“boş tencerenin deviremeyeceği iktidar yoktur”.
devamını gör...

bu konu ezelden beridir tartışılır ve çevremdeki hemen herkesin vardır karşı cinsten uzun yıllardır arkadaş olduğu kimseler. bir tek benim olmadı/olamadı. bu duruma zaman içinde bozuldum ve dedim ki kendi kendime ''sırf şu abaza yaftasından kurtulmak için bile olsa kendime karşı cinsten arkadaş edinmeliyim''

arkadaş arayışım esnasında farkettim ki ben; iflah olmaz bir romantik ve flört etmeyi seven bir kazanovayım * kimle tanışsam onu etkilemeye çalışırken, flört ederken buluyorum kendimi. dedim bu böyle olmaz, radarıma girmeyecek biri olmalı bu arkadaş olacağım dişi yoksa ya o ya da ben hoşlanacağız birbirimizden.

gel zaman git zaman müdavimi olduğum kafenin garsonlarından biriyle arkadaş olduk. oldukça güzel olmasına rağmen fazla sevimli ve şirin bir prenses olmasından mıdır sulugözlülüğünden midir emin değilim ona hiç asılmadım.

günlerden bir gün kendimi iyi hissetmediğim için izin almıştım işten. işe gidecek gibi erkenden kalkmış, hazırlanmış sonra vazgeçmiştim nedensiz. haliyle içmeye de erken başladım o gün. öğleye doğru ben çakırkeyif olmuştum. evde sıkıntı basınca daha fazla duramam dedim bunun çalıştığı kafeye gittim. her zamanki gibi limonatamı aldım, her zaman oturduğum masanın altına yapıştırdığım sakızı kontrol ettim, sandalyenin hafif yamuk ayağına tekme attım ve geleni geçeni süzmeye başladım. o gün yalnız kalmamalıydım sanki. sanki o gece yalnız kalırsam ölecekmişim ve leşim günlerce bulunmayacakmış gibi bir karamsarlıkla önüme gelene salça oldum. baktım herkes rahatsız varlığımdan ve bunu hissettirmeyi de çoktan geçip söylemeye başladılar kalktım gittim.

kaç shot attım bilmiyorum, kredi kartımdan ne çektiler ondan da haberim yok ama atm den taksi için para çekmeye çalıştığımda çekemedim. ceplerimi yokladım sadece bozukluklar var. telefon elimde okuyabildiğim kadar rehberden numaralara bakarken bu arkadaşı aradım beni alması için.

sabah onun evinde uyandım. işe gitmek istemedim ve bugün de gelemeyeceğim diyip geri uyudum. öğleye doğru içerden gelen seslere uyandım. başım kazan gibiydi.

ev arkadaşının ailesi gelmiş memleketten. beni gördüklerine hiç memnun olmadıkları gibi yaka paça evden kovmaya kalktılar. onlara kızlarıyla bir alakam olmadığını, daha önce hiç görmediğimi söylesem de ikna edemedim ve kendimi kapıda buldum. eve gidebilmek için gereken miktarı bir karttan diğerine aktardım, atm den çekip eve gidebildim güç bela.

gece 11 gibi bu dişi arkadaşım aradı. ev arkadaşının ailesi beni gördüklerine çok sinirlenmişler, buna da baya bi söylenmişler. hazmedemedim ve eşyalarımı toplayıp çıktım evden bir kaç gün sende kalabilir miyim dedi tüm şirinliğiyle.

tüm hafta doğru düzgün görüşemedik. o geldiğinde ben ya sızmış oluyordum ya da sızacak bir kucakta, ben geldiğimde de o, ya okulda oluyordu ya da işte. bir iki hafta böyle birbirimizi görmeden geçti.

taşınmak için yer bulduğunda aradı tekrar, çok teşekkür etti ve o gün eve erken gelip gelemeyeceğimi sordu. güzel bir yemek yedik, biraz sohbet ettik, güldük eğlendik. tam kapıdan çıkarken sarıldı bana, teşekkür etti her şey için. o an o kadar dokundu ki bu veda bana gitmesin istedim. bırakamadım ellerini. uzun ve sessiz bakışmalarımızdan sonra ''gitme'' diyebildim. sabahında sevgili, haftasında evliydik.

sanırım ben yalnız kalmaktan korkuyorum. arkadaşlıktan evliliğe geçince o evliliğin sağlam temelleri olduğunu söyleyenlerin de ayrıca allah belasını versin.
devamını gör...

bergama krallığı zamanında da kullanılmış olan sağlık merkezleridir.
devamını gör...

ışınlanarak gitmeyi becerdiğimiz yerde neden toplantıya gidiyoruz diye düşünmeme sebep olan açıklamalardır. yahu kardeşim ben ışınlansam toplantıya mı giderim ulan.
devamını gör...

ölçülülük, tdk sözlüğüne göre "ölçülü, dengeli olma durumu, ılım, itidal." demektir. tdk sözlüğü ile işimiz bu kadardı. tek sözlüğümüz o değil ya. bir de bizim erdemler sözlüğümüz var. çok pardon tdk sözlük ile küçük bir işimiz daha varmış? erdemin tanımını soralım bir de canım sözlüğe. sözlüğe göre erdem, "ahlakın övdüğü iyi olma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk vb. niteliklerin genel adı, fazilet" olarak tanımlanmıştır. ancak sevgili sözlük bu tanımı yaparken, ahlak yerine etik kelimesini kullansaydı daha doğru olurdu diye düşünüyorum. çünkü ahlak dediğimiz şey, toplumdan topluma değişebilen, kişilerin uyması gerekli davranışlar ve kurallar bütünüdür. etik ise daha evrensel ve kadimden gelen kolay kolay değişiklik göstermeyen bir yapıdadır. her neyse, işte bu erdemlerden biri de ölçülülüktür. kendisi, en önemli erdemlerdendir. diğer erdemlerin insanlar üzerindeki etkilerini de doğrudan şekillendirir. diğer erdemler demişken toplum tarafından az bilinen erdemleri de paylaşmak isterim. asalet, tatlı dilli olmak, araştırma, boş şeyleri umursamamak, güler yüzlü olmak, zaman ve mekan hakimiyeti, çaba, sessizlik, doğaya uygun yaşamak, dostluk, gözlemlemek, hayal kurmak, sır tutmak, heyecanların kontrolü, istikrar, kusur aramamak, mücadeleci olmak, neşeli olmak, harekete geçmek, telafi etmek, yakınmamak.
ölçülülük konusuna tekrar gelelim. hayatın her alanında kullanabileceğimiz bir erdemdir. yokluğu her daim bizleri zor durama sokabileceği gibi diğer erdemlerin yararlarını da ortadan kaldırabilir. örneğin bir insana karşı fazla merhametli olursak, o insana yararımızdan çok zararımız dokunabilir. kendisini iyice acınacak bir durumda hissedebilir. yaşadığı durumdan çıkması daha zor olabilir. aynı şekilde bir insana çok fazla iyilik edip o kişiye sürekli destek olursak, o kişinin kendi gelişiminin önüne geçmiş olabiliriz. örnekleri çoğaltabiliriz. erdemlerin, hayatı daha yaşanılabilir bir hale getirdiğini unutmayalım. sevgiyle.
devamını gör...

sehven yaşanmıştır.
öldüğümde mezar taşımda yazmasını istediğim cümle, tam olarak bu. adımlarımın beni götürdüğü birçok çıkmaz sokak, karşılaştığım uçurumlar ya da girip de çıkamadığım binalara benzeyen birçok ilişki, birçok yaşanmışlıktan sonra hissettiğim tam olarak bu.

sehven yaşanmış bir hayat.
kaç kararda, kaç dönemeçte bu adımlar benimdi bundan bile emin değilim. öğretmenim çünkü çocukluğumdan beri birilerini idare etmek, yönlendirmek, oyun kurmak konusunda iyiydim. ama ben benim öğretmen kızım diye büyütüldüm. çünkü anneme göre en kutsal meslek buydu. ve ben annesinin çokça tesirinde kalan 'cennetin onun ayakları altında olduğuna emin olmasa bile kıyametin o varken kopmayacağına inanan bir çocuktum çünkü iyi insanlar olduğu sürece kıyamet kopmayacak demişlerdi, ben de buna yürekten inanıyordum. bir akşam üstü yoksa akşam mıydı? emin olamadım şimdi demek ki kıyamet korkum sonunda bunca yaştan sonra geçmiş. neyse bir akşam kopacak olan kıyametin dünyada hiç iyi bir insan kalmadığında kopacağını okumuştum ve annem yaşadığı sürece kıyamet kopmaz diye düşünmüştüm. çünkü iyi olduğuna emin olabildiğim tek insan annemdi. beni çok seven, bugün hala küçük kızım, küçük prensesim diye seslenen, hala beklentileri ile, sevgisi ile onu mutlu edemeyecek olmamdan ödüm kopan annem. herkese tüm dünyaya isyan etmeye çalıştığımda bile onun haberi olmasın, o üzülmesin diye uğraştığım annem. ve büyüyünce hataları olduğunu gördüğümde hayal kırıklığına uğradığım annem. çünkü hayatta kimsenin mükemmel olmadığını, sehven yapılabilir birçok hatayı iyi insanların bile yapabileceğini gördüğüm annem. ve annemi mutlu etmek için dönülmüş birçok dönemeç.
tek başına ayakta kaldığımda ise vitrin bir hayatı yaşamam. kusursuz. eğlenceli. sevgi dolu. lanet olsun öyleydi. öyle sanıyordum. sehven yapılan hatalar bilinçli bir şekilde yapılmaya başlamadan önce. bir gün gözlerimi açtım. kaybolmuştum. sehven ya da bilerek bir yola girdim. önümü göremez, haritasız, pusulasız bir halde; el yordamı ile yürümeye çalışıyorum. şikayet etmiyorum. sadece bazen çaresiz hissediyorum. bazen de bu kaybolmuşluk hissi ödümü koparıyor.

sehven yaşanmıştır.
bugün ölsem mezar taşımda yazması en muhtemel cümle bu. ama hayat bu ve ben insanım. bir insan olarak da hayatta kalmak için bilmem kaç yıl önce kodlanmış bir hayatta kalma içgüdüsüne sahibim. bu yüzden her seferinde ayağa kalkacak gücü de kendimde buluyorum. yine, yeniden sehven ya da bilerek yeni hatalar yapmak için. sokağın sonunu görüyorsan bir ıslık güzel olur, yön tayin etmek için bir el atar mısın?

"cennete asla gidemeyeceğim çünkü nasıl gidilir, bilmiyorum."
diyor lp lost on you 'da sen de dinle, kayıp ruhlarımız bir arada bir bütün olur belki ne dersin?
devamını gör...

(bkz: kazan kaldıranlar veritabanı)
devamını gör...

bakıyorum da sayılarında artış gözlemlediğim yazarlardır.

doğru yolu bulmuşsunuz hayırlı olsun, fingirdeklere de geçmiş olsun diyorum.
devamını gör...

aslında roux'tan öğrendiğimize göre bölgeye tabgaç adının verilmesinin sebebi bir türk boyu olan tabgaçların gerek kültürel gerekse siyasi anlamda çin coğrafyasına damgasını vurmasıyla ilintilidir. arapların ve yunanlıların bölgeyi bu şekilde isimlendirmelerinin altında bu tarihi gerçeklik yatıyor. daha sonra bir dönüşüm başlıyor. çinli olarak ifade edilecek kelime topalar'dır. * yönetim erkini ele geçirdikleri andan sonra gelişen süreçte ise vey hanedanı sıfatıyla çin yönetici sınıfının içerisine dahil oluyorlar. eriyiş ve asimilasyon da böylece başlıyor. enteresan bir örnek aslında. gücü elinize geçirip, gücü ele geçirdiğiniz topraklarda yok olup gidiyor ve benliğinizi kaybediyorsunuz. orada da gumilöv'in anlatıları önem taşır. onun aktardığına göre tahta geçen toba'nın annesi feniks kuşu adında bir çinlidir ve eşini zehirleyerek oğlunu tahta çıkarmıştır. onun etkisi ile toba, tabgaçların kendi milli kıyafetlerini ve ana dilini yasaklatır. onu bırakın saç uzatmalarını ve en önemlisi kendi soylarından birileri ile evlenmeleri dahi yasak edilir. tabgaçlar kendi geleneklerine göre ölülerini bile defnedemez olurlar. böylece tabgaçlar tamamen çinlilere benzerler ve asıllarını unuturlar. daha elim bir hadise ise; sırf merakından ötürü bozkıra gidip eski adetlerini görmek isteyen veliaht prens ve yanındaki yoldaşlarının katledilmesidir. bugün tabgaçlardan geriye sadece isimleri kaldı. ve ne yazık ki çokları onları çinli olarak tanıyor ve biliyor. üzücü...
devamını gör...

sezen aksu- firuze.
devamını gör...

bide bunlar çıktı kardeşim ya. görmek istemiyosan engelle geç yani olsun bitsin.bağlaç olan bilmem neyi ayırmayan insan diye başlık mı olur lan? arkadaşa ulaşabilen varsa bi sorsun bakalım tdk plaketini takdim etmiş mi kendisine?
devamını gör...

kendi kendine konuşmak
içinden oyuncak çıkan çikolataları, sakızları almak
simli kalemler kullanmak.
devamını gör...

az önce bitirdiğim ve günlerce üzerinde düşüneceğim harika hatta çok harika filmdir.

oyuncu kadrosunda riz ahmed , olivia cooke ve paul raci gibi isimlerin bulunduğu türkçeye "metalin sesi" olarak çevrilen ve en iyi kurgu oscarını alan çok lezzetli sakin bir film herkesin izlemesini tavsiye ederim.

film işitme duygusunu kaybeden metalci bir genci ve sevgilisini konu ediyor.
bol bol seyirciye empati kurduruyor.
filmin ses miksajı çok başarılı olmuş bol bol kendinizi karakterin yerine koyuyoruz.
riz ahmed çok başarılı bir oyunculuk performansı sergilemiş eğer anthony hopkins olmasaydı büyük ihtimalle oscar onun olurdu.
ayrıca tadını kaçırmadan dram filmi çekmeleri duygu pornosuna boğmamaları çok yerindeydi çok mutlu etti beni sağ olun.




kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür
film ve içinde oluşan olaylar bana bu sözü hatırlattı nedense çok etkilendim.
ruben ve kız arkadaşının yaşadıkları hayat ve ortak acılar birden kayboluyor ve biz o kaybolmuş duyguları izliyoruz.


ruben ve sevgilisinin arasındaki iletişim işitme duygusuyla beraber kayboluyor ve ruben karakterinin çektiği acılar seyirciye aktarılıyor son derece yalın ve gerçek bir şekilde.
ruben sağırlar evine gidiyor ve sevgilisi babasının yanına gidiyor.

ruben ameliyat olduğu zaman içinde bulunduğu durum değişecek zannediyor ama değişmiyor.
kendimi ruben karakterinin yerine koyup heyecanla bekledim ama maalesef seyirci olarak rubenle aynı hüznü yaşadım.

ruben ameliyat olup sevgilisinin yanına gidiyor ve sevgilisinin aynı olmadığını görüyor aynı şeyleri duymuyorlar.
aynı şeyleri duymamak aynı hayatın içinde olmamak gibi konular ikili arasında olan iletişimi mahvediyor ve ruben ayrılmak zorunda kalıyor.

hayat ruben karakteri için normal olmuyor ve bunu ruben normal olarak kabullenemiyor en azından geç kabulleniyor.
en sonunda ise ruben çözümü sessizlikte buluyor sağırlar evinde ona dinginlikten bahseden abiyi hatırlıyor ve o dinginliği yaşıyor.

filmde bir kaç kritik nokta var .
birincisi rubenin sevgilisi ruben iyi olsun diye onu sağırlar evine göndermek zorunda kalıyor.

ikincisi ruben sağır olmayı öğrenmeye çalışıyor.

üçüncüsü ameliyat olmasına rağmen eskiye dönemiyor ve kahroluyor.

sonuncusu ve dördüncüsü ise eski hayatını ve sevgilisini tekrar bulamıyor.

sessizliğe teslim olup huzur buluyor.





seyirciye bol bol empati kurduran çok lezzetli bir film olmuş herkesin izlemesi gereken bir eser. lütfen izlemeyen sayın yazarlar izlesin.

resimag.com/p1/8caffde3eb05.jpeg
devamını gör...

uzunca bir süre sadece yaşamakla meşguldüm hayatı, nasıl yaşanır bilmeden.
oldukça heyecanlı, eğlenceli, inişli çıkışlı, aynı bir roller coaster gibi, aynı bir buddy holly şarkısı gibi.
sonraları aradıklarımın, yaşadıklarım ile uyuşmadığını fark ettim. arzularım ve eylemlerim uyuşmuyorlardı.
öğrenmeye başladım böylece, kenara çekildim ve okudum, dinledim, izledim, bekledim.
o kadar çok zaman geçmiş ki beklerken, yılların farkına varamamışım. yaşamı öğreneyim derken yaşamayı unutmuşum.
şimdilerde ise yelkenlerimi yeniden açtım, yeniden açıldım okyanuslara. bu sefer pusulam sağlam, hedefim belli.
belki yine kayıp olurum ama muhakkak yolumu bulurum.

not: girilen tanımların makinist ile son istasyon radyo yayınında kullanılacağı başlıktır.
devamını gör...

kişilerin, birbirinin vücutlarını çıplak olarak görme isteği doğrultusunda çekilen görüntüleri karşı tarafa göndermesi durumudur.

her ne kadar bizim toplumumuzda “tabu” kavramı içerisinde yer alsa da dünyanın geri kalan kültürlerinde var olan, yaşanan bir gerçektir.

ha ben yapmadım hiç (şimdiye kadar hiç bir ilişkimden çıplak fotoğrafını isteyecek kadar uzak olmadım, özlemedim) ama yapıyor diye de kimseyi ayıplayamam. haddim değil.

cinsel hayatlarını ve ilişkilerini nasıl yaşayacaklarına insanlar karar verir. bu olaydan zevk alıyor ya da mutlu oluyorlarsa “yeterince tanışık olmak, karşılıklı güven ve dürüstlük” koşulları ile ne yapacaklarını kendileri bilirler.
devamını gör...

ileride ciddi sorunlara sebep olacak bir durum.
neyseki aileler tanrı olmadığından her niyet ettiklerini yapamıyorlar. bildiğinizi okumaya devam edin. bir noktada aileye 'he he' diyip paşa gönlünü dinlemek şart.
devamını gör...

bir mehtap kandemir kitabıdır.

birçok yazar arkadaşım kitabın ismini okuduğunda mehtap kandemir’in ne iş yaptığını anlamıştır. ama mehtap kandemir’i sadece yaptığı işle tanımlamak büyük bir haksızlık olur.

vasat bir türk dram filmi senaryosunu bire bir yaşamış olan yazar türkiye’de süregiden ve bitmesi de pek mümkün görünmeyen üstü örtülü ahlaksızlığın kurbanlarından biridir sadece. genelevde çalışmak zorunda kalana kadar başından geçenleri zaten okur öğrenirsiniz. ama asıl mesele zaten bildiğimiz bu hikaye değil.

asıl mesele genelevlerde çalışan kadınların hiçbir yasal haklarının olmaması ve mehtap kandemir’in buna tepki gösterecek ve bu haksızlığı gidermek için savaşmaya başlayacak kadar yürekli olması.

bu da yeterli değildir onu anlatmak için. sadece böyle büyük bir mücadeleye girmekle kalmamış, bu konu hakkında ve kendisi ile ilgili, kendisi ile aynı konumda olan insanlarla ilgili yazılar da yazmıştır dergilere.

genelevde çalışan kadınların emeklilik hakkı için büyük bir mücadele içine giren ve türkiye’de bu hakkı kazanan ilk insan olan mehtap kandemir’in bu kitabını okuduğumda daha iyi anladım ki eğer ortada bir utanç varsa bunu bölüşmek gerek, eğer bu bir iş kolu olarak kabul ediliyorsa o zaman yasal hakları da sağlanmalı genelevde çalışan kadınlara.

size komple muamele vaat eden bir kitap ama sonunda bir mutlu son ummayın.
devamını gör...

pudra şekerine övgü - ayvatmus
devamını gör...

benim için insidious * serisi ilk iki filmden sonra bitmiştir. son iki filmi sırf "elise rainier" gibi tatlı bir karakter olduğu için izledim.*" james wan" yönetmen koltuğunu başkalarına bıraktığı zaman olmuyor o filmler de hep bir şeyler eksik kalıyor . tamam "swamp thing " dizisi gibi filmler de dokunuşları belli oluyor fakat filmin genelinde hep bir sıkıntı oluyor, film bitince diyorsunuz kendi kendinize bir şeyler olmamış.
örnek verecek olursam:
-demonic (2015)
-annabelle serisi
-lights out (2016)
-the nun (2018)
-the curse of la llorona (2019)
-insidious son iki film
bu saydığım filmlerin hepsi iyi diyebileceğimiz filmler ve yapımcılardan biri james wan* olduğu için dokunuşları mevcut fakat filmleri izleyin hiç biri sizi ikinci defa izlemeye teşvik etmeyecektir. güzel bölümler var mı ? var.lakin genel anlamda sizi filmin içine çekmiyor bi şekilde hep dışarıda kalıyorsunuz. ayrıntı bilgileri james wan başlığına yazarım.
neyse geleyim karakter tanıtımlarımıza ilk iki film için bu tanıtımı yapıyorum.

film bir sabah uyandıklarında garip bir şekilde komaya giren çocukları için tedavi arayan anne babanın hikayesi ile başlıyor.sonrasında ise astral seyahatler, ruhlar,şeytanlar,medyumlar hepsi havalarda uçuşuyor.

ikinci film ise birinci film sonunda oluşan garip olayların * neden ve sonuçlarını anlatıyor. birinci filmde ucu açık bırakılan her konu ikinci film ile tamamlanıyor



şimdi önemli karakterleri tanıyalım
josh lambert

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kendisi bu ailenin reisidir. ilk film boyunca olaylarla yüzleşmek yerine kolayı tercih edip kaçması nedeniyle beni çok sinir etmiştir.

karısı yanımda ol diyor beeyfendi sınıfında uyuyor. * ayrıca resim çektirmekten hoşlanmıyor kendileri. sonradan öğreniyoruz ki oğlu dalton gibi beyfendimiz de astral seyahat uzmanı imiş fakat hatırlamıyor. meğer çocukluğuna ait tüm anıları "elise" isimli medyum tarafından silinmiş. silinme sebebine gelirsek resimlerde kara gelinlikli bir kadın görünmektedir. yeni tarihli her resimde de git gide bizim beyfendiye yaklaşmaktadır. sonuç olarak her şeyi unutması ve astral seyahat yapmaması için hafızası formatlanır. bu taktik işe yarar "tanımlarda dediğim gibi boş kafa en rahat kafadır".


lorraine lambert

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu ablamızı neden ikinci sıraya aldım ? çünkü kendileri her şeyden haberdar olmasına rağmen bizim çilekeş gelinimize bir şey olmaz diye diye olayı geçiştirmeye çalışıyor.

baktı ya format atınca her şey düzeliyor,şimdi de biz onlar yokmuş gibi yapalım giderler kafasını yaşıyor. neyse bu ablamız yine zorda kalan evlatları için medyum ablamızı çağırıyor bi okuyup üflesin diye. tabi bundan önce durumu anlatır bizimkilere



renai lambert

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ah bu çilekeş gelin yok mu tüm film boyunca en çok sorun yaşayan kişidir. başına neler geldi neler bunu anlatmayayım izleyin. filmi izlemek isteyenler izlemesin bu sahneleri tabi ki de.


eski evlerinde bu acayip olayları yaşayınca hemen yeni bir eve taşınırlar fakat değişen bir şey var mı ? yok.



evde tek başına parça bestelemeye çalışıyor ama bizim hayaletler rahat durur mu?



hayır evde uyumaktan korkar oluruz böyle bir sahne yaşasak. en sevdiğim sahnelerden biridir ki beni bile yerimden zıplatmışlığı vardı. *



işte çilekeş gelin böyle şeyler yaşarken bizim paşa sınıfta mışıl mışıl uyur.


elise rainier

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

aileyi kurtarsın diye umut bağladığımız medyum. * gerçi peder gelip bi okuyup üflüyor ama nefesi keskin olmadığından etkili olmayacağı düşünülüyor ve ne varsa eskilerde var denilip "elise" çağrılıyor. bizim elise zaten çoktan görmüş rüyasında dalton'u. *

geliyor önce milleti bi galeyana getiriyor diyor ki sizin eve büyü yapılmış ve bu tavanda bize bakıyor diyor.
isteyenler için sahnemiz


insanları korkuttuktan sonra bi gaz maskeleri takmalar falan acayip cin cağırma işlerine giriyor.



neyse her detayı anlatmayayım filmi izlemek isterseniz şaşıracağınız yerler olsun.


foster lambert

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ailenin erkek çocuklarından biri. ara sıra komada olan dalton'un yürüdüğünü iddia ediyor ebeveynlerini korkutuyor. gerilimi arttıran hareketleri yok değil. neticesinde bir çocuk.

dalton lambert

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


iron man 3 filminden de hatırlayacağınız kardeşimiz babası gibi bir astral bir otostopçudur. bedava gezilere katıla katıla bedenine geri dönmeyi unutur. ne kadar uzaklaştıysa artık ruhu bedeniyle bağlantısını kaybediyor ve arada ki bağ gün geçtikçe zayıflıyor. beden avcısı hayaletlerde bu körpe bedenin peşinde düşüyorlar "tatlıya üşüşen sinekler gibi" . meğer şeytan bunu tutsak etmesin mi olaylar olaylar. izleyin görün.





zaten filmin geniş özetini yaptım spoiler vere vere.ilk iki filmi izleyin pişman olmazsınız en azından spoiler yediğiniz için çoğu sahnede korkmayacaksınız.

görseller google resimler bölümünden "random" alınmıştır. kime ait olduğunu bilmiyorum.
devamını gör...

ınsanların çoğu bir anlam arama eğiliminde ve dinlerin de varolma sebeplerinden biri de bu. hiçbir şey sebepsiz değildir düşüncesi varken, kolayca bir sebep bulup rahat etmek, çoğunluğun arasında kolayca yaşamak varken her şeyin aslında bir hiç olduğunu anlamak zor ve hissedilen zorluk çok zevkli. anlam arayışında olan insanlar için çok zor gibi gözükebilir bu düşünce tarzı ama zaten zevk vermesinin sebebi de bu. o zevk nasıl anlatılır bilimiyorum.. hani çok zeki ve bir o kadar da kibirli insanların her yerde "yalnızım" demesine rağmen, yalnızlığından gurur duyması vardır ya... zorluklardan hoşlanma gibi bir huyunuz yoksa yazdıklarım saçma gelebilir size. bilemiyorum.. doğru ve yalnışın, iyi ve kötünün, kötü günde sığınacağın tanrının, sonuna kadar savunabileceğin bir düşüncenin olmayışı... onların verdiği yokluk, anlamsızlık, "niye yaşıyorum ki" hissi.. size anlatamayacağım kadar güzel. bunlar beraberinde insanlardan uzaklaşmaya eğilimli olmayı da getiriyor ve bunun kötü yanını görmedim. evet, yalnızlık çok zor. bazen keşke çok aptal olsaydım en azından derdimi anlatacağım arkadaşım olurdu diyorum. içimdeki kibir o kadar kuvvetli ki, kendimi başka insanlardan üstün görecek kadar zavallı oluşum, beni mutlu ediyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim