"ben hiçbir zaman feministin ne olduğunu anlayamadım. ancak şunu biliyorum ki beni kapı paspasından ayıran duygularımı açıkladığımda insanlar bana feminist dediler.” (bkz: rebecca west)
aslında korkacak bir şey yok okusanız sevebilirsiniz bile wiki-
devamını gör...

koçero vatan'ın üçüncü bölümü yitik şiirler'de yer alan bir örnek insan portresi*, ışıklarla oynamayın'ın birinci bölümündeki yeni manifesto* ve oğlak koleksiyonunun ikinci bölümü seçmeler'de yer alan ağustos şiiri* ile hafızama kazınmış olan güzide şairimiz. yazdığı onlarca şiir kitabı, çocuk kitapları ve hikayeleri ile yaşamı boyunca türk edebiyatına sayısız eser kazandırmış fakat çoğu zaman gölgede kalma talihsizliğini yaşamıştır. esirgenmiş bir dünyada anlaşılmamak da müthiş bir yalnızlıktır.*

bir örnek insan portresi:


demek hiç aç kalmadın sen öyle mi
açıkta kalmadın ha?
kirinden gömleğinin
dirseğinin yamasından
eziklik duymadın ha?
bravo be
aşkolsun şu adama vallahi!

demek hiç sövmediler anana avradına
hiç kimseye sövmedin ha?
bir gececik olsun çekip kafayı
şakır şakır oynamadın
hıçkırarak ağlamadın öyle mi?
bravo be
aşkolsun şu adama vallahi!

demek yalnızlıktan böğürmedin hiç
akrep sokmuş gibi sıçramadın geceleri ha?
hiç sevmedin öyle mi
kendini öldürmeyi çekip gitmeyi
büyük işler becermeyi düşünmedin ha?
bravo be
aşkolsun şu adama vallahi!

demek bu musluklar hep bu ellerde
bu düzen bu dünya bu gidiş
sen hep böyle mutlu kişi örnek vatandaş
giden ağam gelen paşam, öyle mi?
bin yaşasın seni sokmayan yılan
sen mi kaldın düzeltecek, öyle mi?
haksızlığa uğramadın taşlanmadın ha?
ne şam'ın şekeri, ha
ne arabın yüzü, ha?
yaşadın da bunca yıl şu bataklıkta
gül sandın bu kokuyu öyle mi?
hadi be hırbo sen de
adam mısın sen de be!


yeni manifesto:


çocuklar var
öldürülecek
analar var
ağlatılacak
ocaklar var
söndürülecek
ey gözlüler kulaklılar anlaklılar düşlüler
var mısınız bu sınavda
selam olsun sırtlana
çakala selam
aslan çoktan adımız
akrebe selam
ormanlar var
yakılacak
sular var
kurutulacak
zincirler var
vurulacak
hapisler var
yatılacak
ağıtlar var
düzülecek
acılar var
çekilecek
ey gözlüler kulaklılar anlaklılar düşlüler
var mısınız bu sınavda
vatanlar var
yutulacak
dünyanın bütün patronları birleşin


ağustos şiiri:


yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek
beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
hep böyle havalar besler fırtınaları
korkarım bu mavi ışık çabuk sönecek
duymazdım durgun suların bezgin türkülerini
alışmak ölümün bir başka adıymış bilmezdim

bir yangın sonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
bir rüzgar kulaklarımdan hiç eksilmiyor
esirgenmiş bir dünyada müthiş yalnızım
geri dönsen bile ben artık o ben olmayacağım
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek...

ben mısralarımı kerpiç gecelerinden çekmişim
beş numara lamba kaderi var mısralarımda benim
deli çizgi gözlerimi kör etmiş, kör etmiş, kör etmiş
göçmüş kıtalar üstünde kuşlar dönüyor garipsi
çığlık çığlığa kuşlar dönüyor evcil ve tedirgin
gök mavisi bir türkü dolanmış yüreciğime
selsele yolculuklar tütüyor gözlerimde, neyleyim
insan demişim, kitap yüzlü insanlar demişim gidemiyorum...

kaderim kaderleri demişim güzelim
sen olmasan ben böyle değildim
böyle uysal ve kırılmış değildi şiirlerim
bir yangın sonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek...

rüzgâr gibi ağustos geçti ellerimizden
meyvalar bizi bal renkli günahlara çağırıyorlar
bir yanda yaşanmamış günlerin hırsı
bir yanda boşa geçen gecelerin acısı
malum o dramın en güzel perdesindeydik
ağustos şarap olmuş, kanımıza akmıştı
göçmüş kıtalar üstünde kuşlar gibiydik
her gören didik didik bizi denetliyordu
biz kendi derdimize düşmüştük...

orda da akşamlar olacak güzelim
kanlı mendil gibi ağustos akşamları
şu benim çektiklerimi görmeyeceksin
belki yanında başkaları olacak
belki düşlerine bile girmeyeceğim
gün oldu acıların şiirini yaşadım
gün oldu zehir gibi yokluğunu yaşadım
bana sen ne diye duyurdun yalnızlığımı
ne diye gurbet gibi mısralarıma sindin
dokunsan parmaklarıma tutuşacağım...

yere batan şehrin tek yalnızıyım
yüzyılın ağrısını anlayarak çekiyorum
ekmeğime barut sinmiş bulanık özgürlükler
tepmişim rahatımı, boynu bükük mutluluğumu
yaşıyorsam erkekçe yaşıyorum...

düşün ki coğrafyanın en güzel yerindeyiz
en güzel günlerinde gençliğimizin
ölümden ötesini aklım almıyor
beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
istesek cenneti kurtarabiliriz
ben bir ışık için tepmişim rahatımı
bu güleç yüzlülerin, bu acı türkülerini
bu yoksul yerleri anlayarak seviyorum
delicesine anlayarak güzelim
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek
devamını gör...

gün boyu dilinden düşmeyecek. emin misin dinlemek istediğine?

peki, sen bilirsin.



uyarmıştım.
devamını gör...

kapandıktan sonra daha kimseden "titreşim" alamadım.
vücudumdaki elektrik eksikliği de iyice depresif birisi yaptı beni.

nolurdu facebooktan oradan buradan titreşim gönderebilselerdi de şarj olsaydık.
devamını gör...

abi bu şarkılar neee ?! hepsi mi birbirinden güzel, hepsi mi kaliteli parça olur. başladı başlayalı dinliyorum 1 dakika sıkılmadım. herkesin desteğine, emeğine, yüreğine sağlık.
içerisi şampiyonlar ligi....
devamını gör...

sanat malzemeleri satılan büyük kırtasiyeler ve kitapçılar.
devamını gör...

bir deprem ülkesinde yapılmaması gereken eylem.
devamını gör...

trabzon'da, ortalık yerde, birine kurusıkı silah çekip ateş etmek gibi birşey.
devamını gör...

enteller yüzündendir. rüya gibi yazıyor adam, neredeyse benim bile veresim geliyor.

bi bakmışsın, 43 kilo kemik gözlüklü, eski cimbomlu ergün penbe'ye benzeyen, küçük iskenderimsi guguk gibi bir tipi var adamın. kızla buluşmaya 500t ile gidiyor. enformasyon aşkım diyor sürekli. akbil'im aktarmalı bastı diyor.

şu şekle kimse meme vermez. hiçbir kadın pembe bacaklarına bu tip adamlarla birlikte olmak için kremler sürmedi. kimse kızını bu s.lak robot tiplerle evlendirmek için büyütmedi.

faking şit.
devamını gör...

ismail abi (leyla ve mecnun)
-bu acı geçiyor mu?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kaynak
21. yy becerileri için birçok kaynaktan birçok yazıya ulaşabilirsiniz. ancak biz ne kadarını uyguluyoruz. çocuklarımıza ne kadarını aktarıyoruz. sadece üretim yapmak, halka hitap etmediği sürece önemsiz benim gözümde. herkes her şeyi biliyor ama uygulamada maalesef.
t. 21. yüzyılda hayatlarını en verimli şekilde geçirmeleri için insanlardan kazanması beklenilen davranışlar.
devamını gör...

yav ben ünlülere o gözle bakamıyorum neden acaba?

düşündüm düşündüm düşündüm bulamadım. içime içime ağladım siz nasıl şaapıyorsunuz öyle? ühüüüü.
devamını gör...

avrupa ve kuzey afrika'da, yapım tarihleri mö 6.000 ile 9.000 yılları arasında değişen ve psilocybe cinsinden mantarların tasvir edildiği iddia edilen mağara resimleri keşfedilmiştir.
ispanya daki duvar resimi ..... bak
cezayir deki duvar resimi ... bak

bazı mantarların halüsinojen özelliklerinin olduğu yüzyıllardır bilinmektedir. eski orta ve güney amerika medeniyetlerinde bulunan heykeller, mantarların o zamanlar dini törenlerde kullanıldığını göstermektedir. aztekler bu mantarları "teonanacatl - tanrıların eti" şeklinde tarif etmişlerdir. tarihçiler aztek ruhani liderlerinin bu halüsinojenleri kullanarak farklı bir bilinç düzeyine geçtiği, tanrılar ve diğer ruhlarla iletişim kurduklarına inandıklarını belirtmişlerdir.

bazı zehirli mantar türleri:
amanita muscaria
claviceps purpurea
amanita phalloides
amanita virosa
amanita pantherina
inocybe erubescens
gyromitra esculenta
entoloma sinuatum
felç ebişkesi
devamını gör...

(bkz: en efsane dizi repliği)

tamamen öznellik içeren başlıklar, ama konu ilginizi çekiyorsa bir anda kendinizi oraya ışınlanmış halde bulabilirsiniz.*
devamını gör...

eskiden dünyayı değiştirmek isterdim şimdi üstümü değiştirmeye üşeniyorum.
devamını gör...

bir şehri başka bir şehirde yitirmişse kadın,
haritalar mı dersin, denizler mi, sınırlar mı, aşk? vız gelir yeri gök, göğü yer yapan.
kuzeyli bir ağacın kendi değilse kanı yürür, karanlığı dolaşır gözleri, sırılsıklam gözleri...
besmele'sizdir ve katıksız yalnız. kalbine bir gül ağacı diker, kalbine su ve biraz güneş..
toprağın bereketli mi?

"tanrılar bilmez bunu."
devamını gör...

sürekli bir şeylerden şikayet edip kendini bir kaka zanneden yazarlarla dolu olmasıdır.
hey sakin ol ve klavyenden uzak dur sen bir kaka değilsin demek en doğrusudur.
bir sözlükte bir durumdan şikayet edip o durumu düzeltmeye çalışmayan yazarlar olduğu zaman insan çileden çıkıyor.

bir şikayet oluyor ama çözümü için bir şey yapılmıyor.

arada sırada sözlük çok bozdu yhaaa diyor ama argümanı yok elinde.

bilgi bağımlısı sürekli bilgi istiyor ama bilgi kısmına uğramıyor.

kendi istediği başlıklar dışında başlık görünce kuduruyor anlayış göstermiyor.


işte bu tip yazarlar maalesef sözlüğün kalitesini düşürüyor.
devamını gör...

herkese merhabalar sevgili yazarlar! agora meyhanesi’ne hoş geldiniz diyoruz!

fularlarımız, pipolarımız ve içeceklerimiz hazır mı? ortam loş ve fonda jazz müziğimiz de çalıyorsa tamamdır..*

agora meyhanesi’nde sözlüğün cool sinema uzmanı sevgili coldboy, medarı iftiharı değerli bilim insanı sevgili meja, romantik filozof bir cevher sevgili piyanist ve bendeniz lanet; insanoğlunun gelecek hedeflerinden ve güncel haberlerden bahsederek; sizlerle birlikte bunları psikanaliz, edebiyat, sinema, hukuk ve sanat gibi çeşitli alanlar ile entegre etmeyi planlıyoruz. ancak bunu yaparken sizleri uzmanlık gerektirecek bilgilerle sıkmak niyetinde değiliz. bir bakıma meyhane burası..

amacımız, hem geçmişi hem de geleceği birbirine bağlamak ve insanı objektif-subjektif verilerle ele almak olacak. sizlerle birlikte çok bomba konulara doğru yolculuğa çıkacak olmanın heyecanı ile tutuşuyoruz. ilk konumuz mars’ta insan kayması.. mars’ta insan mı kayması? o da ne demek dediğinizi duyar gibiyiz!

malumunuz, 10-15 yıl sonra insanoğlu ilk defa dünyadan başka bir gezegene ayak basmayı planlıyor. peki bu uzay yolculuğunun asıl sebebi neydi? insanın doyumsuzluğu, açgözlülüğü mü daha çok etkiliydi yoksa anlama isteği ve merak duygusu mu? değerli madenler çıkarılabilir, uzay turizmi ile birçok şirket kârlarına kâr katabilirdi.. peki, uzayda elde edilecek maddi kazançları bir kenara bırakırsak olayın bilimsel boyutları nasıl olacaktı? mars'a gönderilecek insanlar neye göre seçilecekti? yoksa, insanoğlu seçilmişlik ve sınıf ayrımı kavramlarını uzaya da mı taşıyacaktı? insan gerçekten "insan" olduğu için mi değerliydi? uzayda elde edeceğimiz hem maddi hem de bilimsel kazanımlar, etik davranmadığımız durumları telafi edecek kadar değerli olabilir miydi? neden mars'ı seçtik? uzayın insan vücuduna etkileri nasıl olacaktı?

tüm bu bağlamlarda, insan yaşamını konu alan filmlerden de bahsedeceğiz; konu ile ilgili şarkılar da dinleyeceğiz; yazılmış kitaplardan da konuşacağız.

üstelik bir sürprizimiz de var.! yine konu ile alakalı olarak sözlükte girilmiş başlıkları ve yazarların en çok beğenilen tanımlarını da sizlerle paylaşacağız.

heyecan tavan yaptı bizde, mars’a uçmasak bari.*

şimdiden keyifli bir akşam geçirmenizi diliyoruz. akşam 21:00’da kafa sözlük radyoda görüşmek üzere!
devamını gör...

tuhaf bir durum. haydi ana akım medyanın böyle mühim mevzulara değinmeyip, kifayetsiz haberler hazırlamasına alıştık ancak interaktif sözlüklerde de herhangi bir kimse bu konuya değinmemiş, atıf yapmamış, bahsetmemiş bile. akıl alır gibi değil.

bilen bilir. sirkeci - harem vapurunda ikinci zabit olarak görev yapıyorum. gençliğimin hemen hemen %90'ı denizlerde açılarak; gemilerde staj kovalamakla geçmiştir. arktik denizine de gittim, hint'e de, pasifik'e de. bulunmadığım yer hemen hemen yoktur.

herman melville'in de dediği gibi: engin denizler, bilinmeyen, akıl sır erdirilemeyen gizlerle kaplıdır.

ve; bizler o gizi keşfetmek için çabalayan bir grup insanız hepsi bu.

neyse bir yandan 1. kaptan'a rota tarifi veriyorum, bir yandan da gemici çocukları azarlıyorum. iskeleden çözüldük, demiri içeri aldık derken iç kamaradan bir tane çocuk diğerlerine bağırıyor:

"beyler, yemeksepeti'nde joker çıktı ne seçelim?"

öteki bu bilgi cümlesi karşısında neşelenmiş olacak ki, diğer çocuğa dönerek:

"hangi restoran kanka" dedi.

"ya işte dönerci ama cağ kebabı da var işte... yicekseniz..."

o işte o anda dostlarım size tüm içtenliğimle yemin ederim ki gözlerimde bir şimşek çaktı. boğazımda bir düğüm oluştu böyle ama herhangi bir olumsuzluk karşısında birdenbire oturan acı ruh halinden değil. bilakis; yıllardır dümen sallamama rağmen, aklımın ucuna bile gelmemiş olan bir fikre aldığım tavır bu...

nasıl aklıma gelmez? dili lâl olmuş adamlar gibi bağırdım acı acı:

"ah!"

o sırada ellerim boşaldı ve dümeni olanca gücümle çevirdim, sert bir alabanda hareketi yaptık. içerideki tayfa dahil hemen herkes bu beklenmedik ani hareket karşısında, adeta ani fren yapmış iett aracının içindeki zavallı yolcular gibi düşeyazdılar. birinci kaptan, ikinci kaptan, başçarkçı, gemi adamı, makinist, kondüktör ve diğer mürettebat yukarı kaptan köşküne çıktılar.

"kaptan neler oluyor? iceberg'e mi çarptık?"

bu mesnetsiz şaka karşısında öfkelenerek: "geçin içeri, derhal! rıza kaptanım siz bir dakika kalır mısınız?"

rıza kaptan'a durumu ince ince izah ettim. antarktika'ya o da gitmişti. durumun ne kadar tuhaf olduğunu o da anladı haliye:

"antarktika'da bilirsin istasyonlar var. türlü türlü yemekler konserveler gidiyor. cağ kebabı nasıl oraya gitmemiş olabilir. yenmiş olsaydı bilirdik muhakkak."

bana gün içerisinde bu konuyu araştırmam için izin verdi ve eve gittim. o sırada annem akşamdan kalma ağabeyimi ayıltmak için uğraşıyordu. ağabeyimin bu savsak halini oldum olası sevmem. her akşam uyumadan önce cenab-ı rabbimden bu embesil adam için zeka ve hidayet vermesini dua ederim. size yemin dostlar, dünyada benim ağabeyim kadar ahmak bir adam göremezsiniz. maaşının neredeyse tamamını karı-kız müessesine harcamaktan imtina etmez. iddia oynamak -daha doğrusu kazanabilme ihtimalini sevmek- temel hayat motivasyonu herifin... girdiği işlerin içine s.çıp batırması detayını vermeye bile gerek yok. geçen sene "ben üniversite okuyacağım" diyerek ortaya bir laf attı. sınava girip bir yerde metalurji mühendisliği tutturmuş. "ben meteoroloji diye yazmıştım tercihe tüh." diyor. böylesine pırıl pırıl fazla kullanılmamış bir beyne sahip işte.

neyse eve gittim ve atlasları karıştırmaya başladım. antarktika'a yani güney kutbu, türkiye'ye oldukça uzakta. biz sonuç olarak kuzey yarım kürede ve orta kuşakta kalıyoruz.

erzurum'a bir nokta koyduğumuz zaman, antarktika 8.226 deniz mili uzakta kalıyor. kuş uçuşu olarak tabii bu aldığım rakam.

uçakla tek tarifede aktarım mümkün değil tabii. oraya en yakın havaalanı ta cape town'da kalıyor. istanbul havalimanından gitmek istersek, 11 saat aktarmalı olarak uçabiliyoruz. tabii şimdi burada esas nokta, cape town'dan antarktika'ya gemi yolculuğunun olup olmadığı. güney amerika'da patagonya bölgesinden özel turlar düzenleniyormuş. cape town'dan da sanırım 2 saat kadar sürüyor antarktika turları. tabii her zaman bu turlara yetişmek mümkün değil. ayda 1 ya da 2 kez düzenleniyor. cape town uçuşunu takvimden bakıp doğru güne denk getirirsek, 12 saat uçak + 10 saat de konaklama diyelim + 2 saat de antarktika yolculuğu desek 24 saatlik bir yolculuk yapmş olacağız.

şimdi esas soru da şu: cağ kebabını bu kadar yolculukta nasıl sıcak tutacak şekilde muhafaza edeceğiz?

bunu henüz bulamadık. dün akşam arkadaşım batuhan'ı çağırdım. birkaç saat eskilerden muhabbet ettik. sonra hegel'den, kant'tan ve feminist görüşün sinemadaki izdüşümünden bahsederek yıllanmış rochester şarabımızı yudumladık. sonra bu 'antarktika'ya cağ kebabı götürme' fikrimi açtım. ilk başta "instagram'ı kurcaladın mı hiç? belki oraya giden bir türk post atmıştır kebap yerken" dedi. baktım onlara bakmaz olur muyum hiç...

gelgelelim henüz hiç gerçekleşmemiş bu durum. bir türk olarak milletimizi gururlandırmak istiyorum antarktika'ya yurdumun lezzetini götürerek. bu da vatana bir hizmet, yurttaşlık ödevidir sonuçta, öyle değil mi?
devamını gör...

muhammed rasul allah.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim