turkuaz
akdeniz sahillerimizin renginden esinlenerek, fransızca türk kelimesinden türetilmiş renk ismi.
cam göbeğinin hafif daha mavisi
cam göbeğinin hafif daha mavisi
devamını gör...
go oyunu
trevanian, altı bölümden oluşan meşhur romanı şibumi (kitap)’ yi go oyununun aşamalarına oturtarak kurgulamıştır. sezgi ve denge felsefesiyle çin’ in antik çağlarından günümüze uzanan bu geleneksel oyun, şibumi romanıyla dünyada olduğu gibi ülkemizde de meraklısını arttırdı. oyuncuların bir araya geldiği dernekler kuruldu.
devamını gör...
ajda
sözlükte ''çentik çentik olan şey'' anlamına gelen kelimedir.
devamını gör...
insidious
benim için insidious * serisi ilk iki filmden sonra bitmiştir. son iki filmi sırf "elise rainier" gibi tatlı bir karakter olduğu için izledim.*" james wan" yönetmen koltuğunu başkalarına bıraktığı zaman olmuyor o filmler de hep bir şeyler eksik kalıyor . tamam "swamp thing " dizisi gibi filmler de dokunuşları belli oluyor fakat filmin genelinde hep bir sıkıntı oluyor, film bitince diyorsunuz kendi kendinize bir şeyler olmamış.
örnek verecek olursam:
-demonic (2015)
-annabelle serisi
-lights out (2016)
-the nun (2018)
-the curse of la llorona (2019)
-insidious son iki film
bu saydığım filmlerin hepsi iyi diyebileceğimiz filmler ve yapımcılardan biri james wan* olduğu için dokunuşları mevcut fakat filmleri izleyin hiç biri sizi ikinci defa izlemeye teşvik etmeyecektir. güzel bölümler var mı ? var.lakin genel anlamda sizi filmin içine çekmiyor bi şekilde hep dışarıda kalıyorsunuz. ayrıntı bilgileri james wan başlığına yazarım.
neyse geleyim karakter tanıtımlarımıza ilk iki film için bu tanıtımı yapıyorum.
film bir sabah uyandıklarında garip bir şekilde komaya giren çocukları için tedavi arayan anne babanın hikayesi ile başlıyor.sonrasında ise astral seyahatler, ruhlar,şeytanlar,medyumlar hepsi havalarda uçuşuyor.
ikinci film ise birinci film sonunda oluşan garip olayların * neden ve sonuçlarını anlatıyor. birinci filmde ucu açık bırakılan her konu ikinci film ile tamamlanıyor
şimdi önemli karakterleri tanıyalım
josh lambert

kendisi bu ailenin reisidir. ilk film boyunca olaylarla yüzleşmek yerine kolayı tercih edip kaçması nedeniyle beni çok sinir etmiştir.
karısı yanımda ol diyor beeyfendi sınıfında uyuyor. * ayrıca resim çektirmekten hoşlanmıyor kendileri. sonradan öğreniyoruz ki oğlu dalton gibi beyfendimiz de astral seyahat uzmanı imiş fakat hatırlamıyor. meğer çocukluğuna ait tüm anıları "elise" isimli medyum tarafından silinmiş. silinme sebebine gelirsek resimlerde kara gelinlikli bir kadın görünmektedir. yeni tarihli her resimde de git gide bizim beyfendiye yaklaşmaktadır. sonuç olarak her şeyi unutması ve astral seyahat yapmaması için hafızası formatlanır. bu taktik işe yarar "tanımlarda dediğim gibi boş kafa en rahat kafadır".
lorraine lambert

bu ablamızı neden ikinci sıraya aldım ? çünkü kendileri her şeyden haberdar olmasına rağmen bizim çilekeş gelinimize bir şey olmaz diye diye olayı geçiştirmeye çalışıyor.
baktı ya format atınca her şey düzeliyor,şimdi de biz onlar yokmuş gibi yapalım giderler kafasını yaşıyor. neyse bu ablamız yine zorda kalan evlatları için medyum ablamızı çağırıyor bi okuyup üflesin diye. tabi bundan önce durumu anlatır bizimkilere
renai lambert

ah bu çilekeş gelin yok mu tüm film boyunca en çok sorun yaşayan kişidir. başına neler geldi neler bunu anlatmayayım izleyin. filmi izlemek isteyenler izlemesin bu sahneleri tabi ki de.
eski evlerinde bu acayip olayları yaşayınca hemen yeni bir eve taşınırlar fakat değişen bir şey var mı ? yok.
evde tek başına parça bestelemeye çalışıyor ama bizim hayaletler rahat durur mu?
hayır evde uyumaktan korkar oluruz böyle bir sahne yaşasak. en sevdiğim sahnelerden biridir ki beni bile yerimden zıplatmışlığı vardı. *
işte çilekeş gelin böyle şeyler yaşarken bizim paşa sınıfta mışıl mışıl uyur.
elise rainier

aileyi kurtarsın diye umut bağladığımız medyum. * gerçi peder gelip bi okuyup üflüyor ama nefesi keskin olmadığından etkili olmayacağı düşünülüyor ve ne varsa eskilerde var denilip "elise" çağrılıyor. bizim elise zaten çoktan görmüş rüyasında dalton'u. *
geliyor önce milleti bi galeyana getiriyor diyor ki sizin eve büyü yapılmış ve bu tavanda bize bakıyor diyor.
isteyenler için sahnemiz
insanları korkuttuktan sonra bi gaz maskeleri takmalar falan acayip cin cağırma işlerine giriyor.
neyse her detayı anlatmayayım filmi izlemek isterseniz şaşıracağınız yerler olsun.
foster lambert

ailenin erkek çocuklarından biri. ara sıra komada olan dalton'un yürüdüğünü iddia ediyor ebeveynlerini korkutuyor. gerilimi arttıran hareketleri yok değil. neticesinde bir çocuk.
dalton lambert

iron man 3 filminden de hatırlayacağınız kardeşimiz babası gibi bir astral bir otostopçudur. bedava gezilere katıla katıla bedenine geri dönmeyi unutur. ne kadar uzaklaştıysa artık ruhu bedeniyle bağlantısını kaybediyor ve arada ki bağ gün geçtikçe zayıflıyor. beden avcısı hayaletlerde bu körpe bedenin peşinde düşüyorlar "tatlıya üşüşen sinekler gibi" . meğer şeytan bunu tutsak etmesin mi olaylar olaylar. izleyin görün.
zaten filmin geniş özetini yaptım spoiler vere vere.ilk iki filmi izleyin pişman olmazsınız en azından spoiler yediğiniz için çoğu sahnede korkmayacaksınız.
görseller google resimler bölümünden "random" alınmıştır. kime ait olduğunu bilmiyorum.
örnek verecek olursam:
-demonic (2015)
-annabelle serisi
-lights out (2016)
-the nun (2018)
-the curse of la llorona (2019)
-insidious son iki film
bu saydığım filmlerin hepsi iyi diyebileceğimiz filmler ve yapımcılardan biri james wan* olduğu için dokunuşları mevcut fakat filmleri izleyin hiç biri sizi ikinci defa izlemeye teşvik etmeyecektir. güzel bölümler var mı ? var.lakin genel anlamda sizi filmin içine çekmiyor bi şekilde hep dışarıda kalıyorsunuz. ayrıntı bilgileri james wan başlığına yazarım.
neyse geleyim karakter tanıtımlarımıza ilk iki film için bu tanıtımı yapıyorum.
film bir sabah uyandıklarında garip bir şekilde komaya giren çocukları için tedavi arayan anne babanın hikayesi ile başlıyor.sonrasında ise astral seyahatler, ruhlar,şeytanlar,medyumlar hepsi havalarda uçuşuyor.
ikinci film ise birinci film sonunda oluşan garip olayların * neden ve sonuçlarını anlatıyor. birinci filmde ucu açık bırakılan her konu ikinci film ile tamamlanıyor
şimdi önemli karakterleri tanıyalım
josh lambert

kendisi bu ailenin reisidir. ilk film boyunca olaylarla yüzleşmek yerine kolayı tercih edip kaçması nedeniyle beni çok sinir etmiştir.
karısı yanımda ol diyor beeyfendi sınıfında uyuyor. * ayrıca resim çektirmekten hoşlanmıyor kendileri. sonradan öğreniyoruz ki oğlu dalton gibi beyfendimiz de astral seyahat uzmanı imiş fakat hatırlamıyor. meğer çocukluğuna ait tüm anıları "elise" isimli medyum tarafından silinmiş. silinme sebebine gelirsek resimlerde kara gelinlikli bir kadın görünmektedir. yeni tarihli her resimde de git gide bizim beyfendiye yaklaşmaktadır. sonuç olarak her şeyi unutması ve astral seyahat yapmaması için hafızası formatlanır. bu taktik işe yarar "tanımlarda dediğim gibi boş kafa en rahat kafadır".
lorraine lambert

bu ablamızı neden ikinci sıraya aldım ? çünkü kendileri her şeyden haberdar olmasına rağmen bizim çilekeş gelinimize bir şey olmaz diye diye olayı geçiştirmeye çalışıyor.
baktı ya format atınca her şey düzeliyor,şimdi de biz onlar yokmuş gibi yapalım giderler kafasını yaşıyor. neyse bu ablamız yine zorda kalan evlatları için medyum ablamızı çağırıyor bi okuyup üflesin diye. tabi bundan önce durumu anlatır bizimkilere
renai lambert

ah bu çilekeş gelin yok mu tüm film boyunca en çok sorun yaşayan kişidir. başına neler geldi neler bunu anlatmayayım izleyin. filmi izlemek isteyenler izlemesin bu sahneleri tabi ki de.
eski evlerinde bu acayip olayları yaşayınca hemen yeni bir eve taşınırlar fakat değişen bir şey var mı ? yok.
evde tek başına parça bestelemeye çalışıyor ama bizim hayaletler rahat durur mu?
hayır evde uyumaktan korkar oluruz böyle bir sahne yaşasak. en sevdiğim sahnelerden biridir ki beni bile yerimden zıplatmışlığı vardı. *
işte çilekeş gelin böyle şeyler yaşarken bizim paşa sınıfta mışıl mışıl uyur.
elise rainier

aileyi kurtarsın diye umut bağladığımız medyum. * gerçi peder gelip bi okuyup üflüyor ama nefesi keskin olmadığından etkili olmayacağı düşünülüyor ve ne varsa eskilerde var denilip "elise" çağrılıyor. bizim elise zaten çoktan görmüş rüyasında dalton'u. *
geliyor önce milleti bi galeyana getiriyor diyor ki sizin eve büyü yapılmış ve bu tavanda bize bakıyor diyor.
isteyenler için sahnemiz
insanları korkuttuktan sonra bi gaz maskeleri takmalar falan acayip cin cağırma işlerine giriyor.
neyse her detayı anlatmayayım filmi izlemek isterseniz şaşıracağınız yerler olsun.
foster lambert

ailenin erkek çocuklarından biri. ara sıra komada olan dalton'un yürüdüğünü iddia ediyor ebeveynlerini korkutuyor. gerilimi arttıran hareketleri yok değil. neticesinde bir çocuk.
dalton lambert

iron man 3 filminden de hatırlayacağınız kardeşimiz babası gibi bir astral bir otostopçudur. bedava gezilere katıla katıla bedenine geri dönmeyi unutur. ne kadar uzaklaştıysa artık ruhu bedeniyle bağlantısını kaybediyor ve arada ki bağ gün geçtikçe zayıflıyor. beden avcısı hayaletlerde bu körpe bedenin peşinde düşüyorlar "tatlıya üşüşen sinekler gibi" . meğer şeytan bunu tutsak etmesin mi olaylar olaylar. izleyin görün.
zaten filmin geniş özetini yaptım spoiler vere vere.ilk iki filmi izleyin pişman olmazsınız en azından spoiler yediğiniz için çoğu sahnede korkmayacaksınız.
görseller google resimler bölümünden "random" alınmıştır. kime ait olduğunu bilmiyorum.
devamını gör...
eski sevgilinin hayatınızdaki önemi
eski sevgilimin hayatımda önemi olsaydı "eski" olmazdı diyeceğim başlıktır.
devamını gör...
rms titanik
çıktığı ilk seferinde bir buz dağına çarparak 2 saat 40 dakika içerisinde batan transatlantik.
geminin orijinal adı rms titanic'ti. irlanda'da üretilmişti ve birleşik krallık'taki white star line adlı şirkete aitti. cunard line adlı şirketin gemileriyle rekabet etmek maksadıyla üretilmişti. yolcuların yanı sıra posta da taşıyordu ve zamanının en lüks gemisiydi.
tık
***
geminin ilk seferi ingiltere'den new york'aydı. kaptan smith komutasında çıktığı bu ilk yolculuğunda, bütün gün aldığı buz dağı uyarılarına pek de kulak asmadığı için, gece saatlerinde son pişmanlığın fayda etmediği o hatayı yaptı. son ana dek hız kesmedi ve buz dağını fark ettiğinde hız kesmeyi denediğindeyse artık çok geçti. gemi, 1514 kişinin ölümüne neden olacak şekilde buz gibi sularda yok olup gitti. bunca insanın ölmesinin en büyük nedeni ise, gemiye "geminin görünüşünü bozacağı" gerekçesiyle yeterince filika yüklenmemiş olmasıydı. yani aslında bunca insan (ve hatta evcil hayvanları) pisi pisine ölmüştü.
aslında gemi ilk birkaç bölmenin su alması durumunda bile batmayacak şekilde tasarlanmıştı. ancak bölmelerden bir tanesi hatalı yapılmıştı ve diğerlerinden küçüktü. eğer bu bölme buz dağı tarafından çizilmeseydi, gemi yine de batmayacaktı. ancak çizildiğinde sular diğer bölmelere bu bölme üzerinden geçiş yapmıştı. anlaşılan o ki o gemidekiler o gece her türlü şanssızlığı yaşamışlar. belki de "tanrı'nın bile batıramayacağı gemi" olarak anılmaması gerekirdi, kim bilir...
***
meraklıları için bir video linki bırakacağım. videoda geminin batışı gerçek zamanlı olarak modellendiğinden, 2 saat 41 dakika boyunca neler olduğunu, sanki oradaymış gibi izleyebilirsiniz. tabi ki tek tek tüm insanları falan modellemekle uğraşmamışlar, sadece geminin nasıl battığı konusunu işlemişler. ancak tam da batmadan önceki kısma ekledikleri çığlık sesleri nedeniyle tüylerim diken diken olmuştu izlerken.
video linki
geminin orijinal adı rms titanic'ti. irlanda'da üretilmişti ve birleşik krallık'taki white star line adlı şirkete aitti. cunard line adlı şirketin gemileriyle rekabet etmek maksadıyla üretilmişti. yolcuların yanı sıra posta da taşıyordu ve zamanının en lüks gemisiydi.
tık
***
geminin ilk seferi ingiltere'den new york'aydı. kaptan smith komutasında çıktığı bu ilk yolculuğunda, bütün gün aldığı buz dağı uyarılarına pek de kulak asmadığı için, gece saatlerinde son pişmanlığın fayda etmediği o hatayı yaptı. son ana dek hız kesmedi ve buz dağını fark ettiğinde hız kesmeyi denediğindeyse artık çok geçti. gemi, 1514 kişinin ölümüne neden olacak şekilde buz gibi sularda yok olup gitti. bunca insanın ölmesinin en büyük nedeni ise, gemiye "geminin görünüşünü bozacağı" gerekçesiyle yeterince filika yüklenmemiş olmasıydı. yani aslında bunca insan (ve hatta evcil hayvanları) pisi pisine ölmüştü.
aslında gemi ilk birkaç bölmenin su alması durumunda bile batmayacak şekilde tasarlanmıştı. ancak bölmelerden bir tanesi hatalı yapılmıştı ve diğerlerinden küçüktü. eğer bu bölme buz dağı tarafından çizilmeseydi, gemi yine de batmayacaktı. ancak çizildiğinde sular diğer bölmelere bu bölme üzerinden geçiş yapmıştı. anlaşılan o ki o gemidekiler o gece her türlü şanssızlığı yaşamışlar. belki de "tanrı'nın bile batıramayacağı gemi" olarak anılmaması gerekirdi, kim bilir...
***
meraklıları için bir video linki bırakacağım. videoda geminin batışı gerçek zamanlı olarak modellendiğinden, 2 saat 41 dakika boyunca neler olduğunu, sanki oradaymış gibi izleyebilirsiniz. tabi ki tek tek tüm insanları falan modellemekle uğraşmamışlar, sadece geminin nasıl battığı konusunu işlemişler. ancak tam da batmadan önceki kısma ekledikleri çığlık sesleri nedeniyle tüylerim diken diken olmuştu izlerken.
video linki
devamını gör...
caz dinlemeye yeni başlayanlara tavsiyler
caz deyince benim aklıma charles mingus gelir. tavsiye ederim.
devamını gör...
sözlük yazarlarının satın aldıkları son kitap
(bkz: gör beni (kitap))
devamını gör...
asgari ücret
modern köleliğe biçilen bedel.
asgari ücretle çalıştırılan işçiler aynı zamanda azami süreyle çalıştırılan işçilerdir. genellikle haftada 1 gün tatili vardır, çoğu yerde bu haftaiçi bir gündür. günde 10-12 saat çalıştırılır. bu işler çoğu zaman oldukça riskli, yorucu ağır işlerdir.
geçmişte yaptığım bir işten örnek vereyim; sıcağın altında 1 saat hiç durmadan her biri 25 kilo olan kolilerle tır yüklerdik. kan ter içinde kalmış soluklanmak için bi beş dakika mola verdiğimizde canımız doğal olarak kola isterdi. o bir saatte kazanmış olduğum para 8-9 lira. bir kola bir kek alsam o da o kadar tutacak. alsan ne anlamı kaldı boşa çalışıp yoruldun, almasan -ki zaten alma lüksün yok, tasarruflu olmak gerek ay sonunu getiremiyorsun zaten- canın istediğinde bir kola bir kek bile alamıyorsun. asgari ücret tam da budur.
asgari ücretle çalıştırılan işçiler aynı zamanda azami süreyle çalıştırılan işçilerdir. genellikle haftada 1 gün tatili vardır, çoğu yerde bu haftaiçi bir gündür. günde 10-12 saat çalıştırılır. bu işler çoğu zaman oldukça riskli, yorucu ağır işlerdir.
geçmişte yaptığım bir işten örnek vereyim; sıcağın altında 1 saat hiç durmadan her biri 25 kilo olan kolilerle tır yüklerdik. kan ter içinde kalmış soluklanmak için bi beş dakika mola verdiğimizde canımız doğal olarak kola isterdi. o bir saatte kazanmış olduğum para 8-9 lira. bir kola bir kek alsam o da o kadar tutacak. alsan ne anlamı kaldı boşa çalışıp yoruldun, almasan -ki zaten alma lüksün yok, tasarruflu olmak gerek ay sonunu getiremiyorsun zaten- canın istediğinde bir kola bir kek bile alamıyorsun. asgari ücret tam da budur.
devamını gör...
en hüzünlü kelime
belki
icinde hem umut hem umutsuzluk barındırıyor.
icinde hem umut hem umutsuzluk barındırıyor.
devamını gör...
aldatmanın normalleştirilmesi
sözlüklerde neredeyse sıradanlaşan bir şey bu. o kadar rahat konuşuyorlar ki, sanırsınız türkiye bir swinger cenneti. yok efendim gayet normal bir şeymiş, toplumsal normların baskısı, kaç bin yıllık kültürel baskılar falan fiş mekan. oğlum manyak mısınız siz? ben eşimi paylaşmıyorum diye, aldatmıyorum diye bilmem kaç bin yıllık kültürün esiri mi oluyorum? e seviyorum ulan. sevdiğim için aldatmıyor ve paylaşmıyor olabilir miyim?
hepiniz mi marjinalsiniz arkadaş. hepiniz mi anarşist ruhlusunuz anlamıyorum ki. hiç mi "normaliniz" yok hayatınızda? kucak kucağa mısınız mınaki hep.
edit: evli değilim te allam ya.
hepiniz mi marjinalsiniz arkadaş. hepiniz mi anarşist ruhlusunuz anlamıyorum ki. hiç mi "normaliniz" yok hayatınızda? kucak kucağa mısınız mınaki hep.
edit: evli değilim te allam ya.
devamını gör...
erdoğan'ın açtığı 21 davanın 20'si kılıçdaroğlu lehine sonuçlandı
chp genel başkanı kemal kılıçdaroğlu’nun avukatı celal çelik beyanı.
cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan'ın 39 dava açtığını bu açılan davaların 21 tanesinin 20'sinin müvekkili kılıçdaroğlu lehine sonuçlandığını aktardı.
avukat celal çelik'in bu konu hakkındaki açıklamaları şöyle :
--- alıntı ---
dönemin başbakanı recep tayyip erdoğan, kendisine ithafen, "dolmabahçe'de oturup, kadıköy'den gelen vapurlardaki kadınları dikizliyor" sözleri nedeniyle kılıçdaroğlu‘na 100 bin liralık manevi tazminat davası açmış ve kazanmıştı. bu karara itiraz ettik ve dosya şu an anayasa mahkemesinde
kılıçdaroğlu’nun itirazı üzerine geçtiğimiz aylarda yeniden görülen man adası davasında chp lideri kılıçdaroğlu'nun, cumhurbaşkanı erdoğan ve yakınlarına 197 bin lira tazminat ödemesine karar verilmişti.reddi hâkim talebine rağmen aynı hâkimler tarafından karar verildiğini ifade ederek, dosyayı yargıtay’a taşıdıklarını.olumsuz bir sonuç beklemiyoruz. bizim bütün eleştirilerimiz ve iddialarımızın dayanakları mevcut. dolayısıyla negatif bir karar beklemiyoruz.
chp lideri kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı erdoğan’ın hakaret davalarına karşı aihm’de açtığı ifade özgürlüğü davasını kazandı. bu davaların içeriğinde kılıçdaroğlu, erdoğan’a yönelik 'din tüccarlığı' yaptığı eleştirisinde bulunmuş, öte yandan deniz feneri davasına değindiği konuşmasında 'yolsuzluk' vurgusu yapmıştı. ama bu dosyalar aihm’den ifade özgürlüğü vurgusuyla geri döndü. dolayısıyla o davalarda açılan 5’er bin tl’lik tazminat mahkûmiyetimiz onların aleyhine sonuçlandı. yani ankara, kılıçdaroğlu'na tazminat ödemeye mahkûm edildi. herhangi bir hukuk devletinin olduğu bir ülkede hiçbir davanın genel başkanımızın aleyhine sonuçlanma ihtimali olamaz. çünkü kılıçdaroğlu, somut vakalara dayalı olarak eleştirilerde bulunuyor.
erdoğan inanılmaz bir şekilde davalar açmaya ve tazminat istemeye başladı. gerçekler ortaya çıktığı için genel başkanımız da eleştiri hakkını elbette kullanacaktı. işte bu eleştiri hakkının kullanılmaması için yargı bize karşı araç olarak kullanılmaya çalışıldı. sindirme politikaları ile davalar açılmaya başlandı. biz de sayın genel başkanımızın talimatı doğrultusunda sindirilmeyeceğimizi ifade ettik ve istedikleri kadar dava açsınlar, biz de açılan davalarda ispat hakkımızı kullanacağız dedik ve kullandık. her aşamada hodri meydan dedik ve sonuçta yargı yoğun bir baskı altında olmasına rağmen çoğu dosya lehimize sonuçlandı. bu süreçte kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı sürecinde aleyhe açılan yüzlerce davada kaybettiğimiz dosyalarda ödediğimiz tazminatlar, kazandığımız dosyalar özelinde aldığımız tazminatları geçmiyor.
--- alıntı ---
kaynak
cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan'ın 39 dava açtığını bu açılan davaların 21 tanesinin 20'sinin müvekkili kılıçdaroğlu lehine sonuçlandığını aktardı.
avukat celal çelik'in bu konu hakkındaki açıklamaları şöyle :
--- alıntı ---
dönemin başbakanı recep tayyip erdoğan, kendisine ithafen, "dolmabahçe'de oturup, kadıköy'den gelen vapurlardaki kadınları dikizliyor" sözleri nedeniyle kılıçdaroğlu‘na 100 bin liralık manevi tazminat davası açmış ve kazanmıştı. bu karara itiraz ettik ve dosya şu an anayasa mahkemesinde
kılıçdaroğlu’nun itirazı üzerine geçtiğimiz aylarda yeniden görülen man adası davasında chp lideri kılıçdaroğlu'nun, cumhurbaşkanı erdoğan ve yakınlarına 197 bin lira tazminat ödemesine karar verilmişti.reddi hâkim talebine rağmen aynı hâkimler tarafından karar verildiğini ifade ederek, dosyayı yargıtay’a taşıdıklarını.olumsuz bir sonuç beklemiyoruz. bizim bütün eleştirilerimiz ve iddialarımızın dayanakları mevcut. dolayısıyla negatif bir karar beklemiyoruz.
chp lideri kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı erdoğan’ın hakaret davalarına karşı aihm’de açtığı ifade özgürlüğü davasını kazandı. bu davaların içeriğinde kılıçdaroğlu, erdoğan’a yönelik 'din tüccarlığı' yaptığı eleştirisinde bulunmuş, öte yandan deniz feneri davasına değindiği konuşmasında 'yolsuzluk' vurgusu yapmıştı. ama bu dosyalar aihm’den ifade özgürlüğü vurgusuyla geri döndü. dolayısıyla o davalarda açılan 5’er bin tl’lik tazminat mahkûmiyetimiz onların aleyhine sonuçlandı. yani ankara, kılıçdaroğlu'na tazminat ödemeye mahkûm edildi. herhangi bir hukuk devletinin olduğu bir ülkede hiçbir davanın genel başkanımızın aleyhine sonuçlanma ihtimali olamaz. çünkü kılıçdaroğlu, somut vakalara dayalı olarak eleştirilerde bulunuyor.
erdoğan inanılmaz bir şekilde davalar açmaya ve tazminat istemeye başladı. gerçekler ortaya çıktığı için genel başkanımız da eleştiri hakkını elbette kullanacaktı. işte bu eleştiri hakkının kullanılmaması için yargı bize karşı araç olarak kullanılmaya çalışıldı. sindirme politikaları ile davalar açılmaya başlandı. biz de sayın genel başkanımızın talimatı doğrultusunda sindirilmeyeceğimizi ifade ettik ve istedikleri kadar dava açsınlar, biz de açılan davalarda ispat hakkımızı kullanacağız dedik ve kullandık. her aşamada hodri meydan dedik ve sonuçta yargı yoğun bir baskı altında olmasına rağmen çoğu dosya lehimize sonuçlandı. bu süreçte kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı sürecinde aleyhe açılan yüzlerce davada kaybettiğimiz dosyalarda ödediğimiz tazminatlar, kazandığımız dosyalar özelinde aldığımız tazminatları geçmiyor.
--- alıntı ---
kaynak
devamını gör...
22. yüzyılda açılacak başlıklar
bir fantastik risotto ukdesi.
(bkz: 21. yüzyılda yaşayanların çok ezik olmaları)
(bkz: 5 şubat 2156 uçan arabamı uzaylıların kaçırması)
(bkz: akp ne zaman iktidarı bırakacak sorunsalı)
(bkz: 21. yüzyılda yaşayanların çok ezik olmaları)
(bkz: 5 şubat 2156 uçan arabamı uzaylıların kaçırması)
(bkz: akp ne zaman iktidarı bırakacak sorunsalı)
devamını gör...
the dark side of the moon
albüm baştan sona dinlenirse hazzı apayrıdır o nedenle uzun yolculukların vazgeçilmezidir. pink floyd'un en sevdiğim albümü değildir ama bütün parçalarını beğendiğim tek albümü olabilir.
devamını gör...
haksızlık karşısında susmak
bir animi anlatayim. ortaokulun sonlarinda, sanirim 7 veya 8.sinifim, siniftan en yakin bir kiz arkadasim var. o da anne babasi yok, kendisi teyzesinde yasiyordu, ama iki tane ikiz abileri anne babadan kalma bir evde, ikisi beraber yasiyor diye anlatirdi. bir kere beni abilerinin evine davet etti, okuldan mi kactiydik, tam hatirlamiyorum ama eve daha erkendi, oyalaniyorduk iste. gittik evlerine, evin cok iyi bir tadilata ihtiyaci var oldugu cok goze batiyordu. duvar kagitlari yirtik yirtik, arkasindaki beton gorunuyordu. abileri 18 yaslarindaydi sanirim, evlerinde bir de bir kiz var, bizden bi 2-3 yas buyuk, zihinsel engelli gibi bir hali vardi. ev islerini yapiyordu, sonra da dilencilik yapmaya gitti. o gidince de abileri cok rahat bir sekilde kiza dun biri x kere tecavuz ettim, bir diger y kere diye ovunerek anlatiyorlardi. ıkiz abiler yarisiyormus meger, o kiz da sanirim kimsesiz, gidecek bir yeri de yok, zihinsel olarak da sorunlu olunca yardim istemek de aklina gelmiyordu sanirim.
o evden nasil ciktim, arkadasimdan nasil uzaklastim, hayal meyal hatirliyorum. dehset icinde, cok urperiyordum. en cok da “bana da bir seylerler yapmasin bunlar” diye urperiyordum ve hic o kiz icin polise ihbar etmek, yardim cagirmak aklima gelmemis. dusunenemisim. uzerinden belki en az 20 sene gecmis ama ben hala o gunu ve o “haksizliga”, o vahsete karsi sustuguma kendime kiziyorum. niye en azindan anneme babama anlatmadim, niye o kizcagiz icin hicbir sey yapmadim, hala aklim almiyor. ıcime gommustum ve unutmustum, ama hafizamin derinliklerinden bazen yuzeye cikar durur o olay, bir gun de yakama yapisicak diye de korkmuyor degilim.
o evden nasil ciktim, arkadasimdan nasil uzaklastim, hayal meyal hatirliyorum. dehset icinde, cok urperiyordum. en cok da “bana da bir seylerler yapmasin bunlar” diye urperiyordum ve hic o kiz icin polise ihbar etmek, yardim cagirmak aklima gelmemis. dusunenemisim. uzerinden belki en az 20 sene gecmis ama ben hala o gunu ve o “haksizliga”, o vahsete karsi sustuguma kendime kiziyorum. niye en azindan anneme babama anlatmadim, niye o kizcagiz icin hicbir sey yapmadim, hala aklim almiyor. ıcime gommustum ve unutmustum, ama hafizamin derinliklerinden bazen yuzeye cikar durur o olay, bir gun de yakama yapisicak diye de korkmuyor degilim.
devamını gör...
okuma kulübü
henüz kurulmamış olan kulüptür, heyecanla mesajlar bölümünde böyle toplu sohbete izin verilebilecek bir tabana ihtiyaç vardır. keşke olsaydı.
devamını gör...
erdoğan değil intihar eden vatandaşlar suçludur
intihar, gerekçesi ne olursa olsun ruhen sağlıklı olmayan kişilerin yaptığı, girişiminde bulunduğu bir eylemdir. kumar oynamak, batmak filan hikaye. gösterilen herhangi bir sebep bu hastalığın var olduğu yadsıyamaz. hasta biri suçlanamaz da.
ayrıca allah kuran kitap bilen müslümanların en iyilerinden olarak gören bu tip insanlar bilmezler mi ölünün ardından kötü konuşulmaz ve bu kişilerden en az biri bunlardan hiçbiri yapmıyorsa girdiği kul hakkını hiç mi düşünmez?
hayreti mucip!
ayrıca allah kuran kitap bilen müslümanların en iyilerinden olarak gören bu tip insanlar bilmezler mi ölünün ardından kötü konuşulmaz ve bu kişilerden en az biri bunlardan hiçbiri yapmıyorsa girdiği kul hakkını hiç mi düşünmez?
hayreti mucip!
devamını gör...


