme sahiptir. öncelikle sizlerle ateşin geçmişine bir göz atalım:
şimdiye kadar keşfedilmiş olan en eski ateş kalıntısı günümüzden 476 milyon yıl önce, karaları işgal eden bitkilerin yandığı orta ordovisyen dönem'e aittir. bu tarih önemlidir, çünkü bu zamanlardan önce atmosferdeki oksijen oranı oldukça düşüktü ve yanmaya kolay kolay izin vermiyordu. zaten karalarda da yoğun bir yanıcı madde birikintisi olmadığından, alevli yanma tepkimesine pek rastlanmıyordu. ancak ne zaman ki karalar bitkiler tarafından işgal edilmeye başladı ve oksijen oranları %13 ve üzerine ulaştı, işte o zaman bildiğimiz anlamıyla alevli tepkimeler ve hatta geniş alanlara yayılan yangınların izlerine rastlamaya başladık. keşfedilen ilk geniş çapta yangın kalıntısı, günümüzden 420 milyon yıl öncesine, geç silüryen devre aittir. bu zamanlardan sonra ise her dönemde yanma tepkimesi görülebilmiştir.
tarih sahnesine oldukça geç evrimleşmiş bir tür olarak çıkan insanlar ise, ateşi bilinçli olarak kontrol altına alabilmiş tek türdür. bu da ateşi bizler için daha anlamlı yapmaktadır. diğer türlerde ateşle birlikte evrimleşme söz konusu olabilse de, ateşi bilinçli kontrol edebilen başka bir hayvan türü tespit edilememiştir. örneğin avusturalyalı ateş şahini, yangın kavramının bilincindedir ve özellikle yangın olan bölgelerde, alevlerden kaçan hayvanları avlayarak beslenir. abd'de bolca bulunan uzun yapraklı çam gibi bitkiler, tohumları alev almaksızın çimlenemez. dolayısıyla yangınlar, bir yandan birçok canlıyı yok ederken, bir diğer yandan evrimsel süreçte sıklıkla gördüğümüz yangınla paralel bir evrim geçirmiş canlıları hayata bağlamaktadır. ancak hiçbir tür, yemek hazırlamadan tarıma, avcılardan korunmaktan avlanmaya, maddeleri işlemekten sağlığa, kimyasal çalışmalardan ısınmaya, dini kavramlardan mağara resimlerine, sanata, felsefeye ve daha nice konuya dahil ettiğimiz ateşi, biz insanlar kadar kapsamlı olarak algılayamaz ve kullanamaz. bu da, beynimizin evriminin önemli sonuçlarından biridir.
burada anlattığımız gibi, ateşi birçok farklı iş için kullanmaktayız. bunlara burada girerek sizleri sıkmak istemiyoruz, zaten ne amaçlarla kullanıldığını gayet iyi bilmektesinizdir. ancak burada bahsetmek istediğimiz, insan türlerinin evrimlerinin hangi noktasında ateşi kontrol altına alabildiğidir.
ne yazık ki bu konuda kesin bir yargı bulunmamaktadır. en net bulgularla konuşacak olursak, ateş günümüzden 400.000 yıl kadar önce homo erectus tarafından kontrol altına alınmıştır. 125.000 yıl kadar önce ise, birçok farklı insan türünün net bir şekilde ateşi kontrol edebildiğini biliyoruz. ancak bazı bilim insanları, ateşin kontrolünün 1.7 milyon yıl kadar öncesine gittiğini iddia etmektedirler. açıkçası bu iddialar çoğunlukla çürütülmüş veya yalanlanmıştır, çünkü bu dönemlere ait ateşin kontrolüne dair bulgular ya aşırı belirsizdir ya da düzmecedir. dolayısıyla bilim camiası bu konuda oldukça hassas ve titiz çalışmaktadır. küçük çapta bile olsa yangınlar çok yaygın ve aşırı sık olan olaylar olarak araştırmacıların kafalarını karıştırabilecek birçok iz arkada bırakabilmektedirler. önemli olan bu izlerden hangilerinin gerçekten kontrollü bir ateşe ait olduğunu tespit edebilmektir.
ateşin kontrolüne dair bulgular kesin olmadığı için, bu konudaki tartışmalara burada pek fazla girmeyeceğiz. ancak kabaca 400.000 yıl kadar önce, daha ortada homo sapiens türüne, yani bize ait hiçbir iz yokken atalarımızın ateşi kontrol altına aldığını söyleyebiliriz. peki bu bizim evrimimizi nasıl etkiledi? ateşi kontrol etmenin evrimimiz ile alakası nedir?
ateşin kontrolünün ilk etkilerinin davranışsal olduğu düşünülmektedir. çünkü kontrollü bir ateş, insanların diledikleri zaman ışık yaratabilmeleri anlamına gelmektedir. böylece gündüzcül (gündüz avlanan) bir hayvan türü olan insan, aktivitelerini gün ışığı ile sınırlandırmak zorunda kalmamaya başlamıştır. üstelik eskiden korktuğu avcılarının (yırtıcı kediler gibi) ve rahatsız edici misafirlerin (birçok böcek ve omurgasız türü) ateşten korkarak uzak durduğunun keşfi, insana çok ciddi bir evrimsel avantaj sağlamaya başlamıştır.
tüm bunlar bir yana ateş, insanın giderek etçilleştiği (baskın meyvecil diyetten, etçile kayan hepçil bir diyete geçtiği) ve bu sebeple beyin evrininin hızlandığı bir dönemde, sindirimi zor olan besinlerini pişirmesine yaramıştır. beslenme tipinin değişmesi, bir türün evrimsel değişimine etki eden en önemli özelliklerden biridir. hele ateşte pişen bir yemekte özellikle nişastaya dayalı karbonhidratlar bulunuyorsa, ateşin etkisiyle bu kimyasallar parçalanır ve insanlar bu ürünleri çok daha kolay sindirebilirler. bu sayede çok daha verimli ve yüksek bir enerji kaynağı elde etmiş olurlar. işte bu sebeple de evrimsel ekonomilerine ciddi katkılar sağlamış olurlar. yani evrimsel patikaları, hiç beklenmedik bir şekilde değişmeye başlar.
burada yanlış bir anlaşılma da sıklıkla yapılmaktadır: sanki ateşin kontrolü ve yemeklerimizi pişirmemiz, sadece et ürünleri ile alakalı bir durummuş gibi lanse edilmektedir. bu, ciddi bir hatadır. az önce belirttiğimiz yazımızda da sıklıkla vurguladığımız gibi insan türleri, evrimsel süreç içerisinde meyvecil bir diyetten ete ağırlık veren omnivor (hepçil) bir diyete geçmiş olsalar bile bu, yeşil beslenmeden uzak durdukları veya bu tip beslenmenin sona erdiği anlamına gelmemektedir. tam tersine, ateşin kontrolü sayesinde yüz binlerce ve milyonlarca yıldır sindiremedikleri bazı bitkisel ürünleri tüketebilmeye başlamışlardır. çünkü daha basit şekerler ve karbonhidratlardan oluşan çiçekleri, tohumları ve etli meyveleri sindirebilsek de; özellikle ham selüloz içeren bitki gövdeleri, yetişkin yapraklar, genişlemiş kökler ve bitki tüberlerini apandiksimiz evrimsel süreçte köreldiği için sindirememekteydik. ancak ateş sayesinde bu bitki kısımlarını pişirerek selülozu kısmen de olsa parçalayabilmeye ve bir miktar sindirebilmeye başladık (halen de ateş olmadan sindiremeyiz). üstelik ham haliyle zehirli olan bazı tohumlar ve bitki kısımları, ateşte pişirme sayesinde zehirsiz hale getirilebilmeye başladı. bu da diyetimize ciddi anlamda etki etti ve evrimsel sürecimize adeta yön verdi.
bazı bilim insanları ateşin insan beyninin evrimine etki etmediğini iddia etseler de, evrimsel biyologların ezici bir çoğunluğu bunun doğru olmadığını, ateşin beslenmemizi doğrudan etkilediğini, beslenmemizin de evrimsel değişimimizi doğrudan etkilediğini, bu yüzden de ateşin evrimimizde çok önemli bir rolü olduğunu belirtmektedirler. öyle ki, beslenme tipimizin değişmesi sebebiyle sadece beynimiz irileşmekle kalmadı (tabii ki bundaki tek sebep beslenme etkisi deği), aynı zamanda yüz ve çene yapımız da değişmeye başladı. vücudumuzdaki en belirgin körelmiş organlar olan 20 yaş dişlerimizin varlığı bile , bu durumu göstermeye yetmektedir.
tüm hatlarıyla baktığımızda, ateşin insan evrimi için oldukça önemli olduğunu görmek mümkündür. diyetimizi etkilemediğini varsaysak bile, davranışsal olarak çok ciddi etkileri olduğunu, dolayısıyla evrimsel avantajlarımıza doğrudan etki ettiğini söylememiz hiç hatalı olmayacaktır.
kaynak
devamını gör...