orijinal adı: die zürauer aphorismen
yazar: franz kafka
yayım yılı: 1931
franz kafka'nın günümüze kadar ulaşmış el yazması özelliğini taşıyan bu eser yoğun duygular etrafında dönen kısa yazılardan oluşmaktadır.
yazar: franz kafka
yayım yılı: 1931
franz kafka'nın günümüze kadar ulaşmış el yazması özelliğini taşıyan bu eser yoğun duygular etrafında dönen kısa yazılardan oluşmaktadır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "zamansız kelebek" tarafından 30.08.2024 20:02 tarihinde açılmıştır.
1.
aynı isimde halil cibran eseri konulu başlık daha olduğu için ayrı olarak belirtilmiştir.
ünlü yazar franz kafka imzalı 109 sayfalık eser; farklı çevirmenler ve yayınevleri tarafından türkçe'ye çevrilmiş ve basılmıştır.
kitabımı osman çakmakçı çevirisi ile okudum; pdf olarak okudum ve kitap 58 sayfaydı.
öncelikle kafka'nın bu kitaptaki üslubunu ve ele aldığı konuları irdeleme biçimini albert camus'ye benzettim,
sanki albert camus okuyorum gibi geldi.
kitap hakkında konuşmam gerekirse yazar farklı ve benzer konularda çeşitli argümanlar ve fikirler sunuyor.
genellikle din veya inanç etrafında şekillenen argümanların yer aldığını söylemek bile bence mümkün çünkü bu kitabı okurken kafka'nın dindar olduğu izlenimine bile kapılınabilinir.
yazar bir yerde ölümü istemeyi bilgelikle eş tutuyor, aydınlanan veya gönül gözü açılan insanın bu dünyada vakit kaybetmek istemediğini ve hemen tanrıya kavuşmak istediğini düşündürüyor.
yazarın argümanlarının altında sıkı bir analizin, gözlem gücünün ve derin bir felsefenin yattığı açıkça görülmektedir.
görülmeyenin ardındaki gizemi tasvir etmeye çalışan ince ama düşündürücü bir eserdi.
kitaptan sevdiğim birkaç sözü bırakıp bitiriyorum.

ölümün olduğu yerde,
hiçbir şey ciddi olamaz.
bilgeliğin başladığına ilk işaret, ölmek isteğidir. bu yaşam dayanılmaz görünür, bir başkası ise erişilmez.
sen ödevsin. ama görünürde öğrenci yok.
yaşamdan dilediklerimi gözden geçiriyordum.
benim dostum olarak kalman için kendi ruhumun yaralanmasını kabulleniyorum.
ünlü yazar franz kafka imzalı 109 sayfalık eser; farklı çevirmenler ve yayınevleri tarafından türkçe'ye çevrilmiş ve basılmıştır.
kitabımı osman çakmakçı çevirisi ile okudum; pdf olarak okudum ve kitap 58 sayfaydı.
öncelikle kafka'nın bu kitaptaki üslubunu ve ele aldığı konuları irdeleme biçimini albert camus'ye benzettim,
sanki albert camus okuyorum gibi geldi.
kitap hakkında konuşmam gerekirse yazar farklı ve benzer konularda çeşitli argümanlar ve fikirler sunuyor.
genellikle din veya inanç etrafında şekillenen argümanların yer aldığını söylemek bile bence mümkün çünkü bu kitabı okurken kafka'nın dindar olduğu izlenimine bile kapılınabilinir.
yazar bir yerde ölümü istemeyi bilgelikle eş tutuyor, aydınlanan veya gönül gözü açılan insanın bu dünyada vakit kaybetmek istemediğini ve hemen tanrıya kavuşmak istediğini düşündürüyor.
yazarın argümanlarının altında sıkı bir analizin, gözlem gücünün ve derin bir felsefenin yattığı açıkça görülmektedir.
görülmeyenin ardındaki gizemi tasvir etmeye çalışan ince ama düşündürücü bir eserdi.
kitaptan sevdiğim birkaç sözü bırakıp bitiriyorum.

ölümün olduğu yerde,
hiçbir şey ciddi olamaz.
bilgeliğin başladığına ilk işaret, ölmek isteğidir. bu yaşam dayanılmaz görünür, bir başkası ise erişilmez.
sen ödevsin. ama görünürde öğrenci yok.
yaşamdan dilediklerimi gözden geçiriyordum.
benim dostum olarak kalman için kendi ruhumun yaralanmasını kabulleniyorum.
devamını gör...
2.
kafka'nın aforizmalar'ı, okuduktan sonra, kelimelerin ardında gizlenen derin ve çoğu zaman karanlık bir dünyanın kapıları aralanmış gibi hissettiriyor. kısa ama keskin, derin ama bir o kadar da sessiz ifadeler yer alıyor içeriğinde. okudukça insan ruhunun labirentinde kaybolmuş bir gezgin gibi, her cümlede farklı bir dönemeçle, çıkmaz bir sokakla karşılaştırıyor insanı. yaşamın içindeki anlamsızlık ve umutsuzluk, bir sis gibi her yanı sarıyor. o sisin içinde insan kendisini sorguluyor. varoluşun, insanın, hayatın üzerine düşünmek kaçınılmaz hissettiriyor bir noktada. eserdeki bazı ifadeleri sanki zihinle değil de ruhla anlaşılmak ister gibi hissettiriyor. basit ve yalın cümlelerin altında, çoğunlukla ağır ve kederli bir his taşıyor. aforizmalarının pek çoğu birer kapalı kutu gibi. o kutunun içinde ne olduğunu bilmeden, elinde tutmanın getirdiği belirsizlikle yüzleştiriyor okur ve o kapalı kutuların içindekini öğrenme arzusuyla yanıp tutuşuyor insan. kelimelerde yitip gitmek; varoluşun belirsizliğini, insan olmanın ağırlığını içimizdeki karanlık köşeleri kabul etmek gibi bir şey. okuduktan sonra içeriğinden ziyade sizde bıraktığı hissin kolay kolay silinmeyeceğini hissediyorsunuz. karanlık bir tünelin sonunda, ışığın var olup olmadığını yazarla birlikte sorguluyorsunuz. bir ağırlık hissettiriyor okuması ancak bu ağırlık, acı verici olduğu kadar rahatlatıcı da hissettiriyor. insan olmanın ne denli karmaşık ve zor olduğunu hatırlıyorsunuz bir kez daha ama bu karmaşıklığın içinde bir anlam bulma çabası zaten işin püf noktası her zaman için.
devamını gör...